Öykü

Geleceğe Dalış

Kağıtlarını ve hediyelik eşyalarını topladı deri çantasına yerleştirdi. Kendi kendine “Buradaki hayatı da bitiriyorum” diye mırıldandı, deri çantasını omzuna astı kısaca odaya göz gezdirip bakışlarını pencereye çevirdi. Şafak yükselmeye başlamış ve hafif rüzgâr esiyordu, “Son birkaç saatim.” diye acelece söylendi. Mum ışığıyla belli belirsiz aydınlanan odaya ikinci defa göz gezdirip duvara yaslı kanatların yanına yürüdü, iki eliyle hafif kanatları omuzlarının hizasına kaldırıp kanatların ortasındaki kutu aksamını dikkatlice inceledi. “Eksik bir şey olursa havada halledemem” dedi, kanatları yerine koyup elini tebeşir çizikleriyle dolu duvara dayadı. Binden fazla çizik barındıran duvara bakınca bu odada geçirdiği yılları hatırlamak canını sıktı, “Bu tozlu tarihte daha fazla vakit kaybetmeyeceğim” diye kendine hatırlattı. Seri hareketle duvara yaslı kanatların altından kollarıyla kavrayıp yan yan kapıya yaklaştı duvardaki muma üfleyip kapıyı açtı soğuk kaldırımlarda sessizce yürüdü, yedi sekiz sokak boyunca kulaklarını başka seslere vererek hızlıca ilerledi, duyduğu tek ses buharlı çıkan nefesinin sesi olduğu için kendini şanslı hissetti. Birkaç sokak köşesi daha gittikten sonra güneşin ne kadar yükseldiğini fark etti, sarı kerpiçten kulenin sivri çatısına çarpan güneşi görünce adımlarını hızlandırdı, son bir köşeyi daha dönünce kulenin kapısı gözüktü.

Kapının girişinde ufak tefek bir adam kollarını kavuşturmuş, alacakaranlığın içinden kendisine kanatlı bir yaratığın yaklaşmasını izledi, “İşin içinde bu kadar kese olmasa mümkün değil sabahın köründe bu allahsıza yardım etmezdim.” diye düşündü. Kanatlı yaratık adımlarını hızlandırınca huzursuzca kıpırdandı “Korkmamalıyım korku akıl katilidir..” diye hızlıca dua etti kavuşturduğu kollarını çözdü ve yaslandığı kapıyı açtı, sokağın arnavut kaldırımlarına belirsiz bir turunculuk serildi, kanatlı yaratık ışığa girerken kafası kavuğa, kanatların altında sivrilen pençeler ise dirseklere benzedi, kanatlı adam ihtiyatlı tavırla sağını solunu kontrol etti kuleye olan son iki adam boyu yolu koştu kanatları kulenin duvarına dayadı tek kelime etmeden kapının yanında duran ufak tefek adama cüppesinin içinden ard arda iki kese fırlattı, keseler adamın göğsüne çarptı adam homurdanırken beceriksizcede olsa keseyi düşürmedi.

Kanatlı adamın acelesine rağmen kulenin dar merdivenlerini yavaşça tırmanıyorlardı. Kulenin yarısına yaklaşırken sessizliği ufak tefek adam bozdu “Söylesene Hazerfen” dedi “Bütün memleket yere yapıştığını duyduğunda ne olacak?”. Hazerfen umursamaz bir tavırla “Duymayacaklar çünkü hic uçmamış olacağım” dedi, ufak tefek adam kendisiyle alay edildiğine kanaat getirdi “Yere yapışmış cesedini bulduklarında onlara da söylersin” diye çıkıştı. Hazerfen aldırmadı “Bu adam sadece önemsiz bir tarih sayfası” diye söylendi kuleyi tırmanmaya devam etti, ufak tefek adam bunu duyduysa bile belli etmedi. Kulenin balkonuna ulaştı Kadıköy yönüne doğru döndü kanatları kurmaya başladı. Balkona çıkmamış ufak tefek adam kendi kendine “Sen yere yapışta eğlence olsun bize” diye mırıldandı.

Hazerfen kavuğunu kafasından balkon zeminine bırakmasıyla soğuk sabah rüzgârı terlemiş saçlarını savurmaya başladı, kafasını eliyle karıştırdı gökyüzünü kısa bir bakışla taradı ve tatlı esen rüzgardan başka yarı aydınlanmış göğün altındaki birkaç kuştan başka bir şey yoktu. Vakit kaybetmeden cüppesinin içinden kısalı uzunlu çubuklar çıkarıp kanatlara monte etmeye başladı. Dikkatini Hazerfen’e vermiş ufak tefek adam şimdi kanatların iki kat uzunlukta olduğunu fark etti. Dikkatini çeken bir şey daha vardı az önce kuş olması gereken iki siluet giderek kuleye yaklaşıyor ve büyüyorlardı, ufak tefek adam bunu hayra yormadı ve Hazerfen’in hızlanmış hareketlerine baktı bu sefer onun için dua etti “Bu şeytan işi altınlara değmez, benden uzak olsa iyi olur.” dedi. Kulenin merdivenlerine koştu hızla aşağı inmeye başladı.

Aksamını kurduğu kanatları balkon duvarına dayadı sırtını döndü ve halkaları kollarına geçirdi karnına kemerini bağladı kafasını kaldırdığında havadaki kuş siluetlerinin süpürge binmiş insan oldukları belli olacak kadar cok yaklaştığını fark etti homurdanarak aceleyle kerpiç kulenin korkuluğuna tırmandı hiç düşünmeden kendini boşluğa bıraktı. Sonsuz gibi gelen bir an sonra kanatlar havayla gerildi çubuklar gıcırdadı, Hazerfen süzülmeye başladı.

Hazerfen, süpürgeye binmiş insanların nerden çıkardığını anlamadığı hançerleri kendisine doğrulttuklarını gördü, bilinçten çok korkunun bir refleksi olarak yere dalış yaptı bir saniye sonra tepesinden gök gürültüsü çıkararak geçtiler. Hazerfen kalbinin göğüs kafesine kafa attığını duydu, okkalı bir küfür savurdu ama kendi sesini duyamadı kulakları uğulduyordu, bir sefer daha yüksek sesle süpürgelerin sağır edici sesine küfür etti. Kanatlarını Kadıköy’e çevirip ağırlığını ileri verdi hava akımlarından yararlanmaya çalışırken süpürgeliler yetişmeden önce hızını kutuyu çalıştıracak kadar hızlanmayı umdu. Kanatların arasındaki kutusu çıtırtılar çıkarmaya başladı, sesi duyamasada sırtına yayılan karıncalanmadan kutusunun çalıştığını anladı. Dişlerini sıkıp “Daha hızlı” dedi, arkasına bakmaya cesaret edemedi ama kafasını çevirse bile arkasını göremeyeceğinin bilincindeydi. Tahta ve deriden bozma kanatlar rahat yolculuk için değil sadece kutusuna hız vermek içindi. Bütün dikkatini önüne yoğunlaştırdı derin bir nefes aldı bunca sene hayatta kalmasını sağlamış konsantrasyonuna bir kez daha güvendi. Çok geçmeden kulaklarının uğultusu arasından süpürge binicilerinin çıkardığı gümbürtü tekrar yükselmeye başladı. Hiç düşünmeden aşağı manevra yaptı süpürgecilerden daha yavaş olan manevrasını takip edebilirken, ötekisi bomboş gökyüzünü hızla yarmaya devam etti. Yere, atladığı kule kadar mesafe kala kutusu mavi kıvılcımlar ve akımlar fırlatmaya başladı, bütün vücuduna yayılmış karıncalanma saçlarını dimdik yaptı. Süpürgeliyi ensesinde hissediyordu yere çarpmaya bu kadar kala Hazerfen’in aklı yapabilecek bir şeyler ararken birden nefesiyle birlikte etraf bembeyaz kesildi.

Yüzünü yalayan rüzgârı hissederken gözlerine giren soğuk yanaklarına yaşlar süzdürdü. Birkaç kere hızlıca gözlerini kırpıştırdı görüşü netleşmeye başladı, gri beton zemin ve kuş pisliği. Sesler duydu ama hangi yönden geldiğini kestiremedi yön duygusunu geri isteyerek başını kaldırmaya çalıştı, karşılığında başı ve midesi bulandı geri düştü. “Zaman kaymasının yan etkileri.” diye düşündü, derin nefes alıp vermeye ve dikkatini vücudunun tek bir noktasına odakladı. Ellerini oynatmaya çalıştı ama hissettiği soğuk uyuşukluk yüzünden hareket edip etmediğini anlayamadı. Parmakları ve kolları karıncalanmaya başlarken zihni vücudundan önce işlevini geri kazandı kısa bir durum değerlendirmesi yaptı. “Kurtuldum!” zihninde yankılanan ve rahatlamasını sağlayan bir düşünce. İhtiyatlı davranarak yerinde yavaşça doğruldu, etrafını süzdü. Biraz ötesinde beton çatı üzerine yayılmış paramparça olmuş deri ve ahşap kanatlardan geriye kalanlar, uzakta boğazda metal kuş görünümlü seyir eden çürük beyaz gemiler ve hala leş gibi trafiği ile Hazerfen’in görmekten mutluluk duyduğu yarım düzine köprü. Ancak atladığı kuleden tarafa dönünce göze batmayan birkaç apartman dairesi gördü, kalbi sızladı. Şansını bu kadar zorlayıp hayatta kaldığını kabullenirken “Bu sondu, yanıma silah almadan gittiğim bir sefer daha olmayacak.” diye yorum yaptı, “Bu saçma sapan işler güzelim kuleye mal oldu.”

Kanatlarından gerin kalanına yürürken derin nefesler almaya devam etti, birkaç deri kayışı kopardı tahta sopanın tekine sıkı sıkı sardığı mavi metal kutusunu buldu. Tahtayı kenara fırlattı, kutusunu önce öptü sonra üstünde parmaklarını kaydırıp bastırdı. Kutusunu tiz bir ses çıkardı ve hafifçe parladı, Hazerfen kutusunu deri çantasında ezilmiş kâğıtların üzerine yerleştirdi. Kendisini gelip almalarını beklerken manzaranın tadını çıkardı.

Geleceğe Dalış” için 1 Yorum Var

  1. Dipsiz dedi ki: dedi ki:

    Sevgili Batuhan,

    Girişin çok keyifliydi, bakmak-görmek-göz gezdirmek-bakış gibi birbirine benzeyen ama kağıt üzerinde sanki birbirinin aynı gibi duran eylemelri bir cümle içinde, okuyanın yadırgamayacağı şekilde yerleştirdiğini gördüm.

    Bununla beraber, yazarken; eğer gerçekten yazılanı yaşıyor olsaydık neler düşüneceğimiz/hissedeceğimiz/dikkat etmemiz gerekenleri aynı şekilde kağıda geçirmemiz gerekmez. Çünkü insan sadece tek bir yüzü olan kağıttan daha derin ve komplikedir. Bu yüzden biraz esnek, biraz geniş çerçevede yazmak bizi de rahatlatır ve detayın(gerçek hayatta olsa nasıl yapardık) yorgunluğundan kurtarır ve çoğu zaman da yazarken hissedilen tıkanıklığı çözer. Örneğin; "Seri hareketle duvara yaslı kanatların altından kollarıyla kavrayıp yan yan kapıya yaklaştı " cümlesindeki “yan yan” ifadesi için bu kadar uzun yazdım, doğru :slight_smile: Bununla beraber odayı sen görüyorsun biz değil eğer o kısmı şöyle geçseydin “kanatların görkemine rahat rahatça onları kavradı, duvardaki mumu tek nefesle üfleyip…” böylece karakterini, hikayende önemli rolü olmayan detaylara enerji harcamaktan kurtarabilirdin. Niye bu kadar detaylı yazıyorum; çünkü bir yazarın en büyük kabusu tıkanmaktır. Bu üzden umarım konunun sadece “yan yan” olmadığını sana anlatmakta başarısız olmamışımdır.
    Diğer örnekler:
    "yedi sekiz sokak boyunca ": zaman ve mekanda kısa olmayan hareketi bize çağrıştırmak içingüneşin yükselmesi kesinlikle en başarılı çözüm

    “duyduğu tek ses buharlı çıkan nefesinin sesi”: bir düzeltme istiyor gibi. Buhara olan vurgu havanın soğukluğundan mı yoksa aynı zamanda karakterin yorulduğuna mı işaret ediyor?

    “Alacakaranlığın içinden”: az önce güneşin ne kadar yükseldiğini okumuştuk burada alacakaranlık; i) çatılar arasından güneşi alamadığı için mi yoksa ii)güneş aslında o kadar yükselmemiş miydi? O halde yukarıda "karakterin, güneşin kızıllığının çatılara vurduğunu "fark etmesi, ikinci kısımdaki alacakaranlığın ifadesini kuvvetlendirebilir mi?

    Son söz; Hazerfen’in zaman yolcusu olması fikrini çok sevdim, anlatımızın akıcılığını da… Sadece o süpürgelileri çözemedim. Bununla beraber; Hazerfen’in o kuleden sadece kendisinin bildiği bir sebepten atlayıp uçtuğunu ve yakalanmak yerine ondan bir daha haber alınamadığını hayal etmişimdir hep. Bunu bana okuttuğunuz için müteşekkirim.

    Elinize ve düş gücünüze sağlık
    Sevgiler
    Dipsiz

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!