Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Claus

not: Bu öykü kasım temasında yayımlanan Ursula’yı Yakalamak adlı öykü ile ilişkilidir.


Küçük apartmanından bir gece yarısı, sokağı izlemekteydi. Camının ne kadar kirli olduğu veya pervazda biriken güvercin pisliklerinin oluşturduğu şık katman onu hiç ilgilendirmiyordu. Elinde sigarası, dar ama derin sokakta olup biteni izlemeyi severdi. Hiç uyumayan bir şehirdi onun yaşadığı. Arabaların kornaları hiç susmaz, metro vagonlarının düzenli gelip geçişleri evde saat bulundurulmasını gereksiz kılardı. Claus zaten saatleri hiç sevmezdi.

Evinin kapısı çalındığında Claus’un şaşırdığı söylenebilir. Kimseyi beklemiyordu, beklememeliydi de. Yaşayan hatırladığı bir akrabası yoktu. Dostu da yoktu ama istediğinde insanlar ile iyi anlaşırdı. Problem genelde kendisiydi, diğer insanlara katlanamıyordu. Sevdiklerine bile.

Kapıya giderken de bunu düşünüyordu zaten, “Açmak zorunda değilim, nasıl olsa gider.” Diye düşündü. Bunu ne zaman evini birileri arasa telefonu söküp camdan aşağıya atmadan önce de yapardı.

Her şeye rağmen kapı deliğinden bakmak konusunda kendisini alı koyamadı. Claus orta yaşlarını yeni sonlandırmış ve yaşlılığa adım atmış bir adamdı. Gözleri pekiyi görmüyordu ve evin dağınıklığında gözlüklerini bulma konusunda da çoktan pes etmiş haldeydi.

Delikten baktığında ona geri bakan bir göz gördü. Cıvıl cıvıl mavi bir gözdü bu, yaşam doluydu. Gözün sahibi geri çekildi ve yüzü ortaya çıktı, en fazla on ikisinde bir oğlandı bu. Suratında kocaman bir gülümseme vardı, kapı ziline tekrar uzanacak gibi oldu ve Claus iç çekerek kapısının on dokuz kilidini sırayla açmaya başladı.

Kapı menteşelerinden gıcırtı ile açıldığında başka hangi çocuk olsa, saçı sakalı birbirine karışmış ve pis kokan, dev gibi bir adamı gördüğünde korkardı. Timmy korkmadı, zaten çok az şeyden korkardı. Timmy beyaz önlük takan veya siyahlı adamlardan ve okula giden çocuklardan korkardı çünkü her iki grupla da pekiyi anıları yoktu. Timmy sokak berduşlarından, keşlerden, delilerden ve hırsızlardan korkmazdı. Hepsi de ona cana yakın davranırlardı. Timmy bir kimsesizdi ve kendini bildi bileli sokakta yaşardı. Yaşlı Claus semtte Timmy ve Timmy gibi olan diğerlerinin yakından bildiği simalardandı, adam her ne kadar bunu o anda istemiyor olsa bile durum böyleydi.

Oğlan kapıda dikilmiş aynı neşe ile onun gözlerine bakıyordu. Claus da somurtarak ona karşılık verdi. Ne o Timmy’nin ne istediğini sordu ne de Timmy ne istediğini söyledi. “İçeriye gel, ısın biraz” dedi adam en sonunda en aksi sesiyle. Ev öyle pisti ki Timmy temiz sayılırdı. İçeriye girerken ilk kez konuştu, “Madam Ursula seninle konuşmak istiyor Claus” dedi. Adam çok ekşi bir şey yutmuş gibi yüzünü kırıştırdı. Birkaç küfür savurduysa da ne Timmy anlamlarını biliyordu ne de tam olarak onları duyabildi.

Adam kısa sigaralarından birini koltuk arasından yarım dakika kadar arayarak bulduğu kibriti ile yaktı. Tekrar cam kenarına giderken Timmy mutfak masasına oturmuş tatlı tatlı apartman dairesini süzüyordu. “Sen gittiğinden beri pek çok şey değişti Claus, Madam eskisi gibi değil” dedi ilk kez sesinde hüznün iziyle.

Claus bir patırtı duymuş köpek gibi kafasını oğlana döndürdü. Sonra yaptığından utanmış olacak ki tekrar camdan aşağıya bakmaya devam etti. Olup biten birbirleri ile alakasız onca şeyi izlerken konuştu. “Buraya gel, bunu görmeni istiyorum. Bak şuradaki şişman adam, arabasına doğru giden hani. Gördün mü?” Timmy kafasını salladı, diyalogun nereye varacağını merak ediyordu.

“Adamın adı sanırım Otto ya da öyle bir şey. Buralardan değil ama epey zengin, yine de bu mahalde oturuyor. Bence cimrinin teki ama önemli olan bu değil. Adam öyle şişman ki her sabah blok etrafında iki, hatta bazen üç tur ağır aksak koşu yapar. Hafta sonları da jimnastik salonuna falan gidiyor olmalı çünkü bir defa havlusu ve eşofmanları ile arabasına bindiğini gördüğüme eminim. Görüyorsun ya kilo vermek, sağlıklı görünmek için parasını, zamanını ve değerli sabah uykusundan istifade ediyor. Buna rağmen sadece iki blok ötedeki ofisine arabası ile gidiyor. Sokaktaki milyonlarca arabadan birisine biniyor, soluduğu havayı bir de o kirletiyor ve arabanın benzini ile vergisine de bunca para harcıyor. Peki, sence iki blokluk mesafeyi neden yürümüyor?” dedi sonunda.

Timmy güldü, “En ufak fikrim yok, sen bahsetmesen adamın yaptığı bunca şey bana doğal görünürdü. Şehirde yaşayan diğer herkes böyle değil mi zaten? Herkes yapıyor diye olmalı. Belki şu anti mülkiyetçiler dışında herkes,” dedi pek de kendinden emin olmadan.

Claus iç çekti. “Çünkü insanlar böyleler Timmy. Kilo vermek için para verirler ve sonra verdiklerinden daha fazlasını almak için yine para verirler. Parayı kazanmak için zamanlarını verirler ki verecekleri daha fazla zamanları kalmayana kadar rahat edebilsinler. Başkaları için çalışırlar, onlara yaranırlar onların ellerine verdiklerinin yarısını geri beklerken salyalarını akıtırlar.” Dedi öfke ile. Bu sırada sigarasının izmaritinde biriken kül sakalına düştü ve ortalığı yanık saç kokusu sardı. Bu koku iyi bile odaya hâkim genel kokudan iyi sayılırdı.

Timmy pencereden Claus ile birlikte aşağıya bakmaya devam etti, “Peki şu kıza ne demeli?” dedi parmağı ile göstererek. Claus da o yöne baktı ve güldü. “O diğerleri gibi değil, olmak da istemiyor. Büyük olasılıkla da istemeyecek. Ancak farklı olmak için o kadar çok uğraşacak ki bir noktada aklı iflas edebilir.” dedi Saçlarını mora boyamış ve deri giyinmiş genç kıza bakarlarken.

Timmy bu işi sevdi ve oyuna devam etti. “Peki, şu adam, sence onun sorunu ne olur?” dedi çocukça bir merakla. Claus gözlerini kısarak baktı, artık iyi göremiyordu ancak insanların içlerine baktığında bir şeyler görürdü. Kıvılcımdan da öte, renkli ve dans eden bir alevdi gördüğü. Rengin desenlerin ve dansın niteliğine göre karakter analizi yapabiliyordu.

Claus burnunu kırıştırdı yeni bir sigara yakarken. “O adam bir katil. Annesini ve kız kardeşini öldürmüş olmalı çünkü babası ortalıkta yoktu. Yani ona göre öldürmüş olmasının sebebi bundan ibaret. Kendi başına olmayı seviyor, onu anlayabiliyorum.” dedi soğukkanlılıkla. Timmy’nin gözleri kocaman oldu, “Peki neden sokakta? Nasıl oluyor da elini kolunu sallayarak gezebiliyor?” dedi merakla.

Claus yeni daldan ilk nefesini çekti ve dumanı oğlanın yüzüne üflerken konuştu, “Çünkü ne yaptığını bilmiyor, annesi o doğarken ölmüş ve kız kardeşi de tüm olup bitenden habersiz yüzlerce kilometre ötede deliliğin pençelerinde kendi canına kıymış. Adamın tek yaptığı kendisini bunlardan sorumlu tutmak gibi görünüyor. Babası da kim bilir hangi çamur çukurunda” dedi.

Timmy kaşlarını çattı, “İnsanları düzgün anlatmıyorsun, her şeyi kafana göre çarpıtıyorsun. Madam Ursula’nın sana neden bu kadar kızdığını görebiliyorum” dedi. Kadının sözü edildiğinde adamın neşesi kayboldu. “Seni geri istiyor Claus. Hepimiz istiyoruz. Diğerleri gibi değilsin, kimse sana yalan söyleyemez ve herkes senin yanında dürüst olmak zorunda. Birbirimizi sevmemizin tek yolu sensin!” dedi heyecanla.

“Çünkü siz hokuspokusçular birer yalancısınız. Doğanız buna dayalı, her biriniz bencil ve hilekâr. Birlikte yaşayabilmeniz için bana ihtiyacınız var ama her biriniz benden korkuyorsunuz. Uyandığınızda ya birini öldürmek isterseniz, çalmak, kötülük yapmak ile baş edilemez bir dürtü duyumsarsanız ne olur? Gücünüzü kötüye kullanamamak sizi kısıtlıyor. Nefret edildiğim ve korkulduğum bir yerde duramam Timmy” dedi elem dolu biçimde.

Timmy’nin gözlerinde çaresizlik vardı. Kendisi gibi olan pek çok insan vardı şehirde. Claus da onlardan biriydi. Ursula adında her ne kadar genç ve güzel bir bayan gibi görünse de aslında tanıdığı herkesten daha yaşlı bir kadın onları kanatları altında topladığında şehir eskisi gibi olmaktan çıktı.

Siyahlar içinde dolaşan polislerin karışmadığı davalara kendi uygun gördükleri biçimlerde bakıyorlardı. Herkesin bir dininin olması gerektiği şehirde tanrıların unuttuğu bir güruhtu onlarınki. Madam Ursula şehre geldiğinde ilk icraatı hızla kendisi gibi büyü konusunda acemi veya usta, potansiyel veya aktif tüm yetenek sahibi kişileri bulmak oldu. Bu kişilerin tek bir ortak özelliği vardı, toplum tarafından dışlanmış veya sokağa terk edilmiş haldeydiler. Hiç biri ne yaparlarsa yapsınlar diğerleri gibi kendilerini dinlerine adayamıyorlardı. Her zaman bir açık vererek başlardı düşüş. Bazen gençliklerinde bazen de yaşlılıklarında yakalardı şüphe onları.

Ursula hepsine karşı anlayışla yaklaştı. Timmy onunla ilk tanıştığı günü dün gibi hatırlardı. O zaman dokuz yaşındaydı ve Ursula’nın yanında bu Claus denilen koca adam dururdu. Onları birbirlerine yakıştıramadığını hatırlıyordu. Adam çok büyük, pis beyaz bir sakala sahipti ve kendisi de oldukça uzun boyluydu. Kadın ise aslan yelesi gibi kabarık saman sarısı saçlarıyla adamın sakalına yarışır haldeydi. Yüzü ve hatları mükemmeldi. Size öyle bir bakardı ki Claus gibi değilse de ruhunuza baktığını hissederdiniz.

“Merhaba küçük. Benim adım Ursula, yanımdaki de eşim ve yardımcım Claus. O iyi ve kötü çocukları birbirlerinden ayırabilir. Yanlış anlama, senden özel olarak şüphelendiğimiz yok ama aslında ne yaptığımızı bilmen önemli çünkü biz dürüst insanlarız ve zaman kötü.” dedi kadın sevgi dolu sesiyle. Timmy ne diyeceğini bilmiyordu. Dar sokakta iki tanımadığı sokak insanıyla karşılaşınca normal çocukların yapacağının aksine korkmadı, korkmazdı. Bunun sebebi genelde diğer insanların ondan korkmalarıydı. Timmy’nin yeteneği yanlışlıkla veya o istediği için pek çok defa normal insanlarca görüldü ve birkaç defa siyahlı adamlarca kovalandı. Ancak sokaklar onun dostuydu.

Claus dar sokakta ona, “Biz de senin dostunuz Timmy” dediğinde koca adamın bedenine yakışır bir kalbi olduğunu düşündüğünü hatırlıyordu. Günlerdir içine bir şeyler düşüremediği midesi onu ele verdiğinde kadının yüzündeki gülümseme daha bir tatlı oldu. “Gel bizimle, sana soracaklarımız var” dedi ve Timmy gitti. Henüz başında olduğu hayatında verdiği en iyi karardı.

Sabaha karşı dörttü. Timmy Claus ile beraber pis apartman dairesinde bunları düşünüyordu. Biliyordu ki adam onun aklından geçen tüm duyguları görebiliyordu. Claus konuştu, “Ursula oğlunu arıyor Timmy. Zeref’i asla bulamayacak. Zeref bunu kendisi istedi, diğer adamın peşinden gitmeyi yani, artık çok uzakta. Ursula ikisine de erişemez. Onu bulmak için bizi kullanıyor. Bunu görebilen tek kişiyim ve bu midemi bulandırıyor. Ursula, kalbindeki ateşi her zaman aynı dinglikte tutabilen bildiğim tek insan. Bazen onun bir insan olmadığından şüpheleniyorum.” dedi sigarasını pervazda söndürürken.

Claus işte o anda önce aklında, ardından da kalbinde sonsuz bir acı duyumsadı. İlk önce aklına çarpan öfke dalgası Timmy’e ait olmalıydı. Göğsüne baktığında kanlar içinde uzun bir buz parçası gördü. İnce uzun bir üçgen gibiydi, ucu önündeki camı hiç çatlatmadan delip geçmişti.

Buzdan kılıç göğsünden çıktığında Claus bilincini yitirmeye başlamıştı bile. Yere düşerken Timmy’nin gözlerinden dökülen minik buz parçalarını ve buza dönüşmüş elini gördü. “Onun oğlu artık benim, ona daha fazla yük olmayacaksın. Nasıl onun bir insan olmadığını söylersin, sen kötüsün Claus! Senin bir ruhun yok ve diğerlerininkine bakarak kıskanıyorsun!” dedi hiç düşünmeden.

Adam ölürken parmağı ile aksakça Timmy’e yaklaşması için işaret etti ve kulağına bir şeyler fısıldadı. Gözleri açık öldüğünde Timmy halen ağlıyordu. Sağ, sıcak olan eliyle gözlerini kapattı. Yaptığı şeyden pişman değildi, duygular kafasında çılgın bir raks içindeydiler. Claus gittikten sonra Madam Ursula’nın ne kadar üzgün olduğunu görmüş ve sonunda adamı bir şekilde geri döndürmeye karar vermişti ancak adamın söyledikleri ona göre kabul edilemezlerdi. Buna rağmen en son fısıldadığı sözler Timmy’nin artık donmaya başlayan kan gölünde oturarak ölü bedene gözlerini dikmesine yettiler. Ne demek istemişti?

“Senin bir ruhun yok.

Sen bir ruhsun.

Senin bir bedenin var. Timmy, sen iyi bir ruhsun.”

Claus onu kapıda ilk gördüğü andan beri Timmy’nin kalbinden geçenleri biliyor olmalıydı. Oğlanın duygusal karışıklığını fark etmemiş olamazdı. Timmy bunu yıllar sonra anlayacaktı. Timmy Claus’u öldürmemişti, Claus ölmeyi seçmişti.


Erman Yücel | Nihbrin

Claus” için 4 Yorum Var

  1. Ursula’yı Yakalamk isimli öyküyü çok beğenmiştim. Dili kullanım açısından Nihbrin kişisinin en beğendiğim öyküsü olduğunu söylemiştim hatta.

    Bu öykü ne kadar onunla ilintili de olsa farklı bir hava var üzerinde. Arka planda sezilen muzip karamsarlığa rağmen. Ursula’yı Yakalamak’tan daha yumuşak belki de Noel Baba temasına uygun bir kısa öykü olmuş. Tatlı bir karamsarlık.

    “Filler zamanı geldiğinde bir köşeye çekilip ölürler.” derdi bir hocamız. İnsanlar değiştikçe, onları anlamakta zorlanan bazı insanlar var. Bu genelde insanları en iyi anlayan insanlar oluyor. Sanırım onların hataları korumacı yapıları.

    Arka plandaki derinliğe böyle ufak bir gerçeklik katmak hoş bir eklenti olmuş.

    Tebrikler:)

  2. Selamlar Nihbrin.

    Senin yazdığın hikayeleri her zaman sevmişimdir biliyorsun. Fakat itiraf etmem gerekir ki bu ay ki öykünü daha bir heyecan ve merakla başladım okumaya. Bunda Ursula’yı yakalamak isimli hikayeni çok beğenmiş olmamın da etkisi büyüktü elbette.

    Aynı temel üzerine kurulmuş olsalar da iki hikaye birbirinden çok farklı. Hatta arada Ursula’nın adı geçmese bağlantıyı kurmak imkansız gibi. Fakat bu söylediklerim öykünün kötü olduğu anlamına gelmiyor. Tam aksine Claus karakterini ve ona özgü olan güçlerini çok sevdim. Kısacası yine beğenerek okuduğum bir Nihbrin hikayesi olmuş bu 🙂

    Kalemine ve zihnine sağlık…

  3. Okuduğunuz için teşekkür ediyorum. Claus adlı öykü de diğer yazdıklarımın %90’ı gibi aynı kurgu içinde yer almakta. Buna rağmen kimseye hepsini okutmaya çalışmak yerine tamamen bağımsız tekil hikayeler olmalarını sağlamak istiyorum.

    Evet, düşününce Claus da bir fil ^^

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *