Öykü

Geçit

1. BÖLÜM

Herkes kendi hava durumunu yaratıp yaşayabilseydi eğer, bugün B2 için parçalı bulutlu olurdu. Arada bir bulutların arasından görünen güneşe rağmen umutsuz, her an yağmur yağabilecekmiş gibi kaygılı.

Geçen seneye kadar her sıra memuru gibi o da hafta içleri sabah saat 7’de kalkar, Birey Şekillendirme Merkezi (BŞM)’nin yolunu tutardı. Hafta sonları serbest olurdu. O günler BŞM’ye gitmek zorunda değildi. Bu sayede hafta sonları ilgi alanlarına yönelir; kitap okur, müzik dinler ve film izlerdi. BŞM’nin kendisine katkı sağladığını düşünmüyordu. Aksine BŞM’nin yeteneklerini körelttiğini ve bunu bilerek yaptıklarını düşünüyordu. Çünkü orada çalışan yontucuların görevi, sıra memurlarını yontarak onların düşüncelerine toplumun istediği düşünce şeklini vermekti. B2 bunun farkındaydı. Bu yüzden en büyük kaygısı BŞM’nin istediği gibi bir insan olmaktı. Kendisi de dahil, çevresindeki hiç kimse özgür değildi ve bu durum B2’yi çok rahatsız ediyordu. Hiç kimsenin BŞM’nin yontmalarına ses çıkarmaması onu üzüyordu. Hiç kimse özgür değildi ve işin garibi herkes halinden memnundu. Bu nasıl mümkün olabilirdi? İnsan, kendi düşüncelerinin yontulmasına, onların yok olmasına, kendisine ait olmayan fikirlerin kendisine empoze edilmesine nasıl izin verebilirdi ve bunun sonucunda nasıl mutlu olabilirdi? Hayatın boyunca olmadığın biri gibi yaşamak gerçekten yaşamak mıydı? BŞM’nin insanlara yaptığı onların özünde kim olduklarını unutturmaktı. Her insan altı yaşına geldiğinde BŞM’nin eline verilir ve yontulmaya başlardı. Ta ki on sekiz yaşına gelene kadar. Her insan bu on iki yıllık süreçte sıra memurluğu yaparak şekillenirdi. Sürecin sonunda şekillenme işlemi başarılı olmayan insanlar toplumun istediği insan tipine dönüşmedikleri için toplumdan dışlanırlardı. B2 de o dışlananlardan biriydi.

B2, BŞM’deki eğitimini geçen sene başarısızlıkla tamamlamıştı. BŞM’den kurtulduğu için mutluydu ama kendisini yalnız hissediyordu. Gününü kitap okuyarak, yazarak ve film izleyerek geçiriyordu. Hiç kimse onu işe alamıyordu. Çünkü dışlanmıştı. Mümkün olduğunca dışarı çıkmamaya çalışıyordu. İnsanları görmek ve onların dışlayan bakışlarına maruz kalmak istemiyordu. B2 özünde arkadaş canlısı bir insandı ama BŞM’de aldığı eğitimi başarıyla tamamlayamamasından, toplumun ideal tipinden farklı bir karaktere sahip olmasından dolayı toplumdan dışlanıyordu. Bu yüzden de yalnızdı. Mutlu olmak istiyordu. BŞM’ye başladığı altı yaşından beri mutlu olduğu bir gününü bile hatırlamıyordu.  Artık onun için mutlu olmak, bir istekten ötürü bir ihtiyaca dönüşmüştü. Bazen “Keşke BŞM’ye karşı direnmeyip onların istediği gibi bir insan olsaydım. En azından toplumdan dışlanmazdım. Arkadaşlarım olurdu. Mutlu olurdum.” diye düşündüğü oluyordu ama sonra bu düşüncesinden pişman olup “Toplumun istediği gibi bir insan olup mutlu olmaktansa, kendim gibi olup dışlanırım daha iyi.” diye düşünüyordu.

B2 hayatından memnun değildi. Kendi düşüncelerine, yontulmamış fikirlere sahipti ama mutlu değildi. Çünkü farklıydı ve bu farklılığı onun toplumdan soyutlanmasına neden oluyordu. B2, sürüsünden ayrılmıştı. Kendi yolunu bulabilmek uğruna kaybolmuştu ve bu yolda tek başınaydı.

2. BÖLÜM

B2 telefonuna gelen mesajın sesiyle uyandı. Uykulu gözleriyle telefonunu eline aldı ve mesajı okumaya başladı. Mesaj psikolojik deneylerin yapıldığı Laboratuar’dan gelmişti. B2 şaşkınlıkla yataktan kalktı. “Laboratuar bana neden mesaj göndersin ki?” diye düşünüp mesajı okumak için ekrana dokundu.

“Gönderen: Laboratuar

Konu: Kutadgu Em’i denemek ister misiniz?

Mesaj:

Sayın B2;

Birey Şekillendirme Merkezi’nde aldığınız eğitimi başarısızlıkla tamamladığınızdan haberimiz var. Bu başarısızlığınızdan dolayı toplumdan dışlandığınızı, mutsuz olduğunuzu biliyoruz. Ama merak etmeyin yalnız değilsiniz. Sizin gibi, BŞM’nin eğitimini başarısızlıkla tamamlayan daha birçok sıra memuru var. Sizleri anlıyor ve mutlu olmanızı istiyoruz. Bu yüzden Laboratuar ekibi olarak tam da size göre bir ilaç ürettik: Kutadgu Em. “Mutluluk veren ilaç” demek.  Kutadgu Bilig’i hatırlarsınız. Yusuf Has Hacip tarafından okuyana yol göstermesi amacıyla 11. yüzyılda  yazılan bir eser. Adının anlamı da “Mutluluk veren bilgi”. Biz de Yusuf Has Hacip’ten esinlenerek içen kişiye mutluluk versin diye “Kutadgu Em” i ürettik. Yusuf Has Hacip eserinde” ilaç” sözcüğü için “em” sözcüğünü kullandığından dolayı biz de ürünümüze “Kutadgu Em” adını verdik. Yani “Mutluluk veren ilaç”.

Eğer siz de sadece toplumdan farklı olduğunuz için dışlanmaktan yorulduysanız ve bu durum sizi üzüyorsa Kutadgu Em’i denemeniz için sizi bugün öğleden sonra saat 3’te Laboratuar’ımıza bekliyoruz. Çünkü herkesin mutlu olmaya hakkının olduğunu düşünüyoruz.

Esenlikle kalın.

Profesör Doktor C11”

B2 şaşkınlık içinde saatine baktı; sabah 8’di. Düşünmeye başladı. Laboratuar B2’nin BŞM’den aldığı eğitimi başarısızlıkla tamamladığını nereden biliyordu? Yoksa bu bir tuzak mıydı? Bu ilaç ona mutluluk vermek yerine onu toplumun istediği insana dönüştürebilirdi. B2 şüphelenmeye başlamıştı. Bir yandan da o ilacı denemek için can atıyordu. Şüpheleri ona Laboratuar’a gitmemesi gerektiğini söylüyordu ama sezgileri oraya gitmesini istiyordu. B2’nin kafası karışmıştı. Saat öğleden sonra üç olmadan kararını vermesi gerekiyordu.

3. BÖLÜM

Saat öğleden sonra 3’ü gösterdiğinde B2 Laboratuar kapısının önündeydi. Şüphelerine yenik düşmüş sezgileri onu buraya sürüklemişti.

Otomatik kapı açıldığında onu beyaz gömlekli iki bilim insanı karşıladı. “Hoş geldiniz B2. Bu taraftan lütfen.” diyip ona yolu gösterdiler. Laboratuar B2’yi ürkütmüştü. Her yer bembeyazdı. Duvarlar, kapılar, mermerler… Her şey beyazdı. Uzun koridorda yürüdüğü süre boyunca beyaz renk görmekten gözleri yorulmuştu. Koridorun sonuna geldiklerinde karşılarında bir kapı vardı. Bu kapı diğer beyaz kapılardan farklıydı. Diğer kapılara göre daha büyüktü ve siyahtı. B2’nin arkasındaki iki bilim insanından biri “ Burada deneylerimizi yapıyoruz. Umarım Kutadgu Em’den memnun kalırsınız.” dedi ve kapıyı açtı. B2 de içinden “Umarım” dedi ve siyah kapıdan içeri girdi.

B2 içeri girdiğinde onu Doktor C11 karşıladı. “Hoş geldiniz B2. Davetimizi geri çevirmeyip bizi kırmadığınız için teşekkür ederiz.” dedi. Uzun boylu, beyaz saçlı, soğukkanlı biriydi. B2 gülümsedi. “Hazırsanız başlayalım.” dedi C11. B2 hazır hissetmemesine ve korkmasına karşın “Hazırım. Başlayalım.” dedi.

B2’yi siyah, deri bir koltuğa oturttular ve Kutadgu Em hakkında ona bilgi verdiler. “Kutadgu Em’i içtikten yaklaşık dört saat sonra ilaç etkisini gösterecektir diye tahmin ediyoruz. Sizi bir hafta boyunca gözetim altında tutacağız. Malum, Kutadgu Em’i deneyecek olan ilk kişi sizsiniz. Size zarar gelmesini istemeyiz. Öncelikle size birtakım tahliller uygulayıp sizi kontrolden geçireceğiz. Ardından size Kutadgu Em’i içirip etkisini gösterene kadar bekleyeceğiz.” dedi C11. B2 o koltuğa oturana kadar kendisini denek gibi hissetmemişti ama şimdi emindi. O bir denekti. B2 korkularına rağmen sakin kalmaya çalışıyordu. İşin sonunda mutluluk vardı. Dayanabilirdi. Kendisine verilen talimatlara uyduğu sürece sorun çıkacağını sanmıyordu.

B2’ye kan, idrar gibi tahliller uyguladılar ve onu kontrolden geçirdiler. Tahlil sonuçları temiz çıkmıştı. B2 deney için hazırdı. B2’ye Kutadgu Em’i içirdiler ve kafasına bir sürü kablodan oluşan bir alet yerleştirip beyninde oluşan tepkileri incelemeye başladılar. Şuana kadar her şey olması gerektiği gibi gidiyordu.

B2, Kutadgu Em’i içeli yaklaşık dört saat olmuştu ve ilaç etkisini göstermeye başlamıştı. B2 kendisini hiç olmadığı kadar huzurlu hissediyordu. Sanki zihni bomboştu ve onu rahatsız eden düşünceler yok olup gitmişti. Kutadgu Em işe yaramış olmalıydı. Doktor C11 B2’ye kendisini nasıl hissettiğini sordu. “Uzun zamandır ihtiyacım olan şeye şimdi sahipmişim gibi hissediyorum.” dedi B2. Doktor C11 zafer kazanmışçasına gülümsedi. “Daha iyi olacaksınız. Ancak sizi bir hafta boyunca gözetim altında tutmak zorundayım. Yani bir hafta için misafirimiz olacaksınız.” B2 “Memnuniyetle.” dedi.

B2’nin odasını hazırladılar ve dinlenmesi için onu odasına götürdüler. Odası otel odalarından farksızdı. Yatağı, televizyonu, bilgisayarı, banyosu ve tuvaleti vardı. B2 yumuşak yatağına yattı ve uykuya daldı.

4. BÖLÜM

Beyni acıyordu. Uzun boylu, büyük gözlü, sakallı bir yaratık zihninin içinden çıkarak pencereden uçup gidiyordu.

B2 uyandığında ter içindeydi ve beyni zonkluyordu. Gördüklerinin gerçek mi yoksa rüya mı olduğuna karar verememişti. Çok korkmuştu. Yaratık öyle gerçekçiydi ki B2 yaratığın kendisini öldüreceğini sandı. Yaratık küçükken eski filmlerde izlediği, adını efsanelerde duyduğu gulyabanilere çok benziyordu. Yaratık kesinlikle bir gulyabaniydi. Saatine baktı. Gece 03.30’du. Dün kendisine verilen Kutadgu Em’in gördükleri üzerinde bir etkisi olduğunu düşünüyordu. Sabah ilk işi gördüklerini C11’e anlatmak olacaktı.

Sabah saat 8’de Doktor C11, B2’ye sorular sormak için onun odasına geldi. B2 gece gördüklerinin etkisiyle uyandıktan sonra bir daha uyuyamamıştı.

“Günaydın B2, bugün nasılsın?” diye sordu C11.

“İyi değilim doktor. Dün gece rüya mı gerçek mi olduğunu anlayamadığım bir şey gördüm.”

“Ne gördün B2?” C11, B2’nin anlatacaklarını not etmek için kalemini ve kağıdını hazırladı.

“Dün gece zihnimin içinden bir gulyabaninin çıktığını gördüm. Pencereden uçup gitti. Beynimin acısını hissederek uyandım doktor. Her şey çok gerçekçiydi.”

Doktor C11, B2’nin gördüğü gulyabaninin bir rüya olduğundan emindi. Çünkü gulyabaniler soyut dünyada yaşıyorlardı ve bizim somut dünyamıza olağanüstü bir şey olmadığı sürece geçemezlerdi. B2’nin rüyasında görmüş olduğu gulyabani, B2’nin kendisini mutsuz eden anılarının vücut bulmuş hali olabilirdi ve bu anıların uçup gitmesi Kutadgu Em’in işe yaradığına kanıt olabilirdi. Sonuçta bilinçaltı karmaşık bir yerdi.

“Gördüklerin bir rüyaydı B2. Buna emin olabilirsin. Gördüklerinin Kutadgu Em’in bir yan etkisi olduğunu düşünüyorum. Kabus gördürme gibi bir yan etkisi var çünkü. Ama merak etme geçecektir. Endişelenmene gerek yok.” dedi C11.

B2 az da olsa rahatlamıştı. Bir dahaki uyuyuşunda aynı kabusu görmemeyi umut etti.

C11, “Kutadgu Em’in etkisini daha iyi anlayabilmek için sana birkaç sorum olacak B2.” dedi.

“Tabi. Sorun. Sizi dinliyorum.”

“En sevdiğin kitabın adını hatırlıyor musun B2?” diye sordu C11. B2’nin toplumdan farklı olmasına neden olan şeyin okuduğu kitaplar olduğunu biliyordu. Kutadgu Em de B2’nin okuduğu kitapları, düşüncelerini, izlediği filmleri, anılarını unutmasını sağlıyordu. Çünkü B2 ve onun gibiler ancak bu şekilde mutlu olabilirdi: Kim olduklarını unutarak. Ve boş bir zihin her zaman daha kolay yönetilirdi.

B2, C11’in sorusunu düşünmeye başladı. Hayır, hatırlamıyordu. “Hatırlamıyorum doktor.” dedi. C11 içinden amacına ulaşmışçasına “Güzel” dedi.

C11, B2’ye anıları hakkında birkaç soru daha sordu. B2 anılarını, en sevdiği yazarları, filmleri, filozofları, müzikleri, hatta ve hatta BŞM’den nefret ettiğini, BŞM hakkındaki düşüncelerini bile hatırlamıyordu. Kutadgu Em etkisini büyük ölçüde göstermişti. Boş bir zihin mutluluğu getirmişti.

C11, B2’ye iyi günler dileyerek odadan çıktı. B2, C11’in sorularını yanıtlayamadığı için kendinden utandı ama bu durumu gece görmüş olduklarından etkilenmesine bağladı. Beyni hâlâ acıyordu ve dinlenmeye ihtiyacı vardı. Yatağına uzandı ve televizyonu açtı. Haberler başlamıştı. Spiker son dakika haberini sunuyordu. Habere göre bu sabah bir çocuk yatağında kalbi çıkarılmış bir şekilde ölü bulunmuştu. Katilin kim olduğu bilinmiyordu. Esrarengiz bir olaydı. B2 haberi daha fazla dinlemek istemedi. Televizyonu kapattı ve uyudu.

Beyninde aynı acıyı hissetti. Gulyabaniler zihninin içinden çıkarak pencereden uçup gidiyorlardı. B2 yine ter içinde uyandı. Pencereye baktı ve o an, gördüklerinin gerçek olduğunu anlayarak dehşete düştü. Bir gulyabani pencerenin önünden uçarak kayboluyordu. B2 gördüklerinin rüya olmadığını anlamıştı. İşin kötüsü bu sefer bir değil birden fazla gulyabani görmüştü. Ne yapacağını bilmiyordu. Doktor C11’e anlatmak istemedi. Ona inanmayacağını biliyordu.

Odasındaki bilgisayarı açtı ve onları yok etmenin yollarını bulabilmek umuduyla gulyabanileri araştırmaya başladı. Okudukları karşısında donakaldı. Efsanelere göre gulyabaniler çocukların kalpleriyle besleniyordu. B2’nin aklına haberlerdeki kalbi çıkarılarak öldürülen çocuk geldi. Telaşla televizyonu açtı. Ekranda sokağın ortasında süzülerek hareket eden gulyabani topluluğu görüntüleri vardı. Evlerin duvarlarından geçiyor, çocukların kalplerini çıkararak besleniyorlardı. Halk ellerindeki silahlarla gulyabanileri öldürmeye çalışıyordu ama nafile. Gulyabanilere kurşun ya da bıçak işlemiyordu. Ortalık savaş alanına dönmüştü ve gulyabaniler tarafından öldürülen çocuk sayısı giderek artıyordu.

5. BÖLÜM

B2 hışımla televizyona yumruk attı ve bağırarak ağlamaya başladı. Olanlar yüzünden kendisini suçluyordu. O ilacı asla içmemeliydi.

Doktor C11 kapıyı çalmadan içeri girdi. Yatağında oturup kafasını ellerinin arasına alarak ağlayan B2’yi ve kırık televizyonu görünce B2’nin olanlardan haberi olduğunu anladı. B2’nin kolundan tutup “Hemen benimle geliyorsun.” diyerek onu deney odasına doğru götürdü. B2, “Bana ne yaptınız?” diye sordu. C11 “Bir hata.” diye cevap verdi. “Böyle olmasını istememiştim.” Sinirliydi ama daha çok üzgündü. “Bugün altı yaşındaki çocuğum öldü B2 ve suçlusu benim. Bu hatayı ancak sen düzeltebilirsin. Diğer çocukların ölmemesi için tek umudumuz sensin.” dedi C11 ve gözyaşlarını sildi.

B2’yi denek koltuğuna bağladılar. “ Bunu nasıl yapacağım doktor? Diğer çocukları nasıl kurtaracağım?” diye sordu B2. Korkuyordu ama çocukları kurtarmak için elinden geleni yapmaya hazırdı. “ Geçidi kapatarak kurtaracaksın B2.” dedi C11. B2, C11’in ne demek istediğini anlayamadı. “Ne geçidi doktor?” diye sordu. “Zihninin içine gireceksin ve zihin gücünü kullanarak Kutadgu Em’in açmana sebep olduğu geçidi kapatacaksın. İstemeden açtığın bu geçit rüyaların aracılığıyla soyut alemin bizim alemimizle bağlantı kurmasını sağlıyor. Gulyabaniler bu geçit sayesinde bizim alemimize geçebiliyorlar B2. Kutadgu Em’in zihninde böyle bir etki yapabileceği aklımın ucundan geçmezdi. Gulyabanilerin yeniden soyut aleme geçmesi için o geçidin kapanması gerek B2. Bunu ancak ve ancak sen başarabilirsin. Çünkü geçit, senin zihninde.” B2 korkuyla “ Tamam” diyebildi. “ Ne gerekirse yapmaya hazırım.”

B2’nin kafasına ve vücuduna kabloları yerleştirdiler. Bilim insanları B2’nin yanında toplandı ve olacakları merakla, endişeyle izlemeye başladılar. “Birazdan, elimde görmüş olduğun düğmeye basacağım ve sen zihninin içine gireceksin. Oradayken söylediklerini telsiz aracılığıyla duyabileceğiz. Anladın mı B2? Hazır mısın?” dedi C11. B2 geçidi kapatmazsa insanlığın sonu gelecekti. Tek umutları B2’ydi. “Anladım.” dedi B2, “Hazırım.” C11, B2’nin elini tutarak “Her şey için özür dilerim B2 ve insanlık adına teşekkür ederim. Oraya gittiğinde geçidi bul ve onu kapat. İyi şanslar.” C11’in gözleri dolmuştu. B2 gülümsedi. “Söz veriyorum o geçidi kapatacağım.”

C11 düğmeye bastı ve B2 derin bir uykuya daldı. “ Kim olduğunu unutmasaydı eminim bana çok kızardı.” diye düşündü C11 ve o an pişmanlığı derinden hissetti. Kutadgu Em’den de kendisinden de nefret etti.

Telsiz cızırdamaya başladı. Herkes telsizin etrafında toplandı ve B2’nin söyleyeceklerini dinlemeye başladılar. “Ben iyiyim. Beni merak etmeyin. Size güzel bir haberim var. Geçidi buldum.”dedi B2. Herkes derin bir oh çekti. B2’nin güvende olduğuna ve geçidi bulduğuna sevinmişlerdi. C11 telsize doğru “B2, odaklan ve geçidi kapat. Sana güveniyoruz.” dedi.

B2, C11’in dediğini yaptı. Tüm gücüyle odaklanıp geçidi kapatmaya başladı. Geçidin kapanmaya başladığını hisseden gulyabaniler alemlerine geri dönmeye başladılar. Geçit giderek kapanıyordu ama B2 yorulmaya başlamıştı. Gulyabaniler B2’nin üzerine doğru geliyorlardı. B2 acele etmezse geçit kapanmayacak ve gulyabaniler insanlığın sonunu getirecekti. B2 kollarını kemiren gulyabanilere karşın geçidi kapatmaya odaklandı. O an acıyı unutmuştu. Tek düşündüğü geçidi kapatmaktı. Geçit kapanıyordu. Son bir kez zorlanarak da olsa konuştu. “Gulyabaniler… Geliyor… Sanırım… Geri dönemeyeceğim… Beni öldürecekler… Geçit kapanıyor… İnsanlığa iyi bakın…” dedi ve tam o sırada geçit kapandı.

Televizyonlar gulyabanilerin birden bire kaybolduğu anı gösteriyordu. Her yer kan gölüne dönmüştü. Anneler, babalar, kardeşler herkes çocukları kaybetmenin acısı içindeydi. Tehlike geçmişti ama acı asla geçmeyecekti.

Neler olduğunu anlamaya çalışan C11 telsize “B2 orada mısın?” dedi. Cevap alamayınca “B2 orada mısın? Cevap ver lütfen.” diye tekrar sordu. Yine cevap alamadı. C11’in asistanlarından biri hüzünlü sesiyle “Nabzı durdu doktor.” dedi. C11, B2’ye baktı. B2’nin ağzından kan geliyordu. C11, B2’nin yıllardır peşinden koştuğu mutluluğuna şimdi sonsuza dek kavuşmuş olmasını diledi.

Geçit” için 1 Yorum Var

  1. Ara ara parlayan bir ışığı var öykünün. Güzel mesajları var. Kurgusu da gayet hoştu. İşin zanaat kısmında da bir iki düzeltmeyle çok iyi öyküler yazabileceğinizi düşünüyorum.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!