Öykü

52

Okulun son günleriydi. Sınıfta son ders saatinin bitmesini bezgince bekleyen uzak uçlara dağılmış sekiz öğrenci vardı. Biyoloji hocasının da çok heyecanlı olduğu söylenemezdi. Uyuşan zihnine emeklilik hayalleriyle masaj yapıyor, bu geçmek bitmez saatlere ancak böyle katlanabiliyordu. Sınıf, derin deniz dibinin ağırkanlı havası içinde akışkanlığını yitirmişti. Açık pencerelerden gerçek deniz kokusu arada bir eserse içerdekiler canlanır gibi oluyordu. Bu mayışık ortamda hâlâ capcanlı kalabilmiş tek bir kişi heyecanla sözlü sunuma kalkmayı bekliyordu. Adını kimsenin bilmediği öğrencigillerden gözlüklü orta sıklet bir delikanlı. Biyolojici için o sadece bir numaraydı: 52. Arkadaşları için ise… Aslında hiç arkadaşı yoktu. Meçhul öğrenci “Hazırım hocam!” dedi. Hocanın bıkkın “Başla madem öyleyse.” el işaretiyle tahtaya geçti.

52, sınıftan hiçbir şey beklemiyordu. Meraklarının onu diğer çocuklardan ayırdığını çok erken fark etmişti: Daha ilkokul birinci sınıfta okul bahçesindeki küçük gül tarhlarının dibindeki salyangozları büyülenmiş gibi seyrederken bir grup yaşıtının da ona hayretle seyrettiğini sezdiği an. Büyüdükçe bununla baş etmeyi öğrendi. Anne babası ayrılıp da onu dedesine bırakmış olmasalardı her şey daha zor olabilirdi. Deniz biyoloğu olan dedesinin deniz kıyısındaki laboratuvar evi onun için bulunmaz bir sığınak; dedesi ise meraklarını hiç sakınmadan paylaştığı can yoldaşı ve dert ortağıydı.

Yine de zaman zaman keşiflerini akranlarıyla paylaşma arzusu duyuyor, bu paylaşma girişimlerinin hayal kırıklığıyla sonuçlanma ihtimalini de yedekte tutuyordu. Tecrübe etmişti. Kendini gösterip yaklaşabildiği akranlarına balinaların şarkılarından, salyangozların aşk danslarından, akça ağacının pervane yapraklarından bahsetmeye kalktığında ya kahkahalarla ya da ucube alarmı veren bir sessizlikle karşılanmıştı. O da sessiz ve görünmez olmayı seçmiş, zamanla da bu görünmezliğin avantajlarını keşfetmişti. Görünmez olduğunuzda çevrenizi daha iyi gözlemleyebiliyordunuz. İnsanlar, yabancı bir gözün tehdidini duymuyorlarsa gözlemlenmeleri daha kolay oluyordu. Bu aşamadan sonra 52 iştahlı merakını yeni lezzetlerle tanıştırmıştı. İnsanlık âlemi tabiat kadar çeşitli, renkli ve zengindi. Ahtapotları, tüy bulutları ve tortul kayaçları nasıl doymaz ve sevecen bir merakla inceliyorsa insanları da sabırla gözlüyor, çözümlüyordu.

Öğrencisi olduğu bu sınıf için de bir tasnif yapmıştı: Şu arkadaki iri kıyım sivilceli oğlanla yanındaki gözlerini süzen kız, hormon zombileri sınıfına giriyordu. Ancak 52’nin duyabileceği düşük dalga boyunda fısıltı ve kıkırtılar çıkarak anlaşıyorlardı. Şu ortadaki çocuk dijitallerdendi. Akıllı telefonuna gömdüğü kafasını kaldırıp kambur bir balina gibi derin bir nefes alacak sonra yeniden ekrana dalacaktı. Kapı tarafındaki iki kız, ortak yaşardı. Birlikte kullandıkları kulaklıktan gelen müzikle sağ ve sola doğru hafifçe salındıklarını anlamak için görünmez bir gözlemci olmak gerekmiyordu. Liste böylece uzayıp gidiyordu.

52’nin hiçbirine düşmanlığı yoktu. Hatta onları uzaktan sevdiği bile söylenebilirdi. Ağaçları, çiçekleri, böcekleri nasıl oldukları gibi kabul ediyorsa insanları da öylece kabullenip seyrediyor, inceliyordu. Kâinat onun meraklı zihni için bir ziyafet sofrasıydı.

Bir beklentisi yoktu ama merak etmekten kendini alamıyordu. Onu bir kere olduğu gibi görebilseler onların aynasında o kendini bir kere görebilse neyle karşılaşacaktı. İşte bunun için 52, şansını deneyecek; sınıfa keşiflerinden birini anlatacaktı.

Konuya hızlıca girdi:

“Ben size bugün sadece kendisi için şarkı söyleyen 52 Mavi olarak bilinen balinadan bahsedeceğim.”

Sınıfı şöyle bir süzdü. Hafif bir dikkat dalgası mı, acaba? Mümkün mü?

Verilerle oyalanmak ve onları sıkmak istemiyordu. Bilinmesi gerekenleri art arda sıraladı. Diğer balinaların 15-25 Hertz aralığında iletişim kurarken onun 52 Hertz aralığında tek başına şarkısını söyleyip durduğunu, insanlara varlığını sadece sesiyle bildirdiğini bizzat hiç görülmediğini… Anlattı.

Hazır dikkatlerini çekmişken ilgileri dağılmadan ses kayıt cihazını çalıştırdı. Otuz saniyelik bir kayıttı bu. Otuz saniye boyunca bütün sınıf balinanın yalnız şarkısında birleşti. İri oğlanla süzgün kız, ortakyaşar kızlar, dijital çocuk hatta deminden beri uyuklar vaziyette onu dinleyen biyoloji öğretmeni bile yorgun bir kaplumbağa gibi kafasını kabuğundan çıkarmış dinliyordu şarkıyı. Otuz saniye bitti. Kısa bir sessizlik. 52 heyecanını kontrol etmeye çalışarak “Onun neden tek başına diğerlerinden uzakta dolaştığına ve şarkı söylediğine dair bir teorim var…” Durdu. Gerçekten meraklı gözlerle onun teorisini dinlemeyi mi bekliyorlardı? Bu anın tadını çıkardı ve devam etti: “Bence o bir gözlemci. Evrimin kaydını tutan bir yeryüzü şairi. Tek başına olması gerekiyor. Diğerlerinin şarkılarını toplayıp tek, büyük bir aryaya dönüştürmek için.” Yeniden durdu, boğazı kurumuştu. Onlara söylemeli miydi? Dedesi, henüz deneme aşamasındayız, demişti. Algoritma çalışıyordu. Ama şarkı çevirileri henüz çok yaklaşık, fazla keyfiydi. Bunu biliyordu yine de…

Ve kutsal teneffüs zili çaldı. Artık hiçbir numara kimseyi sınıfta tutamazdı. Ama belki böylesi daha iyiydi.

Sınıftan en son o çıktı.

Yaklaşık da olsa o kelimeleri cümlelere ve insan dilinde bir şarkıya dönüştürmekten kendini alamamıştı. Ağaçların hışırdayan ahengine uyarak usul usul mırıldanarak yürüdü:

Buradayım

Şarkımı söylüyorum

Şarkınızı

Siz duymasanız da

Şarkımızı

Şarkımızı

Şarkımızı

52” için 12 Yorum Var

  1. MURAT dedi ki: dedi ki:

    Merhaba, güzel bir öykü olmuş. Kısa bir hikaye olmasına rağmen, nokta atışı yapıp konuyu okuyucuya soru işareti bırakmadan aktarması çok iyiydi ve gereksiz uzunluktan sıyrılıp derdini anlatabilen bir öykü olmuş. Elinize sağlık.

  2. Merhaba, elinize sağlık.

    Bu seçkide okuduğum ilk öykü oldu bu. Anlatımınız yalın ve naif. 52’nin özel bir anlamı var mı diye merak ediyorum :slight_smile:

    Öykü düşünceniz çok güzel ve okurken zihnim - elimde olmadan - eklemeler yaptı.

    Mesela bu derslik denizin altında olabilir miydi ve büyük camlardan birine bir anda çocuğun büyük keşfi yaklaşabilir miydi gibi gibi. Bunlar benim zihnimde, sizin öykünüzün yarattığı açılımlar.

    Bu cümlenin kurulumunu tekrar gözden geçirmek isteyebilirsiniz.

    Meraklarının onu diğer çocuklardan ayırdığını çok erken fark etmişti: Daha ilkokul birinci sınıfta okul bahçesindeki küçük gül tarhlarının dibindeki salyangozları büyülenmiş gibi seyrederken bir grup yaşıtının da ona hayretle seyrettiğini sezdiği an.

    Temayı kullanımınızı çok beğendim ama heyecanı biraz yetersiz buldum. Öykünüz gelişmeye ve çok derinlere inmeye çok uygun.

    Tekrar emeğinize sağlık

  3. Refik dedi ki: dedi ki:

    Teşekkürler, yunuslar ve balinaları merak etmişimdir hep ama 52 Mavi’den bu öyküyü yazma sürecinde haberdar oldum.

  4. Refik dedi ki: dedi ki:

    Teşekkür ederim

    Çocuğun numarası 52 Mavi’den gelsin istedim :slight_smile:

    Derslikle ilgili benzer düşünceler geçti zihnimden ama Aquaman’a benzetilir diye vazgeçtim.

    Evet, o cümlenin gözden geçirilmesi gerekiyor.

    Buradaki tema bambaşka bir öykü fikrine dönüştü, yazılmayı bekliyor.

  5. Refik dedi ki: dedi ki:

    Heyecandan unutmuşum : Merhaba

    Tekrar teşekkürler :slight_smile: