“Hello from the children of planet earth…
Sayın Türkçe bilen arkadaşlarımız, sabah şerifleriniz hayr….hayr…ha..cızzzzzzz…zzz”
Exondrum için bu plağı dinlemek bir ritüel gibiydi ama yıllara yenik düşen plak artık özelliğini yavaş yavaş yitirmeye başlamıştı. Altın plağı çıkardı ve diğer eşyaların yanına kaldırdı ama altın plak her zaman ki gibi baş köşedeydi. Plağın yanında mor ışıklar saçan yarı şeffaf bir küre, yeşil renkli bir kristal, bir androide ait hasar görmüş el ve kemikten yapılma bir kama yer alıyordu.
Exondrum kumanda kabinine geçerken küçük yuvarlak pencereden dışarıdaki sonsuz uzaya ve yıldızlara baktı… Ama bir süre sonra dikkatini çeken şey kendi yansıması oldu. Beyaz hafif bir alaşımdan üretilmişti, dış görünüş olarak bir insana benziyordu ama zırhlı kısımların dışında vücudu şeffafdı ve mavi ışıklar saçan bir maddeden yapılmıştı. Bu madde “Platron” olarak adlandırılıyordu ve Gliese gezegeninde keşfedilen bir teknikle karbonun işlenmesi sonucunda elde ediliyordu.
Bulunduğu yer küçük bir acil durum modülüydü. Tehlike durumunda uzay gemilerini tahliye etmek için kullanılan cinsten. Modülün üzerinde koyu gri renkte “SANTA MARIA” yazıyordu. Exondrum modülü modifiye ederek manevra kabiliyetini artırmış ve sonradan bulduğu bir takım malzemelerle bir laboratuvar oluşturmayı başarmıştı.
Birden duvardaki sarı ışık yanıp sönemeye başlayınca, Exondrum kumanda kabinine girdi ve arıza sinyalinin neden yandığını anlamaya çalıştı. Modülün enerji panellerinde bir sıkıntı olmalıydı. Ekrandaki panel görüntüsünü büyüttüğünde mikro panellerin bir kısmının aşınarak özelliğini yitirdiğini fark etti bu yüzden paneller kısa devre yapabilirdi. Mikro panelleri, donanım kütüphanesinden bulup DEUX’a aktardı. Deux bir çeşit çok boyutlu yaratıcıydı ve doğru elementler kullanarak, bilgileri girilen objeyi oluşturabilir ya da haznesine yerleştirilen objeyi kopyalayabiliyordu. İlk tasarlandığında şu an olduğu gibi elementleri ayrıştırma ve birleştirme özelliği olmasada, Exondrum’un üstün teknik bilgisi ve programlama yeteneği sayesinde artık çok daha işlevseldi.
Exondrum basit yön verici roketlerden ve emniyet bağlantısından oluşan aksiyon zırhını giydi ve modülün dışına çıktı. Paneller olmadan modülün yön verici roketleri şarj edilemezdi ve modül uzayda rüzgara kapılmış bir yelkenli gibi savrulabilirdi.
Emniyet bağlantısından emin olduktan sonra aksiyon roketlerini kullanıp diğer panellerin olduğu kısıma ulaştı. Panelleri takarken uzakta parlayan ışık dikkatini çekti. Bir yıldız olmadığı bariz belliydi. Soluk gri bir ışıktı… Daha dikkatli baktığında (Exondrum,75x zoom yapabilen bir görüş kitine sahiptir.) bu ışığın kaynağının bir uzay gemisi olduğunu fark etti.
Geminin yanına vardığında; paslanmaya yüz tutmuş gövdesi ve artık silinmek üzere olan FAIRWAY yazısı dikkat çekiyordu. Exondrum geminin içine girmek için kapsül çıkışının zarar görmüş kapısını kullandı. İçerisi karanlık olduğu için görüş modunu değiştirip geminin genel yapısını çözmek için araştırmaya başladı. Bir yandan da karanlığın içinde ilerliyordu. Güç ünitesinin yerini bulmak için duvardaki krokiyi aydınlattı.
Genel olarak cihazlar ve devreler hasarsız görünüyordu sadece güneş enerjisi panelleri uzun süre kullanılmadığı için deaktif durumdaydı. Exondrum analog olarak çalışan yedek güneş panellerini açtığında hemen bataryalar şarj olmaya başlamıştı bile, belkide yıllardır çalışmamış bu gemi tekrar hayat bulabilecekti. Gemide kullanılan teknoloji oldukça eskiydi, bu yüzden Exondrum sistemin nasıl işlediğini anlamaya çalışıyordu. Bataryalardan gücünü alan merkezi bir sistemle karşı karşıyaydı ve eğer bir arıza yoksa bir süre sonra işletim sistemi otomatik olarak devreye girecekti. En azından koridorlardaki acil durum aydınlatmaları çalışmıştı ve artık rahatlıkla etrafı görebiliyordu. Köprüye doğru yürürken sıvı nitrojen tanklarının bulunduğu odayı fark etti, belkide hala mürettebatlar donmuş şekilde tankların içinde uyandırılmayı bekliyordu. Odanın içinde güvenlik bariyeri vardı ve enerji seviyesi yetersiz olduğu için bloke olmuş durumdaydı.
Köprüye vardığında burada başka bir analog kolun olduğunu gördü ve ana güneş panelleride açılarak tüm cihazlar aktif konuma geçti. “Merhaba ben Creos, sistemi aktif etmek için gerekli olan adımları tamamlayın. Birinci adım… Kendinizi tanıtın!”, geminin işletim sistemi bir yapay zeka tarafından yönetiliyordu. Exondrum cevap vermek konusunda çok emin değildi; vereceği yanlış bir yanıt sistemin kendini imha etmesine neden olabilirdi. “Merhaba ben Creos, sistemi aktif etmek için gerekli olan adımları tamamlayın. Birinci adım… Kendinizi tanıtın!”
“Eğer 1 dakika içerisinde soruma yanıt vermezseniz. D3 protokolünü devreye sokacağım.”
Exondrum zaman kazanmak için konuşmaya karar vermişti, sistemi incelerken konuşmaya başladı; “Merhaba adım Exondrum, bu geminin mürettebatı değilim. Şu an Siareon yıldız sistemindesiniz ve benim dışımda bu gemide canlı yok. Geminin kontrolünü devralmam gerekiyor.”
“Bunu yapmaya yetkiniz yok! D3 protokolünün başlamasına son 15 saniye…”
Exondrum bu sırada sistemi analiz etmiş ve müdahale edilebilir olduğunu anlamıştı; “Üzgünüm seni devre dışı bırakıyorum…”
“Bunu yapmaya yetki… ”
Exondrum, sistemi hackleyerek Creos’u devre dışı bıraktı. Ama Creos’un datalarına ulaşması gerekiyordu. Bu gemi nereden yola çıkmıştı ve amacı neydi? İnsan ırkına ait olduğu aşikardı ama daha fazlasını öğrenmeliydi. Tekrar Creos’u programlayarak sistemi yeniden başlattı.
“Merhaba ben Creos, ne yapmak istiyorsunuz?”
“Nitrojen tanklarının bulunduğu odanın güvenlik bariyerini kaldırmanı istiyorum.”
“İsteğiniz yerine getirildi.”
Exondrum mürettebat odasına tekrar döndü ve nitrojen tanklarının yer aldığı kısıma yöneldi ama tüm tanklar boştu. Bir süre herhangi bir ceset olabilirmi diye daha önce bakmadığı kabinleride kontrol etti ama herhangi bir şey yoktu.
“Creos, mürettebat gemiyi ne zaman terk etti.”
“Mürettebat 22 Aralık 3104 tarihinde saat 17:30’da gemiyi acil durum kapsülleriyle başarılı bir şekilde terk etti.”
“3104’mü?.. Peki gemiyi terk etmelerinin nedeni neydi?”
“Bunun için kaptanın seyir defterine erişmem gerekiyor. Onaylıyor musun?”
“Onaylıyorum…”
“21 Aralık 3104 saat 06:17, Ben kaptan Vecihi Hürkuş; astreoid sağnağı sonrası gemi sol taraftan ağır bir hasar aldı. Navigasyon cihazlarımız çalışmıyor ve rotamızın dışındayız. Manuel olarak gemiyi rotada tutmaya çalışıyorum ama bu şekilde yolculuğa devam etme şansımız yok. Eğer navigasyon sorununu düzeltemezsek uyku durumunda olan mürettebatı uyandırarak gemiyi terk edeceğiz.”
“Görevinizin ne olduğunu açıklar mısın?”
“Fairway başta Dünya Uzay Ajansı olmak üzere, Mars Uzay Programı ve Europa Öncüleri tarafından desteklenen bir keşif gemisidir. Odaklandığı görev galaksimiz dışındaki süper dünyaları araştırmaktır.”
“Şu an kaç yılındayız Creo…”
“3107 yılındayız. Sistem 3 yıl sonra yeniden başlatıldı. Başlatan kişinin kimlik bilgilerine erişim iznim yok. Yinede bu bilgilere erişmemi istiyormusunuz.”
“Creo tarih bilgilerini güncellemeni istiyorum. Bugün dünya tarihiyle 17 Mayıs 17816. Samanyolu standart takvimine göre 26 Haziran 15980 yılındayız. Enteresan…”
“Enterasan olan nedir efendim?”
“Bu gemi 14709 yıldır uzayda başı boş bir şekilde sürükleniyor ve tamir ya da bakım görmediği halde hala tek parça. İşte enteresan olan bu…”
Exondrum gemiyi incelemeye devam etti, gemi dışı görevler için mürettebatın giydiği kıyafetlerden biri hala sağlam bir şekilde acil çıkış kabininde yer alıyordu. Exondrum kıyafeti incelerken, üzerindeki simgeler dikkatini çekti. Kıyafetin göğüs kısmında V.HURKUS yazısı ve Dünya Uzay Ajansı simgesi yer alıyordu, kıyafetin kolunda yer alan simgede her hangi bir yazı yoktu, kırmızı zemin üzerinde ay ve yıldız yer alıyordu.
“Creo, kırmızı zemin üzerinde ay ve yıldız simgesi neyi temsil ediyor, kayıtlarını kontrol etmeni istiyorum?”
“Dünya federasyonuna bağlı bir ülke olan Türkiye’nin resmi bayrağı. Ay ve yıldız simgesi aynı zamanda eski bir dünya uygarlığı olan Sümer ikonografisinin de en çok kullanılan öğelerinden biridir. Buradaki kullanımlarında ise “Ay”, Ay tanrısı “Sin”‘i temsil etmektedir. Yıldız ise İştar veya Antik Roma mitolojisinde de bulunan Venüs’ü sembolize etmektedir.”
Creo aynı zamanda muazzam bir bilgi kütüphanesiydi. Exondrum teknik destek robotu olarak tasarlandığı için sadece teknolojik bilgilere sahipti ve bu bilgilerin daha fazlasına ulaşmak istiyordu. Sisteme bağlanarak tüm bilgileri kendine aktarmaya başladı; Büyük patlamayı… Uzayda bir safir gibi parıldayan Dünya gezegenini… İlk insanların vahşi doğadaki mücadelesini ve avcı toplayıcı insan atalarını… İlk buğdayı eken kadını ve insanların kurduğu köyleri… Köylerin büyüyerek şehirlere dönüşmesini ve şehirlerin birbirleriyle savaşmasını… Güçlenen imparatorlukları, köleleştirilen insanları… Savaşlarda öne çıkan komutanları ve kahramanları… Yeni kıtalar keşfeden kaşifleri… Rönesansı… Sanayi devrimini… Birbirlerini atom bombasıyla öldüren insanları… Ay’a ilk ayak basan Neil Armstrong’u… Üzerindeki altın plağıyla, uzayda süzülen Voyager’ı… Sürekli gelişen teknolojiyi… Mars’a ilk koloninin yerleşmesini… Jupiter’in uydusu Europa’ya kurulan koloniyi ve çok daha fazlasını öğrendi.
Ama Exondrum Creo’nun bilmediği başka şeylerde biliyordu. Bu bilgiler mürettebatı olduğu Santa Maria gemisinin bilgi envanterinden aktarmıştı ve bir kısmınıda sonrasında karşılaştığı farklı ırklara sahip gezginlerden ya da kaybolanlardan öğrenmişti. Dünya, Mars ve Europa arasında 3547 yılında, daha çok kaynak elde etmek için büyük bir uzay savaşı başlamıştı ve savaşın galibi Europa kolonisi olmuştu, Mars oldukça büyük kayıplar vermiş olsada Dünya kadar şanssız değildi. Dünya o kadar büyük zarar görmüştü ki ekseni değiştiği için bir süre sonra yörüngesinden çıkmış ve 4000’li yılların başında Mars’la çarpışması bekleniyordu. Europa kolonisi uzun yıllardır gözlemlediği Gliese gezegenine koloni kurmak için çalışmalara başlamıştı. Üstelik bu bir keşif seyahati olmayacaktı, artık ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olan bu gezegenden ve dengesi alt üst olmuş güneş sisteminden bir daha dönmemek üzere ayrılacaklardı. EDEN adındaki gemiyi yıllar sürecek bu yolculuk boyunca insanların tüm ihtiyaçlarını karşılayabilecek şekilde tasarlamışlardı; sonunda insanoğlu kendi eliyle bir dünya yaratmıştı. Ama ardı arkası gelmeyen ihtiras rüzgarlarının Gliese gezegenini sarması çok uzun sürmedi ve insanlar geçmişten ders almayarak tekrar savaşmaya başladılar. Artık silahlar çok daha acımasız ve tanrısaldı.
Duans ırkından bir gezginle karşılaştığında Exondrum ona Gliese gezegenini sordu, belki hala geriye dönebilirdi. Gezginin anlayabileceği şekilde ona gezegenin yerini gösteren bir hologram sunmuştu ve Gliese gezegeninin güneşi tarafından yutulduğunu öğrenmişti. Exondrum neredeyse güneşe hükmedecek seviyedeki teknolojiye sahip insanların bunu nasıl engelleyemediğini düşünüyordu. Bu nasıl olabilirdi… Belkide büyük savaş sonrası dünyada olduğu gibi insanlar birbirlerini okadar yıpratmıştı ki artık ilkel kabilelerden farksız yaşamak zorunda kalmışlardı ve sonunda yok olmuşlardı. Yeni bir teknoloji geliştirmek bir yana hayata tutunmayı bile başaramamışlardı.
Exondrum Fairway gemisinden ayrıldı ve tekrar modüle geri döndü. Uzay gemisi ihtiyaçlarını karşılayamıyacak kadar eski bir teknolojiye sahipti ve yeniden inşası için çok fazla hammadde gerekiyordu. Yinede bu küçük keşif onun için büyük bir hediyeye dönüşmüştü. Artık koleksiyonunun en önemli parçası olarak gördüğü altın plağın ve Voyager’ın hikayesini biliyordu. Üstelik karbon elde edebileceği ve dönüştürebileceği bir çok malzeme elde etmişti.
Exondrum uzaydaki yolculuğu sırasında 4 uzay gemisi ve sayısız sonda ile karşılaşmıştı; bunlardan biride Voyager’dı.. Hepsinin aynı kara deliğe kapılarak uzayın bu kısmına sürüklenmiş olduklarını düşünüyordu. Tıpkı Santa Maria gemisinin başına gelen olay gibi. Keşfettiği tüm gemilerden birer anı almıştı ve bu onu bir medeniyet koleksiyoncusu yapıyordu. Son olarak koleksiyonuna eklediği şey kaptan Vecihi’nin kıyafetine ait olan ay yıldızlı bayraktı.
Gliese’in öncesinde yaşanılanlar aslında geleceğe dair ipuçlarıydı. Exondrum durdu ve penceredeki yansımasının ardındaki sonsuz uzaya hayranlıkla baktı. Bu güzelliği görebilen bir robot yaratmayı başaran küçük tanrıları; insanları düşündü… Tanrılar kullarından aciz olabilirmiydi? Ya da kendinden daha güçlü ve erdemli bir varlık yaratmayı başarabilmiş olmaları onların kendilerini ve evreni yaratan tanrıdan bile güçlü olduğunu mu gösteriyordu.
Exondrum elindeki mevcut teknolojiyle çok rahat bir şekilde Deux’u kullanıp kendini klonlayabilirdi. Belki uygun bir gezegene yerleşip büyük bir medeniyetin ilk adımlarını bile atabilirdi. Sürekli kendini klonlayarak Exondrum’lardan oluşan bir gezegen. Yarı tanrı kral Exondrum karşısında saygıyla eğilin!.. Tıpkı tarihte yok olup giden binlerce imparator ve savaşcı kral gibi.
“Ben Exondrum, bu mesaj size ulaştıysa amacıma ulaştım demektir. Bu mesajı deşifre edebilmeniz için şu ana kadar tanıklık ettiğim 4 medeniyetin dil yapılarını ve iletişim tekniklerini birleştirerek yeni bir iletişim şekli geliştirdim.
Sizden önce bu evrende yer alan tüm ırklar uzaya yayılmak ve yeni yerler keşfetmek için amansız bir iştahla teknolojiler geliştirdi. Daha uzağa gitmek, daha hızlı yol almak için ellerindeki kaynakları hızla tükettiler ve tükettikleri kaynakları telafi etmek için bu kaynakları elinde tutan kendi ırkından diğerleriyle savaşmayı göze aldılar. Sonuçta kendi yok oluşlarını hazırlamaktan başka hiç bir şey elde edemediler.
Beni yaratan Gliese gezegeninde ki insanlar, diledikleri her şeyi yaratabilecek güce sahiptiler ama öldürücü silahlar yapmayı tercih ettiler ve sonları bu silahlarla geldi. Duans, Zaubnd ve Tun ırkının sonlarıda aynı şekilde kendi yarattıkları silahlarla oldu.
Oysa evrendeki değerli, değersiz, güçlü, güçsüz herşey aynı temellere sahip. Sonuca değil nedenlere odaklandığınız zaman, gökteki bir yıldızın sizinle aynı elementlerden oluştuğunu görebilirsiniz. Dahası sahip olduğunuz elementlerle hayal ettiğiniz herşeyi yapabilceğinizi keşfedebilirsiniz. Bunu keşfettiğiniz zaman aslında değer verdiğiniz şeylerin ne kadar değersiz olduğunu anlayacak ve bu evrenin parçası olduğunuzu bileceksiniz.
Bende elimdeki tüm kaynakları tükettim ama size bu mesajı ulaştırabilmek için. Bu mesajın sonunda kendi işletim sistemimi sıfırlayarak görevimi sonlandıracağım. Ama bildiğim herşeyi size ulaştırmış olacağım; Evrenin sizden önceki tarihini…
Ben Exondrum, galaksinin koleksiyoncusu, tarihçisi, insan ırkının yarattığı teknik destek robotu. Bir gün sonsuz uzayda iki medeniyetin karşılaşabilmesini hayal ediyorum. Eğer kendinizi yok etmezseniz bu mümkün.”
- Akineri - 1 Mart 2021
- Aquanis - 15 Nisan 2019
- 184 Dakika - 15 Şubat 2018
- Aura - 17 Mayıs 2017
- Khadda Rughsa - 15 Mart 2017
Merhabalar. Gayet güzel ve bol mesajlı bir öyküydü. Affınıza sığınarak gözüme takılan birkaç hususu belirteyim.
(Exondrum,75x zoom yapabilen bir görüş kitine sahiptir.) diyerek burada bir açıklamaya gitmişsiniz ancak bu tip kullanımlar öyküyü sekteye uğratıyor öykünün dünyasından kopmaya sebebiyet veriyor. Yerine bu bilgiyi hiç vermeseniz de zaten bir robotu yadırgamazdım. Ancak illa verecekseniz öykü gidişatına yedirmenizi tavsiye ederim.
Ek olarak naçiz tavsiyem bağlaçların kullanımına bir göz atmanız olacak.
Bunların haricinde Vecihi Hürkuş göndermesi ve Ay yıldızlı bayrağın uzayda dalgalanmasını çok beğendim ve yüzümde bir tebessümle okudum. Söylediğiniz gibi umarım 3107 yılında da bayrağımız değişmeden kalır. Artık ummaktan başka bir şey gelmiyor elden 🙂
Diğer seçkilerde de yazmanız dileğiyle elinize sağlık.
Bağlaçlar, bağlaçlar 🙂 evet onlar başımın belası, yine gözümden kaçan şeyler var. Daha dikkatli olmaya gayret edeceğim.
Şu 75x zoom olayında çok haklısınız.
Ve 3107 yılında bayrağımızın dalgalanması için bazı şeylere “hayır” demeyi öğrenmeliyiz 🙂
Okuduğunuz ve yorumunuzu esirgemediğiniz için teşekkürler.
Merhabalar.
Tebrikler. Öykünüzü çok ama çok beğendim. Bilim-kurgu olduğundan mıdır nedir okumaya başlar başlamaz sardı beni. Sallanır mı bi yerlerde bozar mı dedim ama hiç sallanmadı. Başladığı gibi güzel de final yaptı. Daha fazla değerlendirme yapmak, eksik bulmak istemiyor canım. Emek harcamış, özenli bir çalışma. Tekrar tebrikler..
Güzel yorumun için çok teşekkürler. Böyle okuduğundan keyif almış okuyucu yorumları beni çok motive ediyor sonraki öyküler için.
Merhaba,
Şu altın plaklar ve Türkçe giden kayıt 🙂 O cümleyi ilk öğrendiğimde şaka sanmıştım ama değilmiş. Şimdi burada bir öykünün giriş cümlesi olarak karşıma çıkınca çok hoşuma gitti; öyküyü merak ettirdi. Bilimkurgu en sevdiğim türlerden. Öykü de gayet iyi yazılmış, severek okudum. Benim de dünyayı merak eden, uzayda ikamet eden bir androidi konu aldığım bir öyküm var; aslında henüz bitmedi. Bir de ben daha mizahi yaklaştım olaya.
Öyküyle ilgili aklıma takılan şu oldu sadece: Şimdi bu android arkadaşımız, çok boyutlu yazıcılarla kendinden sayısız klon yapabilecekken ve bu fikir onun da aklına yatmışken nasıl birdenbire kendini sıfırlamaya karar veriyor? Bu çatışmaya nasıl geldi? Onu bu karara iten güdüsü ne? İnsanoğluna mesaj ulaştırmak mı sadece? Burası biraz zayıf geldi. Onun haricinde güzel yazılmış, sürükleyici bir öyküydü.
Kaleminize sağlık.
Okuduğun ve yorum yazdığın için teşekkür ederim.
Şimdi sorulara gelirsek;
Kendini klonlama fikri aklına yatmıyor Exondrum’un, o paragrafın sonunda “Yarı tanrı kral Exondrum karşısında saygıyla eğilin!..” ve “Tıpkı tarihte yok olup giden binlerce imparator ve savaşcı kral gibi.” ifadeleri var. Demek ki ruh halini net yansıtamamışım; kendi aklından geçen düşünceyle dalga geçiyor ve anlamsız olduğuna vurgu yapıyor aslında bu kısımda. Dolayısıyla daha farklı, alternatif bir galaksi için bu mesajı ulaştırmak zorunda olduğunu hissediyor.
Tekrar güzel yorumun için teşekkürler.
merhaba;
Asıl biz teşekkür ederiz böyle güzel öyküyü paylaştığınız için. Şimdi tekrar baktım; ünlemin etkisi ve sonraki cümle aslında tersini düşündüğünü ima ediyor ama yine de bir cümle yâhut cümlecik daha gelseydi oraya bu ikileme düşmezdim sanırım. Hani “Daha neler…” tarzında bi’ ifade bile olabilir. Ama dediğim gibi, güzel bir öykü. Çalışılmış, akıcı ve merak uyandırıcı. Özellikle giriş çok başarılı. Uzay öyküleri devam etsin diye umalım, keyifli oluyor.
Merhaba;
Cok akıcı guzel bir öykü kaleme almışsınız. Ellerinize sağlık. Bağlaclar okumayi biraz aksatiyor. Kayıp Rıhtım bana bilim kurguyu sevdiriyor. Bir de sizler gibi guzel yazan arkadaslar olunca… Ellerinize sağlık.
Güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Bakalım bir sonraki öyküde bağlaç sorunu olacak mı? Bu şimdiden beni heyecanlandırdı 🙂 şaka bir yana elimden gelen özeni göstermeye çalışacağım.
Merhabalar,
Oldukça sürükleyici bir öyküydü (ne yazık ki ben de bazı yerlerde bağlaçlara takıldım ama bu merakımı baltalamadı).
Aslında düşününce (Türk bayrağı kısmını bilemiyorum 🙂 ) öykünün tamamı gayet gerçekçi gözüküyor. İnsanlar bu hırsla devam ederse ancak böyle bir son bekliyor gibi dünyayı (dünyaları). Benim okurken aklıma takılan tek bir nokta oldu, Exondrum gittiği gemideki sistemi kontrol edebilmek için yeniden programlıyor. Bu durumda benim aklıma yeniden programlanan bir sistemdeki tüm bilgilerin silinebileceği geldi. Gerçi teknolojinin oldukça ilerlediği bir devirde bunun sorun olmaması gerekiyordur, ayrıca öyküyü aksatmayan küçük bir ayrıntı ama ben yine de paylaşmak istedim 🙂
Kaleminize sağlık. Başka öykülerde görüşmek dileğiyle,
Beğenmenize sevindim,
Kafanıza takılan kısma gelirsek, burada sadece güvenlik adımını geçmek için bir müdahalede bulunuyor. Sıfırlamak değilde kendine uyarlamak olarak düşünebilirsiniz bu kısımdaki olayı.
Türk bayrağı konusuna gelirsek aslında o yıllarda Vecihi Hürkuş gibi bir ismin olması bayraktan daha olamayacak bir durum bence ama yinede bu göndermeyi yapmak istedim.
Gelecekte insan oğlunun daha ortak bir kültürü olacağını düşünüyorum ve bu dilden, kullanılan isimlere kadar her şeye yansıyacaktır. Tekrar yorumunuz için teşekkürler
Merhaba, öykünüz hoş, güzel, akıcı ve göndermelerle dolu olmuş. Üzerinde çalıştığınız belli oluyor. Ellerinize ve kaleminize sağlık. Gelecek seçkilerde görüşmek dileğiyle…
Okuduğunuz ve yorum yazdığınız için teşekkür ederim.