Öykü

Kedimin Gözleri

Gulyabani gelmedi henüz.

Odalarda telaşla dolanmaya başladım. Kedimin gözleri henüz bal rengi. Demek ki gulyabaninin gelmesi yakın değil daha. Mutfağa gidip küçük tenceremin kapağını açtım. İki gündür bitmedi yemek. Yemekler de azalmıyordu yalnızlığım gibi. Belki de ben hayattan alacağım payı küçük tutuyordum. Yemeğin tadı kaçan kısmını çöpe döküp, demini alan tomurcuk kokulu çayımdan ince belli bardağıma doldurdum. Hayatımda bulamadığım inceliği bu bardakta arıyordum.

Zifiri karanlıklardaki yüzleşmeler içimi titretiyordu. Ama kaçış yoktu. Kaçsam ne olurdu ki? Nasılsa kaçsam da beyazını bulamazdı öteki yarım. Saat ona geliyordu. Kedime baktım balları kapamış mışıl mışıl uyuyordu. Uyu bakalım Gölge Karanlıkla buluşmak için kapatıp gözlerini, geceki buluşmaya hazırlan bakalım. Kapı çaldı. Gölge sıçrayarak uyandı. Gözleri simsiyahtı.  Ben tomurcuk çay kokulu evimde güvende olamamanın huzursuzluğu ve yüzleşmem gerektiğinin bilinciyle açtım kapıyı.

O gelmişti. Saçları dağınık kolları yere kadar uzanıyordu. Bacaklarının arasındaki boşluğu ağzından akan salyalar dolduruyordu. Bir adım attı. Gölgenin gözlerinden daha deli bir siyahlıkla bana bakıyordu. Hırıltılı soluklar alıyor, verdiği her nefesin sonunda da inleme sesi çıkarıyordu. Yana çekilip girmesi için yer açtım. Birkaç saniye durup içeri adım attı. Çayımın tomurcuk kokusu dışarı çıktı. Kedim kamburunu çıkararak tüm tüylerini dikleştirmiş, atlamaya hazır ve gergin şekilde bekliyordu. Oturma odasına geçti en köşedeki koltuğa oturdu. Sadece nefes alıp veriyor ağzından akan salyalar ömrümü çürütüyordu. Her yerimde zemheri titremesi, her yerimde ateşten yanma korkusu sessizce oturdum yandaki koltuğa. Toprak altından gelir gibi bir sesle konuşmaya başladı, “Benden kurtuluş yok biliyorsun değil mi? Diğerleri de gelecekler ama şimdi değil.’’

Biliyorum. Senden kurtulamayacağımı biliyorum. Kafamı sallayabiliyorum sadece.

İniltili ve derinlerden gelen sesiyle “Yaraların iyileşti mi?” diye sordu.

“İyileşmedi.”

Nasıl iyileşir ki? Zaman değil mi yaraları iyileştiren? Zaman keşkelerle geriye alınır mı? Alınmıyor işte.

İrin kokuyor hava. Bu koku çürümüş ruhumdan mı geliyor bedenimdeki yaralardan mı?

Yine gelmişti işte. Daha vücudumdaki acı dinmemişken, kısırlığımın cezasını çekecektim. Belki döl tutsaydım, oğullarımın kızlarımın feryadı dolduracaktı bu odayı. Kısırlığım lütuf muydu bilemedim. Ben bilemediklerimin bedelini ödüyordum her gece. Ne kadar kalabalıklaşabilirler ki daha ne kadar acıtabilirler canımı. Ah bu gulyabaniler. İlk tanışmada kedim Gölge gibi sakin ve uysaldılar. Sevecen ve koruyucu güçlü kolları vardı. Gül goncası dudaklarım değil miydi onlara aşk şarkısı söyleyen. Her seferinde farklı bu adam derdim diğerlerinden. Gerçekler mor renkle desen bulurdu kısır bedenimde. Ben hep ağlardım.

Kafasını doğrulttu beynimi oyan sesiyle, “Bir duble rakı getir bana, sonra da kemerimi’’ diyor.

Kemeri, hiç takmadığı babasından kalma kemeri.  Babasından gulyabaniye kalmış deri bir kemer. Babamdan bana kalan kırmızı kurdele de kemerin yanındaki çekmecede.

Mutfağımdaki tomurcuk kokusu yerini alkol kokusuna bıraktı. Gül yabani her gece aynı saatte karanlıklar içinde gelirdi. Her gece çocukluğunun acısını benim kanımın kırmızısıyla temizlemeye çalışırdı. Yine gelmişti işte.

Etrafı kolaçan ediyorum. Gölge ortalıklarda görünmüyor. Biliyorum karyolamın altında tüylerini yalıyor. Hayatın pis yanını temizlemek istercesine diliyle eziyor tüylerini. Temizledikçe bal damlıyordu gözlerinden.

Kedimin Gözleri” için 8 Yorum Var

  1. Dipsiz dedi ki: dedi ki:

    Sevgili Aysegül,

    Korku, fantastik ya da melodram fark etmeden yazma işinin agresif bir yanı olduğunu düşünürüm. Yazar hikayenin okuyucuyu fethetmesini ister. Okuyucu ise kendini gönüllü olarak bizim ellerimize bırakır. Eğer kurgu akıyor, kelimeler yerlerinde sırıtmıyor ve hayal gücünü harekete geçireccek kadar betimleme kullanıyorsak en temelde gerekli olanları okuyucuya verebiliyoruz demektir.

    Hikayenin bazı yerlerinde kalemini tuttuğunu hissettim. Neyi nasıl ifade etmen gerektiğine dair bir kararsızlık olabilir mi, diye düşündüm. Örneğin “Kapı çaldı.” İle başlayan kısmın öncesi ile bu cümle ile başlayan kısım arasına bir geçiş cümlesi olsa iki farklı cümle yapısına sahip kısımlar birribirine zamkla yapıtırılabilirdi sanki, ne dersin?

    Hikayenin okuyucuya rol veren bir yapısı var. Bunun sebebi ise kullandığın fiilimsiler. Bu kullanım, dolaylı anlatıma da fırsat veren bir yapı. Bu tekniğinde kendimi görüyorum ve bu yüzden iznin olursa kendime sıklıkla hatırlattığım şeyi burada geçmek isterim “Dipsiz, dolaylı anlatım ve fiilimsilerle okuyucuyu yormaktansa cümleleri böl ve önemli olanın akışkan bir hikaye olduğunu unutma.” Örneğin “Ben tomurcuk çay kokulu evimde güvende olamamanın huzursuzluğu ve yüzleşmem gerektiğinin bilinciyle açtım kapıyı.” Ve naçizane olarak; öykü anlatabiliyorsun. Bu yüzden, cümlelerini birbirine bağlamaktan ziyade kendi başlarına parlayabilmeleri için fırsat vermek istersin belki?
    Eline ve düş gücünene sağlık.
    Sevgiler
    Dipsiz

  2. Sevgili Dipsiz;
    Öncelikli olarak,kıymetli ömür saatinden bir kaç dakikanı bana ayırdığın için çok teşekkür ederim.Yorumların benim için çok kıymetli.Evet seviyorum cümleleri dolandırmayı.Okuyucuyla beraber bazende bende yoruluyorum galiba.Kendi başına parlayan cümleleri olan ve Kalemimi tutmadan yazdığım bir öykümde buluşmak dileğiyle. Sevgiyle kal.

  3. Tasvirleri çok özenli ve kusursuz buldum. Öykünün dili olağanüstü bir anlatım. Çok özenli ve güzel olmuş hikayeniz. Yüreğinize sağlık!

  4. Merhabalar ve hoş geldiniz seçkiye.

    Sevgili Dipsiz’in yorununa harfiyen katılarak başlayayım; söylenebilecek çoğu şeyi söylemiş kendisi.

    Öykünün başladığı noktadan evrildiği şeye doğru izlediği yol sıkıntısızdı. Küçücük bir metin için birbirinden güzel detaylarla doluydu hikaye. Birinci göz anlatımı zordur, çoğu zaman yorar sizi ama diğer alternatiflerine göre de ilgi çekicidir, etkiler, hissettirir. Yukarıdaki öykü için doğru bir tercih olmuş.

    Öyküde zaman sorunları vardı, şimdiki zaman ve geçmiş zamanın kullanımı çok kesindi yer yer. Üzerine düşmelisiniz.

    Ellerinize sağlık. Gelecek seçkilerde de görüşebilme umuduyla.

  5. Ben anlatımınızı, işin edebiyat sanatına dair kısımlarını beğendim. Öykü sertti ayrıca… Bazı metaforlar sezdim -belki zaten gayet de açıklardı- bu açıdan doğru mu bilemiyorum ancak öykünün; bir kadının kaleminden kadın haklarına dair önemli mesajlar verdiğini de düşündüm. Ve bu mesajı son derece haklı buldum.

    Bu sanırım seçkideki ilk öykünüz ama belli ki ilk öykünüz değil. Önümüzdeki seçkilerde görüşmek üzere…