Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Üsteğmen Koufu’dan Sonsuzluğa

Önceki geceden beri gözüne uyku girmiyordu. Bulunduğu yer; hayal gücünü zorluyor, bunların bir şekilde gerçek olamayacağını düşünmesine yol açıyordu. Sesler… Göründüüü, göründüüüüü. Zırhlı menzile giriyor, Alfa-1 dalışa geçiyorum. Kahretsin! Neden bunları hala kafasının içinde duyuyordu? Bir masa vardı, hatırlıyordu. Yüzbaşı Yukio Seki gözlerini kırpmadan duvarda asılı olan haritaya bakıyor ve aynı şekilde başını ona çeviriyordu. “Müttefikler…” demişti ağzını belli belirsiz oynatarak. “Yakındır, geliyorlar Koufu. Bizi linç edecekler, öleceğiz! Ölmekten korkmuyorum. O kokpit benim sonum olacak, biliyorum. Onlar beni öldürmeden ben kendimi öldüreceğim. Beraberimde birkaç yüz tanesini daha götürerek.” Yüzbaşının başı arkaya düşmüş ve kahkahalar atmaya başlamıştı.

Hahaha, hahah, hahh… Başka sesler, birinin üstüne biri. Sonra diğeri. Komutanım, ateş edecekler. Ölmek istemiyorum, hayııııır! Komutan cevap veriyordu. Dalışa geeeç. Dalışaaaaa.

Üsteğmen Koufu, bunların hepsini net bir biçimde hatırlıyordu. Bütün görüntüler bir ekrana bakarcasına gözünün önünde beliriyordu. İlk gördüğü gibi, kokpitteki gibi. Savaş, her nesneyi canlı ve cansız olmasına bakmadan yiyordu. Yenilenler, aslında gerçekten de çiğnenerek yeniyordu. Savaş adındaki canavar uzuvlarını koparıyor, ölürlerken bir çığlık duyuluyordu. Yerden metrelerce yüksekte olmasına rağmen aşağıdaki bombardımanın sıcaklığı onun da yüzüne vuruyordu. Terliyordu, üniforması boğazını olabildiğince sıkıyordu. Kaskını çıkarmak istediğini hatırladı. Elleriyle sert kenarından tutarak kendisine verilen görevini düşünmeden bir anda çıkarmıştı. Ölecekti sonuçta. Bu kaskı neden takıyordu ki? Birkaç mil ilerdeki “USS” ile başlayan ve diğer kısımları birbirinden farklı olan onlarca gemiye sağ olarak ulaşması gerekiyordu. Belki de bu yüzden, diye düşünmüştü.

Bombardıman devam ederken uçağını topçu kışlasının üstünden uçurdu. Üsleri saldırı altındaydı. Askerler metrelerce altında canları çıkarcasına koşuyor, karşısındaki kişiyi katletmek uğruna ellerinden geleni yapıyorlardı. Bulunduğu yerden karınca boyutunda görünüyorlardı. Bir bayrağın topçu kışlasına dikildiğini ve onu indirmek isteyen bir askerin henüz ulaşamadan vurulduğunu gördü. “Tanrı ruhunu bağışlasın, kardeşim!”. Sözler ağzından bir anda dökülmüştü. Kaşlarını çattı, ilerdeki gemiler yaklaştıkça büyüyordu. Küfürler etmeye başladı. Korkmamalıydı. Yüzbaşı Seki’yi hatırladı. Japonya uğruna, savaşı bitirmek uğruna, katledilen yüzlerce kardeşinin uğruna o gemilerden birini batıracaktı. Ölecekti, ama öldürecekti de. Kendisiyle aynı rütbede olan bir arkadaşının dediklerini hatırladı. Belki de savaşı bitiren samuray sen olursun.

Sahilin üstünden uçarken gözlerini gemilere çevirdi. Bir hedef seçmeliydi. Amiral gemisini batırmayı o kadar çok isterdi ki. Bu kadar kargaşa içinde bulamayacaktı. Bu yüzden düşman cepheye olabildiğince büyük zarar verecek olan bir gemiyi gözüne kestirdi. Refakatçi bir uçak gemisi. Hızlandı, her şeyi göze alarak. Gözünü karartmış bir halde uçağın burnunu hafif bir eğimle yere indirdi. Bir topun kendisini hedeflediğini fark etmişti. Hedef gemiyi koruyan daha küçük gemilerden birinde yer alıyordu.

“Hayır! Yetişemeyeceğim, yetişemeyeceğim!”. Gürültülü bir ateş sesi duyuldu, kulakları sağır edecek kadar. Ağzını sonuna kadar açmıştı, bağırıyordu. Ölümün korkusu son anda bedenini sarmıştı. Bu yüzden gözleri kapalıydı ve ter içinde kalmıştı. Tekrar açtığında kendini yeniden havada bulmuştu. Bu sefer görüntü daha farklıydı. Gözlerini çevresinde gezdirdiğinde mor bir sis dumanıyla kaplı olduğunu fark etti. Sesler kesilmişti, hiçbir şey görünmüyordu. Ölmüş müydü yoksa? Ellerini vücudunda gezdirdi, hala kokpitteydi ve uçağı tek parçaydı. Telsizinden belli belirsiz bir anons duyuldu. “Üsse çekiliyorsun sarı tenli yaşam formu. Panik yapmamanı tavsiye ederiz. Yanlış bir hareket, yok olmana sebep olacaktır.”

Alnından akan terlerin donduğunu hissetti. Gözleri büyümüştü. Ses, insana ait değildi. Metalik ve fazlasıyla tiz bir sesti. Bir anda uçağının kontrolünü kaybetti. Kendiliğinden yol almakta olan uçak çıkabileceğinin üstünde bir hız seviyesinde yol kat ediyordu. Kokpitin camından baktığında hala mor renkten başka bir şey görememişti. Anında durdu. Dışarıya baktığında biraz ilerde yüzlerce rengin birbiriyle buluştuğu bir kapı göründü. Daire biçiminde bir çatı, kapının açıldığı yerin üstünü örtüyordu. Sağ tarafına baktığında uçağının giriş yaptığı hangarın gürültülü bir rüzgar sesiyle kapandığını gördü. Sol tarafında ise bu devasa yapı vardı. Fazlasıyla yüksek daire tavanın tepesinde yüzlerce anten vardı. Yine tepesinde uçağı büyüklüğünde bir radar göze çarpıyordu. Etrafındaki duvarların aynı şekilde yüzlerce rengin birleşimi ile oluştuğunu fark etti. Yapının içinden gürültülü bir ses geldi. “Yürü sarı tenli yaşam formu! Kapıdan gir ve türünün neden olduğu yıkıma daha yakından bak!”

Sarı tenli yaşam formu. Korkusu içinde giderek büyüyordu. Yürümeye başladı. Kapıdan geçtikten sonra büyük bir koridorda buldu kendini. Sağ ve sol yanında dijital ekranlar vardı. Bunca teknolojik aleti daha önce hayatında hiç görmemişti. Ekranlar aynı hızla açıldı. İlk önce mağaralardaki insanların birbiriyle kavga halinde olduğu görüntüler gözüne çarptı. Bir adam, avladığı eti alan başka bir adamın kafasına taş vurarak onu öldürüyordu. Gözlerini hemen çevirdi ve koridorda yürümeye başladı. Yürüdükçe çevresinde tarihteki silahların yapımına ve savaşlara ait görüntüler ortaya çıkmaya başladı. Ses yeniden kendini hatırlattı. “Sürekli kıyım halinde birbirinizi öldürdünüz! Sizi uyarmaya çalıştık, ama buna devam ettiniz. Yakında neler olacaklarından haberin dahi olmayacak!”

Koridorun sonuna geldiğinde bu sefer daha büyük bir ekran gördü. “Bu ekran geleceğe aittir!” Ses, sürekli aynı tonda konuşuyordu. Birden alevler içinde yanan bir şehir gördü. Küçük çocuklar, kadınlar ve yaşlılar. Daha dikkatli bakınca burayı tanıdı. Hiroşima! Dehşet içinde kalmıştı. Savaşı bitiren samuray. Ben değilmişim diye düşündü. Gözlerini hemen çevirdi. Yürüdü; ölümü, kıyımı ve savaşı düşünerek. Karşısına bir oda çıktı, içine girdi. İşte dün geceden beri buradaydı. Gözüne bir damla uyku girmemişti. Ve yine sesler… Batırııın! Kahrolası gemileri batırıııın!

Üsteğmen Koufu’dan Sonsuzluğa” için 4 Yorum Var

  1. Başıyla finali çok güzel bağlanmış. İnsanlığın gittiği yere dair de güzel meselesi olan bir öykü olmuş.

    1. Yorumunuz için teşekkür ederim. Dediğiniz gibi uyarı niteliğinde bir mesaj vermeye çalıştım. Daha güzel bir geleceğe yol almak dileğiyle 🙂

  2. Güzel öykü olmuş Ömür. Dilin kuvvetli. Anlatımını beğendim. Yeni seçkilerde görüşmek dileğiyle.

    1. Teşekkür ederim. Aynı şey senin öykülerin için de geçerli. Fantastik bir evren yaratarak etkili biçimde onu okuyucuya verebilme konusunda bir yeteneğe sahipsin. Yeni çalışmalarında aynı başarıları dilerim.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *