Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

J-32

“Neyi mi özledim, neyi özlemedim ki.”

“Mesela”

“Ağaçları özledim oğlum, dağları, keçileri, annemi özledim lan annemi…”

“Bende anayı, babayı, insanları özledim…”

“Saat kaç?”

“Saat mi? Beş civarı.”

“Bir saat sonra işten çıkmış olacağım. Yolda muhtemelen bizim Rüstem’i görecem. Gel lan emmioğlu bir bardak çay içelim diyecek. Tamam lan hadi içelim derken birazdan bir kaç arkadaş daha gelecek. Oradan çıkacağız, alacağız bir büyük vuracağız kendimizi dağlara.”

“ Sonra.”

Bir süre sessizlik. Yan hücreden hırıltı ve inleme sesleri gelmeye başladı. “Ne oldu lan konuşsana. Heyyyyy oğlum Ökkeş ne oldu lan?” Kapıyı yaklaştı “Gardiyaaaaaaaan, gardiyaaaaan!” kapıyı tekmelemeye başladı.

“Lan oğlum manyak ne oldu?”

Önce ayak sesleri, Sonra alelacele açılan koğuş kapısı, gardiyanın soğuk sesi “ne olmuş?”

“Belli değil, kendini öldürmeye çalışmış.”

“Tut ayaklarından revire taşıyalım.”

Ayak sesleri, hızla kapanan kapı, sesler kesildi. Etrafı ölüm sessizliği kapladı. Şu lanet olası hücrede duvarların dışında derdini paylaşabildiği tek adam da tam muhabbetin en koyu yerinde bir anda iniltiler çıkartarak susuvermişti işte.

O olmadan önceki günleri düşündü. Çaresiz yine duvarlarla konuşacaktı. Gerçi şu lanet duvar bile kapıdaki gardiyandan daha sıcaktı ya, hiç yoktan cevap vermese bile dinliyordu. Nefretle bakmıyordu. Kafana mazgalı kapatmıyordu. Zihninde bu düşüncelerle odanın koridora açılan demir kapısına yaklaştı. Bir kaç kez demir kapıya ayağıyla vurduktan sonra bağırmaya başladı.

“Gardiyaaaan, gardiyaaaaan!”

Mazgal açıldı. İnce, uzun asık suratlı memur,

“Ne var?”

“Ökkeş’ e ne oldu?”

“Sanane.”

“Ya adamla 2 gündür komşu hücrelerde kalıyorum. Tam sohbet ederken bir anda iniltiler geldi ve ses kesildi.”

“Nasıl yani.”

“Basbayağı inilti yok mu? Biri boğazını sıkarken çıkan anlamsız ses, laf olsun diye memleketten ondan bundan konuşuyorduk işte.”

“Adamın durumu kritikti revire bıraktık ve geldik işte.”

“Nasıl kritik.”

“Sanane ya, sen nesisin bu adamın ki adam hepi topu iki gündür senin yan hücrende kalıyormuş muhabbete bak. Ben adamı senden çok gördüm oğlum ben merak etmiyorum da sana ne oluyor, anası mısın babası mısın?”

“Ne oldu adama diyorum bir cevap versene bana ?”

Gardiyan başka bir şey söylemeden mazgalı kapattı. Selim bir kaç kez daha kapıyı tekmeledi ve “lanet olası gardiyan bozuntusu” diye bağırdı. Ama koridordaki memur onu kale alıp ses bile vermedi.

Selim kapıdan dönerken kaldığı odaya baktı. Burayı sevmesi için hiçbir nedeni yoktu. Kiremit kırmızısına boyanmış duvarlar, sigaradan sararmış bir tavan, rutubetten demirleri paslanmaya başlamış tek kişilik bir ranza, üzerinde her tarafı tiftik tiftik olmuş bir hazır yatak, onun üzerinde 10 yıllık mavi bir nevresim. Eski püskü boyaları dökülmüş 3 gözlü bir dolap, dolapta birkaç melamin tabak, dokunmadan eğilen birkaç kaşık ve çatal, bir adet bardak, tozlanmış, sayfalarının rengi sararmış birkaç eski kitap, birde semaver güya çay içmek için. Onun dışında birkaç parça ekmek kırıntısı, saba kahvaltısından kalma üç beş zeytin. Sonra köşede her yanı pas içindeki elbise dolabı, dolabın yanında kapıya ve duvarlara ayağını vurdukça parçaladığı bir çift ayakkabı.

Bu şartlarda yaşamak ona göre değildi ama 7 yıldır burada bu şartlarda yaşıyordu. Ortak yayından müzik açmak istedi. Ama o derbeder arabesk müzikler vardı. Öldürdün beni, Yaktın yıktın… Neden böyle şeyler yayınlıyorlardı ki sanki dedi kendi kendine. Zaten canı sıkkındı. Şimdi arabesk müzikler dinleyip moralini dibe vurdurmamak için ortak alanda ki müzik yayınını kapattı. Keşke televizyon cezam bitseydi hiç yoktan dizi izlerdim ya da haberlere falan bakardım diye düşündü.

Aklı yan hücrede biraz önce bir anda inlemeye başlayan Ökkeş’ de takılı kalmıştı. Sırf onun başına gelenleri unutmak adına oyalanacak bir şeyler aradı ama nafile. Dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyordu. Bu Ökkeş ne ala oradan buradan sohbet ederken ne olmuştu bu manyağa. Manyak olduğunu biliyordu çünkü Ökkeş bazen muhabbetin en koyu yerinde saçma sapan konuşmaya başlar ağza alınmayacak küfürler eder sonrada saatlerce ses vermezdi, ama bu sefer durum başkaydı.

Bir anda irkildi tabi ya bu Ökkeş’ in kaldığı odada ki 3. İntihar olayı değil miydi? Ökkeş’ ten önce burada Kaya kalıyordu. Kaya ülkenin en meşhur suçlularından biriydi. Bu cezaevine geldikten bir süre sonra geçen ayın başında bu odaya alınmıştı. Odada 2 hafta kadar kaldıktan sonra intihar etmişti. Kayının intiharından bir süre sonra Moşen yerleştirilmişti bu odaya. Yahudi olan Moşen 13 kişinin katledildiği bir davadan tamı tamına 865 yıl hapis cezası almıştı. Moşen odada 10 gün kadar kaldıktan sonra intihar etmişti. Tabi Selim ve bağırarak haberleştiği diğer mahpuslar Kaya’nın ya da Moşen’ in nasıl ve neden intihar ettiklerini bilmiyorlardı. Ancak bir J-32 odası muhabbeti vardı. Ölen son 2 mahkûm da J-32 odasında ölmüşlerdi. İlginç olan başka bir detaysa cezaevinde kalan bir kaç hükümlü dışında bu cezaevinde intiharla 2 kişinin öldüğünü kimselerin bilmemesiydi. Cezaevi yönetimi olanları bu duvarların ardına sızdırmıyordu.

Mazgal açıldı biraz önce ki gardiyan “ hazırlan oğlum birazdan müdür görüşü yapacaksın ” dedi. Soru sormasına fırsat bile vermeden mazgalı kapattı. Müdür görüşü mü, böyle bir talebi yoktu demekki Ökkeş’ in intiharı ile ilgili bir görüşme olacaktı. Üzerine bir gömlek bir kot pantolon giydi. Aynada bembeyaz olan saçlarına ve sararmış dişlerine, dağınık saçlarına takıldı gözleri ama içinden hiçbir şey yapmak gelmedi.

Anahtar sesi, sonra kapı sürgüsünün gıcırtısı, sonrada açılan demir kapı, kapıda ki iki gardiyan Selim’ in üzerini aradılar ve Selimi cezaevinin dolambaç koridorlarından geçip Baş Memurluk odasının önüne götürdüler. Selim ayakta bir köşede bekleyedursun, Cezaevinin 60’lı yaşlarda ki siyaha boyalı saçlarıyla, kalın çerçeveli gözlükleriyle meşhur Müdürü odaya girdi.

Selim’i odaya aldılar. Müdür Selim’ e bakarak “e anlat bakalım Selim ne yaptın adama?” dedi. Selim neye uğradığını şaşırdı. “ Ne yani ben ne yapabilirim adama, havadan sudan bağırarak konuşuyorduk, birden bire ne olduğunu bende anlamadım hırıltılar, iniltiler gelmeye başladı. Sonrada sizinkilere seslendim. Ayak seslerini duydum, odaya girdiler sonraki haberler sizde.”

“Bak Selim bu cezaevi ülkenin en korunaklı cezaevi ve burada bağırarak odalar arası konuşmak yasak, ama sen ve senin gibi bir dünya aptala bunu bir türlü anlatamadık. Sırf bu yüzden aylardır televizyon yasağın var, ama bakıyorum da senin akıllanmaya niyetin yok. Ökkeş’ in senin bağırarak psikolojisini bozduğun için intihar ettiğini biliyoruz. Ama bunu sen itiraf edersen ve neden yaptığını söylersen bizde iyi halliliğin olduğundan senin burada kalmanı sağlarız. Hiç yoktan kendi şehrinde kalmış olursun. Ama direnirsen elimizden bir şey gelmez.”

“Müdür bey ben 7 gün 24 saat 20 metrekarelik bir alanda yaşamaya mahkûm edilmiş zavallı bir mahpusum. Genellikle o lanet olası kiremit kırmızısı duvarlarla konuşurum bazen de yan odaya birileri gelir, onlarla bağırarak konuşmaya çalışırım. Siz tutmuşunuz bağırarak bir adamın ölümüne sebep olduğumu ve bu yüzden itirafta bulunmamı istiyorsunuz. Ben hiç bir şey yapmadım neyi itiraf etmemi bekliyorsunuz. Siz ne kanunsunuz nede mahkemesiniz.”

“Selim şansını zorlama.”

“Üstelik orda daha öncede 2 kişinin intihar ettiğini biliyorum. Bunu elbette sizde biliyorsunuz, o zaman demek ki bu durumda ben suçsuzum. Burada J-32 ölüm odası bunu herkes biliyor.”

Selim’in söylediği son sözler Müdürü epey şaşırttı ve kızdırdı. Kızardı bozardı. Yanında ki Baş Memura ve memurlara kızgın kızgın baktı. Müdürün bir el hareketiyle Selim’i apar topar odadan dışarı çıkardılar. Selim daha kapıdan çıkmıştı ki Müdür içerdekilere patladı. Selim’i odasına götüren gardiyan oğlum sen cami duvarına işedin dese de Selim gibi 53 yıl daha çekecek cezası olan 42 yaşında biri için bunun pekte bir önemi yoktu. Selim’i odaya bıraktılar ve kapıyı kapatıp gittiler.

Odaya gelen Selim yatağına uzandı gözlerini tavana dikti ve uzun süre öyle kaldı. Müdürün sözlerine şaşırmıştı. Müdür neden onu suçlamıştı durup dururken, biri intihar ettiyse bu konuda neden suçlanıyordu. Geri zekâlının biri kendini öldürüyordu ve bunun sorumluluğunu da ona yüklemeye çalışıyorlardı. Müdüre ve cezaevindekilere bir süre sövdü saydı.

Birazdan ışıklar yandı. Gece olunca cezaevinin o loş ışıkları dışında hiç bir şey yoktu hayatınızda. Ha birde şu duvarlar gene ama belli bir saatten sonra insanın üstüne üstüne gelmeye başlıyor. 20 metrekarelik alan daraldıkça daralıyor ve sizi sıkmaya başlıyor. Yataktan kalkan Selim ortak yayını açtı. Ortak yayında müzik değil de sohbet vardı, üstelik gelen ses sadece Selim’e hitap ediyordu. Kendi kendine kurgu yaptığını düşündü. Çok saçma ortak yayından kim benle sohbet edecek ki dedi. Birazdan ortak yayını tekrar açtı yine aynı ses “Selim senin için geldim bu gece gitmeliyiz” diyordu. İçine bir korku düştü. Ne yapacağını bilemedi.

Yalnızlık hiçbir zaman bu geceki kadar boğmamıştı Selim’i. O ki 3 kişiyi soğukkanlı ve acımasız bir şekilde öldürdükten sonra, cesetleri küçük parçalara ayırıp çöpe atmıştı. 3 kişinin saatlerce ona yalvarmasına aldırmamış, her birini öldürdükten sonra testere ile parçalarken diğerlerine izletmişti. Oradaki bağırmalar, çağırmalar hiç biri umurunda değildi. Olaydan sonra yakalandığında ve cezaevinde de vicdan azabı çekmemişti. Ama 8 yıldır kaldığı cezaevi onu çok yıpratmış olmalı ki Ökkeş’ in intiharını kaldıramamıştı. Kapıyı yumruklamaya başladı. Ama ses seda yoktu. Birazdan bağırmaya başladı belki biri sesini duyardı da, bağırarak cevap verirdi ya da gardiyan gelir susması için uyarırdı.

Kendisi dışında bir yaşam belirtisi duymak istiyordu. Birinin ayak sesi, bir kahkaha, bir ağlama, hatta inleme, en olmadı bir böcek, bir sinek vızıltısı ama hiç biri yoktu. Bir hamam böceğine bile razıydı ama nafile. Bu lanet olası 20 metrekarelik alana böcekler bile gelmiyorlardı. Şu soluk yüzlü kendine nefretle bakan gardiyanın sesine bile razıydı. Hatta kapıyı açsa ve kendisine küfretse, yüzüne mazgalı çarpsa buna bile razıydı. Ama lanet olası otomatik olarak yanan loş bir ışık kiremit kırmızısına boyalı duvarlar ve boyunu aşan bir noktada küçücük bir pencere. Duvarları ve kapıyı bir kez daha tekmeledi. Sonra dolaptan çıkardığı tabakları her şeyi kapıya fırlattı ama nafile ne gelen vardı nede giden.

Odada bir süre volta attıktan sonra yeniden ortak yayından radyoyu açtı. Duvar saatine baktı saat gece yarısını geçiyordu. Etraf o kadar sessizdi ki çıldıracaktı. Ortak alandan gelen ses yine onunla konuşuyordu. Kalın acımasız bir ses “Senin için geldim Selim” diyordu ki hemen geri kapattı.

Birazdan Ökkeş’ i, Kaya ve Moşen’ i düşündü. Neden intihar etmişlerdi. Üstelik neden bu kadar acımasız davranmışlardı kendilerine. Sahi Kaya ve Moşen’ de mi aynı şekilde intihar etmişlerdi acaba. Hırıltılar dedi kendi kendine, yoksa Ökkeş kendi boğazını mı sıkmıştı? Nasıl böyle bir şey yapabilirdi insan kendine. Sonra anda Ökkeş’ i düşündü madde bağımlısı 3 kişinin katili ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış bir adamdı Ökkeş. Peki ya Moşen, oda yüzlerce yıl ceza almıştı tıpkı Kaya gibi. Sonuçta hayattan beklentisi kalmamış adamlar intihar etmişti. Ne olacaktı yani Kaya, Moşen, Ökkeş zaten cezaevinden hiç çıkamayacaklardı, hatta cezaevinden değil 20 metrekarelik hücreden, ayda bir görüşe ki oda görüşçüleri gelirse ve 15 günde bir telefona ki telefonlarına cevap alırlarsa. Kendi cezası geldi aklına. Sahi ya bende hiç çıkamayacağım buradan dedi kendi kendine. Hatta cesedimi bile almaya kimseler gelmeyecek. Muhtemelen cezaevi görevlileri ölüm raporundan sonra boş bir çukura atıp gömecekler.

Yalnızlık ölürken bile yalnızlık, cesedinin sahipsiz kalması, derken duvarlara baktı, kiremit kırmızısı duvarlarda ki kan lekelerini fark etti. Demek ki burada da zamanında birileri intihar etmişti. Bu nasıl bir işti her taraf kan lekeleriyle doluydu. Garip olansa bunu bu güne kadar fark edememiş olmasıydı.

Selim birazdan ayağa kalktı duvara yaklaştı ve kafasını anlamsız bir şekilde duvara vurmaya başladı. Alnından kanlar akıyordu ama o hala soğukkanlı bir şekilde kafasını duvara vurmaya devam ediyordu. Başından akan kanının ılıklığını bedeninde hissetmeye başladı. Birazdan elleri ile boğazını sıkmaya başladı. Nefesi tükeniyordu. Bir süre boğazını sıktıktan sonra ellerindeki dermanda kesiliyor böylece hırıltılar gelse de tam boğulma gerçekleşmiyordu. Aynı anda kafasını bir kaç kez daha duvara vurduktan sonra istemsiz bir şekilde acıya dayanamayarak inlemeye başladı. Hem oksijen eksikliğinden, hem de kan kaybından olsa gerek birazdan bacaklarının dermanı kesildi ve olduğu yere yığıldı kaldı. Bağırmaya çalışıyordu. Birazdan kapıların açılacağını ve gardiyanların koşarak içeri gireceklerini, onu alelacele revire taşıyacaklarını ve hayatını kurtaracaklarını düşünüyordu. Bu halde gözü kapıda yarı baygın bir halde yatıyordu. Zaman çok hızlı geçiyordu, beklediği kapı bir türlü açılmıyor, gardiyan kapıdan içeri girmiyordu. Birazdan ölümün soğuk yüzünü adam akıllı hissetmeye başladı. Birazdan ölecekti ya sonrası. 37 yıllık hayat serüveni bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçen Selimin gözleri kapandı ve Selim bir daha uyanmamak üzere derin bir uykuya daldı.

Selimin bayılmadan önce dakikalarca açılmasını beklediği kapı sabah sayımında açıldı. İçeri giren gardiyan Selim’ i kanlar içinde yerde buldu. Selim’i apar topar ellerinden ayaklarından tutup revire taşıma işini yaptıklarında Selimin çoktan ölmüştü. Hemen o saatte psikoloji bozukluğuna bağlı intihar ve kan kaybından yaşamını kaybettiğine dair rapor hazırlandı ve yetkililerce imzalandı. Aynı gün Selim’in cesedi önce en yakın cezaevlerinden birine naklettiler, ardından da boş bir çukura atıp üzerini toprakla kapattılar. Hakkında birkaç sayfa prosedürden yazışma yapıldı.

Olaydan bir gün sonra Kurum Müdürü odasında gece saat 22.00’ de 4 Baş Memur ve 12 memurla yaptığı gizli toplantı da yeni sistemin başarılı bir şekilde uygulanmaya devam ettiğini ancak oda konusunda duyarlılık oluşmaması için Selim vakasında olduğu gibi yan odaların boşaltılması gerektiğini, infazı gerçekleştirilecek hükümlülerin, infazdan bir bahaneyle odadan çıkartılmalarını, bu esnada odanın duvarlarına insan gözüne çeşitli oyunlar oynayan basit resimler ve boyamalar yapılmasını bunun Selim infazında çok başarılı bir şekilde uygulandığını Ayrıca radyo frekansından verilen mesajların daha can alıcı olmasını ve en önemlisi olumsuz düşünce için beyne gönderilen sinyallerin güçlendirilmesini istedi. Konuşmasının sonunda da her ne kadar 2 intihar olayı deşifre olsa da, Selim olayında daha temiz bir iş çıkardıklarını söyledi.

Suçlularla baş edemeyen devlet dünya ülkelerinden Amerika, İran, Japonya gibi ülkelerde idam olsa bile, kendi ülkesinde kaldırdığı idam cezasını uluslararası anlaşmalara ters düşmemek adına geri getiremiyordu. Bu aşamada topluma büyük zararlar veren, haksız yere onlarca insanın ölümünden sorumlu olan cezaevinden ve hücrelerden hükümlüler ülkenin en korunaklı 2 cezaevinde belli odalarda intihara sürükleneceklerdi. Öyle ki bunun için gerekli ortam hazırlanacak, beyne gönderilecek olumsuz sinyallerle hükümlünün ruh hali depresyon derecesinde artacak mahpus bu dalgaların verdiği olumsuz ruh haliyle intihara sürükleneceklerdi.

Selim sadece J-32 de intihar eden 3 kişiyi biliyordu. Oysa kendisi de hemen J-31 odasına yeni yöntemle infaz edilmek için alınmıştı. Zaten bu kısmında J-30, 31, 32 odaları sadece bu iş için planlanmıştı. Ve Selim’in duyduğu 3 intihardan önce bu odalarda 2 ay içinde 18 kişinin infazı gerçekleştirilmişti. Ancak içerdekiler sadece 2 intihardan haberdardı. Ayrıca intiharların ardından cesetler başka şehirlerde ki cezaevlerine naklediliyordu. Böylece 350 bin kişinin kaldığı farklı cezaevlerinden gelen günübirlik intihar haberleri kimselerin dikkatini çekmeyecekti.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *