Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Zavallı Hans

Tek tük kalmış kır saçlarının kökünde biriken teri nemli mendiliyle silen Hans’ın ağzı kurumuştu. Yüksek kürsüsünün birkaç metre önünde büyük bir merakla oturan meslektaşlarına son bir kez bakarak konuşmasını bitirmeye çalıştı.

“Her şey size gönderdiğim kitapçıkta yazılı. Mutlaka okumuşsunuzdur. Bu nedenle yine de sormak istiyorum; herhangi bir sorusu olan?”

Odada çıt çıkmıyordu. Kimsenin bir sorusu olmadığına sevinen Hans kapsülün yanına gitti.

“Şimdi önümde gördüğünüz bilgisayara parametreleri girerek şu yan yana duran üç kolu da yeşile gelene kadar ileri itiyorum.”

Üç kol hafif tıkırtılarla yuvaya oturduğunda yeşil ışıklar sırayla yanarak Profesörü doğrulamış oldu.

“Gördüğünüz üzere üç kol yeşile döndüğü an 2 dakikalık bir geri sayım başlayacak ve bu süre sona ermeden de kapsülün içinde yer almanız gerekiyor.”

Hans bu açıklamayı yaptığı sırada geriye bir dakika kırk beş saniye kalmıştı.

Kapsüle giren Profesör hiç de gergin görünmüyordu. Çünkü bunu defalarca test etmiş ve bir olumsuzlukla karşılaşmamıştı. Tabii ilk deneyleri saymazsak diye düşündü. Kapsülün içindeyken kendisini bir kafesin içinde gibi hissetse de bu kafesin zamansal bir özgürlük olduğunu biliyordu. Sonsuz kapısı olan bir kafes.

“Kurallar belli. Odadan önümüzdeki 24 saat boyunca bir yere çıkamazsınız. Sizleri böyle bir ev hapsine maruz bıraktığım için üzgünüm. Çünkü herhangi birinizin paniklemesini ya da umutsuzluğa kapılarak burayı terk etmesini istemiyorum.”

Meslektaşlarının her biriyle göz teması kuran Profesör bir onay almak istercesine bekledi. Birkaçı kendi aralarında fısıldaşsa da kimse karşı çıkmadı bu duruma.

“Gerekli yiyecek ve içecek mevcut. Yaklaşık 22 saat sonra sizinle tekrar burada buluşacağım ve bu tarihi anı hep beraber kutlayacağız.”

Sayaç son 5 saniyeyi gösterirken kapsülün çıkardığı ses doruk noktaya ulaşmıştı. Sayaç sıfırı gösterdiğinde ise kapsülün açık dikdörtgen kapısı yukardan aşağı doğru hızla kapandı. Ses bir insanın son nefesini verişi gibi azalıp sona erdiğinde mekanizmanın etrafında siyah bir duman oluştu. Siyah sis perdesi aralanırken kapsülün kapağı tekrar açıldı ve odadaki tüm bilim insanları büyük bir şaşkınlıkla kalakaldılar.

Profesör Hans yerinde yoktu.

* * *

Simsiyah bir bulutun içinde kalan Hans, bir saniye bile geçmeden kendisini evinin yatak odasında buldu. Planları doğrultusunda masanın üstündeki dijital saatine baktığında tarihin doğru olduğunu gördü. Saat beyaz renklerle 14.18’i gösteriyordu. Tarih ise daha küçük puntolarla saatin hemen sol üstünde yer alıyordu; 24.03.1973.

Hızla odadan çıkarak gizli toplantılarını yaptıkları sığınak olarak tasarladığı bodruma doğru koşturdu. İnerken çıkardığı sesler kalbinin gümlemesiyle eşdeğerdi. Sonsuz bir merdivenden inmiş gibi zemine ayak bastı. Kapıya doğru ilerlerken yavaşladı. Aradan geçen saniyeler içinde kavuşacağı üne ve içerideki meslektaşlarının şaşkınlıklarıyla beraber kendisine yöneltecekleri övgüleri hayal etti. Bundan sonra tüm bilim dünyası Hans’ı konuşacaktı. Profesör Hans. Zaman Makinesinin Mucidi Hans…

Turkuaz renkli LED ışıkların parlattığı şifre panelinin önüne geldiğinde nefesini tuttu. Şifreyi tuşladı ve kapı tıslayarak yavaşça açıldı.

Profesör Hans’ın gözünün feri söndü. Kalbi neredeyse duracaktı. Birkaç saniye önce Everest Dağ’ının zirvesine çıkacakken şimdi yerin dibine girmek üzereydi. Kendini zorlayarak bunun bir kâbus olmasını dilerken ağzından tek kelime çıktı.

“Olamaz!”

Oda bomboştu. Kimseler yoktu. Herkes gitmişti.

Odadan çıkışın imkânsız olduğunu düşünen Hans’ın aklında şimdi yalnızca iki soru vardı; Nereye gittiler? Ya da hangi zamana…

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Avatar for Kubilay_Gunay Kubilay_Gunay says:

    Hans: Zaman makinesine kilit sistemi koymazsan böyle olur işte, ah *** kafam! :grin:

  2. Avatar for acimatriyarka acimatriyarka says:

    Bari makinenin nasıl çalıştığını anlatmasaydı. :grin:

    Eğlenceli bir hikayeydi, kalemine sağlık. @SJack

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.