Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Yıldız Tozu – Hakan Evrenin Diğer Ucunda

Yer: Orkam Galaksisi, Seman Sistemi, Seman9’a yolculuk

Benim için inanılmaz olan bir diğer yolculuk ise başlamak üzereydi. Uzay gemisine binip yıldızlar arasında seyahat edebilecektik. İçimden keşke bunu başka bir amaç için yapabilseydim diyordum. Oysa amacımız savaştı ve bundan kaçış olmayacaktı anlaşılan. Tüm ışıkları yanan geminin içi tıpkı yıldız savaşları filmindeki gemiler gibi olmuş, bembeyaz koridorları ve geniş bir kumanda merkezi vardı. Herkes yerini almış, Harkim ön taraftaki koltuğa geçerek pilot görevini üstlenmişti. Kolundaki nesneye dokunup hemen üzerimizde, yuvarlak bir kapak şeklindeki dev geçit kapısını açmıştı. Dağın içinde yukarı doğru uzanan geniş bir delik vardı ancak geminin geçebilmesi için yeterli boşluğa sahip gibi durmuyordu.

Harkim, Zerta’ya dönerek, “Ne dersin, buradan çıkarabilecek miyiz bu bebeği?” dedi.

Zerta ise önündeki ekranda geminin pozisyonunu deliğe göre ayarlıyor, bir nevi rota belirliyordu ancak çok ince hesaplamalar yapmak zorunda kalmıştı. “Biraz zor olacak, üç yerde eğim sandığımdan sert ve çıkarken bazı yerlerini çarpacağız ama dağın yapısı çok dayanıklı değil. Geçebiliriz! Geçmeliyiz!” dedi önündeki ekrandan gözünü ayırmadan konuşan Zerta.

Geminin zikzak şeklinde ayaklarının altında iticiler çalışmaya başlamış, biraz zaman geçtikten sonra ise katlanarak geminin içine girmişlerdi. Artık havada duran gemi kuyrukları hariç tam bir ufo gibi olmuştu. Olduğu yerde yukarı doğru hızla hareketlendiğinde Harkim, “Herkes sıkı tutunsun! Çok hızlı ve sert bir çıkış yapacağız!” dedi. Bir anda hızlanan gemi tünelin sağına soluna çarparak yükseldi ve dağın ağzından çıkabildi. Harkim hızı azaltarak kordinatları girmiş ve Zerta’ya, “Şimdi Zerta, gücü devreye sokalım.” dedikten sonra önündeki onay düğmesine basmıştı.

Ekrandaki görüntüler tıpkı benim buraya gelirken girdiğim girdaba benziyordu ancak daha koyuydu. On saniye bile geçmemişti ki bir anda yavaşlayan gemi artık yıldızların arasındaydı. Etrafıma inanılmaz gözlerle bakıyordum ne olduğuna anlam vermeye çalışarak. İleride sadece birkaç gezegen ve güneş görünüyordu ama biraz daha ilerleyince sistemin tamamını rahatlıkla görebiliyordum. Bir anda aklıma gelen şeyi onlara sormak istedim ama çok geride kalmış bir uygarlık olduğumuzu belli edecek bir hareket olduğunu fark ederek vazgeçtim. Yer çekimiydi sormak istediğim ama burası farklı bir yerdi ve belki de bu tarz şeyler kendiliğinden hallediliyordu. İleriye bakarken Lena’nın da benim gibi etrafa şaşkınlıkla baktığını fark ettim. Ona dönerek,

“Sen de mi ilk defa çıkıyorsun uzaya!” diye sordum.

“Uzay? Haa bu alan, biz ona Kesa diyoruz. Hayır, ben daha önce bir iki defa diğer gezegenlere gitmiştim amcamla ancak çok küçüktüm o zamanlar. Benim şaşırdığım şuradaki şey. Bak!”

Eliyle sol tarafımızı işaret ediyordu. Orada, her tarafı sivri dikenlerle kaplı, deniz kestanesini andıran devasa bir şey vardı ve dışarıya uyum sağlamış, karanlıkta görünmesi zorlaşmıştı. Daha dikkatle bakınca diğer gezegenlerden gelen siyah ışınlar güneşlerin ışıkları sayesinde belli oluyor, ona bağlanmışlar, sanki bir balon misali onu şişiriyorlardı. Bu bir çeşit tanker veya depo olmalıydı ve tahminlerimde yanılmıyorsam burada topladıkları her ne ise, başka yerde kullanmak içindi.

O sırada Harkim, “Zerta tarayıcılarında bir şey görüyor musun? Ben bize doğru yaklaşan iki cisim uyarısı alıyorum.” dedi.

“Evet ben de gördüm. Hemen kontrol ediyorum. Evet! Yakınlaştırdım görüntüyü.”

Görüntü şimdi ön camlardaydı ve iki uzun jete benzeyen beyaz uzay aracı bize doğru yönelmişti.

Zerta, “Kahretsin! Bunlar Ari savaş tronları. Bizi fark etmiş olmalılar ama nasıl?”

Hepsi bir an bana baktılar. O an kendimi çok garip hissetmiş, saatimi düşünmeye başlamıştım ama ben olamazdım. Onlara işaret parmağımla bir saniye işareti yaparak kolumdaki cihaza bağlandım. Önce oradaki jetleri düşünmüş ve araştırmıştım ama onlara bağlanamıyordum. Bir şey beni engelliyor, dosyalara girmemi zorlaştırıyordu. Hemen altta kırmızı halde yanan ‘Sinyal Engellendi’ yazısını açıp kaynağına gitmeye karar verdim. Bu başka bir cihazdı ve benimkinin aynısıydı.

“Ben değilim! Başka bir cihaz var ve bu geminin içinde!” dedim heyecanla. Talon hemen arkaya doğru fırlamış ve sağdaki kapıdan girip, Perak’ı yakalamıştı. Arkasından ben ve Lena girmiştik. O sırada Talon, Perak’ın kolunu sıyırmış, oradaki cihazı yumruğuyla çoktan ezmişti. Perak ise acıyla inliyordu. Kafamda kontrol ettiğimde sinyal uyarısı yok olmuş ama çok geç kalmıştık çünkü Ariler neredeyse bize yetişmek üzerelerdi.

Geri döndüğümüzde Harkim, Zerta’ya, “Silahları hazırla Zerta!” dedi ve bize dönerek, “Lena! Sağımdaki kumanda koltuğuna geç! Orada hedefe odaklanıp ateş açacaksın. Ben de manevra yapmaya çalışacağım. Zerta sana söylediğimde gemiye tam güç vermeni istiyorum. Onların tek atışı bile bizi delmeye yetecek güçte. Gemi kalkanını kullanırsak hızlı hareket edemeyiz.”  dedi endişeyle.

Bu arada ben de zihnimden savaş jetlerine müdahale edebilmeyi ümit ederek araştırmaya başlamıştım. Kontrol mekanizmalarını net olarak görebiliyor ancak herhangi bir işlem yapamıyordum. Çok yaklaşmışlar ve silahlarını aktif hale getirmişlerdi.

“Harkim, silahları aktif oldu. Geri sayım yapıyorlar!” dedim heyecanla. Bir yandan da elim saatime gitmiş, baş parmağımla kurma koluna basmak için hazır haldeydim.

Harkim bana dönerek, “Ateş etmelerinden hemen önce haber ver!” dedi.

“Son iki! Şimdi Harkim, Şimdi!” diye bağırdım.

Harkim, “Zerta tam güç!” dediği an gemi bir anda yukarı doğru yükseldi ve gökkuşağı girdabına girdik. Ardından Harkim’in sesini duydum tekrar.

“Güç devre dışı Zerta!”

Yukarı yükselen geminin aşağı doğru yöneldiğini ve Arilerin arkasına geçtiğimizi fark ettim. Zihnimden onların tarayıcılarını kontrol edip nereye gittiğimizi araştırdıklarını anlamıştım. Jetlere iyice yaklaşmıştık artık.

“Lena, Ateş!” dedi Harkim sertçe.

Lena altta bulunan tüm füzeleri kilitlendiği hedeflere göndermişti ama jetler çok hızlı manevra yapıyor ve bu saldırılardan kurtuluyorlardı. Artık bizi fark etmişler, geri dönüş yapmaya hazırlanıyorlardı. Bir anda gözümün önündeki ekranda jetlerin kontrol mekanizmalarının yeşile döndüğünü sonra silikleştiğini fark ederek, “Harkim onlara iyice yaklaş!” dedim.

Zerta gücü biraz arttırmış ve iyice yaklaşmıştık önümüzdeki jetlere ancak biri sağa öbürü de sola dönmüştü o an.

Gözümün önünde, sağımda ve solumda iki kumanda paneli yemyeşil yanmaya başlamış, yüksek sesle konuştuğumun farkına varmadan, “O kadar kolay değil kaçmak!” diyerek iki kolu aynı anda tuttuğumu hayal ettim ve onları birbirlerine doğru çevirdim. O sırada gözlerimi kapamış ve yapmaya çalıştığım şeye konsantre olmuştum. Biraz sonra iki elim yumruk halde birbirine değmiş ve görüntüler bir anda bembeyaz olmuştu. Artık bir şey göremiyordum. Yavaşça gözlerimi açtım ve içerdekilerin bana ağızları açık baktıklarına şahit oldum. Kısa bir sessizliketen sonra hepsi, “Evet! İşte bu! Wouw!” sesleriyle beni alkışladılar.

Talon bana bakarak, “Ben demiştim belki işe yararsın diye!” dedi. Ne olduğunu anlamamıştım ama Zerta olanları kaydetmiş ve “Hayatımda böyle bir şey görmedim!” diyerek keyifle bana gösteriyordu. İki jet kendilerine bir çember çizmişler ve ortada birbirlerine çarparak yok olmuşlardı. Tam da istediğim şeydi bu ama yapabileceğime inanmamıştım. Sonunda onlardan kurtulmuştuk ve saati kullanmama gerek kalmadığı için mutluydum.

Hızla yola devam ederek Seman1 gezegeninin atmosferine girip, yüzeye doğru inişe geçtik. Az önce olanlar ise aklımdan çıkmıyordu bir türlü. Bir şekilde Arilerin cihazlarını kontrol edebileceğimi çözmüştüm oysa ben bunun sadece gezegenle sınırlı kalacağını düşünüyordum, ayrıca bunun için iyice yaklaşmam gerekmişti. Demek ki yeterince yakında isem diğer cihazları, hatta gemilerini bile kontrol edebilecektim ancak bu sadece iki küçük uçaktı. Çok daha büyük şeyler için belki daha fazla bir yetkiye ihtiyaç olacaktı. Bunu zamanla çözecektim ancak şimdi bu grupla sağ salim hedefimize gitmemiz beni rahatlatmıştı.

Lena bana yaklaşıp yanağıma bir öpücük kondurmuş, “Sadece beni değil tüm ekibi de kurtardın bu sefer. Sana ne kadar teşekkür etsem az.” demişti. Aramızda oluşan bağ, daha o uyandığında başlamış ve gitgide güçleniyor, bunu hissediyordum. Bir daha saatime dokunacak olursam onu da götürebileceğimi düşündüm bir an. Henüz bu denenmemişti ama çok zor durumda kalırsam bunu denemekten kaçınmayacaktım.

Harkim atmosferi yine tam güç geçmiş, bir anda gezegeni ve yerleşim yerlerini görmeye başlamıştık. Uzun gökdelenler, binlerce yerleşim yeri görünüyor ama hepsi parçalanmış, yıkılmış ve dumanlar içerisindeydi. Koca ülke viraneye dönmüş, kimsesiz halde öylece duruyor, ekip acı dolu gözlerle aşağı bakıyordu.

Harkim geminin yönünü değiştirerek denize doğru yöneldiğinde bize dönüp, “Sıkı durun! Denize sert giriş yapıp yer altındaki yedek üsse girmeye çalışacağım.” dedi.

Bu arada geminin şekli Zerta’nın önündeki ekranda dönüyor, deniz için bazı ayarlamalar yaptığı belli oluyordu genç teknisyenin.

Derinlere gittikçe etraf karanlıklaşmış ancak Harkim ışıkları açmadan sadece önündeki sismik denizaltı haritasına bakarak ilerliyordu. Bir süre sonra gemiyi durdurdu ve bileğindeki aletle bazı ayarlamalar yaptı. Önündeki camda sekiz haneli bir kutu çıkmış, belli ki onun şifre girmesi gerekiyordu. Şifre olarak “or34bat8” giren Harkim önünde yavaşça açılan dev kapaktan ilerlemeye başladı. Etraf ışıklarla dolmuş ve içerisi net olarak görülebiliyordu. Gemi tamamen girip zemine yerleştiğinde kapak kapandı ve içerideki sular boşaldı. Camdan dışarıyı izleyen ekip karşıdaki kumanda merkezine bakakalmışlardı çünkü orada koltuklarda oturan yaklaşık yirmi iskelet, ağızları tamamen açılmış, kolları ise vücutlarını siper almış halde donmuşlardı. Bir şey onlara saldırmış ve onları oldukları yerde öldürmüştü.

“Bu, bu nasıl olabilir!” demişti Lena şaşkınlıkla.

“Lena, Lena!” diye seslendi Harkim sertçe.

“Boşver şimdi daha önemli problemlerimiz var. Onları yok eden şey bizi de her an bulabilir. Herkes silahlansın ve işimize yarayabilecek ne varsa yanımıza alalım. Bu arada Perak’ı ne yapacağız?”

“Evet, evet hemen toparlanalım. Haklısın! Perak burada duracak. Ne de olsa onlardan biri. Ona bir şey olmaz. Olursa da hiç üzülmem emin olun!” dedi kendine gelen Lena.

Zerta bir adet küçük silah, bir de uzun bir kutu almıştı yanına. İçinde dürbünlü bir suikast tüfeği vardı. Talon ise tam iri cüssesine yakışır şekilde iki omuzuna çapraz astığı ağır makinalıları taşıyordu. Göğsüne çaprazlama geçirdiği iri merlileri silahlara yerleştirmişti önceden. Harkim iki kısa makinalı silah ve bir kısa, dijital yay ile okluğunu sırtına geçirmişti. Lena belindeki küçük halka haricinde sırtına bir kılıç geçirmiş, onda da iki makinalı tüfek vardı. Ben belimdeki Ari silahı ile idare edecektim çünkü hafif, güçlü ve çok kullanışlıydı. Dev kuşu dalga dalga olan ışınlarla nasıl paramparça ettiğini günceden biliyordum.

Gözlüğümü de takarak diğerlerini takip ettim. Gemiden çıkıp, kontrol odasının yanından geçiyorduk. Zerta elini ağzına kapatıp aksırmaya başlamış, ben de dahil hepimiz oradaki ağır kokudan etkilenmiştik. İskeletleri kalmış olan Semanların her birinin önünde bir ekran vardı ancak hiçbiri çalışmıyordu. Harkim yavaşça ilerleyip karşılıklı iki asansörün olduğu aralığa girdi. Asansörlerin kenarındaki düğmelerden onların çalıştığını görebiliyordum ama bu durum tuhafıma gitmişti çünkü orada hiçbir alet çalışmazken asansörün çalışması ilginçti.

Harkim bize dönüp, “Gelin! Buradan yukarıya çıkacağız. Ondan sonra bildiğim bazı yollardan malzeme ofisine geçiş yapacağız. Orada bizi hedefe daha hızlı götürecek araçlar olması gerekiyor tabii hala çalışıyorlarsa!” diyerek elini uzatıp asansörün düğmesine basmak üzereyken içimden sanki kurtulup kaçmak isteyen bir ses beni uyardı ve “Dur!” dedim heyecanla.

Hepsi bana bakmış ve oldukları yerde hareketsiz kalmışlardı. Oradaki cesetlerin ve ağır kokunun hepsini bir gitar teli gibi gerginleştirdiği belli oluyordu. Tetiktelerdi ve her an bir şey olmasını bekliyor gibiydiler.

“Oraya dokunma! Bu makinaların hepsi bozulmuş. Asansör neden çalışıyor ki? Bir saniye bekle, belki ben çözebilirim!” diyerek ona yaklaştım ve asansöre elimi dayayıp kafamda bazı şekillerin oluşmasını bekledim. Sadece dokunarak tüm binanın şeklini kafama çizmiştim şimdi. Yaklaşık on beş katlı devasa bir yapının denize gömülen dip tarafındaydık. İşin tuhafı asansörlerin asılı olduğu boşluktan bir sürü hareketli siyah şekil görüyordum. Onlardan birine odaklandığımda ne olduğunu anladım. Bunlar klepsler gibi yuvarlak objelerdi ancak her taraflarında delikler vardı. Ne olduğunu araştırdığımda onların Arilerin infaz gücünü oluşturduğunu ve olümcül bir gaz yayarak canlıları eritip yok ettiklerini okudum. Bu bilgi, komuta merkezindeki cesetleri açıklıyordu.

Hızla diğerlerine dönerek, “Misafirlerimiz var. Klepsler ancak daha üstün olanları. Gaz salgılayıp eritiyorlar. Asansör boşluğundan aşağı doğru gelmeye başladılar ve sayıları otuzu buluyor. Onlarla savaşamayız. Buradan başka çıkış yolu bulmamız gerekiyor!” dedim.

Lena, “Herkez gemiye binsin. Başka bir iniş yeri bulmamız gerekiyor!” dedi ancak onu reddedip, “Zaman yok! Biz gemiye binmeden gelmiş olurlar. Çok hızlılar!” dedim hemen.

Harkim kafasını kaldırıp hemen üzerindeki havalandırma deliğine bakarak, “Buradan geçip, dediğim yere ulaşabiliriz ama uzun süre tırmanıp, sürüneceğiz.” dedi.

Hepsi onaylamış ve oraya teker teker tırmanmaya başlamışlardı ama Talon silahlarını iki yana açmış, emniyet kilitlerini indirmişti. Zerta ona bakarak, “Ne yapıyorsun. Şimdi bunun sırası değil!” dedi.

Talon gülümseyerek, “Aaa! Biliyorum tatlım! Ben de seni çok seviyorum! Ama birinin burada kalıp o lanet toplara gününü göstermesi gerekiyor ayrıca gemiyi korumalıyım. Yani anlıyorsun değil mi beni? Biraz yoğunum şu ara!” demişti.

Lena da ona dönmüş tam “Hayır ….” diyecekken Harkim onu kolundan tuttu ve bize dönerek, “O haklı! Çünkü buradan sığamaz! Yapacak bir şey yok. Çabuk olmalıyız! Talon! Hakla onları! Eğer başarılı olursak seni unutmayacağım dostum! Sen bir kahramansın!” diyerek açıklamıştı durumu.

“Ha şunu bileydin! Hadi çabuk olun! Onlar bana doğru gelirken sizi fark etmeyeceklerdir!”

Ne diyeceğimi bilemiyordum ama grupta en çok kanımın ısındığı kişiydi Talon. İyi bir vedayı hakediyordu.

“Koca Oğlan! Bu durum olmasa dersini verecektim ama şanslısın yine! Ucuz kurtardın! Günlerini göster onların!” diyerek tırmanmaya başladım.

Talon son kez bana bakıp, “Hadi oradan bücür!” diyordu neşeyle kahkaha atıp.

Sürünmeye başladıktan hemen sonra Talon’un makinalılarından gelen ateş seslerini ve zafer çığlığı atarmışçasına haykırdığını duyabiliyorduk ama bu sesleri sadece bir dakika alabilmiştik. Sonrasında acı bir ses geldi Talon’dan. Her şey bir dakikada olup bitmiş Talon neredeyse yirmisini haklamıştı ama bu hayatta kalması için yeterli gelmemişti. Bizim için kendini feda etmişti.

Yıldız Tozu – Hakan Evrenin Diğer Ucunda” için 6 Yorum Var

  1. Harika bir öykü olmuş. Galaktik evrendeki bir savaşı olması gerektiği gibi verdiğinizi düşünüyorum. Geminin içindeki uzaylıların birbirinden farklı medeniyetler olduğunu belirtmeniz güzel olmuş. Geminin işleyiş sistemini ayrıntılı şekilde vermeniz de öyküyü ilgi çekici kılan unsurlarından biri. Karakter yaratmak güçtür, buna rağmen isimler hiç kulak tırmalamadı bana göre. Yalnız karakterler birbirinden farklı medeniyetlerde olduğu için dış görünüşlerindeki birbirinden farklı detayları vermeniz, medeniyetlerinin kültürlerinin farklılığını belirtmeniz, yani karakterlerin biraz ayrıntısına girmeniz daha güzel olabilirdi diye düşünüyorum. Bir de öykü ismi dikkatimi çekti, açıkçası merak ettim bu ismi seçmenizin sebebini 🙂 .

    1. Çok teşekkürler değerli yorumunuz için. Hikaye, burada yazdığım önceki Yıldız Tozu öykülerinin ileri de gerçekleşen ufak bir bölümü sadece. Aslında tüm karakter tanımlamaları ve görünüşleri hatta karakter özellikleri hikayenin önceki kısımlarında mevcut ancak onları da yazarsam çok daha uzun olacaktı. Bu bölüm sadece bir geçiş noktasıydı ve konuya yakıştırdığım için yazma isteği duydum. Yıldız Tozu’nun burada yazdığım önceki bölümlerindeki ana karakter Hakan olunca, öykünün ismini de bu şekilde koydum. Saygı ve sevgilerimle…

  2. Dört başı mamur bir öykü olmuş. Detaylar gayet başarılı. Gemi sekansı çok güzel -hem anlaşılır hem gözde canlandırılabilir- şekilde verilmiş. Karakterler de kesit için yeterli geldi bana, evet biraz stereotipler ama olayda çok kısa bir zaman diliminde geçiyor zaten. Tebrikler.

  3. Değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Hakan ile ilgili yazdığım bir çok bölüm var. Konu uygunluğu yakaladığımda yazmayı düşünüyorum. Sevgiler…

Murat Barış Sarı için Yorum Yap Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *