Öykü

Kral’ın Kıymetlisi

Masal bu ya bir varmış bir yokmuş farklı bir evrende dünya gezegeninde insanlar yaşarken, dünyadan çıkıp samanyolunu geçince hemencecik sağda yumaklar galaksisi ve o galaksinin merkezinde de süt gezegeni varmış. Siz Süt dediğime bakmayın sakın, gezegenin ne sütü ne de beyaz rengi andıran bir tarafı yokmuş, kedileri bilirsiniz onlar garip canlılardır. İnsan pardon kedi çok seviyor diye hiç gezegenin ismini süt mü koyarmış. Neyse biz masalımızı soğutmadan devam edelim. Bu uzun kuyruklu canlıların yaşadığı diyarda gaddarlığıyla, caniliğiyle nam salan bir kral varmış. Kralımız kocaman sarayında sürekli tüylü pofuduk göbeğini kaşır, gür bıyıklarıyla oynar ve balık yiyip süt içermiş. Halkının sorunlarıyla hiç ilgilenmeyen pofuduk kral bir gün çığlık atarak yatak odasından çıkmış ve feryat figan haykırmış: “Kim çaldı benim kıymetlimi, çalan çabuk çıkartıp versin yoksa bütün saraydaki kedilerin kuyruğunu kestiririm.” ve eklemiş: “Eğer bu da yetmezse hepinizin bıyıklarını tek tek yoldururum.” Saraydaki tüm kedileri almış bir kuyruk korkusu, sarayda o kadar çok pati sesi duyulmuş ki rivayete göre şehirde yaşayan kediler pati depremi oluyor sanıp o geceyi evlerinden dışarıda geçirmiş. Yani sizin anlayacağınız bütün saray halkı işlerini güçlerini bırakıp kralın kıymetlisini aramaya başlamış. Saraydaki bazı kediler etrafı koklamış, kimisi tırnaklarını çıkartıp dip bucak aralara bakmış kimi de keskin kedi gözleriyle sarayın altını üstüne getirmiş. Üç gün üç gece aramalardan sonra pes eden saray eşrafı kuyruklarından vazgeçmiş şekilde kralın karşısına çıkmış. Kral keçi tüylerini sıvazlamış, derin derin düşünmüş ve sonunda saraydakilerin kıymetlisini çalmadığına kanaat getirmiş ve eklemiş; bu kadar çabalamanızdan sonra kıymetlimi sizin çalmadığınıza inandım kuyruklarınız ve bıyıklarınız şimdilik sizde kalabilir. Bütün kediler derin bir miyav çekmiş ve rahatlamış. Bunun üzerine kral: Benim kıymetlim halen kayıp bana bu diyarların en önemli dedektiflerini bulun ve karşıma getirin demiş. Günler içerisinde çeşitli diyarlardan bir sürü kedi gelip kralın kıymetlisini aramış, kral bulana çeşit çeşit balıklar, altın taslarda sütler, yumuşak yumuşak yataklar vaat etmiş ama kimse kıymetliyi bulamamış. Aradan bir hafta geçtiğinde diyarda kıymetliyi arayacak dedektif kalmamış, kral öfkelenerek kıymetlisini bulamayan tüm kedileri zindanlarına atmış. Gel zaman git zaman dünyalı gezgin bir çocuğun yolu pofuduk kralın balık krallığına düşmüş. Çocuk şehre girdiğinde gördüğü manzara karşısında çok şaşırmış. Bundan önce gezdiği diyarlarda her yer kedi doluyken bu krallıkta her yeri fareler basmış ve sokakta tek tük kediler geziyormuş. Kendince düşünmüş ve bu krallıkta bir şeylerin ters gittiğini anlayıp doğruca krallığa gitmeye karar vermiş. Pofuduk kralın oturduğu şato şehrin en üst noktasında olduğu için çocuk yukarı çıkarken bir hayli zorlanmış. Bir süre sonra geniş alnı boncuk boncuk terlemiş, masmavi gözleri yorgunluktan solmuş. En sonunda dayanamamış ve şatonun dibinde çok güzel bir ağaç görüp az dinlenmek için uzanmış. Kalktığında Kendisini birden pofuduk kralın huzurunda buluvermiş. Pofuduk kral patileriyle çocuğun kafasını dürtmüş ve “Hey kalk, bir kralın karşısında hem de pofuduk kralın karşısında nasıl böyle uyuyabilirsin,” diye miyavlamış. Meğer oradaki bütün güzel ağaçlar pofuduk kralın ağaçlarıymış. Çocuk uyurken onu gören kralın askerleri çocuğu kralın huzuruna getirmiş. Kralın bu sözlerinden sonra çocuk kendisine çeki düzen vermiş ve yattığı yerden ayağa kalkarak, “Affedin pofuduk kral ben huzurunuza geliyordum ama yol çok uzun geldi ve az dinlenmek istedim, sonra da içim geçmiş,” demiş. Kral çocuğu baştan ayağa süzmüş ve “Senin gibi bir insan, kralın huzuruna neden çıksın söyle bakalım.” Kralım, ben gezginim diyar diyar gezerim evimden çıktığımda 15 yaşındaydım. O zamandan beri siz kedilerin diyarlarında gezdim, siz kedilerle süt içtim, balık yedim. Tüm kedi şehirleri neşeyle dolup taşar, her gece sabahlara kadar kediler miyavlardı ama şimdi sizin şehrinizden geçiyorum ve kedileri hiç bu kadar mutsuz, asabi görmemiştim. Kral hiddetlenerek çocuğun bu sözlerine cevap vermiş: Ne yani sen bana kendi halkına sahip çıkamıyorsun, onları mutsuz kılıyorsun mu demek istiyorsun? Benim karşıma bunları söylemek için mi geldin? Çocuk olayların kendisine döndüğünü görünce hemen açıklama yapma gereği duymuş: kralım öyle bir şey demek istemiyorum, eminim siz kendi halkınız için en iyisini, en güzelini istiyorsunuzdur ama bu durumun neden olduğunu merak ettim ve bunu sormak için huzurunuza geliyordum. Ben kedileri çok seviyorum, bu diyarlarda bir sürü kedi arkadaş edindim onların bana çok yardımı dokundu, eğer benim size karşı yapabileceğim bir yardım varsa yardım etmek isterim. Kral düşünceli düşünceli uzaklara bakmış ve elinden bir şey gelmeyerek bu çocuktan yardım dilenmekten çekinerek: Ah bu diyarların en büyük sorunu bende, benim derdim bütün evrendeki en büyük derttir. Her gece kalbimi bir hançerle deşiyorlar dokuz canımı da alıyorlar ama ölmüyorum, birileri burnumu ve ağzımı kapatıyor nefes alamıyorum ama yine de yaşıyorum. Kimler kimler bana yardım etmeye çalıştı diyarın en ünlü hırsızlarını çağırttım, kendine dedektif diyen bir sürü dalkavuk benden yararlanmaya çalıştı ama kimse bu dertten beni kurtaramadı. Şimdi hepsi hapiste çürümeyi bekliyor… Sen kimsin ki bana yardım edesin? Kralın bu sözleri bizim genç oğlanın iyice dikkatini çekmiş, bu kadar büyük bir sorun ne ola ki diye düşünmüş. En sonunda da işe el atmaya karar vermiş. Ey süt gezegeninin en bilge kralı, ey balık ülkesinin tek hâkimi, en gür bıyıklı kedi ve bir sürü sıfatını sayamadığım kralım.. Size ufacık bir yardımım dokunursa mutlu olurum. Ne ödül isterim ne bir şey yeter ki kediler eskisi gibi süt içip miyavlasın diyerek kedi kralın gurunu okşamış. Biraz yumuşayan kral derdini anlatmaya başlamış: Uzuun zaman önce henüz ben küçük bir kedicik iken babam ulu balık kralı 3.Tekir bana onu vermişti. Babam bunun ona babasından babasına da dedesinden yadigâr kaldığını söyleyerek, evladım artık benim süt gezegenindeki vaktim sona eriyor son canım da ha bugün ha yarın çıkacak. Bunu al ve ömrünün sonuna kadar huzur içinde yaşa. Sana vasiyetimdir ölmeye yakın çocuklarına vererek bu mirası sürdür. Pek sevgili babacım 3.Tekir bunları söyledikten 2 gün 12 saat sonra kedi diyarlarından uçtu gitti. Onu ilk gördüğümde, içim huzurla dolmuş her akşam onunla vakit geçirmeden yatmaz olmuştum. Kimselere ama kimselere onu göstermedim o sadece bana aitti. Ne hizmetkârlarım, ne çocuklarım ne de karım onu görmemişti. Şimdi onu benden çaldılar, geceleri uyuyamıyorum. İşte hikâye bu, şimdi söyle bakalım çocuk sen kıymetlimi bulmak için yardım edebilir misin bana? Yoksa bir kralın vaktini boşuna mı çaldın?? Bizim çocuk bu laflar üzerine bir krala bakmış, sonra dönmüş bir de kral odasındaki kalabalık kedilere bakmış. Gülümseyerek Ellerini havaya kaldırmış ve birden saray kedilerine doğru seslenmiş: ey kedi halkı, yüce kralınız pofuduk kralın sözlerini duydunuz. Şimdi gelelim soruna, sesini yükselterek: söyleyin bana İçinizden kim kralın kıymetlisinin neye benzediğini biliyor?? Kim daha önce bu kıymetliyi gördü? Aradığınız şey tam olarak ne bilen var mı ?? Çocuğun bu sözleri üzerine odada bulunan bütün kediler bir ağızdan konuşmaya, uğuldamaya başlamış. Kediler kraldan o kadar çok korkuyorlarmış ki kimseciklerin aklına krala kıymetlinin ne olduğunu sormak gelmemiş. Ah kuyruklar aşkına! Bu zamana kadar bütün kediler ne aradığını bilmeden körlemesine sağda solda bir şeyler aramaya çalışmış. Şimdi bu çocuk kedilerin örümcekleşmiş beyinlerine birer tohum atarak herkesin kendine gelmesini ve o tohumların büyüyüp, örümceklerin ölmesini izlemeye başlamış. Hatta bu haber o kadar çabuk yayılmış ki çocuk bu lafları ettikten 5 dakika sonra bütün şehir kıymetlinin ne olduğunu konuşuyormuş. Sarayda şimdi halk krallarına öfkeli bir şekilde bu kıymetlinin ne olduğunu, neye benzediğini sormaya başlamış. Çocuk kralın odasında olduğunu umursamadan sessizlik diye bağırarak, kedileri susturmuş ve bakışlarını kedilerin üzerinde çevirerek: ey kedi halkı ben suçlunun kim olduğunu çok iyi biliyorum. Eliyle kedileri tek tek göstererek suçlu sensin sarışın güzel kedicik, evet sen de suçlusun yaşlanmış yaşına rağmen burada olan kedi diyerek Bu şekilde 3-4 kedi daha gösterdikten sonra ayrıca ben hırsızın kim olduğunu da gayet iyi biliyorum demiş ve parmaklarını kedilerin üzerinden kaldırarak direk kralı göstermiş. Bütün sarayda devasa bir “aaaaaa” sesi duyulmuş. Çocuğun bu kadar ileri gidebileceğini hiçbir kedi düşünememiş. Herkesin kafası çok karışmış. İşte hırsız diye girmiş lafa çocuk, işte hırsız sizin gelecek ümitlerinizi çalan, kendisi saraylarda yaşamasına rağmen halen sizden sütlerinizi, balıklarınızı bedavadan alan bu kral bozuntusudur. İşte hırsız önemsiz bir aile yadigârı yüzünden tüm şehri hapislerde süründüren bu sefil yaratıktır. Baskı ve şiddetle sizleri o kadar çok bastırmış ki daha aradığınız şeyin ne olduğunu soracak cesareti kendinizde bulamamışsınız. Kendi boş işleri için haftalardır siz kedileri oyalayan bu krala söylenecek bir sözünüz yok mu kedi kardeşlerim? Bu sözler üzerine öfkesi yüzünden okunan halk hep birden kralın üzerine yürümeye başlamış. O günden sonra kralı bir daha gören olmamış. Kimi rivayetler kralın çok uzaklara kaçtığını, kimi rivayetlerde çoktan kedi diyarlarından uçurulduğunu söylüyor. Kralın kıymetlisinin ne olduğunu da balık şehrinde halen bilen yok ama balık şehri sakinleri bu günü kıymetli bilerek Demokrasinin kıymeti olarak her sene kutlar olmuşlar. Bir kıvılcım gibi parlayan bu olay diğer bütün kedi krallıklarına yayılmış ve kedi diyarları hep beraber özgür olmuşlar. Bizim çocukta yaptığı mucizeden sonra usulca yola koyulmuş bir daha da o çocuğu ne gören ne de duyan olmuş. Hepsi bir masal ya sayın okuyucu belki de o çocuk hiç orada olmamış…

Kral’ın Kıymetlisi” için 1 Yorum Var

  1. Arokan dedi ki: dedi ki:

    Merhaba.

    Yalın, akıcı, merak uyandırıcı bir masaldı. Yer yer virgül kullanımlarında hatalar gördüysem de bunlar bir kere daha üzerinden geçilince düzeltilecek şeyler.

    Bir ara öykünün sonunda bir kedi yavrusunun “Anne bak, kral çıplak!” demesini bekledim açıkçası : )

    Masalınızın sonunda, masalınızın diline ve kendi dünyasına aykırı olarak geçen “demokrasi” kelimesini pek içime sindiremesem de genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim eserinizi.

    İlk öykünüz, son olmasın.

    Yeni öykülerde görüşmek dileğiyle.

    Sevgiler…

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!