Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Tutku

Zamanın alışılagelmemiş saf günlerini biçen, hırpani görünümlü yakışıklı bir tırpan

Sert ve morumsu damarlarındaki güç, amansız bir yardım vermekte

Nasırlı ve titrek elleri arsız bir rüzgârın kurnazlığıyla çatlatılmakta

Yırtılmış bir ceket, yamalı bir pantolon, kırlaşmış sakallar, incinmiş duygular, yitip gitmiş anılar

Ve günlerin çekip götüremediği bir çikolata parçası kadar hayal kırıklığı

İhtiyar bir adamın son günlerinde sahip olması gereken kadar, fazla değil

***

Yaşlı kişi bereketli toprakların üzerinde çetin bir kuvvetle yürüdü. Gözlerinde inanç, saçlarında yaşlılık, kalbinde ise derin bir merhamet. Elinde bir sopa, asa, dişbudak. Yürüdü, bulutların gölgesinin altında, sarp bir uçurumun kollarına doğru. Eskimişti kıyafetleri lakin daha da yaşlıydı bedeni. Saçları uzundu, al. Renkliydi gözleri, her görene farklı renk, rengârenk.

Vaktiyle genç bir uçarı oğlan iken, arkadaşlarından saklanmak istediği için amansız bir dehlizin koridoruna sürdü bedenini. Zemin ıslak olup çamurluydu. Duvarlara çamurdan yazılar yazılmıştı. “Run, bunlar run,” dedi. Oysaki değildi, sadece çamurla yazılmış çirkin soluklu ürkütücü bir kirlilikti. Sakin adımlarla yaklaşıp okumaya çalıştı. Arkanı gözle, yazmaktaydı duvarın üzerinde. Ani bir titremeyle birlikte döndü ve onu gördü. Ölümdü bu. Onun için gelmişti. Genç ve hırpani görünümlü oğlanın karşısında tüm heybetiyle durmaktaydı. Kendisi için yeryüzündeki en acımasız kişi derlerdi, en adaletli olduğu da görülmesi gereken bir güzellikti. Oğlan yutkundu. Elindeki kamış yere düştü. Ölüm, kamışı aldı ve elinde gezdirdi. Onu, bir antika eser sayılabilecek edayla süzdü. Bir şeyler söyledi, dudakları kımıldamadı. Üzerine var gücüyle üfledi, etraf aniden hissizleşti. Ölümün nefesi, tehditkâr ve alçak.

Elinde bir asa taşıyordu ölüm. Kamıştan yetişmiş, büyülü ve sadık bir kalkan. Aydınlığa koşan bir merdiven, yalnız olanın dayanağı ve daha da fazlası. Ölüm konuştu. “Bir iyi haberim var bir de kötü,” basireti dağlanıp, garabet yüklü korkuyla felce uğramıştı garip oğlanın. Ölüm devam etti. “İyi haber, kötü bir haberin bulunmaması,” sesi titrek fakat netti. “Kötü haber ise iyi bir haberin bulunmaması,” diye konuştu. “Bir de gerçek var,” gerçek denilen şey bir körlükten ibaretti aslında. “O da şu ki, yaşamalı ve savaşmalısın. İşte asan. Sanma ki aramızda bir ahbaplık oluştu. Bir gün geleceğim sana, düzeni getirdiğin vakit ertesi, saçlarına ak düştüğü zaman. Tan vakti, uçurumun başında. İşte o gün. Tam vaktinde.”

***

“Büyü insanın içinde yanan en büyük alevdir. Güç kaynağı, umutların sönmesine engel olan asi bir rüzgâr,” dedi ölüm. “Gördüğün üzere bu hikmetleri ben bağışladım sana.”

“Her şeyi biliyorum artık. Beni şu an kim durdurabilir ki!” diye konuştu yaşlı efendi.

“Her şeyi bilen birinin en büyük kusuru yeni şeyler öğrenemeyecek olmasıdır.” Dedi, kara dudaklı ölüm.

“Ya geri dönersem, ya dönebilirsem.” Dedi, ak saçlı efendi.

“Ölümden dönmek pek bir işe yaramaz, beraberinde büyük bir güç getirmedikçe.” Dedi, ölüm.

Yaşlı efendi kendisini yalnız hissetti, tecavüze uğrayan bir bakirenin çığlıkları kadar. Karanlık hikâyelerin en korkutucu olanı karşısındaydı, ölüm. Yalnızdı, kahverengi bir karganın kanatlarının karalığı kadar.

***

“Beni aldığın takdirde halkımı kim koruyacak? Bu toprakların adaletinden kılıçların gazabı mı sorumlu kılınacak? Peki ya asa, asam?” dedi ak saçlı adam.

“Mevcudiyetin tamamlandı. Adalet, adalet mi dedin gerçekten? Asa da yok olacak ebediyette. Öyle bir silah ki varlığı, yeryüzündeki tüm huzursuzluklara sebebiyet verebilecek konumda bedbin bir değnek. Benim adım ölüm ve şimdi aç gözlerini çünkü görevimi ifa edeceğim.”

Ölüm havada kulaç atarak, tamahkâr adımlarla yaşlı adamın bedenini sardı ve ruhunu çekip çıkardı. Ruhu paçavra haline getirdikten sonra cebine sıkıştırarak uzaklara doğru yol aldı.

Ak saçlı cansız bedenin elinde yaşlı bir asa bulunmaktaydı. Ruhu alınan vücut kendini taşıyamadı ve dengesini kaybederek uçurumdan aşağıya yuvarlandı. Bir de asa vardı, çimenlerin üzerine denk gelen. Küçüldü, daha da küçüldü. Rengi soldu, derisi aşındı. Yeniden bir kamış oldu. Belki de hep öyle kalmalıydı.

Tutku” için 2 Yorum Var

  1. Çikolata parçası kadar hayal kırıklığı …
    İyi haber kötü haberin bulunmaması…
    Anlatım çok iyi , okuyucuyu sıkmadan kısa anlatımın iyi olmuş ve betimlemeler yerinde ve güzel !
    🙂 olay zaten harika

uykucu için Yorum Yap Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *