Öykü

Nenem Korkut Eyler ki

21. Yüzyıl Dede Korkut Varyantı

Bir gün kanunlu, fersah fersah topraklı hanın oğlu doğdu. On yaşını görmeden ok attı, at bindi, düşmanı bozguna uğrattı. Babasından akın diledi.

Baba eyledi;

Ela gözlü yiğit oğlan

Yaşlı babanı bırakıp nereye oğlan

Küçük kardeşini görmez misin

Sen olmazsan nicedir hali oğlan

Var git gideceksen

Al kanını elime sürer dizlerimi vururum oğlan

Bu hanlar, kullar sana kurban

Her şeyim senin, yeter gitme oğlan

Oğul elini eteğini öptü han babasının;

Al atın al kanın senin olsun ey baba

Canımın cananı ata

Mal mülk yaratanın ey baba

Gözüm yoktur senin olsun

Canımın cananı ata

Oğlan bu sözleri der demez al atlarını, kırk yiğidini yanına aldı. Yaban ellere vardı. Düşmanı bozguna uğrattı. Cenk meydanında kaldırdı başını semaya, kardeşi için ağlayan bir dilberi gördü.

Kırk yoldaşım aman

Tanrının birliğine yoktur güman!

Diye nida etti. Varıp getirdiler kızcağızı. İki badem sığmayan dar ağızlı, al yanaklı hatun varıp eteklerini öptü yiğidin;

Kardeşimin canından ne istedin ey yiğit

Çal kılıcını, kes başımı

Ecel aldı yer gizledi kardeşimi yiğit

Ne diye getirdin şimdi beni

Yüzüm görüp gülmeye mi

Serim kesip yemeye mi

Ne diye getirdin şimdi beni

Yiğit şaştı güzel kızcağızın cesaretine. “Güz elması gibi al yanaklarını niye yırtarsın” dedi. “Kardeşin yanımdadır, hayattadır.” Bunun üzerine kız, ellerini öptü yiğidin. “Bağışla” diye af diledi.

“Bağışlarım seni, istediğim vardır fakat senden” dedi yiğit. “Seni alıp yurduma götüreyim, evime hanım edeyim. Rızan var mıdır?”

Kız dedi;

Önce yüreğimi dağlayan

Sonra kuş gibi uçuran yiğit

Al ne edersen et beni

Serim yoluna feda yiğit

Yiğidin pek hoşuna gitti bu sözler. Helalini alıp atını yurduna sürdü. Yolda av avladı, kuş kuşladı. Nice geyiğin canını aldı. En sonunda han babasının huzuruna vardı;

Senin yoluna çizmem kan dolsun baba

Gözlerimin feri sönsün, görmez olsun

Senden bir dilek isterim ey baba

Sevdaya tutulmuşum, rıza ver oğlun mutlu olsun

Han baba hem şaştı, hem sevindi oğlunun dediklerine. Hemen oracıkta koyunun koçu, atın aygırı, devenin erkeği kurban edildi. Erler toplandı, sofralar kuruldu. Yalnız han babası kızın kendi yurdundan olduğunu bilirdi, yiğidin kardeşi geldi;

Her şeyi bilen hanlar hanı baba

Bilmez misin oğlun başımıza ne iş getirdi

Yüzümüzü yere sürdü, el gelin getirdi baba

Bilmez misin oğlun başımıza ne iş getirdi

Yiğidin kardeşi biraz haset, nifakçı bir oğlanmış. Han küçük oğlunun sözlerine pek erken kanmış. Yiğidi çağırmış. “Yaptığın reva mıdır oğlan?” diye sitem etmiş. Yiğit naçar kalmış, dönmüş kardeşine;

Duydum dedikoduyu mesken etmişsin

İki avuç toprağa bir eski sarığa kardeşini değişmişsin

El kızı gelin olur mu demişsin

Yüzüme kara çalıp yalan eylemişsin

Kardeş kardeşe bunu yapar mı

Er olan yiğit abisine kıyar mı?

Han babaları bu sözleri duyunca iyice sinirlendi. “Kardeşin mal, saltanat için mi yapar sanırsın bre gafil!” Hemen okunu yayını istedi oğlanı öldürmek için.

Yiğit oğlan bu sırada son defa helalinin yüzünü görmeye ok atıp çadır kurduğu yere gitti. “Ben öleceğim, istediğine var” söyledi. Al duvaklı beyaz gelin elleriyle yüzünü parçaladı;

Ah yiğidim, vah yiğidim

Beni benden aldın bağrıma okunu sapladın

Başım yoluna feda, soyun benden ola yiğidim

Gel etme eyleme, kaçalım yiğidim

Yiğit dedi;

Ah gelin, vah gelin

Al atım, uzun yayım canına feda gelin

Gel etme, eyleme sözümü tut gelin

Al duvaklı gelin yerinden kıpırdamadı. “Beni aldın bu ellere attın, madem öyle; sensiz ne içtiğim su ne yediğim ekmek helal bana. Han baban beraber kıysın canımıza.”

Bu sırada han babası bir hışımla girdi çadıra;

Ah benim akın dileyen iz izleyen oğlum

Ne ettin, yüzüme kara sürdün oğul

Şimdi senin canın aslanlara mı atayım oğlum

Bırak şu gelini, affedeyim seni oğul!

Yiğit oğlan dizleri üzerine çöktü;

Diyecek söz mü kaldı mı daha

Serim yoluna feda çal kılıcını kes başımı baba

Yüzü açılmamış gelini getirmiş günahına girmişim daha

Deli dumrul gibi can mı dileyeyim şimdi daha

Çal kılıcını kes başımı baba

Zira edecek kelamım kalmamıştır daha

Han baba hüzünlendi. Düşman eline sığınmaktansa babasının kılıcını hoş gören oğul ne güzel oğuldur diye düşündü. Han baba;

Ah oğul, vah oğul, olmaz olaydın sen oğul

Er kişi babasına ters gider mi

Şimdi ne ceza istersin sen oğul

Yiğit der;

Baba olan yalan der mi

Önce tamam deyip sonra yok der mi

Hayduta kardeş der mi

Ak sütlü ak yüzlü anam olmasa

Yiğit adam bu kardeşe tamam der mi

Ceza diye soruyorsun, sorma

Han adam haksıza haklı der mi

Bir yandan yiğidin anası, diğer yandan yiğidin helali diz çöküp  ağlaşıyordu. Han baba, “Şu yanık bağırlı anan yüzü suyu hürmetine, bir dilek eyle de canın alayım.”

Düşmanla cenk ettim, kan akıttım

Yüzü gönlü güzeli gördüm, zemzem akıttım

Ben ölünce helalime zeval gelmesin

Ben onun için çok yaş akıttım

Han baba baktı yiğit oğlan yolundan geçmez. “Atın bunu kuyuya, üstüne de tekerlek taşı sürün” dedi. “Şu gelini de zindana atın!”

Yiğit bu esnada kendine bakıp gülen kardeşe;

Allah beni kendine dost yaratmış

Seni soysuz yaratmış

Yaratan sana evlat vermesin

Verirse on yaşı görmesin

diye nida etti. Kuş yürekli kardeş pek korktu bu sözlerden, sesini etmedi.

Yedi yıl geçti bu mesele üzerinden. Küçük kardeş toprağı saltanatı kaptırdı elinden. Namerde muhtaç etti babasını, kara etti suratını.

Han karısı eyledi;

Yaradan hakkı için ulu koca

Evimin direği ocağımın ateşi koca

Affet yiğidini, ver tahtını oğluna

Küçük oğlanın devirdiği dağlar koca

Han gördü devletin hali hal değil, baktı zaten yiğidin suçu suç değil.

Geldi kuyunun başına: “Ey oğul, kardeşinin peşine yol kesen hortlak düştü. Esir oldu yaban ellerde. Boynu vuruldu, kanı çıktı.. O göreceğini gördü, ya senin halin nice?” Kuyudan ağlama sesi geldi. Kardeşinin ölümüne han babası ile beraber ağladılar. “Peki” dedi yiğit, “Evladı, soyu yok mudur, devam ettire…” Han babası cevap verdi sualine yiğidin. “On çocuğu olmuştur, onu da onunu görmemiştir oğul.”

Yiğit anladı babasını;

Dostuna dost, düşmanına düşmanım

Devletine ait, yoluna fedayım

Çıkar beni bu kuyudan baba

Ne dersen yapayım

Çıktı yiğit kuyudan. Kardeşinin yedi yılda kaybettiğini yedi günde aldı. Kimse nasibinden fazlasını yemez dedi, dahasını dilemedi. Kendi olanın başına geçti. At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur. Görelim hanım, yiğit babasına ne dedi;

Yolum yoluna, canım canına feda baba

Anamın ak sütü helal bana

Sevdalım vardı seri serime feda, baba

Şimdi ne oldu, onu geri ver baba

Yok dersen eğer baba

At kuyuya yılanları sar bana

Han baba dedi;

Sevdalın seni ak çadırda, al duvakla bekler oğul

Canımın cananı, yüzümü ağartan oğul

Canına sarılan yılan varsa bana gele

Akacak kanın varsa benden çıka oğul

Kadir Tanrı vermeyince er zenginleşmez

Böyle evlat olmayınca devlet yürümez

Yaratan senden razı ola oğul

Şimdi var git, helaline kavuş oğul

Kırk gün kırk gece düğün yapıldı. Koyunun koçu, atın aygırı, devenin erkeği kesildi. Aç doyuruldu, yoksul giydirildi. Bu meseli anlatan Nene Korkut ise hem o oğula hem de bu masalı dinleyenlere dua etti;

“Yaradan murada maksuda kavuştura. Kadir Tanrı kimseyi ne namert ede ne de namerde muhtaç. Yaratanın verdiği ümit hiç kesilmeye. İçinde kötülük olmayanlar ömür boyu rahat ede…”

Nenem Korkut Eyler ki” için 19 Yorum Var

  1. Eskilerdeki o samimi, sıcak öyküleri anımsattı bana. Destansı anlatım ve akıcılık öyküye ayrı bir güzellik katmış. Şiirsel sözleri sevdim, hepsinde bir incelik vardı. Bir çırpıda okudum, bir parça daha uzatılabilirdi sanki. :slight_smile:

  2. Merhaba,

    Sizi seçkide görünce epey memnun oldum, bunu belirteyim öncelikle. Hem yazar hem çizer… Birazcık kıskanıyor olabilirim, bilginize! :slight_smile:

    Henüz iki kere okudum öykünüzü ve sanıyorum beşe kadar yolu var. Okurken, sahneleri kafamda canlandırırken keyiften dört köşe oldum desem abartmış sayılmam. Bu tarz benim oldukça hoşuma giden ve beni etkileyen bir tarz. Bu hafta şu ana kadar okuduğum öyküler arasında bir de Sefa Tursun’da rastladım buna yakın bir anlatıma. O da çok hoştu. Ben de Satir temasındaki öykümün bir bölümünde denemiştim böyle bir şey yapmayı ama tabii sizinki gibi bir şeyi yazabilmem için bir on sene süre tanımanız lazım bana. Gerçekten harikaydı. Ellerinize sağlık.

    Gelecek seçkide de görüşebiliriz umarım.

  3. Merhabalar.

    Korkut öykülerine harika bir örnek olmuş. Nenemiz Korkut’un öyküsü de tarihte kendine yer edinmişçesine gerçek. Hikayesi, aktarılışı, o epik duygunun okuyucuya geçirilişi… Öyküden bir an kopmuyor insan.

    Bu ay seçkide bir tane zayıf öykü okumadım. Herkes ayrı bir özenmiş, kendini vermiş sanki; ne güzel.

    Ellerinize sağlık.

  4. Bu güzel yorumlarınız için çok çok teşekkür ederim, bilmukabele her ay benim de gözlerim sizi arıyor seçkide. Şimdi gidip hemen dediğiniz öyküyü okuyayım madem. Sevgiler… :slightly_smiling_face::slightly_smiling_face:

  5. Şimdi öveceğim de, nasıl övsem tam bilemiyorum, o yüzden dakikalardır bu sayfanın başında ekrana boş boş bakarak duruyorum. Sonra da diyorum ki boş boş bakmak yerine tekrardan okuyayım, belki övmeye başlayacak bir yer bulurum, daha da karışıyor her şey benim için, yeni noktalar keşfediyorum övecek.

    Kımıllı Kadın’ı okumuştum ben ilk olarak senden, Seçki’ye yolladığım ilk öykü bu temadaydı ve yanlış hatırlamıyorsam her öyküyü okumuştum o sayıda. Şimdi bunu okuduktan sonra dönüp o öyküye baktım tekrardan da, kafamda netleşti her şey biraz daha. O vakitte de bilgisayar başında kaşlarım kalkık, gözlerim açık, dudaklarım büzüşmüş bir şekilde kalmıştım etkilendiğim için, vay be demiştim, ne kadar ince tasarlanmış bir öykü. Şu anda da aynı surat ifadesiyle aynı şeyi söyledim kendi kendime.

    Müsaadenle saygıyla eğiliyorum önünde :bowing_man:t2: