Öykü

Ve Bütün Yolculukların Bir Sonu Vardı

Yol, hiçbir yere gitmeden duruyordu. Alen saatlerdir bulunduğu noktadan bir adım bile uzaklaşmadan yola bakıyordu. Dünyanın külü o çirkin asfaltlar aynıydı. Üzerindeki beyaz şeritler hergün binlerce arabanın lastiği için paspas olmuştu, ama duruyorlardı. Dünya muhtemelen dönüyor, ama yolun durağanlığına etki etmiyordu. Ve yolun üzerinde hareket halindeyken seyahate eşlik eden beyaz şeritler, hızlandıkça upuzun tek bir çizgi halini alan o beyaz kısa çizgiler, çok nettiler.

Yolun nereye vardığının pek bir önemi yoktu Alen için. Zaten ne yol bir yere varabiliyordu, ne de Alen bu düşünceyle bir yere varabiliyordu. Bu yol, yol değildi belli ki. Alen’in izleyeceği yol bu olmamalıydı. Issızlığın ortasında ne işi vardı ki zaten bu yolun. Kimin yoluydu, ne suçu vardı ki bu yalnız ve çürük topraklarda terk edilmişti.

Sırtında dünyasını da taşıyan bir kaplumbağanın varlığını fark etmesi onu epey gerdi. Hayvan, sırtladığı dünyasını ağır ağır bir yerlere götürüyordu. Nereye olduğunu hiç umursamadı Alen, daha ziyade tüm bu durgunluğun ortasında, çok yavaş da olsa bir hareket olması onu germişti. Belki de heyecanlandırmıştı ama duygularından çok emin olamıyordu.

Arabası bozulduktan hemen sonra saatlerce başka bir şoförden yardım istemek için beklemişti. Beklediği sürücü ve kullandığı boktan teneke yığını başka bir yoldaymış gibi görünüyordu. Tüm şoförler başka bir yoldaydı muhtemelen. Dünyanın boşverdiği bu yolu sadece ayağının ucunda ağır ağır yol almakta olan kaplumbağa kullanıyordu.

Kaplumbağa, Alen’in tam iki ayağının arasında aniden durdu. Ani duruşu o kadar ağır gerçekleşti ki Alen hiç mi hiç şaşırmadı, yerden hiç toz kalkmadı, yolun durgunluğunda bir değişim olmadı.

Kaplumbağa kafasını ağır ağır Alen’e doğru çevirerek doğruca gözlerinin içine baktı. Alen onun bakışlarına karşılık vererek beklemeye başladı. Birkaç saniye ikisi de kıpırtısız durduktan sonra Alen kendini saçmalık derecesinde mecbur hissederek başıyla kaplumbağaya kısa bir selam verdi. Hayvana saygısızlık olmasın diye selamını olabildiğince yavaş tuttu.

“Ne yapıyorsun burada?” diye sordu kaplumbağa hecelerin üstüne basa basa. Meraklı gözleri, haşin gagasına ters kaçıyordu.

“Arabam bozuldu da Bay…” Alen nasıl hitap edeceğini bilemeyerek duraksadı. Sonuçta insan her gün bir kaplumbağayla, çorak bir bölgenin unutulmuş otoyolunda konuşma fırsatı yakalayamazdı.

“Kaplumbağa yeterli.” dedi kaplumbağa kısa keserek. Kafasını çok hafif yana yatırarak Alen’e bakmaya devam etti. “Sana neden burada karınca yuvası keşfetmiş tapir gibi oturduğunu soruyorum.”

Alen içini çekerek gökyüzüne baktı. “Bilemiyorum. Açıkçası buraya niye geldiğimi, neden bu yolu kullandığımı da bilemiyorum. Her şey çok karışık.” diye cevapladı kaplumbağayı.

“Anladım birader.” diyen kaplumbağa başını çok ağır ağır salladı ciddiyetle. “Yürümen gerek ve yol gözünde büyüyor. Senin sıkıntın bu.”

Alen de başını ağır ağır sallayarak onu onayladı. Bir kaplumbağayla hem fikir olduğuna inanamıyordu ama söyledikleri kulağa çok mantıklı geliyordu.

“Bak sana ne diyeceğim, buradan birkaç kaplumbağa mili ötede bir benzin istasyonu var. İstersen seni oraya götürebilirim.” dedi kaplumbağa. Başıyla muhtemelen benzin istasyonunun bulunduğu yönü gösterirken, silgiye benzeyen yeşil boynu imkansız ölçülerde uzadı. Kaplumbağanın boynunun kopmasından ve o boyuna bağlı küçük kafasının yere düşmesinden endişelendiyse de çok belli etmedi Alen.

“Bakın Bay… Eee… Kaplumbağa…”

“Kaplumbağa yeterli dedim sana.” diye araya girdi kaplumbağa. Uzamış boynunun ucundaki kafası dünyanın hızına meydan okurcasına yavaş hareketlerle Alen’e döndü. “Sadece kaplumbağa de.”

“Peki. Kaplumbağa. Bak, çok fazla yükün var, seni yavaşlatmak istemem.” dedi Alen.

Kaplumbağa kahkahaya benzeyen ama kancalı ağzından çıkarken metalik bir sürtünme efekti kazanan sesler çıkartarak kafa salladı. “Bundan daha yavaş olamam heralde.” Boynunu düzelterek kaplumbağa ciddiyetini geri kazandıktan sonra tekrar Alen’e baktı.

“Benim gideceğim yer, benzin istasyonuyla aynı yönde. Hatta çok yakınlar. Ayrıca burada kararsızlık içinde oturmandan iyidir.” Kaplumbağanın küçük suratı, gülümsemeye benzer bir ifadeyle genişledi. “Hadi atla sırtıma.”

Karşı koymanın pek faydası olmayacak gibi görünüyordu. Ayrıca kaplumbağanın da söylediği gibi oturarak bir şey elde edemiyordu. Yol duruyordu, o duruyordu, dünya bile kıpırdamıyormuş gibi geliyordu. Hafifçe doğrulup kendini asfalttan kaldırdığı gibi kaplumbağanın üstüne bıraktı. Bağdaş kurarak rahatsız kabuğun üstüne yerleşti.

“Hazırsan gaza basıyorum.” diyen kaplumbağa öncekinden daha ağır hareketlerle ilerlemeye başladı. Alen’e söyleyecek pek bir şey kalmamıştı. Yolculukları tüm yavaşlığıyla devam ediyordu. 8-10 saat içinde, Alen’in manzarası çok az da olsa değişmişti. Daha önce hafif çaprazında kalan bir kayayla şu an aynı hizadaydı. Hava kararmaya başlıyordu.

Yıllardır görüşmediği babasının ölüm haberini alışının üzerinden 3 gün geçmişti. Cenaze bir gün sonra olacaktı ve arabası bozulduğundan beri içinde cenazeye yetişebileceğine dair hiç umut kalmamıştı. Yetişmek istediğine de çok emin değildi gerçi. Babası, Alen 12 yaşındayken evi terk etmiş ve annesi bu ayrılıktan sonra asla toparlanamamıştı. Babasından nefret ederek büyümüş, ama gitmesinin sebebini öğrendiğinde öfkesi yerini kedere bırakmıştı.

Annesi ölüm döşeğindeyken Alen’e, babasını aldattığı için adamın gittiğini itiraf etmişti. Hem de evlendiklerinden beri aldatıyordu. Genelde tek bir adamla, bazen birden fazla adamla… Alen’in kimden olduğuna dair pek fikri yoktu hatta. Adam bunu öğrenince doğal olarak basıp gitmişti. Ama karısını asla boşamamış, üstelik Alen için harçlık yollamaya devam etmişti.

Ama işin özünde Alen’i bırakıp gitmesi yatıyordu. Şöyle bir bakınca Alen’in hayatındaki herkes bir yerlere gidebiliyordu. Nedense yerinde sayan Alen’di. Gerçi son bir kaç saatte biraz olsun yol kat edebilmişti.

“Senin yolculuğun nereye peki kaplumbağa?” diye sordu altında ağır ağır ilerleyen kabuklu yaratığa.

“Mezarımı bulmaya gidiyorum.” diye cevapladı onu kaplumbağa. “Biz kaplumbağalar için hayat, hep ilerlemek demektir. Bir noktadan yolculuğa başlar ve yavaş yavaş bizim için nihai olan diğer noktaya kadar yolculuk ederiz. Bizim için hayat, o iki nokta arasındaki yolculuktur. Öleceğimiz yeri, mezarımız olarak seçtiğimiz noktayı arayarak geçer hayatımız.”

“Peki sen nereyi seçtin?” dedi Alen.

“Seni götürdüğüm yerin yakınlarında küçük bir dere olduğunu duydum. Benim geldiğim yöne giden başka bir kaplumbağa söyledi. Açıkçası manzaralı bir yeri tercih ederim. Bu kemikler, kuru topraklarda çürümeyi hak etmiyor. Birazcık suyu hak ettim derim.”

Kaplumbağanın bu sözleri Alen’i gülümsetti. “Peki neden şimdi? İstersen daha da ileri gidemez misin? Yolculuğunu uzatamaz mısın?”

“Yeterince yaşadım. Yeterince tekme yedim. Yeterince acı çektim. Pek çok arkadaşıma, mezarlarına kadar eşlik ettim.” Kaplumbağa bir yandan yürüyüp bir yandan konuşmaya devam etti. “Bazen artık devam etmemen gerektiğini anlarsın. Tıpkı bazen ilerlemen gerektiğini anladığın gibi.”

Alen kaplumbağanın sözlerini düşünürken gözleri ağırlaşmaya başladı. Ne ara olduğunu bilmiyordu ama uyuyakalmıştı. Uyandığında manzara ciddi anlamda değişmişti ve hava aydınlıktı. Güneşin açısına bakarak öğlen saatleri olduğunu tahmin etti. Kaplumbağa artık durmuş ve kabuğuna çekilmişti. Tam yanlarından ince ince akan dereyi ve az ilerisindeki benzin istasyonunu gördü Alen. Kaplumbağanın yolculuğunun sona erdiğini o an anladı. Kabuktan atlayıp kaplumbağa kabuğuna bakmaya başladı. O esnada benzin istasyonundan ona doğru yaklaşmakta olan bir adamın sesini duydu.

“Yolunu mu kaybettin birader?” diye sordu adam.

Alen yere çömelerek toprağı eliyle eşelemeye başladı. Dereye olabildiğince yakın bir noktayı seçmişti. Adamı umursamaksızın toprağı kazmaya devam etti. Kabuğun gireceği kadar bir delik açtığı esnada adam artık Alen’in yanına gelmişti. Alen göz ucuyla, kendisine deliymiş gibi bakan adamı gördü. Kabuğu kaldırıp, açtığı çukura dikkatlice yerleştirdikten sonra kenara ayırdığı toprak parçalarıyla kaplumbağanın üstünü örttü.

“Sana yolunu kaybedip kaybetmediğini sordum birader.” dedi adam öncekinden birazcık daha kararsız bir ses tonuyla. Belli ki Alen’den biraz çekinmişti.

Alen işini bitirdikten sonra kalkıp adamın yüzüne baktı. Benzin istasyonunun sahibi, müşterisi, tezgahtarı veya pompacısı olabilirdi. Sadece adama bakarak bunu anlamak mümkün değildi. Pek umursamıyordu da.

“Yolumu kaybetmiştim. Ama sanırım buldum.” dedi elini adamın omzuna koyarak. Yol kıpırdamadan duruyordu ama üzerinde vızır vızır hareket eden araçlar vardı. Bir noktadan başka bir noktaya hareket eden insanlarla doluydu araçların içi. Yolculukları sona erene kadar, ilerlemeye devam ediyorlardı. Önceki gün kullanılmadığını sandığı yol, aslında kullanılıyordu. Bakan gözler için değil, gören gözler için hayat akıp gidiyordu. Alen, kendisine inceden verilmiş tavsiyeyi dikkate almaya karar verdi. İlerledi…

SON

Ve Bütün Yolculukların Bir Sonu Vardı” için 4 Yorum Var

  1. Önceki seçkiye gönderdiğiniz öykünüzü okuduktan sonra bu seçkide de yeniden yazdığınızı görünce hiç tereddütsüz ilk sizin öykünüzü okudum. Ve yine gayet keyif aldım.

    Nedense anlatım şekliniz ve betimlemeleriniz çok hoşuma gidiyor. Profesyonelce yazılmış gibiler. bu konularda gayet güzeldi öykünüz.

    Ama kurgu sönük geldi. biraz da soru işaretleriyle dolu kaldı. Mecazi bir anlatım vardı da ben mi kaçırdım orasını bilemiyorum tabi.

    Ayrıca söylemek istiyorum, nedense öykünüzü okurken Stephen King ve Rango geldi aklıma 😀 Kötü anlamda değil tabi sadece onlar geldi aklıma 😀

    Ellerinize sağlık.

  2. Çok teşekkür ederim. Profesyonel olmak bir yana yolun çok başındayım, ama gururum okşandı. =)

    Aslında kendi içinde bir kurgusu var ama takdir edersin ki 3-4 word sayfası uzunluğunda bir hikayeye dünyalar kadar şey sığdırmak pek mümkün olmuyor her zaman. Hikayenin teması ve söylemek istediğin şeyler bir araya gelince, kurguyu bazen 2. plana atmak gerekiyor.

    Önceki hikayenin kurgusunun buna kıyasla daha iyi olmasının sebebi, o hikayenin yine buna kıyasla çok uzun olmasından kaynaklanıyor sanırım =)

    Okumaya zaman ayırdığın için çok sevindim. Güzel yorumların için de tekrar teşekkürler.

  3. Yol öyküleri her daim hoşuma gitmiştir. Esasında yapılan yolculuk genel öykülerde bir geçiş malzemesi olarak kullanılır ve güzel tatlar verir. Bu öyküde ise yolculuğun ana güzergah şeklinde okuyucuya yansıması adeta farklı bir lezzet kattı. Yollar ve kaplumbağalar okuyucuyu kendinden alır. Farklı dünyalara götürür.

    Ellerine sağlık.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *