Öykü

Binfenli

Üzmüşler çocuğu, diğer çocuklar sınıfta. “Senin baban çöpçü, sen de pis kokuyorsun” demişler. Üstü başı süklüm püklüm. Geldi yanıma hıçkırarak anlattı. Kolalı, el örme yakasını düzelttim. Ayakkabısının ucu aşınmıştı. Sürterek yürüdü. Öğretmenler odasından çıktık. Baktım elimi sımsıkı tutuyor.

Öğlen arası gelmeden konuştum babasıyla. Dağ gibi adamın gözyaşları inci gibi süzüldü. Başka bir iş gelmez elimden, ekmek param deyip durdu. Sınıftaki öğrenciler alay ettiği için utana sıkıla sordum. “Üzülmek yetmez, bir planım var. Kabul eder misin?” dedim. Gözleri parladı hemen.

“Pis Sınıf” oyunu oynadık bir gün. Ne bulduysak attık yerlere. Pet bardaklar, su şişeleri, buruşturulmuş kâğıtlar, meyve kabukları. Bu arada kötü koku saçan sprey sıktık sınıfa, çocuklar gelmeden. Koku iyice yayıldı. Dedim niye böyle oldu bu sınıf? Dediler öğretmenim çöplerden, pislikten. Durun dedim. Bakın kapıya, biri gelecek. Kurtaracak bizi bu pislikten, kokudan.

Sırtında iki tane büyükçe beyaz tüylü yapay kanatlarıyla uçarak geldi. Yüzünü kaplayan yeşil bir maskeyle kapının önünde bekledi. 1.90 boyunda. Heybetli mi heybetliydi. Başladı hemen temizliğe. Büyülendiler sanki. Pencereleri açtım hemen. Yasemin kokulu oda spreyini sıktım birkaç fıs fıs. Çocukların gözü bizi görmüyor zaten. Ama içlerine doluyor mis gibi çiçek kokusu.

Sınıfın okuma dolabındaki renkli karton kâğıtları ve makası çocuklara dağıttım. El ele tutuşup bir zincir oluşturduk. Bahçeye çıktık. Okul merdivenlerinden inerken yeşil maskesini çıkarttı. Gözünü kırparak işaret etti bana. Göz bebeği siyah bir zeytin gibi parladı.

Öğrenciler ellerindeki kâğıtları kestiler, katladılar, yapıştırdılar. Kanat yapmaya çalıştılar. Sonra yarım ay düzeninde oturduk çöpçünün karşısına. Tüylü kanatlarını çırparak çocukların etrafında fır fır döndü durmadan.

“Çöpçüyüm ben,” dedi. “Siz sabahları uyurken ya da gece yarısı mahallenizin çöplerini topluyorum. Arkadaşlarım da var. Onlar da topluyor. Çöpler toplanmasa sokaklardan, her yer bugün sınıfınızın koktuğu gibi kokar. Çöpçülük zordur çocuklar. Çok zor iştir.” Anlattıkça daha da büyüdü bilginliğiyle devleşti adeta. Gözlerini hiç ayırmadan dinliyor çocuklar.

“Benim diğer ismimi biliyor musunuz çocuklar,” dedi Hezârfen ayağa kalkıp.

Çocukların hepsi bir ağızdan:

“Hayır,” dediler.

“Binfenli de derler, bana.”

Ertesi gün sınıf arkadaşları kız çocuğunu, “Binfenli,” diye çağırdı. Hoşlarına da gitti. Çocuklardan kimisi şaşırdı. Hatıra defterlerine kızın adını böyle yazdılar.

Kız, babasının elini tutup koluna girdi. Babam işte bu benim, dedi. Benim babam! Nasırlı ellerini öptü. Avucunun içine aldı incecik parmaklarını babası. Yere düştüğünde acıyan dizini ovaladı, ağlaması dinsin diye başını okşadı, ağlaması kesildi o vakit.

El örmeli yakalığını eliyle düzeltti. Sınıf arkadaşlarına el sallayarak çıktılar bahçe kapısından. Kunduracı Mustafa ağabeyin dükkânına uğradılar. Ayakkabılarını yere sertçe vurarak çıktı. Rap. Rap. Yeni ayakkabısı vardı artık. Siyah, kurdeleli.

Binfenli” için 8 Yorum Var

  1. Çok naif, keyifli bir öyküydü. Beğeniyle okudum. Özellikle kızın ayakkabılarını vurduğu sahne gerçekten hem gerçekçi hem de ağdalı olmadan son derece duygu doluydu.

    Diğer seçkilerde görüşmek dileğiyle.

  2. Teşekkür ederim beğeni için. Son paragrafta ayakkabı sesi üzerinden bu vuruculukla noktalandırmak istedim. Kız çocuğunun bu olay üzerine yeni aldığı ayakkabılarıyla çıkarttığı ses çok şey anlatıyor esasen.

    Diğer seçkide görüşmek üzere.

  3. Meltem Hanım selamlar,
    Öykü tatlıydı. Kısa, akıcı… Güzel mesajlar da var elbette. Beğendim. Ancak sadece kızın babasının adını Hezarfen koymak öykünün temamiza uymasına yetmemiş sanki. Yanılıyor da olabilirim ama tek kafamı kurcalayan o oldu. Bunun dışında öykünüzü beğendim elinize kaleminize sağlık, sizden başka öyküler de okumak dileğiyle:)

  4. Merhaba,
    Öykü teması bu seckide zorladı açıkcası. Aklımda olan hikayedeki ana karakter biraz zayıf kaldı bu bağlamda , farkındayım. Öyküyü sanırım sıcak buldum. Yayımlanmasına sevindim.

    Yorumlarınız için teşekkürler.