Öykü

Düğün Alayı

Yatağın üstünde sevinçle zıpladı.

– Baba, burası senin evin mi oldu? Ben de hep burada kalabilir miyim seninle?

Babası anlıyordu, annesi evde televizyon izlemesine müsaade etmediğinden, bu televizyonlu otel odası Zeynep’e cennet gibi geliyor olmalıydı.

– Terlemişsin haydi, önce montunu çıkaralım. Yarın nereye gitmek istersin?

– Dinozorlu parka gidelim yine.

Baba kız yan yana uzandılar yatağa, çizgi film izlediler. Kızını almaya giderken gördüğü bir kitapçıdan aceleyle çok bilinen masal kitaplarından birkaç tanesini seçmişti, uyuturken okumak istiyordu.

Başladıkları hiçbir masalı bitiremeden, birer birer elediler kitapları. Orhan hayret etti, kendisi de küçükken bunları mı okumuşlardı. Kötü kalpli üvey anneler, ormanda kaybolan çocuklar, cadılar, küçük kızı yiyen kurt bunların hepsi korku filminden farksızdı, kızının kâbus görmesine sebep olabilirlerdi. Bir masal bilse kendisi anlatsa ne güzel olurdu. Küçüklüğünde komşuları Nurten teyzesi vardı ona masallar anlatan. Onu karşı pencerede kırmızı sardunyalarının arkasından kendisine kocaman gülümseyerek el sallarken hatırlar hep. Çocuğu olmadığı için, Orhan’la kardeşine çok düşkündü. Her gelişinde onlara bir masal anlatırdı. Orhan tam hatırlamıyor aslında, belki de hep aynısını anlatıyordu. Masalın sonunda her zaman prensle prenses evlenirlerdi, bunu çok iyi anımsıyor. Hatta düğün alayının gün doğarken evlerinin önünden geçtiğini söylerdi Nurten teyzesi, o da her sabah uyanıp da izleyemediğine hayıflanırdı. Bir gün güneş doğarken uyanabilmeyi, düğün alayını görmeyi düşlerdi. Prensle prensesin ve misafirlerinin rengarenk giysiler içinde, müzikler eşliğinde dans ederek evlerinin önünden geçtiklerini düşünürdü. Masallara inanır ve severdi Orhan, öyle ki kızının adının Masal olmasını istemişti ama annesi kızlarının büyüyüp de ona Masal hanım diye hitap edilince, ciddiye alınmayacağını söylemiş, istememişti. Zeynep isminin bir ağırlığı vardı ona göre. Çocuk doğururken ona paketlenmiş hazır bir gelecek de mi doğurduğunu sanıyordu acaba?

İşte bu gece kızını kendi çocukluğunda duyduğu gibi bir masalla uyutmak istiyordu. Kendi kendine bir tane uydurmaya karar verdi ve başladı: “Bir varmış bir yokmuş. Bir kral varmış, bir de kraliçe. İkisi farklı gezegenlerde yaşarlarmış. Birbirlerini çok sevmişler, kraliçe kralın gezegenine gelmiş. Tatlı mı tatlı küçük prensesleri olmuş. Gel zaman git zaman kraliçe mutlu olamıyormuş. Kendi gezegenini özlüyormuş. Oradan getirdiği çiçekler kralın gezegeninde solmuşlar, kraliçe onların kokusunu duymayı özlemiş. Sonunda kraliçenin, çiçekleri ve prensesi ile beraber kendi gezegenine dönmesine karar vermişler. Kral minik prensesi çok özlermiş, sık sık onu görmeye….”

Zeynep çoktan uyumuştu. Orhan cümlesini bitiremedi. İki hafta üst üste eğitim düzenlenmişti şubede, gelememişti kızını görmeye. Her hafta Pazar sabahı kendi yaşadığı küçük şehirden yola çıkar, kızının annesiyle beraber yaşadığı iki saat uzaklıktaki büyük şehre gelir, akşam geri dönerdi. Aslında kızına yakın, bu şehirdeki banka şubelerinden birinde çalışabilirdi, fakat çalıştığı şubede terfi imkânı olduğunu bahane edip gelmiyordu. Ayrıldıkları güne kadar üç yıl boyunca eski eşi Pelin de onunla beraber deniz kenarındaki küçük şehirde yaşamıştı. Onun o zamanlar hep özledim dediği şehrin uğultusu yerine Orhan denizin ve rüzgarın uğultusunu dinlemeyi tercih ediyordu. Ayrı gezegenden iki farklı insan. Evlenmeden önce birbirine tatlı gelen bu farklılıkların hepsi, evlenip beraber yaşamaya başlayınca kavga sebebi olmuştu. Orhan’ın sakinliği onu mıymıntı, Pelin’in işteki hırsı onu para delisi yapmıştı. Doğumla beraber çocukla ilgili her karar çatışmaya sebep olmuş, birbirlerinden her geçen gün uzaklaşmışlardı.

Kızını uyurken seyretti. Zeynep sol eli başının üzerinde, kumral ince telli saçlarından bir tutamı avuçlarına almış, sağ elinin başparmağını emiyordu. Orhan’ın uykusu kaçmıştı, başucunda duran masal kitabını eline aldı, bıraktı. Nurten teyzesinin masalları aklına geldi, gülümsedi. Kalkıp pencereden baktı. Önünde kocaman uzanan şehri seyretti. Güneş sokağa doğmak üzereydi. Kim bilir dedi kendi kendine belki prensle prensesin düğün alayını bu sabah görebilirim.

Ayşegül Gezgin

1978'de Aydın'da doğdum. Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesinden mezun oldum. Eşim Cemil ve oğlum Sarp ile yaşıyorum.

Düğün Alayı” için 2 Yorum Var

  1. Masalla uykuya geçmenin ilgisi var. Güzel bir anlatım.Sonunuda beğendim

  2. Senaa dedi ki: dedi ki:

    Merhaba,

    Kısa ama net bir öyküydü. Temiz aktı.

    Emeğinize sağlık,

    Sena

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!