Öykü

DGS Dersane Grubu Hayal Kırıklığının İsyanında

Mart ayı ortaları…

Biz yaklaşık kırk kişilik Dikey Geçiş Sınavı’na hazırlanan bir dershane grubuyuz. En yaşlıları benim, altmış üç yaştayım. Benim gibi yaşlı diyebileceğim üç kadın daha var ama bana göre gençler. Grubun en gençleri Meslek Yüksek Okulu son sınıfta okuyup sınava hazırlananlar. Yani yaş olarak sınıfımız yirmi ile altmış üç yaş arasında bir dağılım göstermektedir. Çalışanlar, evliler, çocuklarıyla kursa gelenler, yaşlılar, birkaç yıldır sınava hazırlananlar, ilk kez sınava girecek olanlar…

Daha önce sınava girmiş fakat başarılı olamamış deneyimli iki kız arkadaş dershanenin daha ilk haftasında hemen kolları sıvayıp telefonla yazışma grubu oluşturmak için sıralar arasında dolaşıp gruba katılmak isteyenlerin telefon numaralarını toplamaya başladılar. Ben ne yapmalıydım? Yaşıma başıma bakıp gençlerin kurduğu gruba girmeli miydim, girmemeli miydim? Eğer öğrenci gibi olayın havasına girmek istiyorsam girmeliydim.

Grubun oluşmasında önderlik yapan Zeyno ile Küre otuz öğrenciyi gruba katılmaya ikna etmişti. Eksik konularda yardımlaşmak, gelemediğimiz günlerde hangi konuların işlendiğini öğrenmek, sınav gibi derslerle ilgili yardımlaşma amaçlı bir gruptu. Bu görünen amaçtı. Sosyalleşme ya da sosyalleştirme de olacaktır. Olmazsa zaten anormallik olurdu. Grubun oluşmasıyla birlikte telefonlarımıza mesajlar da gelmeye başlamıştı. İnsanın hoşuna gidiyor bir grubun içinde olmak. Kendini önemli hissediyorsun. Mesajların gelmesiyle biraz da havalanıyor insan, “A arkadaşlar mesaj göndermişler.”

Telefonlarda ışıklar yanmaya, çıngıllar çalmaya başladı bile.

Zeyno DGS Grubunu oluşturdu.

Zeyno sizi ekledi.

Küre Dilan’ı ekledi.

Dilan: “Teşekkürler.”

Küre: “Ne demek umarız yararlı olurrr.”

Halil: “Teşekkürler.”

Oğuz: “Herkese şimdiden başarılar dilerim. Her şey gönlünüzce olsun.”

Küre bu grubun simgesini değiştirdi.

Zeyno, bir grup öğrencinin olduğu resme işaret ederek, “Profil fotomuza da bunu uygun gördük.”

ABC: “Güzel.”

Oğuz: “Çok güzel olmuş ellerinize sağlık.”

Ahmet: “Teşekkürler. Herkese başarılar dilerim.”

Zeyno: “Başarılar herkese.”

Heyecanlandım. Evet. Öğrenci oluyordum. İçim kıpır kıpır bir şeylerde ben söylemek istiyordum. Hayır, hayır asıl olarak arkadaşlar ben de varım ben de bu gruptayım demek neredeyse mesajlarda kendime göstermek istiyordum. Çok heyecanlanmıştım. Yeni arkadaşlar edineceğim. Onlarla dersleri tartışacağım kantinde oturup çay içip kahkahalı sohbetler yapacağım. Gırgır şamata yapacağız. Bir yerlerden başlamak lazımdı. Bir şeyler yazma gereği duydum. “Başarılara vesile olması dileğiyle herkese iyi akşamlar,” deyip mavi renkli ok işaretine heyecanla dokunu verdim. Şimdi mesajlar peş peşe akmaya başlar. Çıngıllar çalmaya başlar. Artık parmaklar işlesin. Nerede? Bir Allah’ın kulu adam yerine koyup iki sözcük cevap vermedi. Grup derin bir sessizlikte. Kulağımın içinde sürekli çıngıllar çalıyor ama telefon ekranına baktığım zaman hiçbir ışık göremiyordum. Kendimi çok kötü hissettim. Yaşına başına bakmıyor, torunun yaşındaki gençlerle kaşık atıyorsun. Aldın mı ağzının payını. Hele eşim bu durumu fark etse çok derinden bir ohh çekerdi. “Canıma değsin,” derdi. Sanki sınıfta aynı yaştaymışım gibi konuşmuşum da herkes yüzünü gözünü buruşturarak ağız bükmüşlerdi. Haddimi bilmeliydim. Kendimi üç beş mandala hurdacıya verilecek zamanını doldurmuş- ev sahibi kadına göre- hurdalık gibi hissettim. Çok kötü bozuldum çok. Ama siz görürsünüz gününüzü. Ben de sizin ağzınızın payını vermezsem bana da… Çıngıl çaldırmamak ne demekmiş göstermezsem bana da… Sizden iyi puanlar almazsam bana da… Açtım kitaplarımı defterlerimi başladım neredeyse elli yıl sonra matematik çalışmaya. O hırstan sonra sanırsın duvara tosladım. Ben bu matematiğin altından nasıl kalkacağım? Aman Allah’ım ben başıma nasıl bir bela sardım. Ben onlardan nasıl daha iyi puanlar alacağım. Çoluk çocuğa da kazanacağız dedik. Vaz geçemem de. Ata binmesi bir ayıp inmesi iki ayıp demez miydi rahmetli babam. Çalışacaksın başka çaren yok. Sayılardan başla…

* * *

Haziranın ayının son haftası…

Songül: “Bugün kamp ya da ders var mı arkadaşlar? Kursta…”

Küre: “Bugün yok. Kamp sadece cumartesi pazar günü bu hafta… Bir de Cumartesi-Pazar onda deneme var.”

Songül: “Teşekkürler.”

Küre: “Ne demek,” deyip yanına yüzünde kalp olan gülen suratlı emoji eklemiş.

Halil: “Sınav giriş yerleri açıklandı,” dediğinde herkeste bir telaştır bir heyecandır sorma gitsin. Dersin sınav başlıyor.

Her evde bir telaş, hemen bilgisayarlara, tabletlere, cep telefonlarına şifreler girilmeye başlandı. Acaba nerede sınava girilecekti?

Küre: “Hemen bakalım. Teşekkürler,” Gözlerinde yıldız çakan gülen emojiler eklenmiş.

Halil: “Yarın ders veya deneme kaçta başlayacak?” sorusunu sormaz mı? Biraz önce herkeste heyecana sebep olan haberi veren kendisi değilmiş sanki. Bu ne rahatlık?

Fatoş: “Bu asılıydı panoda,” diyerekten panodan çektiği ders programını ve sınav tarihlerini gösteren fotoğrafı gönderir.

Halil: “Teşekkür ederim.”

Kadriye gruptan ayrıldı.

Küre: “Arkadaşlar, herkese başarılar dilerimm. Umarım her şey istediğiniz gibi olurr.” Gözlerinde yıldız çakan gülen emojinler. Grubunu sakinleştirmek isteyen bir lider gibiydi.

SMT: “Teşekkürler. Her kese bol şans,” Yonca resmi.

Zeyno: “Çok başarılar her kesee…” Kaygılı suratlar emoji ilaveli.

Halil: “Umarım, başarılar herkese.” Kaygılı suratlar emoji eklemiş.

Yine öğrenci damarım kabardı. Yaşı başı unuttum. Bir şeyler söyleme ihtiyacını çok derinden duydum. Katılmazsam olmazdı. “Teşekkürler. İyi dilek, başarı ve temennilerinizi canı gönülden paylaşıyorum. İyi akşamlar.” Sanırsın herkes bana yönelik konuşmuş da yanıt vermezsem görgüsüzlük olurmuşçasına atıldım. Lakin söylediklerime karşılık kimsede yine tık yok. Yine Kendi kendime konuşmuş oldum.

Erdem: “Herkese başarılar. Arkadaşlar bence başarıdan çok şansa ihtiyacımız var. İyi akşamlar.”

Neymiş efendim şans olmalıymış. Şans olsaydı şu anda dershanede ne işimiz var, demek geliyor içimden ama demeyeceğim.

* * *

Sınav sabahı güzel bir kahvaltı yaptım. Ama iyi bir uyku uyuyamadım. Nedenini bilmiyorum. Heyecanlı ya da kaygılı falan da değildim lakin yine de iyi bir uyku olmadı. Dikkatimi toplamamda eksi bir haneydi. Giriş evraklarımı falan önceden hazırlamıştım. Dış kapıyı açıp çıkmadan oturma odasında oturan eşime seslendim. “Ben çıkıyorum,” dedim. Avazı çıktığı kadar sözcüklere bastıra bastıra, “Beeen seni tutuyorum,” dediği anda aynı tonda cevap verdim cümlesini tamamlamadan, “Aman n’olursun tutma beni,” dediysem de bildiğim devam cümlesi benim konuşmamın üstüne düştü. “İnşallah kazanamazsın.” Çok içten ve bütün samimiyetiyle söylemişti. Yine en kolay yolu seçmişti. Beddua etmek. Allah’tan çok dikkate alınmıyor ama yine de ucundan kenarından bir şeylere dokunuyor. Uykusuzluk beni biraz tedirgin etmişti ama sınav başlayınca aşarım diye düşünüyordum bendeki kırgınlığını. Eşimin hayır duasını! Aldıktan sonra Allah yardımcım olsun demekten başka bir çare de kalmamıştı. Bütün tedbirlerimi almıştım. Deneyimli oğlum taktikler vermeye çalışmıştı ama peşinden de pişman olmuştu. Çünkü kendisine hiçbir faydası olmamıştı. Sınav çok sıkı içeri bir şey sokmuyorlarmış, para bile dedi, bir yol parası kadarını çorabımın içine tabanıma koymuştum. Su aldım üstündeki marka basılı ambalajı yırtarak.

Sınav öğleden sonrası herkesin duygu ve düşüncelerini grupta paylaşacaktık. Lakin iki üç kişinin dışında ses veren olmadı. Herkes bir anda kayıp oluverdi. Nereye uçmuşlardı ben de dahil. Bende dâhil diyorum çünkü sınav bütün gençleri, hatta bir kısmını bir kaç kere hurdaya çevirdiği gibi beni de potasında çalkalayıp hurda huş bir şekilde dışarı attı.

Küre: “Yetiştire bilen var mı?” sorusunun sonuna bolca üzgün suratlı emojinler eklemiş. İnanıyorum ki Küre’nin bu sorusuna binlerce kişi parmak kaldırmıştır ama suskun kalmışlardır. Hani depremde yıkılan binaların enkazına seslenilir, “Kimse var mı?” Ses kendimizde yankılanır. Binlerce kişinin “Varrr” sesini duymak isteriz ama duyamayız. Ölüm sessizliği hakimdir enkaza. Konuşacak takatları ve moralleri kalmamıştır.

Erdem: “Valla benim de yetişmedi,” derken çok mahcuptu. Üzgün suratlı emojinlerle desteklemişti duygularını.

Ben nasıl anlatmalıydım duygu ve düşüncelerimi. Birçok arkadaş çok güveniyordu kazanacağıma. Aynı bölüme yönelik hazırlanan bir iki genç arkadaş da kendilerine rakip gördüklerini son zamanlarda hissetmeye başlamıştım. Zaten kontenjanlar çok sınırlı, yaşını başını almışsın, çoluk çocuğu büyütmüşsün, emekli olmuşsun, daha belanı mı arıyorsun der gibiydiler. Kendileri için bir engel olarak görüyorlardı. Korkuyorlardı benim kazanacağımdan… Neyse ki ben özel okul tercih edeceğim diyerek onları rahatlamaya çalışıyordum. İnanıyorum ki şu an en çok benim sınavımı merak ediyorlardır.

Küre: “Yetişmedi bu neydi yaa böylee. Offf hayallerim suya düştü. Daha kaç yıl hazırlanacağım bu sınavlara. Derslerden, dershaneden gına geldi. Kendimi gereksiz gibi hissediyorum.”

Erdem: “İnşallah güzel olur ya. Hemen karar verme belli olmaz o.” Kendini bırakıp arkadaşını teselli etmeye çalışıyordu. Telefon ekranında yazılı olmayan duyguları “Sorma gitsin. Enkaz halindeyim. Kırılmadık dökülmedik yerim kalmadı.”

“İnşallah güzel olur ya,” demekle kendi söylediğine kendisi de inanmıyordu.

Ben ne demeliyim? Sizin hiç değilse bir puanınız olacak. Her şeye rağmen bile bile lades gibi acaba kaç puan alacağım heyecanını bir ay boyunca saklı tutacaksınız.

Küre: “İnşallah ama çok zor,” diyordu Erdem’e cevap verirken. Yine de bir umut havası var değil mi? Ya ben ne yapmalıyım? Dershanenin başladığı ilk günlerde ilkokula giden kızıyla birlikte geliyordu Rukiye Hanım. Geçen sene sözelden iyi yapmış olduğunu ama sayısaldan en az bir net kuralından dolayı puanının hesaplanmadığını söylemişti. İlahiyat istediğini, sayısaldan bir net çıkarmak için dershaneye geldiğini ki kızını da maalesef istemeye istemeye bu sürece dâhil etmek zorunda kaldığını anlatmıştı. Haydi dedim öyle şey olur mu? Oluyor muş.

Erdem: “Matematik aşırı zordu.”

Küre: “Mantıkları hiç yapamadım ki vakit kalmadı. Sözel mantığa…”

Erdem: “Yapamadım dört soruyu. Sözel mantık son sorusunu… Bende ondan arta kalan zamanı Türkçeye ayırdım.”

Küre: “Onları yapmak zaten çok uğraştırıcı.”

Erdem: “Vakitten dolayı.”

Küre: “Aynen ama en azından onları yapsak emin olsak dört soru doğru gelirdi.”

Erdem: “Hee ama olmadı ya bundan seneye deneriz ya.” Göz yaşı döken emojinlerle, “Nabalım?” çaresizliği ve basit çözümü ya da tesellisi böyle formüle ediyordu.

Küre: Gözyaşlarını, gözyaşları sel olmuş dört tane emojinle ifade ediyordu. Birçok kişi gibi ağlıyordu. Ağlamakta bir noktada rahatlamaydı. Ya benim gibi ağlayamayanlar!

SMT: “Ben değil mantık soruları bir tane geometri işaretlemeye vakit bulamadım.”

Küre: Gözyaşları sel olmuş dört tane emojinle, “Çok kötüydü çok,” derken aslında artık hüngür hüngür ağlıyordu birçokları gibi.

SMT: “İlk yirmi beş soruyu bir saatten fazla zamanda yapıp da panikle Türkçeye geçince daha da matematiğe dönesin. Dönemedim.”

Küre: “Evet bende matematikte çok zaman kaybettim.” Çok üzgün kaşları çatık altı tane emojin. “Off ne diyim Allah karşılığını verir inşallah.”

Yani yine de bir umut vardı. Allah’tan destek istenmişti. Sınav ne kadar kötü giderse gitsin yine de belli olmazdı… Türkçe soruları geçen yıla göre metinler kısa tutulmuştu. Türkçeden başladığım sınava doğru cevapları soru kitapçığı üzerinde işaretledim. Sözel bitirip optik okuyucuya aktarıp tekrar sayısala dönecektim. Türkçe soruları başlangıçta üç beş soru iyi gitti. Sonra bir iki soru çelme taktı bana beni bayağı oyaladı. Anlamakta bayağı zorlandım. Uykusuzluk kendini belli etmişti. Dikkati toplamakta ve anlamakta zorlanıyordum. Halbuki sınava girmeden yeterince kahve de içmiştim. Ama olacaklar olmaya başlamıştı. Toparlamalıydım. Hızımı kaybetmemeliydim. Birkaç Türkçe sorusunu boş bırakmak kaydıyla sözel mantığa geldiğimde ipler koptu çok rahat yapabildiğim hiçbir sözel mantık sorusu yapamadığım gibi zaman ve moral kaybı hat safhaya ulaştı. Hedeflediğim süreyi de yarım saat kadar aşmıştım. O telaşla sayısal bölüme geçtim. Çok zaman kaybettirici sorular vardı. Çoğunluğu paragraf sorusu gibi hazırlanmıştı. Arada bir ÖSYM’nin sınıfın duvarına asılı saatine de bakıyordum. Yapabileceğim sorular üzerinde yoğunlaşınca her şeye rağmen sözeldeki yenilgimi geride bırakarak bütün benliğimle sayısala yüklendim. Salon başkanı, “Son üç dakika,” dediğinde kafamı kitapçıktan kaldırmamla bende panik başladı. Cevapları optik okuyucu üzerinde işaretlememiştim. Hemen optik okuyucuya aktarmaya çalıştım.

SMT: “Boşuna geometri derslerine gelmiş oldum. Aşırı canım sıkkın. Sağlık olsun diyecem ama gerçekten dershanedeki denemelerin ne kadar tırt olduğunu görmüş oldum.”

Dershane deneme sınavlarının gerçek sınavla uzaktan yakından bağlantısı yoktu. Dershane sınavları çok yanıltıcıydı.

Küre: “Kesinlikle ben de… Hepimiz ona güvendik, hep süre kalıyordu denemelerde.”

Erdem: “Hep süre sıkıntısı yaşamışız anlaşılan. Sorular çok detaylıydı. Benim de ilk yirmi beş sorum bir saat sürdü valla. Hem de on iki soru kırk beş dakika filan sürdü. Sonra Türkçe Matematik gel git gel git beynim durdu.”

Savaş: “Bir de bütün arabaların üstüne, sileceklerin altına Kesin Akademi ilanı bırakmışlar. Kesin Akademi ile bu sınav olmaz. Diğer kurslar boşuna daha fazla öğrenci almıyor. Türkçe Hocasının dediği gibi olmadı. Gelsin çözsün şu soruları tebrik ederim. Kendimi işe yaramaz hissediyorum. Kesin Akademi Dershanesi hurdacılığa başlasın. Hurdaaaacı. Hurda alırım. Geri Dönüşüm Dershanesi olarak adını değiştirsin.”

SMT: “Açıkçası ilk cebir kısmı çok zor değildi. Ama nedense çok fazla zaman harcadım. Problemler kısmında da ilk soruya takıldım kaldım ve ne yazık ki matematik otuzuncu sorudan sonrası hakkında bir fikrim bile yok.”

Erdem: “Valla otuza kadar geldinse yine iyi. Ben yirmiye zor geldim.”

SMT: “Türkçeye bir saat ayırdım ve tabi ki son on sözel mantık hariç onu da zor yetiştirdim. Yaptığım kısımdan da açıkçası çok emin değilim.”

Küre: “Erdem’in de söylediği gibi ya Türkçe Hocasının anlattığı teknikle soruların hiçbir alakası yoktu. Hiç birini onun anlattığı teknikle çözemedim. Ben de son on soruyu yapamadım. Mantık da ayrıca çok vakit alıyor zaten.”

SMT: “Peki matematikte kaç soru işaretlediniz? Benim taş çatlasa otuz.”

Erdem: “On beş yirmi benim. Belki o kadar da yoktur.”

Aliye: “Küre’ye katılıyorum.”

Erdem: “Valla hiç tekniklerin işlendiği derslere gelmedim. O zaman iyi ki de gelmemişim.” Üzgün suratı asık emojinler anlatıyordu.

Ben bütün derslere katıldım. Sonuç, sorularımı optik okuyucuya aktaramadan sınav bitti. Sadece kırk Türkçe cevabı aktara bildim. Kağıdım görevli tarafından alındı. Salon Başkanına iletti. Elli Türkçe kırk kadarda sayısal yaptığımı ama cevapları optiğe aktarmaya zaman kalmadığını söyledim Salon Başkanı genç kadın görevli çok üzüldü. Fakat sınavın çok sıkı tutulduğunu, kamerayla izlendiğini bir şey yapamayacaklarını söyleyince, “Ne yapsak ne yapsak,” deyip yardımcısının gözlerine bakıp durunca zaten kapıp alanda yardımcıydı. Boş ver kızım üzülme, dedim, aktarsaydım da kazanamayacaktım. Önemli değil deyip son öğrenci olarak ben de sınav salonundan çıktım. Rukiye geldi aklıma. Sayısaldan hiç cevap aktaramadığım için puanlarım hesaplanamayacaktı. Boşuna dememişler gülme komşuna gelir başına. Rukiye’yi biraz kınamıştım.

SMT: “Ben hiç Türkçe dersine girmedim valla. Teknik meknik bilmiyorum ama son paragraflar çok zordu.”

Erdem: “Çok terim sokmuşlar araya.”

Küre: “Çoklu olanlar mı?”

Erdem: “Kitap adı filan fişman. Kafa karıştırsın diye.”

Küre: “Evet sürekli bi’ konu bi’ bilgi”

Fatoş: “Bence geçen yıla göre Türkçe kolaydı ama matematiğin tamamını göremediğim için bir şey diyemiyorum. Geçmiş olsun herkese.”

Erdem: “Türkçe sorular kısalmış.”

Küre: “Geçmiş olsun.” Üzgün iki tane surat.

Songül: “Benim de iyi değildi. Türkçe çok akademik sorulardı. Matematiğe süre kalmadı. Hızlı çözmeme rağmen, Türkçede hiçbir soruda takılmama rağmen. Evet. Bu sene Türkçe soruları kısaydı.”

SMT: “Mesela matematiğe süre kalmadı derken kaç tane matematik işaretleye bildiniz?” Songül: “Sayısal mantık daha fazla gibi geldi bu sene.”

Cemile gruptan ayrıldı.

Küre: “Bir kısmını yayınlamış soruların ÖSYM.” PDF videosunu eklemiş.

Halil: “Aday işlem sistemine girerek bütün soruları göre bilir siniz.”

Küre: “Gerçekten mi?”

Halil: “Ben öyle gördüm. Evet. Bütün sorular var.”

Küre: “Hemen bakıyorum çok teşekkürler. Bakan olursa emin olduğu matematik sorularının cevaplarını ata bilir mi?”

Halil: “Temel kitapçık görüntüleye tıklayarak ulaşabilirsiniz.”

Küre: “Tamamm bakıyorum şimdi.”

Halil: “Dgs­-2019 sayısal” dosyasını yayınlar. Böyle bi’ dosya geldi diğer gruba içeriğini bilmiyorum açamadım. Pdf.”

Küre: “Çok teşekkürler. Sözel olanını da attılar mı acaba?”

Zeyno: “Teşekkürler.”

Halil: “Yok o gelmedi, gelirse ulaştırırım.”

Küre’nin son mesajı hem ÖSYM, hem DGS hem dershane ve hocaları olmak üzere sakınca teşkil ettiği için bizzat Küre’nin kendisi tarafından silindi.

Çetin ayrıldı.

Fatoş: “Teşekkürler:).”

Onur ayrıldı.

Dilan ayrıldı.

Fatoş ayrıldı.

Ayrıldınız.

DGS Dersane Grubu Hayal Kırıklığının İsyanında” için 8 Yorum Var

  1. Merhaba,

    Elinize sağlık, ele aldığınız sınav-dershane konularına hakim olduğunuzu açıkça hissettiren bir öykü kaleme almışsınız. Öykünüzün karakterini işleyişinizi, iç sesi bize aktarışınızı çok beğendim. Bu iyi bir analizin sonucu. Şu ekranın bile karşısında kimbilir kaçımız, bana yanıt yazdı mı yazmadı mı, yazmalı mıyım, beklemeli miyim diye tereddüt geçiriyor :)) Hele o mesajlaşma grupları yok mu :slight_smile:

    Tek -eleştiri değil ama - kişisel tavsiyem, öykünün sonunda karakterinizin sınav durumu ortaya çıktıktan sonra sanki grup diyalogları biraz kısa tutulabilirdi.

    Tekrar kaleminize sağlık

  2. Ziya dedi ki: dedi ki:

    @Muge_Kocak çok teşekkür ederim yorum ve tesbitleriniz için. Öneriniz benim için çok kiymetlidir, mutlaka dikkate alınacaktır.
    Saygılarımla.

  3. Farklı bir bakış açısıyla yazılmış hayatın içinden bir öykü. Hurda temasına da başka bir taraftan bakılmış. Açıkçası adamın eşine çok kızdım. İçten içe hurdaya dönmesine şaşmamalı :frowning: Ayrıca başarmak isteyip başaramaması, gençlere ayak uyduramaması, içten içe yaşadığı çelişkiler, hepsi çok güzel aktarılmıştı metne. Hele ki WhatsApp grupları. Günümüzün aslında en sevilmeyeni ama yine de girilmese eksik kalınacak olanı. Tüm bu duyguları çok güzel vermişssiniz okuyucuya. Kaleminiz daim olsun.

  4. hilay dedi ki: dedi ki:

    Öykünüzün ismi ilgimi çok çekti söyle bir bakayım derken okumuş bitirmiş bulundum. Gerçekten hayatın içinden bir hikaye olmuş. Okurken aa bunu ben de yaşadım dedim birçok yerde özellikle wp gruplarında bir şeyler yazarken yaşanan tereddüt kısmında :slight_smile: elinize fikrinize sağlık

  5. @Ziya Hocam selamlar.

    Seçki’de okuduğum ikinci öyküydü sanırım bu ama yorum yapmaya ancak fırsat bulabildim.
    Yine çok gerçek bir öykü, fazla gerçek. Her bir sınavla daha çok yok ediyoruz gençlerin hayal kurma gücünü. Bir an kendi sınav zamanlarıma gittim, o stres beni tekrar ziyaret etti. Hoş bir telaş ama bir yandan da fazla klostrofobik.
    Çok akıcı ve samimi yazılmıştı. Yer yer gülümsetip sonunda hüzne boğdu yine…

    Kaleminize sağlık. Görüşmek üzere.