Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Werwolf Projesi

“Aman Allahım.”

Bu kelimeler, Ayça Sarah’ın ağzından dökülmüştü.

Ok Teşkilatı ile çalışmaya başlayalı yaklaşık on ay olmuştu, bu süre zarfında birçok garip olaya şahit olmuşsa da buna hazır değildi.

Önünde bir oda vardı, İzmir Şehir Anahattı’nın tünellerine gizlice inşa edilmiş, basınçlı bir kapıyla korunan bir oda, demir ve titanyumdan yapışmış pürüzsüz yüzeyler, odaya garip bir ton veriyor, beyaz taşlardan yapılmış zemin bir çeşit laboratuvarda olduğunu ona söylüyordu.

Onlarca çeşit bilimsel aracın yanı sıra, odanın duvarlarında Nazi Bayrakları asılıydı, Joseph Mengele ve Adolf Hitler’in portreleri duvarları süslüyor, savaş zamanından kalma posterler duvarları dolduruyordu.

Odanın ortasında, bir ameliyat masası vardı, duvara bitişik devasa bir fırın hazırda bekliyordu (Ayça bunun hangi amaçlarla kullanıldığını bilmek dahi istemiyordu).

Odanın ucunda bir çalışma masası vardı, üzerinde Almanca belgeler bulunuyordu, ne yazık ki Ayça Almanca bilmiyordu.

Tünele çıktı ve oradaki Ok Ajanlarından birine seslendi, “Adın nedir Ajan?”

“Ajan Llyden Wirczow efendim, Natülüs Timinden, ancak görevi Morpheus timi yönetiyor, Ladin hanım şurada” dedi Ajan, Ayça Llyden’in gösterdiği yöne baktığında Ladin’in yirmili yaşlarında gibi göründüğünü fark edip duraksadı, bildiği kadarıyla Ok’un en genç timini kendisi yönetiyordu, kendisi 16, ajanları ise 17-19 yaşları arasındaydılar.

Tam o sırada Morpheus timinin başındaki isim yanlarına geldi.

“Merhaba, benim adım Ladin Apyan, sende-” “Ayça Sarah Lutya, Ok Anatim’inin başındayım.” Ladin başını salladı, kendisi gibi on altı yaşlarında görünen bu kızın kızıl saçları, ortalama bir yapısı ve mor gözleri- bekleyin, mor mu?! Ayça bunu beklemiyordu ve dik dik bakmıştı, bunu fark edince utandı ve yüzleri kızararak “Affedersin Ladin, ben-” “Sorun yok, alışkınım” ve Ladin gülümsedi, haliyle Ayça da gülümsedi.

Sonra Ladin Ajan Wirczow’a döndü “Llyden, neler oluyor? Burasını nasıl bulduk ve nasıl bugüne kadar bulamadık?”

Wirczow duraksadı ve konuşmaya başladı: “Bugün yeraltı işçileri tarafından keşfedildi efendim, buradaki odaların çoğu uzun süredir kullanılmıyor, isterseniz işçilerin kendisinden dinleyin”

Ladin ve Ayça zavallı adamın yanına gittiler, adam şu an bile titriyordu: “Bir ses duyduk” dedi “Derinden gelen bir uluma sesi ve sonrasında bir çığlık, hayatımda gördüğüm en ürkütücü ve dehşetengiz çığlık… Sonra kapı açıldı ve… Bir… ‘şey’ kapıyı kırıp koşarak dışarı çıktı” Ayça adama baktı, “Ne gördün?” adam sessizdi ve sonra Ayça adamın gözlerinin içine baktı; korkularının derinliklerine, bilinçaltına doğru uzandı ve sordu: “Ne gördün?”, “Siyahtı, tüylüydü, kırmızı gözleri vardı, insan gibiydi ancak bir insan değildi; kâh iki ayağı üstünde kâh dört ayağı üstünde yürüyor, topallıyor ve koşuyordu… Ne gördüğümü bilmiyorum ama bu dünyadan değildi o sanki bir-” Ayça Ladin’in omzuna dokunmasıyla irkildi, burnundan kan gelmişti… “Bu kadar yeter, Ayça Sarah Lutya, kendini yorma.” ve Ayça’ya bir mendil uzattı, Ayça mendili aldı ve odaya girdiler.

Ladin odaya girdiklerinde gözlerini kıstı ve dikkatini masanın üzerinde duran notlara verdi.

“Almanca biliyor musun?” dedi Ayça, Ladin başını salladı. “Kâğıtlar ne yazıyor”, Ladin cevapladı:

– Görünen o ki bunlar bir çeşit proje raporu, Project Werwolf, Almanca kurt adam manasına gelir. (eliyle saçını arkaya attı ve açıklamaya devam etti), gördüğüm kadarıyla, Nazi Almanyası döneminden kalma, Naziler Sovyetlerin karşı saldırılarına direnmeye çalışırken başlatılmış… Belgeler Doktor Albert Hund tarafından yazılmış, “Bir insan deneğin, genetik manipülasyon yöntemiyle nasıl likantropi – hayvanlara dönüşme – yeteneği kazanabileceği hakkında yazmış, Hund burada diyor ki–

-Ladin, iyi misin?

Ladin ameliyat masasının yanında duran makinaya baktı ve üzerinde yazanlara gözlerini dikti, hemen ardından, “Herkes dışarı çıksın, çabuk, elli metre aralığını karantinaya alın ve Radyolojik Tehdit Ekibini çağırın” diye bağırdı.

Ayça şaşkın bakışlar altında dışarıya çıktı, Ladin hemen ardından dışarıya fırladı ve kapıyı kapattı. BTE geldiğinde Ladin onlara “Radyasyon Tespit cihazlarının sinyal kilidini kaldırın, manuel olarak alışılmadık herhangi bir sinyali bekleyin, bütün ekibi tarayın.”

“Ladin neler oluyor?!” dedi Ayça sinirle, bu arada BTE temiz olduğunu söyledi, Ladin kendisinin ve ajanlarının temiz olduğunu gördükten sonra cevap verdi “Dosyalarda Doktor Hund, Minevra Radyasyonu denilen bir Radyasyonu kullanarak DNA’yı şekillendirdiklerini yazmış, Radyasyonun Titanyum elementinden elde edildiğini de belirtmiş.” “Yani?” “Titanyum Radyoaktif değildir, Hund yeni bir parçalama yöntemi keşfetmiş olmalı, ameliyat masasının yanındaki makina Radyasyon etiketi ile damgalanmıştı, ekibim önceden bölgeyi taramıştı, ama Minevra Radyasyonu için hazır değillerdi, emin olmalıydım” BTE ekibinden bir kadın yanlarına yaklaştı, “Bölgede ciddi derecede kirlenme var efendim, güvenli değil.” Ladin dudağını ısırdı “Kahretsin, orası elimizdeki tek ipucuydu.” Sonra Ayça konuşmaya başladı “Bekle, Minevra Radyasyonu’nun yaydığı sinyal artık elimizde mi?” “Evet?” “Anagemi’ye gitmeliyiz, oradaki sensörler bütün İzmir’i tarayabilir, eğer bu ‘yaratık’ Minevra Radyasyonu ile yaratıldıysa, o zaman onu bu şekilde bulabiliriz!” Ladin Ayça’ya baktı, “Haklısın…”

* * *

Ok’un Anagemisi, BMG Çakabey, Gök Körfezine demirlemiş bir savaş gemisiydi, son teknolojiye sahip olan gemi, Ok’un Türkiye ve Avrupa’daki operasyonlarının belkemiğini oluşturuyordu.

Ladin ve Ayça saatler öğleden sonra biri gösterirken bir helikopterle gemiye indiler, yanlarında Minevra Radyasyonun örneklerinin yansıra, Werwolf Projesinin dosyalarının taranmış hali de vardı. Örneği Ok’un başteknisyenine verdikten sonra, geminin kütüphanesine geçtiler. Ladin dosyadan çıkan bir mektubu çevirmeye başladı:

Reichsmarschall Hermann Göring,

Reichmarshall’ım, Rusya Merkezi Ordular grubunun yanında çalıştığım süre boyunca, alt ırktan birçok insanı inceledim, bu aşağı varlıklar, böyle bir ölümü hak etmeseler dahi Reich’ın ve üstün Alman ırkının yükselişi için sefil hayatlarına son verildiğini farkında olmalarına rağmen nasıl müteşekkir olamıyorlar aklım almıyor doğrusu…

Araştırmalarım sırasında, canlı varlıklardan belli oranda yayılan Minevra Radyasonu’nun varlığını keşfettim, hepimizde çok çok küçük oranlarda var olan bu radyasyon, ancak Titanyum gibi büyük bir elementin dengesizleşmesinden kaynaklanmış olabilir, bu büyük bir ihtimal ile uzaydan geldiğimizin bir kanıtı, eminim ki bu aşağı ırktan olan varlıklarda bile bu küçük derecede varsa, yıldızlardan inmiş Alman ırkında tonlarca olacaktır, teorim şu ki yeterli miktarlarda kullanıldığında bu radyasyon DNA’yı istediğimiz gibi manipüle etmemizi sağlayabilir, nitekim artık deneklerden bu radyasyonu çıkartıp alabiliyoruz, ancak yeterli kaynağımız yok. Gelişmelerden haberdar edileceksiniz efendim.

Doktor Albert Hund
30 Ocak 1943

Ladin nefretle mektuba bakıyordu, Ayça bunu görünce duraksadı, ama sonra Ladin konuştu “Bundan iğrendiysen hele dur, devamı da var…”

Sayın Doktor Albert Hund,

Führer çalışmalarınızdan çok etkilenmiştir, U-Bot U-977 sizi Baltık Körfezinde limanlı bekleyecek ve sizi Yeni Swabia’daki araştırma üssünüze, Antarktika’ya götürecek, orada yeterli ekipmanın yanı sıra, gerekli denekleri de elde edeceksiniz.

Reichsmarschall Hermann Göring.

Ladin sinirden titriyordu, “Denkler… Aşağı ırk… İnsanlara sırf farklı oldukları için yapılan bunca şey…” Ayça Ladin’e üzülüyordu, belli ki bir geçmişi vardı, dahası ona güveniyordu, henüz daha yeni tanışmışlardı beli ama Ayça çok iyi arkadaş olacaklarını hissetmişti bir kez ve Ladin’e sarıldı. Ladin önce şaşırdıysa da sonra kendini bırakıp ağlamaya başladı, Ayça konuştu “Şşş her şey iyi olacak, sakin ol…”

Bir süre sonra, kütüphanenin kapısı çalındı.

“Efendim Parlamento’nun binasında yüksek derece Minevra Radyasyonu tespit ettik, ne yapmamızı istiyorsunuz?”

Ayça duraksadı, “Parlamento’yu tahliye edin, Abra Casus Uydusunu konumlandırın ve bana bir helikopter bulun, Ladin ve ben bu görevi yöneteceğiz, Şok Birimlerinden birini de gönderin; ayrıca, Ajan, Avrupa Birliği’nin Antarktika’ya yakın yörüngede uçan alçak yörünge uydusu var mı?” Kapıya gelen ajan duraksadı ve bir tablet çıkartıp kontrol etti “Evet efendim, EUS-1945 şu an Güney Okyanusu üzerinde, ne yapmamı istersiniz?” “Uyduyu Antarktika – Norveç Bölgesine yönlendirmelerini talep et, yaşam belirtisi arıyoruz.” “Ama efendim, Yeni Swabia’dan bahsediyorsanız Naziler gittiğinden beri orad–” “Dediğimi yap Ajan.” Ayça’nın kararlılığını gören Ok ajanı baş üstüne diyerek yoldan çekildi.

“Ladin, hazır mısın?”

*** Yarım saat sonra ***

Helikopter, Parlamento Binasının 2 metre üstünde durdu ve önce Şok Birliği askerleri sonra da Ladin ve Ayça aşağıya indiler, operasyon sinyalini alır almaz kapıyı kırıp içeri girdiler, Ayça birliklere ayrılmaları işaretini verdi, kendisi ve Ladin ise Ana Meclis Salonuna girdiler.

Kapıdan içeriye adımlarını atar atmaz bir şeylerin ters gittiğini anladılar, garip bir hırıltı vardı ancak kaynağı belli değildi ve sonra, yaklaşık 2 metre boyutunda, siyah kıllarla kaplı insan benzeri bir yaratık Ayça’yı devirip bir köşeye attı ve Ladin’in üstüne çullandı.

Pençeleri sivriydi, bir pençesini kaldırdı ve öldürücü darbeyi vurmaya hazırlandı, ancak tam o anda, bir silah sesi odayı titretti, Ladin yaratığın böğründen kanlar aktığını gördü ve hemen yana sıyrıldı, Ayça, aldığı darbe oldukça sert ve bir insanı bayıltmaya yetecek güçte olmasına rağmen sağ salim ayaktaydı.

Yaratık şimdi yavaş yavaş insana dönüşüyordu, vücudu yaralarla delik deşikti, gözleri kızarmış, kendisi bir deri bir kemik kalmıştı, yaşı belirsizdi ancak çok, çok yaşlı görünüyordu.

Ağzını zar zor açıp Rusça benzeri bir dil konuşmaya başladı: “Yıllar sonra… Sonunda bitiyor sanırım çilem… Dinleyin beni… Fazla zamanım yok… Yaşıyorlar… Yenilmediler… Yenilmediler…” ve sonra yaşlı adamın düşünceleri kontrolden çıktı: “Natalia… Natalia…” gözleri anlamsızlaştı, Ayça adamın gözlerini kapattı.

Ladin Ayça’ya döndü ve “Sence ne demek istiyor?” diye sordu. Ayça’nın tahminleri vardı ve derken çalan telefon tahminlerini doğruladı:

-Alo?

-Efendim, ben Avrupa Birliği Operasyon Koordinasyon Merkezi’nden General Jeremy Jacoby.

-Buyurun General?

-Yeni Swabia’ya gönderdiğimiz uydu hedefine ulaştı…

-Ve?

-Bölgede yoğun askeri hareketlilik sapladık… Ordular… Nazi bayrağı taşıyorlar efendim.

Werwolf Projesi” için 3 Yorum Var

  1. Yine klasik çizginizi bozmamışsınız. Sürükleyici bir öykü olmuş. Benim okur olarak fikrim, öykünün daha akıcı olabileceği yönünde.
    Tebrik ederim, kaleminize sağlık.

    1. Sağolun efendim, yorum yaptığınız için teşekkürler. Eleştireleriniz için de teşekkür ederim, size biraz geç cevap verdim ( ve şu an dahi hesabıma giremiyorum ) kusra bakmayın, hep aklımdaydı cevap yazmak şimdi ancak olabildi.
      Ne yazık ki hâlâ hikayelerin olay örgüsünü tam kuramıyorum, ancak akıcılık sorununu farkındayım.
      Yorumunuz için bir kez daha teşekkürler.

  2. Selamlar,

    Yazdığın hikaye’nin yapısından anladığıma göre macera ve fantastik karışımı filmleri izlemeyi seviyorsun sanırım? Bu yüzden şöyle bir kanı oluştu aklımda; gözlerinin önünde sanki bir filmin/dizinin parçası gibi görüntüler oluşuyor ve sen gördüklerini yazıya döküyorsun. Hikayeni bir hikaye gibi yazmak yerine gördüğün sahneleri bir hikaye formatına çevirip aktarıyorsun. Acaba, senin de fark ettiğin gibi metnin genelindeki bazı geliştirilmesi gereken hususlar bundan kaynaklanıyor olabilir mi? Şu da bir gerçek ki; nasıl yazılacağına dair bir kurallar kitabı yok. Bu yüzden doğru ya da yanlış yok. Bu özgürlüğü sağladığı için yazmayı severim.. Yine aynı sebeple, “o gördüğün” noktaları biraz daha geliştirebilirsen bence her şey yerli yerine oturan bir hikayen olacaktır elinde. Bir de kendine sormalısın, acaba hikayesini yazdıklarımı senaryolaştırsam acaba bu ifade yeteneğimin bana avantaj sağladığı yeni alanların önümde açılmasını sağlar mı? Ya da yorumum tamamen yanlış anlaşılmalarla dolu 🙂 Ama, herhalükarda eline ve düş gücüne sağlık. Güçlü hayal gücüne her zaman şapka çıkartırım.
    Sevgiler
    Dipsiz

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *