Öykü

Yasak Elma

Yıllar yıllar önce insanların tanrı kabul edip saygıyla tapındığı, şimdiyse ışığıyla, ısısıyla köle gibi kullandığı güneş ağır ağır batarken etrafa seyri güzel bir kızıllık yayıyordu. Yemyeşil ağaçlarla örtünmüş ormanda nefes nefese kalmış olan adamın yeşil gözlerinin yansımasında, güneş dağın ardında yavaşça kayboluyordu. Ancak adam bu seyirden keyif almak bir yana dursun korkak bakışlarıyla adeta karanlık düşüncelerin içinde kayboluyordu. Sivri çene yapısıyla yakışıklı sayılabilecek suratında, kulaklarını hafif geçen kumral saçlarında, birbiriyle uyumsuzluğundan modayla uzaktan yakından alakası olmadığını anlayacağınız yıpranmış kıyafetlerinde yer yer çamur olan bu adam, yeterince dinlenmemiş olmasına rağmen tekrar koşmaya başladı. Belindeki kemerde asılı duran tabancası, kemerin başka bir bölgesinde olması gerektiği halde kopçasından koparak yakınına yaklaşmış olan bıçakla çarpışıyor ve etrafa sinir bozucu bir ses yayıyordu. Aydınlık giderek ormanı terk ediyor, adam son kalan ışığı yakalamak istermişçesine hızını her kararışta daha da artırarak koşmaya devam ediyordu. Ormanda onun çıkardığı sesten başka bir ses duyulmuyordu ancak adam kovalanıyormuşçasına ara ara arkasına bakarak süratleniyordu. Aniden bir tetik çekme sesi duyuldu ve ormandaki yalnızlık sona erdi. Adam korkuyla vites düşürdü. Belindeki tabancasını bir çırpıda eline alıp parmağını tetiğe yerleştirdi. Sesin kaynağını anlamak için delirmiş gibi seri hareketlerle etrafına bakmaya başladı ama ağaçlardan başka bir şey görünmüyordu. Göremediği bir namlunun ucunda yer aldığı her saniye onu daha da çıldırtıyor, anlından ter damlacıkları çağlıyordu. Sinirle boşluğa haykırdı.

 – Kim var orada?

Çekinceli iç sesi “ya da ne var?” diyerek cümlesini tamamladı. Adam bu eke dilinde hayat vermek istememişti çünkü muhatabı bunu duysa bile “benim!” diyebilecek yapıda birisi olmayacaktı. Gerçi muhatabı en son hatırladığı kadarıyla silah da kullanamıyordu ama şans eseri denk geldiği bir radyo anonsunda silah kullanabilecek şekilde evrim geçirdikleriyle ilgili bir haber duymuştu ama bu haberi pek de inandırıcı bulmamıştı. Adamın arkasındaki çalılar kıpırdandı, adam bir hamleyle tabancasını o tarafa çevirdi. Çalıların arkasındaki her kimse ya da her neyse onu korkutmak için bir el ateş etmeyi aklından geçirdi ancak boşa mermi harcamamak için bu fikirden hemen vazgeçti. Yerdeki dal parçalarına her basışında etrafa korkulu bir ses yayan birkaç adım sesi duyuldu ve ağacın geniş gövdesi ardından elindeki uzun namlulu silahını adama doğrultmuş olan bir kadın çıktı. Adam kadını görünce rahatlayıp silahını indirdi.

 – Ah, sen miydin?

Uzun siyah saçlarını at kuyruğu yapmış, adamın kıyafetlerine benzer zevksizlik modasıyla kuşanmış olan kadın, adamın aksine silahını indirmedi, temkinli bir ifadeyle kahverengi gözlerini dikip adamı baştan aşağıya inceledi. Sakince ama titreyen bir ses tonuyla konuştu.

 – Isırıldın mı?

Adam duyduğu şey üzerine şaşırıp birkaç saniye boş baktı.

 – Ne?

Kadın sesinin tonunu artırarak neredeyse bağırma seviyesinde soruyu tekrarladı.

 – Sana ısırıldın mı dedim?

Adam sinirlenerek aynı ses tonuyla karşılık verdi.

 – Saçmalama! Öyle bir şey olsa hiç düşünmeden kendi kafama sıkardım!

Kadının gözleri doldu, ikna olmamıştı. Büyük bir kayıp vermiş gibi kafasını iki yana salladı.

 -Bu üstünün başının hâli ne o zaman? Dalaşmışa benziyorsun, yaralanmadığını nasıl bilebilirim!

Adam sırtındaki çantayı sanki çok ağırmış gibi abartılı hareketlerle çıkarıp yere koydu. Çantanın iplerini çözerken sesini endişe giderici bir tona çekerek kadına cevap verdi.

 – İnan bana Nora, yoluma bir tane bile çıkmadı, şanslıydım. Sadece bir elma ağacı buldum, ağaçtayken çürük bir dala bastım ve bam, kayıp aptal bir balçık yığınının üzerine düştüm.

Bu sırada çalılarda başka bir kıpırdanma oldu ve çalıların içinden aynı zevksiz modayı takip eden, suratı ve saçlarıyla adeta kadının minik bir kopyası olan minik bir kız çocuğu fırladı.

 – Anne! Babam dönmüş, babam dönmüş!

Kadın sertçe bağırdı.

 – Asia dur, sakın babana yaklaşma!

Kız, ona durmaktan başka şans tanımayan bu şiddetli bağırış karşısında korkuyla olduğu yere çakıldı. Şaşkınca önce annesine sonra da babasına baktı. Adam çantanın içine elini daldırdı ve birkaç elma çıkarıp korkusuzca birini kadına fırlattı. Kadın üzerine gelen elmayı refleksle tutmak için silahı tutan bir elini bırakmak zorunda kaldı ve elmayı havada yakaladı. Adam bu zafer dolu anı hınzır bir gülümsemeyle seyrederken elindeki bir diğer elmayı da kızına fırlattı ve kalan son elmadan keyifli bir ısırık aldı. Kız koşarak babasına sarıldı. Kadın da adama baktı ve umutsuz vaka der gibi kafasını sallayarak gülümsedi.

 – Sen hiç uslanmayacak mısın Roy, seni vurabilirdim.

Adam sevgiyle gülümseyerek kadına kollarını açtı.

 – Ama vurmadın öyle değil mi?

Kadın da adamın yanına yürüdü, sevgiyle kucaklaştılar ve gece, insanı boğan karanlık bir dert gibi ormanın üzerine çöktü. Birkaç ağaç sonra karşılarına tahtadan yapılmış genişçe bir baraka çıktı. Barakanın dört cephesinde de gözlem için kullanılmaktan başka bir işe yaramayacak küçüklükte dört pencere vardı. Barakanın çevresindeki geniş alana yayılmış yüksek çitler bir hapishane gibi dikenli tellerle sarılmamış olsaydı bu baraka için sevimli bile denebilirdi. Barakanın çevresindeki minik bahçede yetişen sebzeler bu sevimli görüntüye katkıda bulunuyorsa da dikenli tellerin varlığı, barakanın içindekilerden mi yoksa dışındakilerden mi korkulmalı diye düşündürüyordu. Kadın, çitin bir bölümünün altını kazarak açtıkları gizli geçidin ağaç dallarıyla kaplanmış olan kapağını kaldırarak açtı. İlk önce küçük kız, daha sonra da kadın geçide inip dikenli tellerin öbür tarafından çıktı. Kız koşarak evin yolunu tutarken kadın da kıyafetindeki tek sorun buymuş gibi üstündeki tozları çırpmaya başladı. Adamsa karanlık ormana kaygıyla bakıyordu. Bu an kadının gözlerinden kaçmadı.

 – Roy, ne oldu bir şey mi gördün?

 – Ah!

Adam sızlanarak elini kafasına götürdü, mermi yemiş gibiydi.

Roy neyin var, ne oldu?

Adamın yüzüne yerleşen şaşkınlıktan cevabın kendisinde olmadığı anlaşılıyordu. Bu daha önce deneyimlemediği garip bir ağrıydı.

 – Roy!

Adam kadını telaşlandırmamak için hızlıca toparlandı ve kafası hâlâ ağrıyor olmasına rağmen gülümsemeye çalıştı.

 – Ağaçtan düşerken kafamı çarpmıştım da hâlâ biraz acıyor.

Kadın rahatladı ve telaştan sonuna kadar açmış olduğu gözlerini normal hâline getirdi.

 – Of Roy!

Kadın da barakaya doğru yürümeye başladı. Adamın kafasındaki ağrı giderek azalmış, yerine daha tehlikeli bir şey bırakmıştı, karıncalanma. Sanki beyninin içindeki milyarlarca karınca mesaiye başlamıştı. Geçitten geçtiği sırada bugün girdiği dalaşın detaylarını anımsamaya çalıştı, bunu yaparken dalaş sırasında yapmadığı ama yapsam ne güzel olurdu diye iç geçirdiği hamleleri de canlandırmaktan geri kalmıyordu. Isırılsaydım bunu o an hissederdim her halde diye düşündü. Geçidin iç tarafındaki kapağı kapattı. Bir yerinin çizilmiş olabileceği ihtimali aklına gelince hemen ellerine ve kollarına baktı, şöyle bir inceledi ancak karanlıkta hiçbir şey göremedi. Barakadan dalgalanan ışık içeride ateşin tutuştuğunu haber veriyordu. Roy da ışığa yürüdü. Tahta kapı gıcırdayarak açıldı. Kadın masada oturan kızın önüne bir tabak patlıcan yemeği koydu ve içeri giren eşine garipseyerek baktı. Adam uzattığı ellerini inceleyerek şöminede yanan ateşe doğru yürüyordu, anlı ter damlacıklarıyla doluydu. Kapıyı kapatmadığının farkında bile değildi, transa girmiş gibiydi. Kadın tepki vermeden eşini öylece izledi ve içinden ne alt ediyor bu diye geçirdi. Adam şöminenin önüne geldiğinde gömleğinin kollarını kıvırıp detaylıca kendini incelemeye başladı.

 – Baba hadi masaya gel!

Adam kızın çağrısı üzerine kendine geldi. İçeriye girdiğini hiç hatırlamıyordu, en son çitlerin oradaydım diye düşündü. Arkasına dönüp kapıya baktı, kapı açıktı. Şaşkınca kapıyı kapattı ve masadaki yerini aldı. Kadının kendisine şüpheyle baktığını fark etti ama hiçbir şey söylemedi. Kadın bir sorun olduğuna emindi. Adam giderek daha da çok terliyordu, günlerce uykusuz kalmış gibi gözlerinin içi kızarmaya başladı. Patlıcan yemeğinden aldığı o tek lokmayı sanki pişmemiş bir eti yemek için kendini zorluyormuş gibi ağzında geveleyip duruyordu. Kadın adamın bu hâlinden sıkıldı.

 – Roy iyi misin? Patlıcana eziyet ediyorsun.

Adam lokmasını zorla yuttu. Adamın ne yediğini bilmeyen birisi bu anı görse onun taş falan yuttuğunu sanırdı.

 – İyiyim, yorgunum biraz, yatarsam geçer.

Adam bir lokmadan başka bir şey yemeden yatağa gitti, kadın arkasından bakakaldı.

Kadın odaya girdiğinde adam yatağın kendine ayrılan bölümünde yan dönmüş yatıyor, belli belirsiz titriyordu. Kadın temkinlilikle parmak uçlarında yürüyerek adamın çıkarıp bir köşeye fırlattığı kıyafetleri incelemeye başladı ve ağaçtan balçığa düşme hikâyesinin kocaman bir saçmalıktan ibaret olduğuna kanaat getirdi.

Sabahın erken saatlerinde kadın yatağında gözlerini açar açmaz dün akşam güvenlik amacıyla yastığının altına koyduğu adamın tabancasını hemen eline aldı çünkü adam yanında yoktu. Koşarak yataktan fırladı ve kızının uyuduğu odaya baktı, kız mışıl mışıl uyuyordu. Küçük barakanın içine göz atarak adamı aradı ama orada yoktu. Pencereden dışarı baktığında adamın ormana doğru yürüdüğünü fark etti ve koşarak arkasından gitti. Adam fazla uzaklaşamadan kadın ona yetişti. Tabancanın namlusu ilk defa sahibine doğrultulmuştu. Kadının gözleri yaşlarla doldu, adamın arkasından bağırdı.

 – Tabancandan 5 mermi eksik Roy! Onu kendi ellerimle doldurmuştum, bana yalan söyledin!

Adam yürüyüşünü kesmeden zorlanarak konuştu.

 – Peşimden gelme Nora.

Kadın tabancayı indirmeden adamın arkasından yürümeye devam etti.

 – Sana ısırıldın mı diye sorduğumda…

Adam kadının sözünü keserek son gücüyle bağırdı.

 – Bilmiyordum Nora, ben de bilmiyorum!

Adam olduğu yerde birkaç saniye sessizce durdu ve çekinerek arkasını döndü. Kadın gördüğü şey karşısında dehşete düştü, çığlık atmamak için eliyle ağzını kapattı. Yerçekimi hareket etmesine izin vermiyormuş gibi bacakları hareketsiz kaldı. Adamın suratı bembeyaz olmuştu, göz altları mosmordu, bir günde otuz kilo vermiş gibi görünüyordu, sanki vücudundaki tüm kanı çekmişlerdi. Adam eliyle gömleğinin yakasını çekiştirerek omzunu açtı ve artık yeşil renge bürünmüş olan kanlı ufak yarayı gösterdi.

 – Yarayı sabah buldum, yemin ederim hissetmemiştim Nora, yemin ederim hissetmemiştim.

Adam ağlayarak dizleri üzerine çöktü. Kadın adama sarılmak üzere bir hamle yaptıysa da adam hemen kendini toparladı ve cebinden çıkardığı altıpatları kadına doğrulttu.

 – Sakın yaklaşma, sana zarar verebilirim. Bu işi söylediğim gibi, kendim halledeceğim.

Adam yerden kalkıp ormana doğru yürümeye devam etti. Kadının elinden adamın arkasından gözyaşlarıyla bakmaktan başka bir şey gelmiyordu. Adam bir daha arkasını dönmedi, ormanın içinde gözden kayboldu. Kadın sırtını ormana dönüp barakaya doğru birkaç adım atmıştı ki ormandan tek el bir silah sesi duyuldu. Kadın dizleri üzerine çöktü ve hıçkırıklara boğuldu.

Merve Özdemir

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Avatar for huseyin huseyin says:

    Merhaba @mervelous

    Zombileşmiş bir dünyada hayatta kalmaya çalışan bir ailenin hüzünlü bir anına şahit olduk. Öykünün akıcılığı çok iyi, kendini okutturuyor; tabi bunda seçtiğin kelimelerin ve anlatım becerinin etkisi yüksek. Zombi dizilerini seven birisi olarak senin oluşturduğun bu sahneyi de keyifle okudum.

    Öyküde bazı kelime hataları vardı, sanırım editörler onları gözden kaçırmışlar. Alın kelimesi iki yerde yanlış yazılmış: anlı ve anlından olarak geçiyor. Bir de ‘ne alt ediyor’ cümlesinde sanırım ‘halt’ yazmak istedin.

    Bunların dışında diyalogların ve yazım özenin güzel. Ama betimlemelerini çok beğendim, onlara ayrı bir parantez açmak istiyorum. Karakterlerin tiplerini, kıyafetlerini ve yaptıkları hareketleri betimlemeleri çok sevdim. Özellikle kopuk kopça sebebiyle tabancanın bıçakla çarpışması ve ses çıkarması detayı hoştu.

    Bir eleştirim var izninle. Henüz öykünün başında, kadının “Isırıldın mı?” sorusundan sonra hikayenin geri kalanını tahmin ettim. Ama bu belki de daha önce bu tür diziler izlemiş olan benim için kolaydı, başkaları tahmin edemeyebilir.

    Güzel bir öyküydü. Akıcılıktaki bu becerini yeni ve daha karmaşık öykülerinde görmeyi diliyorum.

    Kalemine sağlık.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

1 cevap daha var.

Yorum Yapanlar