Öykü

Başlangıç

“Merhabalar efendim,” dedi kadın. Pembe saçları, biri yeşil diğeri mavi gözleri ve üzerine giydiği kırmızı elbiseyle göz kamaştırıyordu. Elbisenin üst kısımları, derin bir dekolteye sahipti. Omuzlar ve kollar açıkta, vücut hatları hayli belirgindi. Samuel, gözleriyle etrafı taradığında; çalışan kadınların tamamının benzer güzellikte ve şıklıkta olduğunu fark etti. İlk başta farkına varamadığı erkek çalışanların da; uzun boylu, yakışıklı ve kaslı olduklarını gördü. Çalışan seçimlerinde bir numaralı faktörün dış görünüş olduğu ortadaydı.

aNewworld, yaklaşık 100 yıldır varlığını sürdüren bir oyun ve sanal eğlence şirketiydi. Oyun deyince akla basit şeyler geliyordu ancak bu şirket, kurulduğu günden bu yana tüm algıları değiştirmeyi başarmıştı. 21. Yüzyılın başlarında sanal gerçeklik uygulamaları revaçtaydı ve VR gözlükleriyle insanlara, yeni dünyaların kapıları aralanmıştı. Ancak aNewworld, kendine has dokunuşunu yapana dek bu uygulamaların tamamı yapaydı. Şirket, sanal gerçeklik uygulamasını farklı bir yere taşıyarak, kullanıcılara geniş imkânlar sunmuş ve binlerce farklı senaryo ile onlara hayal dahi edemeyecekleri yerlerde bulunma imkânı tanımıştı. Gerçeğe Bağlanmak uygulamasının ilk sürümü, büyük bir şaşkınlık ve hayranlık uyandırmıştı. Çok kısa bir süre içerisinde aNewworld adlı firma; hem oyun sektörünü ele geçirmeyi, hem de milyarlarca kullanıcıya ulaşmayı başarmıştı.

Salonun girişinde sağ tarafta büyük bir holografik ekran bulunuyordu. Burada şirketin kurucularından ve Gerçeğe Bağlanmak uygulamasının tanıtım konuşmasından bahsediliyordu. 2017 yılında ilk kez kullanıcılarla buluşan uygulamanın geçmişi, kısa bir film gibi ekranda dönüp durmaktaydı. Şirketin geride kalan yıllar boyunca basına ve medyaya verdiği reklam metinlerini de bu ekrandan okumak mümkündü. Hatta uygulamanın ilk tanıtım metni, en dikkat çekici olanıydı.

HAYALLERİNİZİ GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN NEYİ BEKLİYORSUNUZ?

aNewworld mühendisleri ve yazılımcılarının geliştirdiği özel bir mikroçip sayesinde, size hayallerinizi gerçeğe çevirme fırsatı sunuyoruz. Aklınıza gelebilecek her şeyi yapabileceğinizi söylüyoruz. Bu deneyime hazır mısınız?

Bütün yapmak istediklerinizi, tam gerçeklikle size yaşatmak için bir telefon yeterli. aNewworld, size bu imkânı sunuyor! İddia ediyoruz, yapamayacağınız hiçbir şey yok. Bize ulaşın ve hayallerinizi gerçekleştirelim. Hayat, bekleyecek kadar uzun değil.

“Size nasıl yardımcı olabilirim?” diye sordu güzel, kırmızı elbiseli kadın. Samuel, şakağındaki mikroçipe dokundu ve gözleriyle kimlik taraması yaptı. Kadının adı Beverly Hules idi ve 29 yaşındaydı. Görünüşe göre yarı-android idi. Programlanabilen bedenler, diye geçirdi içinden.

Samuel, arkadaşı Andre ile göz göze geldi. İkisi de hayli gergin ve heyecanlıydılar. Büyük bir dijital gazetenin muhabirliğini yapıyorlardı ve yaklaşık 14 saatlik bir mesaiden çıkmışlardı. Jüpiter’in uydusu Europa’ya yapılacak insanlı yolculuk ve bu yolculuk için ayrılan bütçedeki yolsuzluğu, sanal ortama taşımışlardı. Tüm Birleşik Irklar Birliği, bu haberle çalkalanıyordu ve görünen o ki; durum çok ciddiydi. Bu işin sonunda mutlaka birilerinin kellesi alınacaktı. Samuel, yolsuzluğun miktarını duyunca çılgına dönmüştü. 2 milyon bitcoinlik bir soygundan söz ediliyordu. Bu meblağın büyük bir kısmının da aNewworld adlı şirketin gizli hesaplarına aktarıldığı konuşuluyordu.

“Gerçeğe Bağlanmak uygulaması için buradayız,” dedi Samuel. “Son sürümü denemek istiyoruz.”

Kadın, uzun süredir yoğun bakımda olan yakınıyla ilgili sevindirici bir haber almışçasına gülümsedi ve coşkuyla, “Gerçeğe Bağlanmak uygulamasının son sürümünde, sizlere gelişmiş teknolojimizin geldiği son noktayı sunmaktan gurur duyarız,” dedi. “Sanırım tanıtımları izlediniz. Son sürümde, yeni senaryolar ile yeni karakterler ekledik ve uygulamayı daha da genişlettik.”

Kadın, bıraksalar sabaha kadar konuşacak gibi görünüyordu. Ezberletilmiş cümleleri peş peşe okuduğu her halinden belliydi. Programlandığı şeyin dışında bir konu hakkında soru soracak olsalar; muhtemelen afallayacaktı. Samuel araya girdi ve “Biz beşinci sürüm için geldik,” dedi. “2456 kodlu uygulamanızdan haberdarız.”

Az evvel coşkuyla gülümseyen kadının yüzü değişti. Duydukları hoşuna gitmemiş görünüyordu. Birkaç saniye sessizce bekledikten sonra, “Bana biraz müsaade eder misiniz?” diye sordu. “En iyisi sizi müdürümüz William Erney ile tanıştırayım.”

Andre, buna gerek olmadığını söyleyecekti ki; kadın, arkasına dahi bakmadan hızla uzaklaştı. Yanlarından ayrıldıktan sonra salonun sonuna doğru ilerledi ve bir kapıdan dışarı çıktı. Samuel, Andre ’ye baktı ve “Ne düşünüyorsun?” diye sordu. Andre, gözlerini salonun sonundaki kapıdan ayırmadan, “Bizi kapı dışarı edecekler,” dedi. “Buraya gelmemiz hataydı.”

“Abartıyorsun,” dedi Samuel gözlerini devirerek. “Elbette kovacaklardır ama biz gazeteciyiz dostum. Bunu yapmalıyız. Hem ilk kez kovulacak da değiliz, öyle değil mi?”

Andre, ellerini cebine soktu ve Samuel’e döndü. “Bu işi neden bize verdiklerini biliyorsun,” dedi. “Buraya robo-drone (R-D) da gönderebilirdik. R-D gelir, çekimini yapar ve şirketin bir yetkilisi ile göstermelik bir röportaj gerçekleştirir, sonra da bize getirirdi. Biz de hazırlar ve yayına sunardık.”

“Her şeyi R-D yapacaksa, biz bilgisayar başında oturmak dışında ne yapacağız?” diye sordu Samuel. Sinirlenmiş görünüyordu. Son zamanlarda farklı kişilerden benzer eleştiriler duymaya başlamıştı ve işe yaradığını ispat etmek zorunda hissediyordu. Lanet olası robotlar, yapay zekâlar her işe salça olmaya başlamışlardı.

“Ayrıca içimden bir ses, buraya bizzat gelmemiz gerektiğini söylüyor.”

“Aynı ses bana da benzer şeyleri söylüyor. Bu çok tuhaf değil mi? Ama ne düşünüyorum biliyor musun? Her zaman içindeki sesi dinlememelisin. Bazen o ses, baş belası bir çocuğa aitmiş gibi hissediyorum. Tek derdi yaramazlık yapmak olan, sonuçlarını bir saniye dahi düşünmeyen bir çocuğun fikirlerini seslendiriyor. Ayrıca ne bekliyorsun ki? Her şey değişti Sam. Ben haberi düzenleyip yayınlama konusunda bile, hâlâ bize neden ihtiyaç duyduklarını anlamaya çalışıyorum. Bize ihtiyaçları var mı gerçekten? Bir yapay zekâ da bu işi kolaylıkla yapabilir.”

“Yapay zekâların canı cehenneme,” dedi Samuel. Ses tonuna dikkat etmesi gerekiyordu. Salondakilerin bazıları çatık kaşlarla kendilerine bakıyordu. Samuel, elini kaldırarak ses çıkarmadan özür diledi ve arkadaşına eğilerek “Bir yapay zekâ, haber metnini yazıya dökebilir, resimleri düzenleyebilir ve yayınlayabilir. Katılıyorum. Ama bir YZ, bizim kadar sorgulamaz. Bizim gibi derinlemesine araştırmaz ve ileri gitmez. Onlar, ancak biz parçaları önlerine koyarsak yapbozu tamamlayabilir. Parçaların bizzat kendisini bulamazlar. Anlıyor musun?”

Andre, ileri gitme sözünü işitince arkadaşının ne demek istediğini anlamıştı. NASA’da gerçekleşen 2 milyon bitcoinlik yolsuzluğu bir YZ ortaya çıkarmamıştı. Global’in en parlak muhabiri George Crombie sayesinde olmuştu. Andre de iyi biliyordu ki; bir YZ bu konuyu araştırsaydı, büyük ihtimalle üstü kapanacaktı.

“Üç robot yasası,” dedi Andre.

Samuel, başını salladı ve “Aynen öyle,” diyerek onayladı. “Bir robot asla bir insana zarar vermez. Bu kurallarla son yüzyılda o kadar çok oynadılar ki; artık bir YZ’nın, bir insana hiçbir şekilde zarar verememesini garantilediler.”

“O lanet olası robot istilası filmleri, herkesi paranoyak yaptı da ondan,” dedi Andre. “Bir asır önceki film ve kitapların bu kadar etkileyici olmasını anlamıyorum.”

Samuel, “Üç robot yasası da bir kitaptan alıntıdır dostum,” derken kırmızılı kadın, yanında bir adamla kapıdan çıktı. Kendilerine doğru gülümseyerek gelen adamı hemen tanıdılar. aNewworld ’un ikinci adamı William Erney idi bu.

“Bu herifin, YZ-robot olduğunu düşünen bir ben miyim?” diye sordu Andre fısıltıyla. Sam, bir şey söylemedi ama içten içe arkadaşıyla aynı şüphelere sahip olduğunu hissetti. Adam, başarılı ve yakışıklı biriydi. Henüz 41 yaşındaydı ve başarı basamaklarını hızla çıkmıştı. Bir bilgisayar mühendisi olduğu söyleniyordu. Üniversiteyi dereceyle bitirmiş; sonrasında da alanında büyük ve önemli işler başarmıştı. Hakkında bundan daha fazla bilgisi olan yoktu.

“Sizleri burada görmek ne büyük şeref,” dedi William yaklaşırken. Yüzünde ve sözlerindeki ukalalığı, alaycılığı hissetmemek imkânsızdı. Geniş alnı, kemikli çene yapısı ve parlak gözleriyle mide bulandırıcı bir yakışıklılığa sahipti.

“Bayan Hules ’un sizi buraya kadar yormasına lüzum yoktu,” dedi Sam. “Biz son sürümü test edecek ve sonra ayrılacaktık.”

William, Beverly’ye başıyla uzaklaşmasını işaret ettikten sonra “Buraya haber yapmaya geldiğinizi biliyorum,” dedi. “Dürüstlüğe çok önem veririm Samuel. Lütfen birbirimizi kandırmayalım.”

“Öncelikle gazeteciler her zaman dürüstlükten yanadırlar. Bu dünyaya en büyük hizmetimiz, dürüstlüğün yaşamasını sağlamamız diye düşünüyorum. Bu mesleğe gönül verenler olmasa, dürüstlük çoktan ölmüş olurdu. Demem o ki; bu konuda sizinle aynı fikirdeyiz. Ayrıca evet, belki bu deneyimimizi minik bir habere de dönüştürebiliriz.”

“Sizin yaptığınız haberlerin, genelde nasıl sonuçlar doğurduğunu görüyoruz,” dedi William. Andre göğüslerinin kabardığını hissederek “NASA olayını mı söylüyorsunuz?” diye sordu.

“NASA olayının saçmalıktan öte bir şey olmadığını çok yakında herkes anlayacak. Bu şirketin gizli kaynaklardan gelen paraya ihtiyacı yoktur. aNewworld, dünyadaki aktif yazılım ve bilişim şirketlerinin hepsinden çok daha iyi durumda. Buna Microsoft, Google ve Apple da dâhil.”

“Herkes daha fazlasını ister,” dedi Andre. Bir yarışta birinci olmak çoğu zaman yeterli olmazdı. Diğer yarışları da önde bitirmeyi arzulamaya başlardı insan. Sonra da bunu garanti edebilmek adına, o yarışlara tek başına katılmanın yollarını arardı muhtemelen. Yarışta başka rakip olmayınca, yarış anlamsızlaşırdı ama hırsla dolup taşanlar bunu gerçekleşene dek göremezlerdi.

William, eliyle işaret etti ve “Lütfen,” dedi. “Beni takip edin.”

Adam önde, muhabirler arkada asansöre doğru ilerlemeye başladılar. William, sensöre doğru yaklaştı ve asansör, retina okuması yaptı, kapılar açıldı. William, önden buyurun dercesine bir vücut hareketi ile Samuel ile Andre’nin asansör kabinine girişini izledi. Sonra da kendisi girdi.

“12. Kat, ikinci bölüm,” dedi ve asansör harekete geçti. Geliştirilmiş en yüksek teknolojili asansördü ve Samuel de Andre de, buna benzer asansörlere birkaç kez binmişlerdi. Diğer bilinen asansörlerin aksine, kabinler değil içindekiler yer değiştiriyordu. İki kabin arasında moleküler taşıma ile yolcular hareket ettiriliyor, istenilen kata ve bölüme birkaç saniye gibi kısa bir sürede ulaşıyorlardı. Şimdilik bu teknoloji, yalnızca kısa mesafeler için kullanılıyordu ancak çok yakında, jet yolculuklarını ortadan kaldıracağı herkes tarafından tahmin edilebiliyordu.

Asansörün kabininin içindeki ışıklar söndü ve ince, vızıldayan bir elektrik akımı kabin duvarlarında gezinmeye başladı. Sonra göz açıp kapayıncaya kadar kısa bir sürede asansör aydınlandı ve kapı açıldı.

“Kat 12, bölüm 2,” dedi asansörün yapay zekâsı.

“Burası,” dedi William asansörden çıkarken, “Bu şirketin en değerli katı beyler.”

Andre, şaşırmıştı. Kendilerini hâlâ kapı dışarı etmemeleri tuhaftı. Üstelik bunu yaparken de aşağılayıcı birkaç cümle işitmemiş olmalarına hayret ediyordu.

“Gerçeğe Bağlanmak beş numaralı sürümü tanımak istiyordunuz, öyle değil mi?” diye sordu. Sesinde ne bir coşku, ne de bir ima bulunuyordu. Sıradan bir tanıtım turu düzenliyor gibiydi.

“Meraktan ölüyorum,” dedi Andre.

“Ben de öyle,” dedi adam sırıtarak. O kemikli yüzüne hiç yakışmayan bir eylemdi.

William, holün ilerisindeki kapıya doğru ilerledi, kapının önüne gelince durdu. Elini şakağına götürdü ve “Kilidi devre dışı bırak,” dedi. Binanın kontrolünü sağlayan YZ devreye girdi ve “Sesli anahtar başarılı,” diye seslendi. Andre ve Sam, adamın hemen arkasında duruyorlardı. “Retina ve parmak izi taraması,” dedi YZ. “Lütfen elinizi panele yerleştirin ve gözlerinizi dijital sensöre yaklaştırın.”

William söyleneni yaptı. Birkaç saniye sonra kapı açıldı ve YZ, “Retina ve parmak izi taraması başarılı,” dedi. William, kapının önünde durdu. Andre ve Sam’e döndü. “Lütfen içeri buyurun,” dedi. Global Dijital ’in iki muhabiri, iyi korunduğu gözlemlenen bu çok önemli odaya girdiler.

İçeriye girdiklerinde ilk göze çarpan şey, mobilyalardı. Mobilya denince akla, ahşap veya metal iskeletli, kumaşla sarılmış koltuklar veya masa, sandalye gibi eşyalar geliyordu ancak buradakiler biraz farklıydı. Yer çekimini belli bir seviyede tutarak üzerine oturanları diledikleri yükseklikte tutan hava koltukları, yine benzer bir prensiple çalışan uçan masalar; burada bolca kullanılmıştı. Sam, bu duruma hiç şaşırmadı. Böylesine çok kazanan bir şirketin tepesindeki isimlerin odalarında sıradan mobilyalar beklemiyordu ya?

William “Beyler açık konuşacağım,” diyerek söze başladı. “Burada gerçekleştirdiğimiz şey, tüm zamanların en önemli ve değerli işlerinden biri. Mühendislerimizin yoğun ve başarılı çalışmaları sonucunda geldiğimiz noktanın, daha evvelki işlerimizde olduğu gibi; insanların bakış açılarını kökünden değiştireceğine inanıyoruz. Biliyorsunuz, aNewworld Bilgisayar Yazılımları her zaman en iyisinin peşine düşmüştür.”

Andre, ukalalık yapma ihtiyacı hissetmiş olacak ki; “Lütfen reklamları geçelim Bay Erney,” dedi. Bu hamlesi, hem arkadaşı hem de sözü kesilen adam tarafından hoş karşılanmamıştı. Bunu da dile getirmeye lüzum yoktu. İkisinin de bakışları her şeyi ortaya apaçık koyuyordu. William, istifini bozmadan devam etti. Bunu yapmadan önce de küçük bir öksürükle boğazını temizledi.

Adam, elini alnına götürdü ve “Ah, çok özür dilerim,” dedi. “Size bir şey ikram etmedim. Ne içersiniz?”

Andre, ağzını açacak gibi olduysa da Sam araya girdi ve “Teşekkürler,” dedi. “Biz böyle iyiyiz.”

William, eliyle “saçmalama” dercesine bir hareket yaptı ve “aNewworld, misafirlerini ikramsız göndermez,” dedi. “Israr ediyorum. 1975 yapımı nefis Bordeaux şarabı var. Bizim için bile çok değerli bu şarabın, size ne ifade ettiğini tahmin etmek bile beni ürpertiyor. Sohbete geçmeden önce birer kadeh içelim, ne dersiniz?”

Sam, adamın kendilerini aşağılamaya çalıştığını fark ediyordu. “Sizin için bile,” sözünün başka ne anlamı olabilirdi ki? Nedenini bilmediği bir şekilde, burada olması ve William denen adamla bu sohbeti gerçekleştirmesi gerektiğine inanıyordu. Hem neredeyse 150 yıllık bir kırmızı şaraba kim hayır diyebilirdi ki?

“Bordeaux,” dedi kadehlere viski doldururken büyük bir efkârla. “Üçüncü Dünya Savaşı’nda yerle bir edilmeseydi, bugün hâlâ muhteşem şaraplarından içebiliyor olacaktık. İnsanlar ne kadar tuhaf, değil mi?”

Sam, Andre ’ye baktı. İnsanlar tuhaf derken ne demek istemişti? Yoksa şüphelerinde haklılar mıydı?

“2027 yılına gelinirken yeni bir dünya savaşının kopacağını kim tahmin edebilirdi ki?”

Kadehleri misafirlere doğru uzattı ve ardından kendi kadehini eline aldı. Bardağı burnuna yaklaştırıp derin bir nefes aldı. Yüzündeki ifade değişiverdi.

“Bu koku,” dedi ve bir yudum aldı. “Bu tat. Kendi ayağına sıkan ender canlılardanız, öyle değil mi?”

Sam, şaraptan bir yudum aldı ve adamın söylediği kadar muhteşem olduğunu anladı. William denen ahmağın kendileriyle dalga geçtiğini ise anlamamak, olanaksızdı. Bir cümlesinde siz insanlar diyor; diğerinde yeniden bize katılıyordu. Söylentilerle dalga mı geçiyordu?

“Şarap için teşekkür ederiz, Bay Erney, “ dedi Sam. “Artık bize söyleyeceklerinize dönsek?”

William, yarısını içtiği kadehi masanın üzerine bırakmak için elini uzattı ve yaklaşık 30 santim aşağıdaki masa, kendiliğinden adamın eline yaklaştı. Böylece adam, daha fazla çaba harcamadan kadehini masaya güzelce bırakabildi.

“Şimdi size biraz yeni sürümden söz edeyim.”

Sam ve Andre, kulaklarını dört açıp adamı dinlemeye başladılar.

“Gerçeğe Bağlanmak, bir sanal gerçeklik uygulaması olarak yaratıldı ve ilk sürümden bu yana yapabildikleri; kullanıcılara sanal dünyalar yaratmaktı. Kullanıcılarımızı, sanal gerçeklik ürünlerimiz ve hiçbir yan etkisi olmadığı bilim kurullarınca test edilmiş kimyasalımızla insan bedenine enjekte ettiğimiz mikroçipimiz sayesinde, senaryosu ve arka planı iyi temellendirilmiş yapay dünyalara gönderiyorduk. Tabi bu yolculuk, kullanıcının beyninde gerçekleşiyordu. Ama her şeyiyle gerçeğe çok yakındı. Bu yüzden ona ‘Gerçeğe Bağlanmak’ adını vermiştik.”

“Öyle gerçekçiydi ki,” dedi Sam. “Kullanıcıların bir kısmı, bu gerçeklikten kopmak istemediler, öyle değil mi?”

William, savunmaya geçen bir ses tonuyla “Gerçeğe çok yakın olduğunu söylemiştim,” dedi. “Kullanıcılar, bağlanmadan evvel uzun detayları olan bir form dolduruyorlar ve burada her şey açıkça yazılıdır. Eğer uyanmak istemediklerini baştan belirtirler ve birinci dereceden yakınlarından da bu yönde onay alırsak; ölene dek sisteme bağlı kalabiliyorlar. Derin bir uykuya dalmışçasına bizim yarattığımız dünyada yaşıyorlar. Bedenleri ise şirketin mülkü haline geliyor.”

Adam, şakağına dokundu ve “Holo-ekranı görebilir miyiz?” diye sordu. Bulundukları noktadan 3 metre ötede büyük bir holografik ekran belirdi.

“Biz bir adım sonrasını değil, en az beş adım sonrasını tasarlıyoruz beyler. Bu yüzden dördüncü ve beşinci sürüm için çalışmalarımızı sürdürürken, daha yenilikçi neler yapabiliriz sorusuyla meşguldük. Kullanıcılara yapay ve senaryolaştırılmış (karakterleri ve hikâyeleri tarafımızdan yaratılmış) gerçeklikler sunmaktan daha iyisini yapabileceğimize inanıyorduk. Bunun için çalışmalar yaparken, mühendislerimizin aklında çok parlak bir fikir belirdi.”

Sam, adamın sözlerini büyük bir ilgi ve merakla dinliyordu. O yöne bakmıyordu ama arkadaşının da aynı dikkate sahip olduğundan emindi. Konuştuğu zaman, dinleyenleri hipnotize etmeyi başaran bir adamdı William.

“Kullanıcıları geçmişe, gerçek dünyaya götürebileceğimizi hayal ettik.”

Andre, şarabından son bir yudum almıştı ki; adamın sözlerini işitti. Şaşkınlıkla ağzındakileri tükürdü ve “Yok artık,” dedi. Bu kaba saba tepkisi, karşısındaki adamda tiksinti uyandırmıştı. Samuel, arkadaşına baktı ve “Andre adına özür dilerim,” dedi.

“Özür dilemenize gerek yok,” dedi William. “Ben de böyle bir şeyi ilk kez duysam, böyle olmasa da buna yakın bir tepki verirdim. Duyduklarınız sizi şaşırtmasın beyler. Çünkü aNewworld, Gerçeğe Bağlanmak 5 ile kullanıcılarını zamanda yolculukla tanıştıracak. Dilerseniz bundan sonrasını ben değil, tanıtım filmimiz sizlere anlatsın.”

Holo-ekranda görüntüler akmaya başladı. aNewworld’un güzel ve ilgi çekici mankenlerinden biri konuşmaya başladı.

“Hepimiz zaman yolculuğu yapmayı ve geçmişe dönebilmeyi isteriz öyle değil mi?” Mankenin hemen arkasında geçmişe ait görüntüler akmaya başladı. “Üçüncü Dünya Savaşı’nın cephelerinin birinde savaşan askerlerden biri olmayı ister miydiniz? Bir savaşa yakından tanık olmak nasıl olurdu? Biden Suikastını fotoğraflayanlardan biri olabilmek, kulağa nasıl geliyor? 1 Ekim Londra saldırılarında Thames Nehri üzerindeki köprünün yıkılmasına tanık olmak nasıl olurdu?”

Manken, konuşmayı sürdürürken; Andre ve Sam, hayretler içerisinde ekrana bakıyorlardı.

“Size gerçek insan bedeninde, gerçek bir zaman ve olay sırasında, gerçek bir deneyim sunuyoruz. Son 300 yılda yaşanan tarihi olaylara yakından tanık olma imkânı için Gerçeğe Bağlanmak 5’in şanslı ve ayrıcalıklı kullanıcıları arasında yer almalısınız.”

William holo-ekrandaki görüntüyü durdurdu ve “Bunun nasıl mümkün olacağını soracaksınız, değil mi?” diye sordu.

“Bu imkânsız,” dedi Andre. “Siz delirmişsiniz.”

“Bir anlamda haklısın,” dedi William Erney. “Ancak deliler, imkânsız denileni gerçekleştirmeye kalkar. Biz de deli olduğumuzu kabul ediyoruz. Ama etrafınıza bakın. Delilik bizi nerelere taşıdı? 19. Yüzyılın başında birisi çıkıp sanal gerçeklikten bahsetse; insanlar muhtemelen onu alaya alırdı. Zamanda yolculuk, dostlar. Buna inanabiliyor musunuz?”

“Bu saçma,” dedi Sam. İlk defa Andre gibi tepki vermişti. “Zamanda yolculuk mümkün değildir. Bunu daha evvel defalarca kez, birçok bilim insanı denedi. Kimse, maddeyi zamanda ileriye veya geriye götüremedi.”

“Aynen öyle,” dedi William ışıldayan gözlerle. Büyük bir gizemi çözdüğüne inanan birinin bakışlarıydı bunlar.

“Kimse maddeyi zamanda ileri veya geri götüremez,” dedi altını çizmek istercesine.

“Ya düşünceyi? Zihni?”

Sam, yutkundu. Böyle bir cevabı beklemiyordu. “Biz insan zihnini zamanda geriye götürebileceğimizi keşfettik,” dedi William.

* * *

“İnsan bedenini taşıyamıyorsunuz,” diye girdi araya Sam. Birkaç dakikalık sessizlikten sonra konuşmaya karar vermişti. “Peki, zihni hangi bedene gönderiyorsunuz o halde?”

“Bu kadar parlak bir zekâya sahip olman tesadüften öteymiş gibi hissediyorum,” dedi William. Sonra da ekledi. “Lütfen alınma.”

Andre, “Bizim işimiz doğru soruları sormaktır Bay Erney,” dedi.

William, Andre’yi duymazdan gelerek “Bedenlere gelince,” dedi. “Geçmişi haritalandırmayı ve genişlik, derinlik, yükseklik ve zaman boyutlarını tespit edebilmeyi başardık. Bir zihni, haritalandırdığımız bir zaman aralığına ve bu zamana ait bir konuma gönderebiliyoruz. Bedenleri, kullanıcılarımız için hazır ediyoruz.”

“Nasıl yani?” diye sordu Andre. “Geçmişe göndereceğiniz zihinler için hazır bedenleriniz mi var?”

“Kulağa tuhaf geldiğini biliyorum,” dedi adam. “Biraz sabırlı olun lütfen. Anlatacağım.”

Sam’in aklında binlerce soru bulunuyordu ancak hepsi, birbirinin önüne geçmeye çalışıyor gibiydi. Biri belirirken diğeri kayboluyordu ve bu da, büyük bir kafa karışıklığı yaratmaktaydı.

“Zihni geri nasıl getiriyorsunuz?” diye sordu. Aklında dolaşan sorulardan birini çekip çıkarmayı başarmıştı.

William, kadehine biraz daha şarap doldurduktan sonra “Geri çağırmak,” dedi. “Şaşıracaksınız ama göndermekten daha kolay. Enerjiyi kestiğimiz anda zihin, bağlandığı bedenden kopuyor ve açtığımız zaman koridorundan dönüşünü gerçekleştiriyor.”

“Geçmişi değiştirmiş olmuyor musunuz?” diye sordu Andre. Kendisinden beklenmeyecek derecede akıllıca bir soruydu. “Her seyahat, geçmişte az da olsa bir etki yaratır, öyle değil mi?”

Sam, sorunun muhatabına döndü ve “Kelebek etkisi,” dedi.

William, yalnızca güldü. Şarabından birkaç yudum daha aldı. Tek kelime etmedi. Soruya cevap vermemeyi seçmişti anlaşılan. İki muhabire bir müddet imalı bir şekilde baktı. Bir şey soruyor veya bir şeyi yokluyor gibiydi. Sam, adamın bakışlarını önemsemedi.

“Şimdi ben anladığımı söyleyeyim, siz de yanlışım varsa düzeltin olur mu?” diye sordu.

William başını salladı. Belki de en can alıcı soruya gelinmişti.

“Zamanda yolculuğu buldunuz ve bunu, geçmişi değiştirmek için kullanmak yerine; insanlara bir eğlence aracı olarak satıyorsunuz. Bu mudur?”

“Biliyor musunuz?” diye sordu William. “Bu yolculukların bazı yan etkileri olabileceğini tahmin ediyorduk. Ancak zihne bu kadar gerçekçi görüneceğini asla tahmin etmiyorduk. Zihnin, yeni bedeni bu kadar kısa sürede sahipleneceğine hiç ihtimal vermemiştik.”

Andre ve Sam birbirlerine baktılar ve adamın söylediklerinden hiçbir şey anlamadıklarını konuşmadan, yalnızca bakışlarla birbirlerine ifade ettiler. William, bu bakışların söylemek istediğini sezmiş olacak ki; “Şu anda gerçekten nerede olduğunuzu bilmiyorsunuz, öyle değil mi?” diye sordu.

aNewworld isimli şirketin merkez binasındaydılar. Bundan başka bir gerçek mi vardı?

“Buraya geldiniz ve beşinci sürümü denemek istediğinizi söylediniz. Oysa aNewworld, henüz üçüncü sürümü piyasaya yeni sürdü. Dördüncü sürümü bile gerçekleştirmediğimiz halde, siz buraya beş için geldiniz. Sizce bu, yalnızca bir dil sürçmesi mi? Basit bir karışıklık mı?”

Sam, etrafında olan biten her şeyin bulanıklaştığını hissetti. Gözlerini kapadı ve yeniden açtı. Bu sefer de her şey, eriyormuş gibi görünüyordu. Neler oluyordu böyle? Şarabın içerisine bir şey mi katmıştı bu aşağılık adam? Bayılıyor veya zehirleniyor muydu?

“2456 kod adlı bir uygulamamız yok. Ama bu, geçtiğimiz yıllarda geliştirdiğimiz bir protokole çok uyan bir kodlama şekli. Geliştirilen her teknolojinin, geliştirildiği tarihle kodlanması kararını almıştık.”

Gülümsedi. Bu sefer gülüşünde büyük bir samimiyet barındırıyordu.

“Siz beyler,” dedi. “Zamanda zihin yolculuğu yapan ilk insanlarsınız. Şu anda muhtemelen bu zamandan yaklaşık 300 yıl sonra 2456 yılında, aNewworld şirketinin laboratuvarında ilk testi gerçekleştiriyorsunuz. Gerçekte birer muhabir değilsiniz. İçinde bulunduğunuz bedenler, birkaç saat öncesine kadar bizim şoklama depolarımızda bekletilmekteydi. Depolarımızdaki hareketliliği fark ettiğimizde, büyük bir şeyi başardığımızı hemen anladım. Buraya geleceğinizi ve benimle bu konuşmaları yapacağınızı biliyordum. Yaklaşık 300 yıl boyunca uğraştığımız (özür dilerim acaba uğraşacağımız mı demeliydim?) bu büyük olayı gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyorum.”

Sam, adam dil bilgisini katledercesine anlatmaya devam ederken; içinde bulunduğu bedenden kısa bir anlığına ayrıldığını hissetti. Sanki her şeye dışarıdan bir gözle bakmış ve tekrar bedenine dönmüştü.

“Anlamıyorum,” dedi Sam. Andre’nin bedeni yere yığıldı. Şimdi ipleri koparılmış bir kukla gibi yatıyordu. “Eğer biz gelecekten geliyorsak, sen bunu nasıl biliyorsun?”

“Anlamakta zorlandığınızı görebiliyorum. Bu yolculuğun çok uzak bir gelecekte de olsa bir gün mümkün olabileceğine inanıyorduk. Bu çalışmaları başlattığımızda, bu hayalimiz gerçeğe dönüştüğü zaman; tam da bu tarihe döneceğimizi planlamıştık. Buraya iki kişi gelecek, 2456 kod numaralı beşinci sürümü soracaktı. Böylece hem yolculuk yapacak zihinler için gerçek bedenleri hazırlayabilecektik, hem de bir keşfi gerçekleşmeden çok önce bilecektik.”

“Bana neler oluyor?” diye sordu Sam, bedenine ait bütün kaslar kasılırken. Tırnakları parmaklarından, saçları derisinden ve etleri kemiklerinden ayrılıyor gibi hissediyordu. Beyninin acıyı algılayan her noktası aktif durumdaydı.

“Sanırım dönme vaktin geldi Sam,” dedi. “Döndüğünde her şeyin yolunda gittiğini söylemeyi unutma olur mu? 400 yıl kadar geriye tasarlanan her yolculuğu, gerçek bedenlerle mümkün kılabileceğimizi söyle onlara. Şu an içinde bulunduğunuz bedenler gibi yüzlerce beden, kullanıcılarını bekliyor.”

Sam, tutunduğu bedenden ayrılıverdi. William’ın bulunduğu taraftaki duvarda açılan parlak yarığı gördü ve oraya doğru çekilmeden evvel adamın son sözlerini işitti.

“Geçmiş de gelecek de artık bizim ellerimizde Sam. En güzel yanı da ne biliyor musun? Şimdiden bunu başaracağımızı (veya başardığımızı) biliyoruz.”

Olcay Şeker

1984 İstanbul doğumlu, İstanbul Üniversitesi inşaat mühendisliği mezunu olan yazar, bilimkurgu ve korku gerilim türünde eserler vermektedir. Ilk kitabı 7 Pencere 2016 yılında okuyucuyla buluşmuştur. 2017 yılında Kasaba, Avcı ve Hiçbir Zamana Ait Olmayan Adam isimli kitapları basılan yazarın, 2019 yılında da Karanlık Çökerken isimli öykü kitabı raflarda yerini almıştır. Son kitabı Gölgeler, 2020 yılı başında Ahbap Kitap etiketi ile satışa sunulmuştur. Yazarın bazı kısa hikayeleri de çeşitli sitelerde ve öykü seçkilerinde yer almaktadır.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. bedenin değil zihnin yolculuk etmesi zaman yolculuğunu teknik olarak inanılmaz değiştirmiş artık bilim olarak fizik değil nörolojinin çalışma alanı haline gelmiş. Bununla birlikte yolculuk eden zihnin bedenini sahiplenmesi aNewworld şirketinin 6.sürümünde çözmesi gereken bir problem sanırım :smiley:
    Yarattığın atmosfer kolayca hikayenin dünyasına girmemi sağladı, konuşmalar arasında verdiğin karakterlerin hareketleri beni de 12.kat 2. bölümde kameraman yapmaya yetti. :slightly_smiling_face:
    Karakter isimlerini yabancı isimlerden seçme tercihini anlayamadım sadece

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

1 cevap daha var.

Yorum Yapanlar