Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Adalete İnanmayan Kurtadam

Bu gece hicaz makamı ezgileri gıdıklıyor sarı, tüylü kulağımı. Mahalle serserileri… Aaaah! Ah! Semtin en nadide köşesine geçer keratalar her gece. Ardından vur patlasın çal oynasın, billur mu billur, hûlyalı mı hûlyalı bir ses, yüreklerin ( siz bam diyin; ben her türlü diyim) teline değsin.

Gözünü sevdiğim geceler… Ay da yakamozunu vurdu mu suya, değmen artık keyfe de kedere de. Bu keratalar da bunu sever ya. Yakamoz olduğu zaman daha bir hikayeli içerler. Ben ne hikayeler duydum bunlardan; sinirlenip kol jiletleyenler mi diyim, yolda giden kıza laf atıp övünmeler mi diyim, saatlerce kızın kapısına dayanıp apartman ile kavga edenler mi diyim, saatlerce kız takip etmeler mi diyim… İnanın bunların hikayeleri pi sayısından daha uzun. Pislikler be! Bazen iyi çocuklar diyesim geliyor ama bunlar bildiğin pislik herifler.

Şu bıyıklı olan Kıllı Necmi. Kıllı lakabını bıyıklarından almıyor ama. İki erkeğin sahip olduğu kıla sahip. Kendisi bu konuda bir fenomen. Ben bile arada kıskanmıyor değilim açıkçası. Kıllarını arada kesip yorgancılara sattığı ve bu sayede her gece içilen içkilerin parasını çıkardığı söyleniyor fakat ne kadar doğrudur bilemem.

Karşısındaki Bacaksız Nuri. Bacağının birini, meydana gelen bir deprem esnasında kardeşini kurtarmak isterken, düşen tavan parçasından kaçamadığı için kaybetmiş. Kardeşe karşılık bir bacak… Adam gibi adam ama yine de pislik.

Yanındaki Sürtük Kadir. Kız konusunda bitikliğin uzmanlığını yapan kişilik. Bir numaralı baş belası. İşe gidiş ve işten çıkış saatlerini çok severmiş, hele ki ulaşım aracı metrobüs oldu mu tadından yenmezmiş Sürtük’ün demesiyle. Pislik herif , bir kız kestiriyormuş gözüne. Önce merhaba filan diyormuş ama bu tiple hangi kız muhabbet eder ki bununla. Red yiyince de yapışıyormuş kıza otobüste, minibüste, metrobüste. Lakabı da buradan geliyor işte.

Sürtük’ün karşısındaki Martı Niyazi. Malumunuz martılık kaşlarının birleşik olmasından. Erkekliğe de laf ettirmemek adına kaşların ortasını alamayınca tabi, lakap yapıştı adamın adına.

Martı’nın yanındaki de Kurtsavar Müslüm. Grubun en ağır abisi, en yakışıklısı ve en işlisi. Müslüm’ün bir minibüsü var ki; içi mavili kırmızılı ışıklarla kaplı, her koltuk başına dantelli, yerde kilim serili. Sabahı akşama katar da sallar direksiyonu. Fakat, vardır onun da bir takıntısı ne kadar ağır abi olsa da. Adı Müzeyyen. Mahalleliye caka satar cinsten bir takıntıdır Müzeyyen.

Müzeyyen… Her sabah kapısından alır, taa ki Müslüm karşımıza çıkana dek eşlik ederim. Ne de alımlıdır hani, değme kız da yok albenisi. Bir kıza bakarsın ve için açılır ya hani, Müzeyyen gibilerdir işte onlar. Önünde yatar da yuvarlanırım bazen. Oynar benimle eğer ki işe geç kalmıyorsa. O gündür işte hayat yeniden miladını yaşar, gün farklı bir ışıkla doğar, horozlar sûkutu bozmamaya yemin eder.

Müslüm, her sabah Müzeyyen’i sokağın köşesinden alır fondaki Orhan’ıyla, Ferdi’siyle, Müslüm’üyle. Müzeyyenin minibüsteki yeri ön koltuktur. Kızı işine bırakırken yolu biraz uzatır; işe bıraktıktan sonra da az biraz ardından bakıp yol alır Müslüm. Gün içinde de ruhsatın içindedir Müzeyyen’in fotoğrafı, ordan giderir hasretini.

* * *

İlkokuldandır Müslüm ile Murat’ın Müzeyyen çatışması.

Müslüm’dür sınıfın yaramaz ve popüler çocuğu; Murat’tır ceket asılan köşesinde sınıfın tek başına oturanı,

Müslüm’dür kızların saçını çeken; Murat’tır bir kız yanına geldi mi uyur gibi sıraya süzülen,

Müslüm’dür tüm kızlara aşık olan; Murat’tır kalbini sadece Müzeyyen’e açan.

Beşinci sınıftır işte, ne zaman Müzeyyen artık Müslüm ile “SOS” oynamayı bırakır, Müzeyyen artık Müslüm’ün ilgi odağıdır.

Altıncı, yedinci sınıftır artık zaman, fakat Müslüm Müzeyyen’in peşinden koşmaya devam etmektedir. Müzeyyen’se Murat’ın zorlanarak göstermeye çalıştığı ilgisini boşlamamaktadır.

Seneler böyle böyle geçerken okul biter lisede. Mahalle aynı mahalle, Murat ve Müslüm hala Müzeyyen’in peşinde.

Dışarıdan görülen Müzeyyen de Murat’ı sevmekte, lakin kim bilebilir Müzeyyen’in Müslüm’ü sevdiğini.

Yıllar Murat’ı kurt kostümü sahibi yapar, Müslüm’ü de minibüs.

Bir gün gelir Müslüm kesiverir Müzeyyen’in önünü tüm ihtişamıyla,

Mevsimlerden Sonbahar, aylardan Eylül fakat iki yürek yaz güneşinde sahile vuran tatlı dalgalar kadar ılıman.

Müzeyyen minibüsün ön koltuğuna oturur,

Ağızlar sımsıkı kapalı fakat doğanın işi bu, o her şeyin farkında.

Göçüne geç kalmış bir leylek alır götürür sessiz ama beklenen sevdayı sıcak topraklara.

Ya sonra…

* * *

Günümüzden bir sene evveline kadardır ki iki delikanlı vardır; Birine derler, Ahmet oğlu ey Müslüm, diğerine de derler, Murat nam-ı diğer Kurtadam. Kıraathane masalarında söz düelloları yapılmış, iki tarafta boyundan büyük konuşmuştur. Haydi ahali o zaman, gelin de izleyek, sonun da iki sevda cengaverine acep ne olmuştur?

Müslüm’dür artık gülün esansını koklayan; Kurtadam’dır gülün dikenini yüreğine batıran,

Bundan böyle Cennet’tir Müslüm’ü kabul eden; Kurtadam’dır Cehennem’in içine düşen.

Çıkar gelir Müslüm, Kurtadam kıraathanedeyken. Seslenir: “Ey ahali! Bana kulak verin. Bundan böyledir ki bana Kurtsavar Müslüm denile ve bu da böyle biline.”

* * *

Yolun köşesinde Kurtadam göründü.

-Hav hav…

Bir gülümseme doğdu beni görünce yüzünde. Yanıma geliyordu ki bir laf geldi Müslüm’den: “Ooo Kurt! Her zamanki gibi kurtluğun üstünde.” Grubun geri kalanları güldüler, ardından muhabbete devam ettiler. Kurtadam gelir gelmez başımı okşadı. Beni çok özlemiş, öyle dedi. İşten çıkmış çok yorgunmuş. Üstündeki kıyafetten de anlaşılıyordu zaten işten çıktığı ama ağız alışkanlığı işte. Müzeyyen hakkında konuştuk biraz. Yolda görmüş bugün, kanı kıpraşmış yine. Unutamıyormuş bir türlü. Ben de tavsiye vermiyormuşum, ondan yakındı sonra gitti ve yine yalnız kaldım. Çok çalışıyor çook. Fakat tam anlayamadınız değil mi ne iş yaptığını? Organizasyonlara gider Kurtadam ve orada kurt adam kıyafeti giyer. Eve dönerken de üstünden çıkarmaz hiç. Sadece kurt kafasını çıkarıp başının arkasına atar, o kadar. Ondandır ya zaten nam-ı diğer Kurtadam’dır.

Bu arada, rica ederim kusuruma bakmayınız. Şu kadar satırdır konuşuyoruz kendimi tanıtma nezaketini göstermedim. Efendim, bendeniz Kırçıllı. Mahallenin en sevilen, evcil görünümlü sokak köpeğiyim. Tüylerim de siyahlı sarılı olduğu için Kırçıllı lakabını aldım. Lakin, affınıza sığınarak satırlarımıza bir vakit ara vermem gerekiyor şu an. Dört numaralı apartman sakini Nadide hanım elinde kemiklerle geliyor çünkü. Müsadenizle, ben biraz aç karnımı doyurayım. İyi günler efendim, esenle kalınız.

Adalete İnanmayan Kurtadam” için 4 Yorum Var

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *