Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

İlk Görüşte Aşk

Bu olmalıydı ilk görüşte aşk dedikleri. Yavru yarasayı yerde çırpınır bir halde bulduğu vakit tepesinden aşağı ballı sütlerden bir şelale boşandı. Katıksız, karşılıksız, umarsızca gösterilen sevgi. Uzanıp avuçlarının içine aldı hayvanı, hayatından bundan daha tatlı, bundan daha zarif bir canlı görmemişti. Yavru da sanki bu birlikteliğe daha ilk anda itaat edercesine duruldu, kanatlarını yüzüne örtüp sessizliğe kapıldı.

Küçük çocuk, sırtından gömleğini çıkartıp hayvanı sardı. Dedesinin kileri aklına geldi. Hemencecik varabilmek için çalılık yola daldı. Deve dikenleri bacağına batıyor, ısırgan otları kaşındırıyor, kuru çalılar bacağını çiziyordu. Ah ne tatlı nimetti bunlar küçük çocuk için, minik öpücüklerdi hayattan; vaat edilmiş, beklenmiş ve de kavuşulmuş.

Kilerde küçük bir karton kutu buldu, içine güzelce yerleştirdi hayvanı. İlk işi komşusu Cemil’e göstermek oldu; bahçeye çağırdı onu. Cemil, hayvanı görür görmez bastı kahkahayı, şeker verseler bu hayvanı eline almazdı. Küçük çocuk, Deli Osman’dan duyduğu, kendisine hiç de yakışmayacak bir kelime savurdu, arkasını dönüp sokak kapısına yöneldi. Kıskanıyordu Cemil, evet öyle olmalıydı; kimin eline geçerdi ki böyle bir güzellik.

Geri dönüp annesine danışmaya karar verdi. Ganimetini gösterdiğinde kadın ince perdeden bir çığlık atıp yarım boy havaya zıpladı. Fare fare diye çığlık atıp kendisini mutfak kapısından dışarı attı. Küçük çocuk, avucunun içindeki yaratığa baktı, annesinin ne demek istediğini bir türlü anlayamadı.

Doğal olarak -hem de gayet doğal olarak- yarasayı beslemesi yasaklandı. Ne var ki bu ufak pürüzler çocuğu durdurmak için asla yeterli güce ulaşamadı. Direndi, diretti ve seyretti küçük çocuk; annesinin tüm itirazlarını karşı tek kelime etmeden, yüzünü hiç çevirmeden, gözlerini oynatmadan seyretti. Zavallı kadın eridi, bir yaz günü pencere dibinde unutulmuş mum gibi kendi kendinden aktı ve pes etti sonunda. Kim durdurabilirdi akan nehri, dalından kopan yaprağı, ya da bir yağmur damlasını?

Küçük çocuk kazandı. Zaferini Elisa ile kutluyordu her gece; uyumadan önce bir öpücük bırakıyordu hayvanın zar kanadına ve başını yastığa koyup hayallere dalıyordu. Birlikte yüzmeye gidecek, kuş avlayacaktı. Elisa’ya meyve toplamasını, havada takla atmasını, ıslıkla koluna konmasını öğretecekti. Ne kıskanacaktı o zaman diğer çocuklar, hele de Cemil.

İki hafta sonra uyandığında neşeden yerinde duramıyordu. Okulların tatil olmasına bir hafta kalmıştı, yazı dedesinin adasından geçirecek, oradaki çocuklara hava atacaktı. Hemen kutusuna eğildi ama içini boş buldu. Uykunun sersemliği üzerinde etrafına bakakaldı. Yataktan inip yatağın altını aradı, doların arkasını, çekmeceleri, salonu… Yok yok yok,

Unuttu okulu, tüm gününü Elisa’yı aramaya harcadı. Buldu da sonunda, elma ağacına asılı bir halde. Seslendi ama hayvan hiçbir tepki vermedi. Ağaca tırmandı, fakat daha ilk adımında sarsıntıdan ürken Elisa, uçup öteki taraftaki incir ağacına kondu. Küçük çocuk bu sefer usulca tırmandı, uzanıp tek hamlede yakaladı hayvanın boğazını. Sıktı sıkabildiği kadar, tüm öfkesini boşalttı hayvana. Kollarını serbest bıraktığında olgun bir hurma gibi toprağa düştü yavru yarasa.

Deniz Eksilen

Öykü, roman, novella, deneme ve şiir yazıyorum. Psikolojik hikayeleri seviyorum. Arada gerçekçi kurgular kullansam da, bilimkurgu ve fantastik favorim. Yorgos Lantimos izliyor, Marcel Proust okuyor, Heraklitos'u düşünüyor, Carl Sagan'ı anıyor, Progressive House dinliyor, scooter kullanırken elimi uzatıp otlarla tokalaşıyorum. Rüzgarı, dalgayı, ve abartmadığı sürece yağmuru seviyorum. Anime ga daisuki desu.

İlk Görüşte Aşk” için 18 Yorum Var

  1. Merhaba,
    Güzel bir öyküydü. Seçkideki tüm öykülerini okumuş bir okur olarak şunu söyleyebilirim; anlatımında bariz bir yükselme var özellikle bir önceki öykün ve bu öykün için söyleyebilirim bunu.
    Çocukların sevgisindeki ve öfkesindeki aşırılığı çok güzel yedirmişsin öyküye.
    Kalemine kuvvet.

    1. Merhabalar,
      Özellikle son iki öykümü daha bilinçli yazdığımı söyleyebilirim. Özellikle üzerlerinden tekrar tekrar geçerek her cümleyi özenle düzeltmeye çalışıyorum. Sanırım birkaç öykü içinde daha da netleşecek. Okuyup yorumladığınız için teşekkürler,

  2. Merhabalar. Öykü çok güzeldi. Çok güzel yazılmıştı; dili harikaydı. Başlığı görünce küçük bir şok geçirsem de senin öykün olduğu ikinci cümleyle kesinleşti. Finali dişe dokunan soğuk su etkisindeydi, ”Çocukların sevgisindeki ve öfkesindeki aşırılık,” çok doğru, katılıyorum Öznur Babur’a.
    –”…Ne kıskanacaktı o zaman diğer çocuklar, hele de Cemil.”
    –‘’Buraya kadar geldik ve ben o şeylerden birini yakalamadan gitmem. Onlardan birini Aksağa gösterdiğimde yüzünü sen de görcen.’’
    Senden ve benden birer alıntı 🙂 Gelecek seçkilerde de görüşebilmeyi umuyorum. Ellerine sağlık.

    1. Merhabalar,
      Siz işaret edene kadar başlığı farketmemiştim. Bir an ben de duraksadım.
      Beğenmenize sevindim.

  3. Çok güzel bir öykü olmuş. Yavru yarasanın kaçması şaşırtmadı ama çocuğun tepkisi (aslında Öznur Babur’un belirttiği gibi bir çocuktan gayet beklenebilecek aşırı tepkisi) şaşırttı. Ellerinize sağlık

    1. Öykü finallerinde biraz zorlanıyorum, arada da olsa bazen güzel yere bağlayabiliyorum. Okuyup yorumladığınız için teşekkürler. Tekrar görüşmek dileğiyle…

  4. Sadeliği başından sonuna koruyan, yormayan bir öykü olmuş. Bu sadelik hayatın gerçekçiliğini katmayı başarmış ama benim beklenitm farklıydı sanırım. Bir duygu yoğunluğu yaşamadım ya da öyküden bir ders çıkaramadım. Yine de elinize sağlık.

    1. Merhabalar,
      Elimden geldiğince öykülerimde ders verme düşüncesinden uzaklaşmaya çalışıyorum. Bu sebeple yorumunuz benim için olumlu yöndeydi. Fakat duygu yoğunluğunu pek anlayamadım. Çeşitli hislerden birisini (korku, endişe, mutluluk gibi) baskın görmeyi ummuşsunuz diye bir tahmin yürütüyorum. Öncelik sıramda akıcı anlatım duruyor, kendimi bu yönde yeterli hale getirmeye çalışıyorum. Kimbilir daha sonra belki…
      Okuyup yorumladığınız için teşekkürler.
      Tekrar görüşmek dileğiyle…

  5. Merhaba,
    Öyküyü somutlaştırır ve bir insana benzetirim çoğu zaman. Varlığına hizmet eden her uzvu, her detayı ayrı ayrı önemlidir insanın elbette. Birçoğunun eksikliği insanı al aşağı edebilir. Ancak yalnızca birisi yokluğundan ziyade varlığı ile diğerlerinden ayrılır; insana katabilecekleri ile ayrılır, kazandıracağı nitelikler ile ayrılır… Bahsettiğim şey bence akıldır. İyi bir öykünün de aklı finalidir bana göre. Ne diyelim, elinize, kaleminize, aklınıza sağlık. Çok beğendim. 🙂

    1. Bu öyküde finali ben de beğendim. Genelde bu konuda, yani güzel bir son eklemede sıkıntı yaşıyorum. Umarım devamını getirmekte sıkıntı yaşamam.

      Öyküyü insana benzetmeniz güzel bir düşünce, gerçekten de öyküde bir ahenk yakalamak için ufak ayrıntılar bile dikkat gerektiriyor. Kısa öykülerin bu avantajı var; üzerinden tekrar tekrar gidip pürüzler törpülenebiliyor.

      Okuyup yorumladığınız için teşekkürler,
      Tekrar görüşmek dileğiyle…

  6. Merhaba yeniden 🙂
    Daha önceki öykülerinde olduğu gibi bu defa da “okudukça” yazacağım bir şeyler.
    *”Bu olmalıydı ilk görüşte aşk dedikleri. Yavru yarasayı yerde çırpınır bir halde bulduğu vakit tepesinden aşağı ballı sütlerden bir şelale boşandı.”
    Burada şöyle bir durum var. Anlatıcı kim bilmiyorum fakat karakteri merkeze aldığı, onun hareketleriyle açımlandığı ve olaylar aktıkça onun gördüğü (önceden yaşanmış bir şeyi anlatmadığı) kesin gibi bu girişle. Şimdi, karakter bir şey yaşamış, anlatıcı veyahut kendisi de bu durumla ilgili “bu ilk görüşte aşk denen şey olmalı” yargısına ulaşmış. Bir sonraki cümle, bu “şey”in ne olduğundan bahsederken, o şey çoktan olup bittiği için (çünkü, üzerine yorum yapabiliyoruz. Olmakta olan bir şey de olabilir elbette ama konumuz o değil) “mişli geçmiş zaman”da yazılması beklenir. Değil mi? Çünkü, hikayenin genel anlatım dili “dili geçmiş zaman”dır ve ondan daha da uzak bir şeyleri hissetirmenin tek yolu, anlatana en uzakta buluna mişli geçmiş zamandır. Ya da, şu durumda, mişli geçmiş zamanın hikayesi…
    Yanılıyor olabilirim. Dil bilgisi uzmanı değilim 🙂 Ama, diğer öykülerindeki gibi bu girişinin de bir huzur verdiğini söylemeliyim.
    *”Katıksız, karşılıksız, umarsızca gösterilen sevgi.” Yüklemsiz cümlelerde genelde üç nokta koyulur fakat burada herhangi bir sorun göremiyorum ben. Bu ifadeyi bir adın sunumu olarak kullanman çok hoş.
    *”Küçük çocuk, Deli Osman’dan duyduğu, kendisine hiç de yakışmayacak bir kelime savurdu”
    Temelde burada bir sıkıntı yok. Fakat, giriş “bu duygusal bir hikaye olacak” derken devamının arka arkaya sıralanan olay akışlarından oluşması biraz… Okuyuş zevkini etkiliyor gibi. Elbette bu anlatımın nasıl olacağı yazarla ve onun ne anlatmak, hissettirmek istediğiyle ilgilidir fakat benim buradaki tercihim Deli Osman’ın sadece ad ve bir takım kötü alışkanlıkların aktarıcısı olarak değil, bir yargının ve hissiyatın nesnesi olarak da sunulması olurdu. Yani, cümlenin devamında “O, Deli Osman gibi xxxx değildi” gibi basit bir ifade olsaydı çok hoş kaçardı bence. Aklıma gelen ilk örneği yazdım. Deli Osman hakkında ve bizim karakterin ona bakışı, Deli Osman ile olan ilişkileri hakkında çok daha farklı yorumlar da getirilebilir elbette.
    *”Zavallı kadın eridi, bir yaz günü pencere dibinde unutulmuş mum gibi kendi kendinden aktı ve pes etti sonunda. Kim durdurabilirdi akan nehri, dalından kopan yaprağı, ya da bir yağmur damlasını?”
    Bunu yukarıda bahsetmeye çalıştığım şeyin güzel bir uygulaması olarak sunuyorum. Tabletten yazdığım için pek yetkin eleştiremedim bu defa ama… Demek istediğim buydu. Ortada bir “ikna süreci” var ve bununla ilgili “zaman geçince ikna oldu”dan öte, karakterin kişiliğinden çıkan betimlemeli bir yorum var.

    Birhayli basit bir güdüyü, durumu ve o basit güdüyü temel alarak oluşturduğumuz “genel insan kültürü”nü çok güzel anlatmışsın öyküde. O kutunun boş bulunacağı anı beklemedim değil. Zaten, orada bir şaşırtmaca da amaçlamadığını düşünüyorum. Ve, devamında gelen olay da “mevzu” açısından beni tatmin etti.
    Şimdi, hepimiz insanız. Bir başka insanın neyi neden yaptığını da pekala biliyor olmalıyız. Bu yüzden, bir takım şeyleri anlatırken bazen ayrıntıya girmeye, davranış temellendirmesi oluşturmaya falan gerek olmayabilir. Ama, konu “tatmin etmek” olunca orada işler değişebilir. Öykünün sonunu anlattığı mevzu bakımından beğendim fakat onu anlatış şekli olarak, biraz daha “neden” görmek isterdim. Ha, öyle olsaydı öykünün mevzusu kaçar mıydı? Sonuçta, bize bizi anlatan bir yazı bu. Oradaki temeli öyküyü okuduğumuz anda, zihnimizden çıkartabildiğimiz için de bu işini güzel yaptığını söyleyebilirim.
    Gene de, vahşetin yükselişini hissetmek, karakterle birlikte (ona karşı ya da ondan yana) dolmak, genişlemek ve patlamak isterdim. Öykü bittikten sonra değil, biterken duyguya kapılmaktı benim dileğim.

    Yazdığım her şeye rağmen çok beğendim öykünü. Daha iyi yazdığını düşündüklerim elbette olmuştu ama hiç birisini yetkinliğin bir gıram altında bulmadım asla 🙂
    Düşlemeye, yazmaya ve huzurdan gelen dehşeti anlatmaya devam 🙂

    1. Merhabalar,
      Yorumunuzu daha önce okuduysam da daha yeni yanıt yazabildim. Bu sırada neden biraz dağınık bir anlatıcı kullandığımı düşündüm. Sanırım anımsayan anlatıcı kullanıyorum, olayı anlatırken bir anda kahramanın ruh haline bürünüp onun duygularını ortaya döken bir anlatıcı. Yeni farkettiğim için üzerine düşüneceğim. İşaret ettiğiniz için teşekkürler.

      Öneriler için minnettarım, öncelikle farklı bir bakış açısı sunuyor. Özellikle bazı kısımların uzatılabileceği gerçeğinin farkındayım, fakat öyküyü genişletmeye bir başlayınca kendimi durduramıyorum, sonra da düzeltmeye pek zaman ayıramıyorum. Zamanla, kalemim keskinleştikçe en azından bazı önemli ayrıntıları gözden kaçırmayacağımı düşünüyorum.

      Okuyup yorumladığınız için tekrar teşekkürler,
      Kaostaki güzellik serpintileriyle…

  7. Küçük bir çocuğun, id çemberinde sınırlı tuttuğu dürtüleri sade bir güzelleme eşliğinde hayat bulmuş. Belki biraz daha açılabilirdi konular ama bu haliyle kalmasında hiçbir mahsur yok. Zira eksik değil, muhtemelen daha zengin olma şansı vardı öykünün, o kadar. Şefkat imgesi altında narsistik bir sahiplenme ve ardından yitirilen saygınlığın, ivedilikle cezalandırılmasını başarıyla aktarmışsın. Kalemine sağlık.

    1. Merhabalar,

      Konuların açılması konusunda haklısınız. Fakat hikayeye sınır koymazsam aşırı derecede çatallanıyor, göz korkutacak kadar uzuyor. Bu konuda henüz çok yol almam, daha fazla yazmam gerek…

      Okuyup yorumladığınız için teşekkürler….
      Bi rsonraki seçkide görüşmek dileğiyle…

  8. Merhaba;
    Öykünün kurgusunu ve akışını çok sevdim. Takıldığım birkaç nokta oldu. Aşk bu öykü için fazla geldi bana. İlkel bir duygu olarak gelişen sahip çıkma ve karşılık bulamayınca nefrete dönmesini belki bir metafor olarak kullandın ama yine de farklı ifade etseydin daha iyi olurdu diye düşündüm. Sonunda çocuk çok kolay nefrete dönüştürdü sevgisini. Belki biraz daha peşinden dolaşabilirdi. Bu kısmı bana çok hızlı geldi. Seçtiğin kelimeler, cümle yapıları çok güzeldi. Ellerine, yüreğine sağlık.

    1. Merhabalar,

      Sanırım kahramanın duyduğu his olduğunu göstermek için birazcık dünyasını açıp, oradaki boşluğu gösterebilirim. Çok değil, birkaç cümle daha eklenebilirdi. Ayrıca duygusundaki öfke değişimini belirtmek için belki bir kaç bsamak daha eklenebilirdi.

      İşaret ettiğiniz için teşekkürler. Okuyup yorumladığınız için tekrardan teşekkürler.

      Gelecek seçkide görüşmek dileğiyle.

  9. Merhaba. Keyifli ve bir o kadar da güzel bir öyküydü. Bir çok yorum yapılmış ve bir çok noktaya değinilmiş. Nurdan Atay’a ben de katılıyorum. Çok çabuk olmuş sevginin nefrete dönüşmesi. Sabahtan akşama kadarki süreçte nefretten ziyade özlem olabilir çocuktaki. Ve bu özlemin doğurduğu aşırı sevgiyle aynı sonuca varılabilirdi diye düşünüyorum. Elinize sağlık.Kaleminize kuvvet. 🙂

    1. Merhabalar,

      Sizin ve Nurdan Atay’ın belirtmesiyle eksiklik daha bir öne çıktı. İleride bu yönde daha dikkatli olmaya çalışacağım. Okuyup yorumladığınız için teşekkürler.

      Tekrar görüşmek dileğiyle…

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *