Öykü

İlk Temas

İlk attığı turda fark etmişti. Gezegenin büyük bir kısmı su ile kaplıydı. Vardığı gezegenin su yönünden çok zengin olmasına sevinemiyordu bile. Yaşadığı onca sıkıntıdan sonra hala kendine gelememişti. Eşinin ölmesine mi yansın yoksa burada kendi uygarlığından milyonlarca ışık yılı uzakta ve binlerce yıl geride olmasına mı yansın bilemiyordu. Bildiği yakıtını idareli kullanması gerektiğiydi. O nedenle gezegenin çevresinde bir kaç tur attıktan sonra kendisine inebileceği bir yer belirlemişti. Seçtiği bu yer suyla çevrili, ana karadan yeteri kadar uzak ve kendi uygarlığını kurabileceği kadar büyük bir yerdi burası. Üstelik bu gezegeni kendilerine satan adamların söyledikleri haklı çıkmıştı atmosferi kendi türü için uygundu. Şimdi ki umudu buralarda kendisine arkadaş ve destek olabileceği uygar canlıların olmasıydı. Şirkete ilk başvurduklarında T-036 nın tarım gezegeni olduğunu söylemişlerdi bakalım ne kadar doğruydu. Düşük yörüngede seyreden aracı tekrar gezegenin karanlık bölgesine geçmişti, çünkü yerleşmek istediği bölgeye karanlık çökmüştü. Mekiğini yavaşça alçalttı. Bölgenin üzerinde son bir kere daha dolandı, yüksekçe bir açık alanı gözüne kestirdi. Basit manevralarla yumuşak bir iniş gerçekleştirdi, tüm sistemlerini kapattı. İyi bir uykuya ihtiyacı vardı.

Garip seslerle uyandı. Mekiğin dışında üzerinden yanlarından her yerden sesler geliyordu. Yerinden doğruldu dar uzun pencerenin korumasını açınca bir an korktu. Karşısında tarih kitaplarından hatırladığı ve kendisine benzeyen barbar bir yüz buldu. İçini garip bir sevinç kapladı, demek T-036 da yalnız değildi. Dışarıdaki de korkmuştu. O yüz kayboldu bir başkası ardından bir başkası daha belirdi. İtişip içeride neler olduğunu görmeye çalışıyorlardı. Tırmanma sesleri, çarpmalar, vurmalar, tavanda ve yan duvarlarda geziniyor olmalıydılar. Bir an ne yapacağını bilemedi. Kaçıp gitmek aklına geldi ama bir saniyelik umut kıvılcımı anında kayboldu, nereye kaçacaktı ki. Mecburen bu varlıklarla komşu olacaktı, dost olacaktı ve bu insanlarla birlikte yaşayacaktı. Elini mikrofona attı. Ve “Lütfen Uzaklaşın” dedi Gelen seslerden bir panik yaşandığını anladı ama onları uzaklaştıracak kadar değildi. Gürültü yapacak bir kaynak aradı. Aklına silahı geldi ama o yeni komşularıyla düşmanlıklar kazanması demekti. En düşük düzeyde motorları açtı. Motorunun vınlamayı andıran sesi istediğini elde etmesine yetmişti. Tekrar kapattı, yakıtını idareli kullanmalıydı. Sesler uzaklaştı. Ama tamamen kaybolmadı. O zaman kararını verdi dışarı çıkacaktı.

Önce yalın haliyle çıkmayı düşündü ama sonradan fikrini değiştirdi. Cihazları solunabilir bir atmosfer olduğunu belirtse de yaptığı sıçrayıştan sonra o cihazlarda bozukluklar olabileceği aklına geldi. Hemen koruyucu giysilerini giydi ve başlığını taktı. Birkaç dakika sonra tam bir astronot olarak hazırdı ve düğmeye bastı. Kapı yavaşça açıldı. İlk olarak dışarının parlak ışığı gözlerini etkilemişti. Birkaç saniye sonra normalleşti. Kapının açıldığını görenler tekrar uzaklaşmış biraz uzaktaki ağaçları gerisine saklanmıştı. Mekiğinden biraz uzaklaştı, öylece dikildi, üzerine vuran gezegenin yıldızının ışıklarının bedenini yıkamasını izledi bir süre. Beklentisinin üzerindeydi yaşadıkları. Başlığının üzerindeki alıcıdan bir kere daha verileri izledi. Oksijen miktarını belirten gösterge kendisi için gereken miktarın biraz altındaydı. Azot oranı yüksekti ama bu önemli değildi. Bu belki uzun sürede sorun teşkil edebilirdi. Zamanla vücudu uyum sağlayacağına inandı. Karnında taşıdığı iki yavru rahatlıkla yaşardı. Sonuçta ortam hayatta kalmasına oldukça uygundu. Kafasını kaldırdı bakmakta zorlandığı ışık kaynağına çevirdi bakışlarını. Havada uçar gibi asılı duran beyaz kümelere baktı, hava akımıyla salınan bitki örtüsüne baktı, yeni yuvasını sevmeye başlamıştı.

Birden karşıdan birisinin elleri yukarda yaklaştığını gördü. Gelen beden yapısı olarak kendi ırkına benziyordu ama boyları kendilerine göre oldukça kısa ve tenleri çok koyuydu. Üzerindeki kıyafete kullandığı araçlara iletişim becerilerine bakınca tahmininden daha ilkel bir dönemi yaşadıklarını düşündü. Elindeki ilkel aracı –ki bir silah olabileceğini düşünüyordu- yavaşça yere bıraktı. Ağır adımlarla yaklaşmaya çalıştı. Her adımında bir kere daha duruyor tehlike oluşturmadığını anlatmaya çalışıyordu. Bir adım bir adım daha. Elçilerinin tehlikede olmadığını gören halkı da saklandığı yerlerden çıkıp yaklaşmaya başladılar. Kendisinin hiç hareket etmemesinden cesaret alıyor olmalıydı. Bu yeni dünyasının yerli halkıyla ilk temasıydı. Bekledi, güvenli mesafeyi aşmaya başladığını anlayınca elini kaldırdı ve yaklaşanı durdurdu. Adamın yaşadığı korkuyu hissedebiliyordu. Kişinin arkasından gelenlerin arasından bir uğultu koptu. Barbar önce eğildi sonra yere kapandı. Dizlerinin üzerinde doğruldu ve bir kere daha yere kapandı. Onu gören takipçileri de yere kapandılar. Onlara bağırmak istedi ama kafasında hala başlığının olduğunu fark etti. Yavaşça elbisesiyle başlığı kenetleyen klipsi açtı. Küçük bir döndürmeyle çıkardı. Bir saniye sonrasında başlığı sol elindeydi. Kalabalıktan hayret ve korku dolu bir uğultu koptu.

İşte o zaman buralara gelmekle ne kadar iyi bir iş yaptığını anladı. Yüzüne vuran temiz hava tüm hücrelerini harekete geçirmişti sanki. Uzun zamandır duymadığı bir haz bedenini kapladı. Tatlı bir serinlik yüzünü yalamış, hafif bir rüzgar saçlarını dalgalandırmıştı. Havayı ciğerlerine doldurdu içini dolduran keyfin bedenin sarmasını bekledi. Sağ elini kaldırdı ve “Ben Khao” dedi. Önce önünde yere kapanan lideri saygıyla seslendi Khao Arkasından sesini yükselterek adını tekrar haykırdı “Khao…Khao..”Arkasında duran halkına döndü Eliyle önünde duran beyaz tenli, uzun saçlı ve uzun boylu kişiyi göstererek “Khao” dedi. Kalabalık hep bir ağızdan bağırdı “Khao…Khao…” İstediği etkiyi yakalamıştı.

Kendisi de önünde eğilen adama doğru birkaç adım attı ve elini gökyüzüne, şimdiden özlediği ve belki de bir daha göremeyeceği galaksisine doğru kaldırdı. Kalabalığa bağırdı. “Ben uzaklardan, Centra’ dan gelenim” O konuştukça kalabalık doğruluyor ve tekrar eğiliyordu. “Size uygarlık getirecek olanım” “Ama şimdi gidin ve beni rahat bırakın” Kalabalığın kendisini anlamadığını görünce “Gidin” dedi elleriyle uzaklaşmalarını işaret ederek. Bir daha bağırdı “Gidin” İnsanlar korku ile birbirlerine bakıştılar. Yabancının ses tonu kendilerini etkiliyordu. Son, çığlığı andıran ses ne yapmaları gerektikleri konusunda kuşku bırakmadı “GİDİN!!!!!” Kalabalık korku içinde dağıldı. Uzun süre bu tepeye gelecek cesaretleri olmayacaktı.

Cevdet Denizaltı

Ben Cevdet Denizaltı; tercih ettiğim şekilde olursa Aziz Hayri. İzmir’de Eşrefpaşa’da doğdum. Önce Çınarlı Endüstri Meslek Lisesini sonra Erkek Sanat Yüksek Öğretmen Okulunu bitirdim. Makine Teknolojisi bölümü öğretmeni olarak görev yapıyorum. Okumayı, araştırmayı, yazmayı seviyorum. Tür ayrımı yapmam, bilimkurgu, fantastik kurgu ve tarihi romanlar favorim. Poe ve Tolkien hayranıyım.

İlk Temas” için 2 Yorum Var

  1. Dipsiz dedi ki: dedi ki:

    Sevgili @azizhayri
    Uzun bir yolculuğun kısa bir kesiti gibiydi. İlk ve son paragrafların hikayen için yapısal ve kurgusal olarak en kritik yerler olduğunu düşünüyorum. Eşinin ölmesi dediğinde geriye kalanın karnında çocukları ile bir kadın olduğunu okumayı beklemiyordum :slight_smile: Aslında elinde çok güzel bir malzeme varmış, karnında ikizleri taşıyan bir kadının hayatta kalma motivasyonu ile boy ölçüşecek çok az şey vardır. Bu motivasyonu hikayende daha çok görmek isterdim.

    Eline ve düş gücüne sağlık
    Sevgiler
    Dipsiz

  2. Kurguyu sevdim. Güçlü anlatım ve betimlemeler hemen öykünün içine çekti beni. Sonu güzel bağlanmış, atmosfer samimi geldi. Diğer seçkilerde görüşmek üzere.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!