Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Ütopya Projesi 2 – NPC Testi

NOT: Bu bölümü okumadan önce ÜTOPYA PROJESİ – YASAK CİSİM adlı hikayeyi okumanız, devamlılık açısından önem arz etmektedir.


Renkli spot ışıkların etrafta dans ettiği, siyah ve kırmızının hakim olduğu yere girdiklerinde John’un yüzünde istemsiz bir gülümseme belirmişti. Audrey ile birlikte özel odaya doğru yürürken, etrafta dans eden fahişelerin ve sarhoş müşterilerin gürültüsünü kesen ses kulaklarında yankılanıyordu.

“Simülasyon bağımlısı olmayın. Bu sahte dünyaya kanmayın. Sizi kullanıyorlar. Simülasyon bağımlısı olmayın…”

Elindeki pankartla etrafta ağır adımlarla yürüyen adamı ciddiye alan tek kişi de onun kafasına attığı şişenin ardından büyük bir kahkaha patlatmıştı.

John ve Audrey etrafta olup bitene aldırmadan yürürken yanlarına gelen kadının konuşmasıyla bir an duraksadılar.

“Hey yakışıklı. Sadece yirmi krediye sana hayatının anını yaşatmama ne dersin.”

Kadının esmer teni, siyah saçları, bebeksi yüzü ve herkesi hayran bırakacak güzelliği, konuşmasındaki argo tavır ile tamamen itici hale geliyordu. Yüzlerce kredi ile oluşturulmuş bu avatarın gerçek görüntüsü onu kullanan kişinin konuşmasıyla ortaya çıkıyordu.

John biraz sinirli, biraz da umursamaz bir tavırla cevap verdi kadına.

“Teşekkürler istemiyoruz.”

“Ben NPC[1] değilim genç çocuk. Buradaki o devre kafalıların hayal bile edemeyeceği şeyler yapabilirim sana.”

“Teşekkürler dedim! İstemiyoruz.”

Kadın Audrey’i göstererek yüzünü ekşitti.

“Şu kuru kız sana ne verebilir ki?”

John, kadını daha fazla dikkate almadan Audrey’i bileğinden tuttu ve yürümeye başladı. Ancak kadının yanından ayrılırlarken hala söylenmesini duyuyorlardı.

“Siz gençler gerçek zevkten ne anlarsınız ki zaten… Hey yakışıklı…”

Özel odaya geçtiklerinde Audrey’in yüzündeki tiksinti iyice artmıştı. Günah Şehri adı verilen bu simülasyonda birkaç yıl önce, tıpkı az önceki kadın gibi kredi kazanmak için iğrenç şeyler yapmıştı. Gerçek hayatta olsa asla kendisini affetmeyeceği iğrenç şeyler, simülasyonlar içinde önemsiz hale geliyordu. Yine de bu denli aşağılayıcı zamanları hatırlamak içinde bir tür huzursuzluğa neden olmuştu.

“Alacağımızı alıp bir an önce gidelim buradan” dedi Audrey en sert sesiyle. “Bu simülasyondan nefret ediyorum. Neden burayı seçtin ki zaten?”

“Çünkü burası denetlenmeyen tek simülasyon. İnsan Mahremiyeti Yasası. Robotlar buraya sadece veri gönderir. Buradaki veriler ise mahremiyet yasası gereğince kayıt edilemez veya incelenemezler.”

“İyi tamam anladım. Ne yapacaksak yapalım artık. Nasıl çalışıyor peki?”

John sağ avucunu açarak gülümsedi ve diğer eliyle bileğini bastırdı. Bileğinden parmak uçlarına doğru ilerleyen mavi çizgiler bütün elinin etrafında gri noktalar bırakıyordu. Audrey içindeki heyecana yenik düştüğünü yüzüne yansıtmıştı. Yutkunduktan sonra konuşmasına devam etti.

“Bunlar ne?”

“Siber bağlantılar. Tüm sistem bu noktalar üzerinde işler. Seni, beni, etraftaki her şeyi bu noktalar var ediyor. Her birinin içinde yüzlerce bilgi kodlanmış durumda. Koordinatları, rengi, hangi uçlara bağlı olduğu, sertlik derecesi, iletkenlik derecesi ve daha yüzlercesi.”

“Peki nasıl çalışıyor.”

“Dediğim gibi bu dünyada bir şeye dokunduğum zaman bu uçlar dokunduğum nesneyi de benim bir uzantımmış gibi programa dahil ediyor. Gerçek dünyada bileğime yapışık olan bant bu verileri kaydediyor. Simülasyondan çıktığımda ise, valaa. O nesne artık benim demektir. Dur sana göstereyim.”

John, kapısını kırmızı perdelerin örttüğü odanın içinde, siyah deri koltuğun sardığı yuvarlak masaya elini koyduğunda Audrey ne göreceğini heyecanla bekliyordu. John’un parmak uçlarından başlayıp masaya yayılan mavi çizgiler tüm masayı sarıp etrafında yine yüzlerce gri nokta bırakana kadar ilerledi.

“Artık bu masa benim bir parçam” dedi John kendinden emin bir şekilde.

Elini tekrar çektiğinde ise masadaki gri noktalar ve çizgiler anında yok olmuştu.

“Ve artık bu sadece bir masa.”

Audrey gördüğü şovun ardından içindeki tedirginliği tekrar dile getirmekten kendini alı koyamadı.

“John. Bu şey gerçekten mükemmel bir buluş. Ama ne olur daha fazla ileri gitme. Sisteme bildir ve buluşu alsından. Bu şey için sana on binlerce kredi öderler.”

Kredi kazanmanın üç yolundan biri de icatlar yapmaktı. İnsanları yeni bilimsel icatlara şevk etmek için yaptıkları buluşun derecesine göre kredi veriliyordu. Kredi kazanmanın diğer yöntemleri ise gerçek dünyada robotların verdiği bazı işleri yapmak veya simülasyonlarda hizmet vermekti. Ancak hiçbiri bir icadın verdiği krediyle boy ölçüşemezdi.

“Peki ya sonra?” dedi John. “Hayat yine eskisi gibi olacak. Sadece kendim için değil, bütün insanlar için değiştireceğim Ütopya’yı. Kimse kredi kazanmak zorunda kalmayacak. Bütün simülasyonlar ve erişimler herkese açık olacak.”

Audrey daha fazla üstelememesi gerektiğini düşünerek başını öne eğdi ve ağzını büzdü. John’un yanlış bir şey yaparak Duvar’ın arkasına atılmasını istemiyordu. Yine de susmayı tercih ederek ona olan saygısını gösteriyordu.

“Pekala, sen bilirsin. Ne yapacaksak yapalım ve bir an önce gidelim bu pislik yuvasından. Hala tam cevap vermedin zaten. Neden burası? Ne alacaksın buradan?”

“Dediğim gibi burası denetlenmeyen tek yer. Buradan ne istersen alabilirsin ve sistemin haberi bile olmaz. Bu aleti bir NPC üzerinde deneyeceğim.”

“O şeyin kapasitesi ne kadar ki? Bir NPC’nin yapay zekasını dahi alabileceğine inanabiliyor musun?”

“Yapay zekasını almayacak. Sadece zekanın yönettiği kabuğu alacak. Yani NPC vücudunu. Vücut benim parçam olarak göründükten sonra yapay zekanın bağlantısı kopacaktır. Ardından ise NPC’yi yöneten zeka, Bulut üzerinde işlem yapamayan bir kod parçasına dönüşeceği için silinecek. Anlayacağın, bu şeyle dokunduğum her NPC boş bir kabuk gibi yere devrilecek.”

“Peki ya gerçek insanlar? Onlara dokunursan?”

John bu konuda düşünmemişti. Ancak şimdi bu soru kafasını ciddi anlamda kurcalamaya başlamıştı.

“Aslında bilmiyorum. Muhtemelen bağlantıyı koparacaktır. Ya da çok düşük bir ihtimalle dokunduğum kişinin tüm sinir sistemini yakarak ölmesine de neden olabilir.”

“Yani o şey çok tehlikeli.”

“Henüz bilmiyoruz. Ama öğrenmenin bir yolu var.”

John özel odadan bir adım çıkarak etrafa dikkatlice bakmaya başladı. William, geniş odanın diğer ucunda bir NPC fahişeye kucak dansı yaptırıyordu. Buraya Geldikleri gibi diğerlerini ekip eğlencesine bakması, John’un onun hakkında sevmediği düşüncelerini destekliyordu. Şimdiki deneyini de onun üzerinde yapmak konusunda bu yüzden hiç tereddüt etmedi.

“Hey William” diye bağırdı John. “Bir dakikalığına buraya gelebilir misin? Sana göstermem gereken bir şey var.”

“Dostum meşgulüm görmüyor musun?”

William tüm umursamazlığını John’a yöneltmişti. Kredisini ödediği bu keyfin tadını sonuna kadar çıkarmak istiyordu ve John’un göstermek istediği şeyler yüzünden bunu yarıda bırakmayacaktı.

“Sen bilirsin dostum. Sana istediğin kadar NPC ile kredisiz nasıl eğlenebileceğini gösterecektim.”

William hiç tereddüt etmeden yerinden kalktı ve hızlı adımlar ile yürüyerek birkaç saniye içinde John’un yanında bitti.

“Nasıl? O zımbırtı bu işe de yarıyor mu yani?”

“Evet dostum. Özel odaya gir. Sana nasıl olacağını göstereyim.”

Audrey, John’un aklından geçenler yüzünden tedirginliğini gizleyemiyordu. Eğer dediği gibi sinir sistemine etki ederse bu William’ın ölümüne ve John’un sonsuza kadar gitmesine sebep olabilirdi.

“John, vazgeç. Neyi kanıtlamaya çalışıyorsun?”

“Ne kanıtı?” dedi William şaşkın bir ifadeyle.

Tam o anda ise John hiç beklemeden elini William’ın yanağına koydu. William’ın katılaşan bedeni mavi çizgiler ile sarılırken donuk gözlerle sadece karşıya bakıyordu. Tüm vücudunu saran çizgiler binlerce gri nokta ile neredeyse William’ın her yerini kaplamıştı. Ardından John elini ondan çekti ve William mavi kana dönüşmeye başladı. Sonrasında ise yere akarak tamamen yok oldu.

“Hmm demek simülasyon içinde bağlantısı koptuğu için onu ölü olarak nitelendiriyor ve simülasyondan siliyor.” John’un bu denli soğuk tavrı Audrey’i git gide daha çok endişelendiriyordu.

“Ne yaptın sen? Ya dediğin gibi öldüyse?”

“Bekle biraz.”

Birkaç dakikalık beklemenin ardından William’dan gelen konuşma talebi, John’u kahkahalara boğmuştu.

“William Frost sizinle görüşmek istiyor. Görüşmeyi kabul ediyor musunuz?”

“Evet.”

En sinirli yüz ifadesini takınmış olan William’ın hologram yüzü, John’a karşı tüm nefretini kusuyordu.

“Lanet olsun sana. Beni ikinci kez simülasyondan attın.”

“Sakin ol. Eğer bu işte olmak istiyorsan yanımızda durmalısın. Simülasyona girdiğimiz gibi bizi ektin. Buraya gel ve beni dinle sadece.”

“Simülasyona girecek kredim kalmadı. Senin yüzünden tekrar sıfırlandım piç kurusu. Bana buraya gel falan deme.”

“Hayır, buraya gel. Yıldırım Meydanı’nda buluşalım.”

“Dostum orası buradan iki yüz kilometre uzakta.”

“O zaman bir FC çağır ve hemen gel. Yarım saat içinde burada olursun. Yoksa kaybettiklerini bir daha asla geri alamayacaksın.”

***

John ve Audrey, Yıldırım Meydanı’nın kenarından denize sarkıttıkları ayaklarıyla rüzgarın tadını çıkarıyorlardı. Güneş, neredeyse yarısını Duvar’ın ardına gizlemişti. Duvar’ın ardından doğup tekrar Duvar’ın ardında kaybolmayı neredeyse iki yüz yıldır yapıyordu.

William’ı bekledikleri süre içerisinde tek kelime konuşmamışlardı. John, elindeki güç ile neler yapabileceğini düşünürken Audrey, onun bir aptallık yapıp sonsuza kadar kendisinden uzaklaştırılacağının korkusunu yaşıyordu. Birbirlerine karşı olan ilgilerini henüz dile getirmemiş olsalar bile ikisi de bunun farkındaydı. Ve Audrey onu kaybetmeyi göze almak istemiyordu.

William’ın FC aracı uğultulu şekilde birkaç metre yanlarına inerken, John ve Audrey de arkalarını denize vererek meydana dönmüşlerdi. Flying Car-Pet ismi, FC olarak kısaltılan bu araçları tam olarak nitelendiriyordu. Beyaz, oval, ince bir kalıptan ibaret olan bu “Uçan Halı” adındaki araçlar hem insan taşımacılığını hem de diğer tüm nakliye işlemlerini yapmak için sürekli gökyüzünde yol alıyorlardı. Üstelik tıpkı diğer her şey gibi, insanların onları kullanmak için sadece ellerini havaya kaldırıp bir adet FC istemeleri ve bu araçların insanlar ne isterlerse yapmaları, onları birer evcil hayvan kalıbına sokuyordu.

Gitmek istenilen yerin sadece isminin söylenmesi ile acil durumlarda maksimum saatte sekiz yüz kilometre hıza çıkabilen bu araçlar, antik dilde İngiltere adı verilen Nenurc’un bel kemiğini oluşturuyordu.

Araç yere indiği gibi üzerini saran saydam metal kubbe kapandı. William’ın araçtan inmesi ile ise yerden havalanıp, bir başka ihtiyaç durumunda çağırılmak üzere hazırda beklemek için hızla en yakındaki FC depolarından birine yola koyuldu.

William’ın sessizliği içindeki siniri fazlasıyla gözler önüne seriyordu. Ağır adımlarla diğerlerine doğru yürürken konuşmaya başladı.

“Nasıl ödeyeceksin bana borcunu, anlat bakalım.”

“Eğer biraz olsun beni dinlemiş olsaydın bunu öğrenirdin zaten. Seni nasıl simülasyondan sildim biliyor musun?”

“Beni öldürdün aşağılık herif.”

“Hayır, senin bağlantını kopardım. Ve istersem istediğim her NPC’nin de bağlantısını koparabilirim. Mesela hep bir altın kemer istiyordun değil mi? Tam iki bin beş yüz kredilik neredeyse eşsiz bir parça. Ütopya’da büyük dikkat çeker. Onun tanıtımını yapan NPC’nin bağlantısının koptuğunu düşün. Ve onun kemerine dokunmam ile birlikte artık senindir. Veya her kim olursa olsun, üzerindeki eşyaya dokunmam ile artık bizimdir.”

Audrey sessizliğini bozarak konuşmaya müdahale etme vaktinin geldiğini düşünüyordu.

“Yani onları çalarak.”

“Çalmak mı?”

“Elbette. İnsanlar o şeyleri alabilmek için saatlerce çalışıyorlar. Onların kredisini mi çalacaksın?”

“Pekala, biz de sadece NPC’lerden alırız.”

“O zaman da diğer insanların hakkını yemez miyiz? Zahmetsizce bir şeyleri elde etmek her ne olursa olsun çalmak değil midir? Neden buluşu bildirip kredini almıyorsun sadece?”

“Ben burada herkes için uğraşıyorum. İşimiz bittiğinde herkes eşit olacak.”

“Herkes zaten eşit. Etrafına baksana. Bu dünyada her şeye sahip değil misin? Neden Ütopya’yı bu kadar kafana takıyorsun. O sadece bir simülasyon, bir eğlence aracı.”

“Bunu sen mi diyorsun? Avatarına hepimizden fazla masraf yapan sen değil misin?”

“Evet, biliyorum, orası insanı çok daha özgür hissettiren apayrı bir dünya. Ölmenin olmadığı, hayalindeki her şeyi gerçekleştirebildiğin ve diğer bütün insanlardan farklı olduğunu hissettiğin tek yer. Ve böyle kalması daha iyi bence. Etrafına baksana. Tüm insanlar saklanıyor evlerinde. Neden kimse dışarı çıkmak istemiyor biliyor musun? Çünkü herkes gibi olduklarını görmek istemiyorlar da ondan. İnsanlar farklı olmak ister John. Bırak öyle kalsınlar.”

John bir süre sessizce düşündü. Aklı iyice karışmasına rağmen hala kredisi çok olan insanları alaşağı etme isteği ağır basıyordu. Yine de Audrey’in söylediklerine hak veremeden edemedi. Ancak Duvar’ın arkasını görmek için yaptıklarına devam etmeye niyetliydi. İnsanlara özgürlük verilmişti yüz yıllar önce. Fakat bu gördükleri özgürlük değildi. Bu yüzden özgürlüğünü tamamen alana kadar isyanına devam edecekti.

 

DEVAM EDECEK

 


[1] Non-Player Character (Oyuncu Olmayan Karakter) Yapay zeka tarafından kontrol edilen karakterler.

Ütopya Projesi 2 – NPC Testi” için 6 Yorum Var

    1. Yorumunuz ve beğeniniz için çok teşekkür ederim 🙂 Öyküyü beğeninizi dile getiriş şekliniz beni çok mutlu etti 🙂 Yeterince giriş yaptık sayılır, sonraki bölümlere daha uzun yazmaya gayret göstereceğim 🙂 Yorumunuz için tekrar teşekkür ederim

  1. İkinci bölümde güzel olmuş 😀 peki bu dünyaların bir bütün olarak bir adı var mı? yoksa sadece genel olarak simülasyonlar mı diyoruz?

    1. Her simülasyonun kendine ait bir adı var ama hepsi Ütopya simülasyonuna bağlı çalışıyorlar. İlerleyen bölümlerde simülasyon sistemi hakkında daha fazla bilgi vermeye çalışacağım. Yorumunuz için teşekkür ederim.

  2. Akla gelen bir çok soru mevcut ama üstte belirtilen yorumlarda açıklamaların mevcut olduğunu okudum 🙂 John , ne yapmayı düşünüyorsun ? 🙂 diye sorar oldum kendime. Elindeki güce alet mi olmayı düşünüyorsun ? Yoksa sistemi alt etmeyi mi ? 🙂

    Çok teşekkürler , yine keyifle okudum 🙂

    1. Değerli yorumunuzu eksik etmediğiniz için asıl ben teşekkür ederim. Keyif almanıza sevindim 🙂

Murat Karadayı için Yorum Yap Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *