Öykü

Dede Korkut’un Sıfırıncı Hikayesi

“Hânım hey!”

“Ses komutu doğrulandı. Size nasıl yardımcı olabilirim, Profesör?”

Tarihi hep öğrenilecek bir olaylar dizisi olarak gördük. Savaşlar, barışlar, trajediler, devrimler… Geçmişteki halkların başlarından geçenler biz gelecek kuşaklar için ibret vesikalarıydı. Eski yazıtları çözüyor, toprağı kazarak antik uygarlıklara ait eserleri gün yüzüne çıkarıyorduk. Tarihi yeniden yazabileceğimizi, onu bir çamur gibi şekillendirebileceğimizi keşfetmemizle beraber ise yıllar boyunca insanlığın biriktirdiği bütün bilgi sadece birer arşiv malzemesine dönüştü. Tek bir gecede. O cihazın icat edildiği gün oldu hepsi. Tarih o günden sonra o kadar hızlı değişti ki, üzerine o kadar çok format atılıp gerçeklik yeniden biçimlendirildi ki o cihazın icat edildiği o Şeytan götüresi günün ne zaman olduğunun bilgisine bile ulaşamıyoruz.

Başlangıçta elbette ki amacımız böyle bir şey değildi. Geçmişe gitmek, henüz bilgisine erişemediğimiz bilinmezleri bilinir kılmak içindi. Her şeyi öğrenecektik. Soyu tükenmiş canlıların DNA’larından, falanca savaş öncesinde falanca padişahın vezirleriyle yaptığı divan toplantısının video kayıtlarına dek. İskenderiye Kütüphanesi’nde küle dönmüş kayıp eserlerin bire bir kopyasını dahi elde edebilecektik. Fakat bir gecede bütün geçmişin bilgisini yitirdiğimizi anladığımızda artık her şey için çok geçti. Geçmişi kontrol ettiğimizde geleceği de kontrol edebileceğimizi zannettik. Fakat yitirdiğimiz geçmişle beraber geleceğimiz de kaybolmuştu.

“Oturumun kapanmaması için lütfen sesli yanıt sistemine yeni komut girin, Profesör. Konuşamayacak durumdaysanız telepatik moda geçmemi ister misiniz?”

Profesör, tarih simülasyon laboratuvarındaki bilgisayar geçidinin son sözlerini işitmesiyle daldığı düşüncelerden uyandı:

“Sürücüye şimdi yükleyeceğim DNA izinin kaydını bütün paralel zamanlar boyunca takip etmeni istiyorum.”

“Bu işlemi gerçekleştirebilmem için takip aktivasyon parolasını söylemeniz gerekmekte, Profesör.”

Kaç gecedir üzerinde çalıştığı projesini tamamlaması için Profesör’ün sayılı vakti kalmıştı. Konseydeki dostu Salur’dan öğrendiği üzere, cihazın yok edilmesi için hazırlıklar başlamıştı. İç ve Dış gezegenlerdeki medya kanallarına bu bilginin sızmaması için azami gayret gösteriliyordu. Kafiryun mezhebine bağlı teröristlerin uzun zamandır o cihazın peşinde olduğu bilinmekteydi. Onların eline geçmesi durumunda, gerçeklik bir daha asla yeniden tamir edilemeyecek derecede hasar görebilirdi. Kafiryunların yenilmez olduğu yeni bir tarih, bütün İç ve Dış gezegen sakinlerinin sonu olurdu. Bunu göze almaktansa, her türlü mantıksızlığıyla mevcut gerçekliği sabit kılmak adına cihazı yok etmek tek çareydi.

Profesör belinde takılı kılıcının keskin ucuna parmağını sürttü. Laboratuvarın ak yüzeyine düşen kızıl damlalar nano-leke emiciler tarafından hemen temizlenmişti. Kanının birkaç damlasını doldurduğu tüpü bilgisayar geçidinin sürücüsüne yerleştirdi ve parolayı seslendirdi: “Otuz Üç Akçe”

Bilgisayar işlemlere başladı, pozitronik diskinin ışıkları bulutsuz bir gecenin yıldızları gibi yanıp sönüyordu. Yan yana duran sayısız üç boyutlu holografik dünya haritası belirdi. Farklı tarihleri yaşamış, kiminin gerçekliği arşive kaldırılmış ölü dünyalar. Her birinin üzerinde yeşil noktalar vardı. Bu yüzyılda tarih derslerinden geçmek ne kadar da kolay diye düşündü Profesör. Sınav kağıdına yazdığınız her şeyin geçerli olduğu alternatif bir örnek gösterebilirdiniz. Türkler İstanbul’u 1453 yılında fethetti, 100 puan. Fatih Sultan Mehmet, 1453 yılındaki İstanbul kuşatmasında aldığı ok darbesiyle öldüğü için fetih gerçekleşemedi, 100 puan. Kanuni Sultan Süleyman döneminde uzaylıların işgal ettiği İstanbul, yediği atom bombalarının geride bıraktığı radyasyon nedeniyle halen hiçbir canlının yaşamadığı bir bölgedir, 100 puan. Cihazın icadından sonra artık her şey doğru, her şey yanlıştı. Tarihin çöküşü belki de mantık matematiğinin çöküşüyle başlamıştı.

Profesör, bilgisayar geçidinin yansıttığı haritalardaki yeşil noktaların uzay-zamansal konumlarını beynindeki çipe kaydetti ve kendi yazdığı algoritmayı başlattı. Bulmaya çalıştığı şey, bir sabit referans çerçevesiydi. Kafiryunların ilk ortaya çıktığı dönemleri tespit edip onları engelleyebilirse, gerçeklik emin ellerde olacaktı. İşlem neticesinde hesaplanan uzay-zaman konumu diğer yeşil noktalardan farklı olarak mavi renkteydi.

Profesör, üzerindeki beyaz laboratuvar önlüğünü çıkardı. Metalik zırhının parlaklığı bilgisayar geçidinin ışıklarını bastıracak kadar güçlüydü. Kim bilir bu kaçıncı yolculuğuydu? Daha kaç kez bu bilgisayar geçidinin önüne hafızası karışmış hâlde gelecek, hesapları sonucunda bir kez daha ulaşacağı sonuçtan emin olmak için kanının izini böyle sürecekti?

“Aklı evveller, gerçekliğin bir cihazın icadı sonrasında değişmeye başladığını zannettiler hep. Bu doğru, ama artık her şeyin hem doğru hem de yanlış olduğu zamanlarda yaşadığımızı unuttular. Cihaz her zaman Kafiryunların elindeydi zaten. Cihazı Kafiryunlar hiçbir zaman ele geçiremediler. Cihaz diye bir şey hiçbir zaman icat edilmedi. Cihaz tarihin başlangıcından beri vardı. Cihaz önümüzdeki günlerde Konsey beyleri tarafından yok edilecek.”

Fakat ikinci bir cihazın varlığı, bu cihazın ise mekanik bir Şeytan icadı değil, Tanrı elinden yaratılmış organik bir beden olduğu hiç kimsenin aklına gelmedi.

“Vücudunuzdan yayılan yoğun bir enerji dalgası algılıyorum, Profesör. Sağlık robotlarına haber vermemi ister misiniz?”

Profesör cevap vermedi. Üzerindeki metalik zırh şeffaflaşıncaya dek büyüdü, adeta dev bir topa dönüştü. Kırmızı bir ışık patlamasıyla beraber laboratuvar eski hâline kavuştu. Sadece, holografik dünya haritalarının belli belirsiz siluetleri boşlukta süzülüyordu. Birkaç saniye sonra bir adet yeşil nokta daha haritalardan birinin üzerinde titremeye başladı. Ardındansa, haritalar birer birer kaybolmaya başladılar. Geride tek bir tanesi kalıncaya dek. Profesör başarmıştı.

“Uzun zamandır sesli yanıt sistemine yeni komut girmediğiniz için oturumu sonlandırıyorum, Profesör Korkut Ata.”

Tarih laboratuvarındaki bütün ışıklar söndü.

Dede Korkut’un Sıfırıncı Hikayesi” için 2 Yorum Var

  1. Merhabalar,
    Zaman konulu metin yazmanın hep zor olduğunu düşünürüm, okumakta da zorlanırım. Böyle karmaşık ve problemli bir konunun içinden sade cümlelerle ve kısa bir hikayeyle çıkmayı başarmışsınız. Tebrik ederim :slight_smile:
    Başlık seçminiz hikayeye cuk oturmuş. Akıcı, merak uyandırıcı bir hikayenin ardından sürpriz sonu da çok beğendim. Kaleminize sağlık.

  2. Selam,

    Zaman hikayelerini çok severim. Sizin fikrinizi de çok beğendim. Ayrıca bazı teknolojik yapılar da guzel düşünülmüştü.

    Ama kısa değinmişsiniz biraz, isteseniz fikrin ötesini de bize verebilirmişsiniz.

    Twist çok güzeldi ama ben anlamıştım. :grin:

    Ellerinize sağlık…

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!