Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Hayalsi Gerçekler

Kurumuş yaprakların arasından sızan güneş ışığı doldurdu odayı. İçerinin sıcaklığından dolayı buğulanan camdan sular akıyordu aşağı doğru. Dışarıda ise sabah ayazı.

Uyandı Sude uykusundan. Okula gitmesi gerekiyordu çünkü. Neden okula gitmesi gerektiğini bir türlü anlayamamıştı bugüne dek. Ama büyükleri okula gidilmesi gerektiğini, okulun güzel bir yer olduğu fikrini savunuyorlardı. Bu durum Sude’ye garip geliyordu. Çünkü hiç okula giden bir büyük görmemişti. Acaba büyükler yalan mı söylüyorlardı? Küçük çocukların yaramazlık yapmalarını engellemek için uydurulmuş bir şey miydi okul? Bu gibi sorular zihnini çok meşgul ediyordu. Okuldaki arkadaşlarını seviyordu elbette. Evde canı sıkılacağına okula gitmeyi yeğliyordu bu yüzden. Yine de bu durum aklındaki karmaşıklığa bir çözüm getirmiyordu.

Uyandı Sude uykusundan. Yeni bir gün doğmuştu ve mutluydu. Güneşi çok seviyordu. Onun ta yukarılarda dünyayı aydınlatmaya yarayan büyük sarı bir top olduğu düşüncesi büyülüyordu Sude’yi. Gökyüzüne duyduğu ilgi yadsınamaz bir gerçekti. Perdeyi sıyırdı.

“Günaydın Perliçe,” dedi. Bu güneşe taktığı isimdi.

Ardından çarçabuk giyinerek kahvaltı için odasından ayrıldı.

Annesine günaydın dedikten sonra kahvaltılık gevreğinden birkaç kaşık aldı ve üzerine annesinin bahçeden henüz topladığı şeftalilerden yapılmış meyve suyunu içti. Doymuştu. Zaten öyle ahım şahım yediği söylenemezdi. Bu ufacık atıştırma onu akşama kadar tok tutabilirdi.

Servisinin kornası Sude’nin dışarı çıkmak için biraz daha acele etmesine yol açtı. Çıkarken evinin girişinde bulunan Külkedisi motifi işlenmiş halıya takıldı gözleri. Halının sihirli olduğuna inanıyordu Sude. Bir uçan halı olduğunu, geceleri uyurken halının gökyüzünde salındığını, kimse uyanmadan tekrar eski yerine döndüğünü ve Külkedisi’nin, kapıdan her çıkışında kendisine gülümsediğini hayal ediyordu. Ve şimdi de o soyut hayal zihninde gerçekleşmişti. Külkedisi Sude’ye “Güle güle,” demiş ve gene beklediğini ima edercesine gülümsemişti. Sude de bu gülümsemeye karşılık vererek servisine doğru koşmaya başlamıştı.

***

Yine sıradan bir okul günüydü. Ders, ders ve yine ders. Bu durum Sude’nin bir hayli canını sıkıyordu. Çünkü Sude okulu dersler için değil, arkadaşları için seviyordu. Arkadaşlarıyla teneffüslerde koşup oynamak ve bunun sonucunda da eğlenmek istiyordu. Derslerin bu kadar uzun, teneffüslerinse bu kadar kısa olmasına hayıflanıyordu. Neden eşit değillerdi ki? Neden büyükler her zaman çocukların sevmediği işlere imza atarlardı ki? Büyükler çocukların mutlu olmalarını istemez miydiler yoksa? Bu düşüncelerine yanıt arayadursun, yanına öğretmeni yaklaştı ve Sude’yi bu derin düşüncelerden çekip çıkararak sınıf atmosferine geri getirdi.

“Sude, tahtamızı siler misin? Birkaç şey daha yazmam gerekiyor.”

Öğretmeninin sorusuyla birlikte tahtada yazılanları henüz defterine geçirmediğinin farkına vardı Sude. Bu durum korkmasına yol açsa da o an için bozuntuya vermedi. Yavaş ve ürkek adımlarla tahtaya ilerledi. Sildi ve ardından yerine oturdu.

Öğretmeninin, defterinin boş olduğunu fark etmesi ise birkaç dakika sonra gerçekleşti. Ve bu durum Sude’ye pahalıya mal oldu. Herkesin 1 kez not aldığı şeyleri Sude cezası nedeniyle 3 kez not alacaktı. Üstelik tahta silinmişti ve bu yüzden eve giderken bir arkadaşından defterini ödünç almak zorunda kalacaktı. Bu durum üzülmesine yol açtı. Bundan dolayıdır ki günün geri kalanında -teneffüsler dahil- suratı asık bir şekilde oturdu.

***

Eve vardı. Hava kararmak üzereydi. Üzerinde su kabarcıkları olduğunu düşündüğü ışıltılı bir top gökyüzünde duruyordu. Dolunay Sude’nin en sevdiği ay evresiydi. Bu durum moralinin bozukluğunu bir süreliğine rafa kaldırmıştı. Sude şimdi mutluydu. Ayı izleyerek uyuyacaktı. Bu muhteşem bir duyguydu. Bir an önce uyku saatinin gelmesini istiyordu.

Annesi yemek için çağırdığında Sude ceza ödevinin ikinci kısmına geçmişti. “Geliyorum anne,” diye bağırdıktan yaklaşık beş dakika sonra annesi odaya girdi.

“Yemeğe gelmeyi düşünmüyor musun Sude?” dedi kapı ağzından. “Yedikten sonra devam edersin.”

Sude herhangi bir cevap vermedi. Oturduğu yerden doğrularak annesinin ardından mutfağa doğru ilerledi.

Babası yemek masasında oturuyordu hala ama görünüşe bakılırsa yemeğini bitmişti. Sağ elinde sigara, sol elinde ise çay vardı. Televizyondaki haberlere dalmıştı. Sude çayı severdi. Sigarayı sevmezdi, evet. Kokusu midesini bulandırırdı çünkü. Ve babasının neden sürekli sigara içtiğini merak ederdi. Sigara zararlı bir alışkanlıktı ve insanların kendilerine bilerek zarar veriyor olduğu düşüncesi Sude’nin aklını kurcalayan sorunlardan bir diğeriydi. Düşündüğü halde bir yanıt bulamadığı sorunlardan da bir diğeriydi.

Yemeğini bitirdi. Az sonra itiraf edeceği şeye ek olarak bir de yemeğini yemediği için cezalandırılmak istemiyordu. Babası hava almak için bahçeye çıkmıştı ve şu anda mutfakta annesiyle yalnızdı Sude.

“Anne,” dedi. Sesi titrekti ve nefes alış verişi hızlanmıştı. “Bugün öğretmenim bana ceza verdi. Özür dilerim, istemeyerek oldu.”

Şaşıran annesi, “nasıl bir cezaymış bu? dedi.

“Bir anlığına dalmış ve tahtada yazılanları defterime geçirmeyi unutmuşum. Bu yüzden onları üç kere yazmam gerekiyor şimdi,” dedi Sude. Yüzü kızardı. Annesinin yüzüne bakmadan konuşuyordu. “Ama arkadaşımdan defterini aldım, birazdan odama gidip bitireceğim,” diye de ekledi ardından.

“Pekala,” dedi annesi. Bir daha bu hatayı tekrarlamaman koşuluyla seni bu seferlik affediyorum. Ve bu durumdan babana bahsetmeyeceğim, anlaştık mı?”

“Anlaştık!” diye bağırdı Sude ve ardından babasının sesini duymadığını umarak annesinin boynuna atladı.

“Hadi koş odana ve ödevini bitir,” dedi annesi. Sude “tamam,” diyerek karşılık verdi ve soluğu çalışma masasında alarak ödevini yapmaya koyuldu.

***

Uyku saati gelmişti Sude’nin. Ayı izleyerek uyumak istiyordu bir an önce fakat susamıştı ve bunun için de mutfağa gitmesi gerekiyordu. Odasının kapısını açtı ve mutfağa doğru yöneldi. Bir bardak su doldurup içti. Geldiği yoldan geri dönerek tekrar odasına girdi ve kapıyı kapattı. Camın hemen yanı başındaki yatağına boylu boyunca uzandı. Gökyüzünde ay ışıl ışıl parlıyordu. Dev su damlacıklarını andıran yüzeyine bir müddet bakıldığında alev misali dalgalanıyor olması Sude’yi eğlendiriyordu. Bir süre aya bakarak çeşitli hayaller kurdu.

Kanatlı bir atla gökyüzünde uçtuğunu hayal etti. Bir panda yavrusuyla dans ettiğini, okulun olmadığı bir dünyada arkadaşlarıyla her gün aynı saatte bir araya gelerek oyunlar oynadığını, seyircilerin yıldızlardan oluştuğu bir sahnede bağırarak şarkı söylediğini ve uçan bir halıyla gezegenleri tek tek ziyaret ettiğini ve daha onlarcasını. Hayal kurmak zevkliydi ve üstelik bedavaydı! Bunun farkında olmayan çocukların olabileceği aklına gelince üzüldü.

Ve uyudu Sude.

Rüyasında Külkedisi motifli halıyla birlikte gökyüzündeydi. Anlaşılan halı Sude’nin düşüncelerinin farkına varmış ve bu gece giderken yanında Sude’yi de götürmüştü. Mutluydu Sude.

Sabah uyandığında kendini dış kapının önünde buldu.

Hayır, bu bir rüya değildi, hayal de değildi.

Gerçekti.

Hayalsi Gerçekler” için 3 Yorum Var

  1. Selamlar,
    Ellerine sağlık; kısacık, sıcacık tatlı bir öykü okuttuğun için teşekkürler. 🙂

  2. Selamlar Bahri;

    Ben bu hikayeni biraz eksik buldum. Evet, sempatikti; ona lafım yok. Hatta devrik cümlelerinle masalımsı, lirik bir anlatım da kazandırmışsın öyküye. Ama, üzülerek söylüyorum ki, bir yanı eksik kalmış. Neden dersen son paragrafa, yani rüyaya gelinceye kadar bir sürü şeyden bahsediyorusun. Okuldan, kızın okul hakkındaki düşüncelerinden, aldığı cezadan, dolunaydan, arkadaşının defterini ödünç almasından ve halıdan. Sonra da tüm bu anlattıklarından sadece halı meselesini bir sonuca bağlayıp, geri kalanını öylece havada bırakmışsın. Bu da tüm bunları boşu boşuna okuduğumuz anlamına gelip okuyucuyu üzülmekle sıkılmak arasında bocalatıyor.

    Bunları seni üzmek için yazmadığımı biliyorsun. Samimiyetimize güvenerek söylüyorum zaten bunları. Yoksa iyi bir hikaye yazdığında onu da seve seve övdüğümü sen de hatırlıyorsundur mutlaka. Anlatımını ve yakaladığın o masalsı havayı çok sevdim. İlmeklerin ucunu açıkta bırakman hoş olmamış sadece.

    Sevgi ve dostlukla…

  3. Yorumun için teşekkür ediyorum Adil ağbi. 🙂

    Üzülmek, alınmak gibi bir durum söz konusu değil İhsan ağbi. Senden yorum almak beni mutlu etti açıkçası, daha iyi yazmak istiyorsam eğer bu eleştirilere ihtiyacım var. Eksiklerimi görmemi sağladığın için çok teşekkür ediyorum. 🙂

mit için Yorum Yap Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *