Öykü

3 Kadın

“Ben üç kadını sevdim
Biri sendin
Dudaklarımdan düşmeyen ismin
Masamdan eksik olmayan resmin
Ben üç kadını sevdim
Biri sendin”

Kafasını kaldırmadan parmak uçlarına, parmak uçlarına dokunan daktilosuna bakıyordu.

Tuşlarda yeniden göz gezdirdi ve sonra ürkekçe kafasını kaldırıp kağıda baktı.

“Oldu mu acaba Haluk?”

“Nereden bileyim!”

Kendi kendine sorduğu soruya yine kendisi cevap verdi. Kağıdı daktilosundan hışımla çıkarıp yeniden okudu. Hayır, beğenmemişti. Kağıdı iki eliyle buruşturup küçük odasının köşesinde birikmiş diğer buruşmuş kâğıtların üzerine doğru fırlattı.

Tuşlara yeniden baktı, harflerin bazıları silinmek üzereydi. Hor kullanılmaktan değil. hakkıyla kullanılmaktan. Daktilosunu satın aldığı gün aklına geldi.

Esra ile tanıştığı gündü o gün. Kafasını dağıtmak için bitpazarında dolaşırken hem Esra’yı hem de Ağrı’lı bir amcanın Esra’ya satmaya çalıştığı bu daktiloyu bulmuştu. Yan yana. Kadın Ağrı’lı amcayla pazarlık ediyor, elinde tuttuğu parasını adama göstererek tüm parasının ne kadar olduğunu anlatmaya çalışıyor ama adam Nuh diyor peygamber demiyordu. Sonunda, Haluk dayanamayıp pazarlığa dahil olmuş ve Esra’nın kızgın bakışları arasında yaşlı adamın istediği parayı eline sayıp daktiloyu satın almıştı. Hiç bir şey söylemeden arkasını dönüp uzaklaşan kadını pazarın bittiği yerde yakaladığında Esra’nın siniri geçmemişti ama Haluk’un elindeki altı kiloluk daktilo ile takati kalmamıştı. Kadından binbir özür dileyerek sokağın başındaki çay bahçesinde bir şeyler içmeye ikna edebilmişti. Daktilo ile başlamıştı ikisinin aşkı ama daktilo yüzünden değil de Murat yüzünden bitmişti. Esra’nın hiç aklından çıkmayan eski sevgilisi bir gün gelip onu Haluk’un ellerinden alıp çekip gitmişti.

Haluk, gözlerini kapatıp öylece durdu. Daktilosuna yeni bir kâğıt yerleştirmiş, parmaklarını tuşların üzerine koymuş, sanki birisi kulağına büyülü kelimeler fısıldasın diye bekliyordu. Birden gözlerini açtı ve tuşlar birbiri ardına aşağı yukarı hareket etmeye başladı.

“Ben üç kadını sevdim
Biri sendin
Gözlerinin ardı deniz derin
Kedini de alıp birgün çıkıp geldin
Ben üç kadını sevdim
Biri sendin”

Durdu, yine tıkanmıştı tüm zihni. Sanki aklından tek bir düşünce bile çıkıp parmaklarının ucuna akıp oradan da kağıdın özerine dökülemiyordu. Yine kapadı gözlerini. Rüya’yı düşündü. Sonra da ona yazdığı onlarca mektubu. Gözlerini açıp daktilosuna takılı kağıda baktı. Küçük ‘ü’ harfinin üzerindeki noktalardan solundaki yine aynı soluk haliyle ona bakıyordu. Sağdakine göre silik, bir hayalet gibi gözüküyordu. Yazdığı mektuplarda Rüya’nın isminin geçtiği her yerde dolma kalemini eline alır, silik noktaların üzerine sabırla noktaları yerleştirir ve mektubu öyle gönderirdi. Rüya, kedisini alıp da Haluk’la yaşamaya başladığında artık mektuplara da gerek kalmamıştı gerçi. Mektuplardaki noktalara da. Aşklarına son noktayı ise Rüya koymuştu. Bir gün kedisini de bırakıp, alıp başını gitti.

Ne kadar hayıflansa, günlerce ağlayıp sızlasa da Rüya’dan ona kalan en güzel şey, yazdığı en güzel şiir olmuştu. Ya da o öyle düşünüyordu. Ve bir de kedisi Kıtır. Şimdi yalnızlığını bu kediyle paylaşıyordu. Kedisi Kıtır aklına gelince tüm dikkati dağıldı.

“Kıtır” diye seslendi ama kedi ortalıkta gözükmüyordu. Ayağa kalkarken oturduğu sandalye gürültüyle gıcırdadı. Masasındaki yazılmış, çizilmiş, boyanmış sonra karalanmış onlarca kağıdın üzerinde duran kahve fincanını alıp mutfağa doğru yürümeye başladı. Yürürken de gözleri Kıtır’ı arıyordu. Koridoru boylu boyunca yürüyüp yatak odasını kontrol etti. Kedisi için aldığı minder boş duruyordu. Çabuk pes edip aramaktan vazgeçti. Mutfağa geri yürüyüp elinde yarısı soğumuş kahve dolu fincanı lavaboda birikmiş tabakların üzerine gürültüyle bıraktı. O zaman pencere pervazında gerinerek uyanmaya çalışan Kıtır’ı gördü. Hayvan aldırış etmedi bile.

Geri dönüp tekrar daktilosunun başına oturduğunda az önce yazdığı satırları karşısında yeniden buldu. Hışımla o kağıdı da yırtarcasına çıkarıp buruşturup fırlattı.

Yeniden transa geçmek, yeniden denemek istiyordu ama her defasında bir öncekinden daha beter satırlar çıkıyordu karşısına. Tekrar gözlerini kapadı.

Uzakları düşünmeye başladı. Memleketi geldi gözünün önüne. Dağlar ve ovalar, yan yana ama uzak.

“Ben üç kadını sevdim
Biri sendin
Benimle yıldızları izlerdin
Gideceğiz bu diyardan derdin
Ben üç kadını sevdim
Biri sendin”

Gözleri açık, parmakları zonklarken Haluk’un gözünden bir damla yaş süzüldü. İlk aşkı Beren gelmişti aklına. Lisedeyken sevmişti onu ama hiç söyleyememişti. Her gün onu görmek için koşarak giderdi okula. Yan yana durabilmek, teneffüslerde sohbet edebilmek için can atarlardı. Gözleri birbirine kilitlenmiş gibi saatlerce konuşur, saatlerce anlatırlardı. Konu önemli değildi. Birbirlerine hiç söylemeseler de ikisi de bilirdi birbirlerini sevdiklerini. Haluk belki derdi, bir gün, belki. O bir gün hiç gelmeyecekti. Beren bir sabah okula gelmedi. Okuldan ayrıldı demişlerdi. Sonra evlendi diye haber geldi. Ailesi onu bir aşiret reisinin oğluyla zorla evlendirmişti. Zorla olduğunu sonradan öğrendi Haluk. Beren’in ölüm haberini aldığında. Genç kız geride sadece Haluk’un gözlerine yaş bırakarak canına kıymıştı.

Gözündeki yaşı silip masadaki pakete uzandı. Niye hep böyle zamanlarda boşalır ki bu meret paket. Açık pencereden dışarı doğru ağız dolusu bir küfür savurdu. Belki karşı apartmandan duyulmuştur diye düşündü. Bir daha savurdu.

Üstünde günlerdir yıkanmayan vücuduna zift gibi yapışmış kazağı çıkarıp odanın bir köşesine fırlattı. Ceketini sırtına geçirip sokağa fırladı. Köşedeki bakkala girip sanki ne aradığını unutmuş gibi etrafına birkaç bakış attıktan sonra tezgahın arkasında telefonunda oyun oynayan Bekir’e seslendi.

“Bir tane Samsun versene bana oradan.”

Bekir anlamsızca bakıyordu.

“Samsun diyorum Samsun, sigara!”

Bekir’de beliren aydınlanma çabuk sona erdi.

“Haluk abi ne Samsun’u, bize gelmiyor artık o. Bak işte şuradakiler var, hangisini dersen vereyim.”

Anlamsızca bakma sırası Haluk’a geçmişti. Bekir’in arkasındaki sıra sıra sigaralardan birini işaret edip tezgaha parasını bırakıp çıktı.

Apartmanın kapısına varmadan bir tane sigarayı bitirmişti bile.

İkinci kata çıkana kadar da ikincinin yarısını bitirdi. Daktilonun başına oturduğunda üçüncüyü yaktı.

Bu sefer gözlerini kapamadı. Yeniden yazmaya başladığı anda dudağından sarkan sigarasının ucunda biriken kül kucağına döküldü.

“Ben üç kadını sevdim
Biri sendin.”

3 Kadın” için 6 Yorum Var

  1. azizhayri dedi ki: dedi ki:

    Hoş bir öykü olmuş, etkilendim. Ben böyle öykülere hep yaşanmış diye bakarım. Özellikle de samimiyetine inandığımda kurgu olabileceği aklıma gelmez, gelmesini istemem. Üstelik bu ayın ana karakteri olan daktilo başından sonuna kadar öykünün içinde olmuş, hatta baş köşeye kurulmuş. Bir de ne beklerdim biliyor musunuz tabii ki haddim olmayarak; öykü şöyle bitmeliydi “Ben üç kadını sevdim ilki sendin.” Elinize sağlık…

  2. hilay dedi ki: dedi ki:

    Hikayeye ayrı, şiirlere ayrı bayıldım.Çok akiciydi.beni kendine çekti ve karaktere karşı içimde bir acıma duygusu oluştu. Iceri girip teselli edesim geldi. Ellerinize sağlık

  3. Çok teşekkürler. Önerinize bayıldım, keşke o şekilde bitirseydim :slight_smile:

  4. :ok teşekkürler, beğendiğinize sevindim. Şiirleri Haluk gibi ben de çok tutmadım aslında, daha çok yazması lazım bence :slight_smile:

  5. Şiirler fena değildi ve bu da belli ki bilinçliydi.

    Haluk’un içinde bulunduğu depresif modu hissettim ve iyi işlenildiğini düşünüyorum. Ama bana gereksiz geldi doğrusu. Yani öykü dışında konuşuyorum, öykü son derece tutarlı. Ama bu üç kadını hala bu kadar yoğun düşünmesine bence gerek yok. Dördüncü de olur diğer üçünü unutturur belki kim bilir? Kasmasın yani :slight_smile:

    Her şeyden öte şu güzeldi; Haluk beğenmediği şiirleri çöpe atıyordu. Ben şahsen şu ana kadar yazdığım hiçbir şeyi silmedim. Alında silmek lazım. Yazdıklarımıza egomanyakça bir narsistlikle büyülenmek için değil eleştirel ve kalbimizle bakmamız gerekli.

    Gelecek seçkilerde görüşmek dileğiyle…