Öykü

Gezegen Baskını

Tuhaftı. Bir o kadar da normal karşıladı Uyator. Bu sabah güne ayın ortasında merhaba demişti. Bunu son zamanlarda abartarak okuduğu mistik kitaplara bağlasa da içten içe inkar etmeye başladı. Oysaki o kitaplarda her şeyi kabullenmesi gerektiği yazıyordu.

Başka yöne bakmak istercesine kafasını çevirmek istedi. Ama nafile. Gözlerini daha oynayamadı. Ne soluk alabiliyor ne de korkabiliyordu.

Bir süre sonra koca bir gölge düştü yanı başına, ardında koskoca kızıllık barındıran bir gölge. Zaman geçtikçe büyüyordu sanki. Bir an aklına ölüm düşüncesi düştü. Acaba Tanrı ona karşı daha bir lütufkar olup ölümünü böyle mi sunuyordu. Ama hayır. Hayatı boyunca dinine bağlı bir insan olamamıştı. Tanrı’nın varlığını reddedecek kadar da ailesine uzak kalamadı. Hâlâ himayeleri altında idi. Ölmediğine kesinlikle emindi.

Bu kan rengi şey dünyayı andırıyordu. Eğer karartılar birer bulutsa, oldukça mekanik gözüküyorlardı. Şu gri şeyler başta beşeri yapılar gibi gözükse de yaklaştıkça ağaç oldukları ortaya çıkıyordu.Tüm bunlara rağmen içerideki insanlar mutlu ve coşkuluydular. Ne kimse birbirini öldürüyor ne kavga ediyorlar ne de kötü sözler ediyorlardı.

Kızıl gezegen iyiden iyiye yaklaşmakta beraberinde de ısı artmaktaydı. Sanırsın soluk alıp veriyor.

Osho’dan lucid rüya kavramını öğrenmeli uzun zaman olmamıştı. Rüyada olduğunu düşündü. Fakat kontrolü elde edememiş daha da kötüsü kaybetmeye başlamıştı.

Uyator büyük bir boşluk duygusu hissetti. Acaba her tarafta kaldığında ruhu bunları mı duyumsuyordu. Belki de gözleri ruhuna inmişti. Birden dehşet verici bir ses cereyan etti. Sanki evrenin dikişleri patlıyordu. Küçük bir titreme ardından uzay boşluğu huzur verici bir ses ile yırtıldı. Müthiş bir hızla içeriye milyonlarca kızıl dünyalar sızdı. Ayırt etmek imkansız gibiydi. Bu vakite dek çaresizlik hissini de böylesine yoğun hissedememişti. Okuduğu mistik kitaplar böyle bir durumda ne yapılacağını yazmamıştı ki. Uyator’un gözleri bundan sonrasını görmeye dayanamamıştı.

O uykuya daldığında , yaratık onu sırtına almış sonsuzluğa doğru uzun bir yolculuğa çıkarmıştı. Bu da umut duygusunu andırıyordu. Artık her şeyin dışındaydı. Ne zaman ne de mekan algısına sahipti. Yaşananlar muzipliğe batırılmış gerçekler gibi kokuyordu. Gözlerini tekrar açtığında kendini yaratığın yüzgeçlerinde buldu. Belli ki yolculuk bitmişti. Artık evrenin tüm sırları Uyator’un zihnine kazınmıştı. Her yaratığın birer gözü, bu gözün içinde gezegenler mevcuttu. Yaratık uyandığında her şeyin cevabını arayacaktı.

Gezegen Baskını” için 2 Yorum Var

  1. pcd dedi ki: dedi ki:

    Merhaba,

    Gök cismi olan Ay’ın ortasında mı acaba? Böyle yazılınca zaman birimi olan ay gibi olmuş, gün kelimesiyle birlikte olunca ortalık biraz karışmış.

    Hissedememek kelimesi, kişi sanki çaresizlik hissetmeyi istiyormuş anlamını vermiş. Hissetmemişti olmalıydı. Aynı cümledeki “vakite” de “vakte” olmalıydı. Bunun gibi bazı hatalar ve virgül eksiklikleri daha var.

    Kahraman bir yerde uyanıyor, sonra kızıl gezegen ona doğru yaklaşıyor. Eğer benim anlayışımın bir eksikliği yoksa, bu kısım belirsiz olmuş: Kahraman mı bulunduğu yerden gezegene yaklaşıyor, gezegen mi ona doğru çekiliyor? Ayrıca canavar ne ara gelip onu götürüyor?

    Bence bu öyküyü biraz daha detaylandırıp açıklayarak tekrar yazabilirsiniz.

  2. Yorumunuz için çok teşekkürler. Aslına bakarsanız Konu biraz dar geldi. Sınırın dışına çıkmak adına fantastik bir şey denedim. Tabii olay öyküsü yazmayı da becerememem dahilinde ortaya çok eksik bir şey çıktı. Çocuk ayda uyanıyor ve ona doğrugelen gezegen aslında bir denizkızının gözü.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!