Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Ve Çıkarttım Ayakkabılarımı

Ve çıkarttım ayakkabılarımı… Tur-i Sina’daki çıplak ayaklı Musa’yım şimdi bu rıhtımda ağır adımlarla yürürken. Saçlarımda rüzgârın elleri, tenimde baharın ılık nefesi… Nereye baksam Sen, nereye baksam Sevgili… Denizin mavisinde, yaprağın yeşilinde; güneşin sıcağında, toprağın serinliğinde; kelebeğin kanadında, karıncanın yükünde; gözümün gördüğünde ve de görmediğinde; ve kalemin mürekkebinde var olan hep Sen’sin, Sen ey bahar kokulu Sevgili!

Bir yanımda güneşin parıldadığı masmavi Ege suları, diğer yanımda insan kalabalığının karmakarışık duyguları var. Ve incecik rıhtım yolu tıpkı hayat yolu gibi uzanıyor önümde, belirsizce… Gemiler yanaşıyor rıhtıma, gemiler ayrılıyor rıhtımdan. Tıpkı dünyaya gelenler ve dünyadan ayrılıp gidenler gibi. Yüzü gülüyor karaya adım atanların, kahkahalarını duyuyorum. Ve gözyaşlarını görüyorum rıhtıma sırtını dönüp bilinmezliğe yelken açıp gidenlerin. Ölüme gidenler gibi… Sıra sıra bağlanmış gemiler, kimi kırık dökük, kimi sağlam; kimi eski kimi yeni; kimi bezgin, kimi diri. Biz insanlar gibi… Ve yalınayak yürüyorum bu rıhtımın yollarında. Yol önümde uzayıp gidiyor. Sonu var bu yolun, biliyorum. Ama sonunu göremiyorum. Tıpkı hayat gibi…

Halat atıyor bir gemici, sıkıca bağlıyor teknesini karaya. Ölümden korkup hiç göçmeyecekmiş gibi dünyaya bağlananları düşünüyorum. Yoksa ben de mi ölmekten korkuyorum? Ve iskeleyi topluyor bir başkası, demir alıyor gemi usulca. Gidip de gelmeyenleri ve geride kalıp beyhude bekleyenleri hatırlayıp hüzünleniyorum. Belki ben de bekliyorum…

Yolcular biniyor gemilere. Hepsi aynı yolun yolcusu ama her biri ayrı dünyaların insanları. Yolcu var yaşlı, yolcu var genç; yolcu var genç bedende yaşlı, yolcu var yaşlı bedende genç. Ve rıhtımın sesini dinliyorum. Martılar denizi anlatıyor, rüzgâr baharı… Gemiler hayatı anlatıyor, kalabalık ise yalnızlığı…

Şafak gemisi, hazan kasırgası, mayıs borası… Kelimeler uçuşuyor aklımın dallarında… Rıhtıma bakarken hayatı okuyorum. Şiir mi, düz yazı mı, makale mi, hikâye mi, roman mı dram mı bilmiyorum. Gemiler gerçek, denizler bir hayal mi? Hayal denizinin sularına vuran yansımalar kadar mı gerçektir hayat? Rıhtıma vuran dalgalar hakikati öğretir mi bana?

Rıhtımda yürüyorum saçlarımda rüzgârın elleri, tenimde baharın ılık nefesi. Bir ayağımla yaşamın merkezindeyim, diğeriyle ölümün hakikatinde. Ama çıplak ayakla girilir hakikat denizine, biliyorum. Kurtulmak gerek bazen her ikisinden de.

Rıhtımda… Şimdi…

Çıkartıyorum ayakkabılarımı.

Soyunuyorum yaşamdan da, ölümden de.

Sen ey bahar kokulu Sevgili! Düşüncemin başısın, sonusun; yürüdüğüm yolsun, üzerine bastığım taşsın; gözümdeki ışıksın, yüzümdeki renksin. Ne söylesem, ne yazsam, ne düşünsem hepsi bir tek Sensin.

Ve Çıkarttım Ayakkabılarımı” için 4 Yorum Var

  1. Merhaba Şebnem Hanım,

    Gerçekten şiir gibi bir öykü olmuş. Bugünlerde olaydan çok bu tarz durum hikâyeleri daha çok ilgimi çekiyor. “Ve çıkarttım ayakkabılarımı” da o yönden ilaç gibi geldi bana.

    Rıhtım’a vuran dalgaların bir gün hepimize hakikati öğretmesi dileğiyle, elinize sağlık.

  2. Kısalığına rağmen her cümlesiyle okuyucuyu düşündüren, duygu patlamaları yaşatan enfes bir öyküydü. Kaleminize ve ellerinize sağlık…

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *