Öykü

Kanınız Bizim İçin Değerli

“İnsan, çaresiz kaldığında kendi kanına bile yabancılaşıyor. Onu toprak pahasına satabiliyor.” diye düşünüyordu Doku, kan verme sırasını beklerken. İçinde bulunduğu düzene karşı içinde onulmaz bir öfke besliyordu. Ondan almak istedikleri kan, bu düzeni değiştirmek için pompalanıyordu sanki. On sekiz yaşına yeni bastığından dolayı bu ilk kan verişiydi. Aslında hiç mi hiç istemiyordu ruhunu taşıyan kanını o kan emicilere vermeyi ama buna mecburdu. Midu, Kardo ve Baka adlı üç vampir yaşadığı köyün sahipleriydi. Vampirlerle insanlar arasında yapılan bir savaştan sonra yaşadığı köy, anlaşma gereği bu üç vampire kalmıştı. Köy halkı her ay bu üç vampirin ve onların ailelerinin beslenmeleri için kanlarını veriyor, bu vampirler de bunun karşılığında köy halkının kendi topraklarında yaşamalarına izin verip kan değerlerine göre onlara belli miktarda para veriyorlardı. Köy halkının canları pahasına kanlarını vermeleri gerekiyordu. 18-45 yaş arası her birey buna mecburdu. Kanları karşılığında belli bir miktar para almalarına rağmen halk fakirdi. Beslenmeleri yetersiz olduğundan dolayı da kan değerleri genellikle düşük çıkıyor bunun sonucunda da az miktarda para alabiliyorlardı. Bu durum zincirleme olarak neredeyse her birey için kendini yineliyordu.

Doku’nun önünde bir kişi vardı. Bir ünite kanı daha yeni alınan önündeki kadın çok baygın görünüyordu. Kanını alan hemşire onun kan değerlerini elindeki küçük, beyaz cihazla ölçüyordu.

– Kan değerleriniz çok düşük çıktı. Size ancak 5 tnk verebiliriz. Üzgünüm. Bir dahaki aya kadar bol bol pekmez yemeğe bakın.

– İyi de hemşire hanım, bir kavanoz pekmezin 10 tnk olduğunu bilmiyor musunuz?

– Benim yapabileceğim bir şey yok. Düzen böyle. Ben sadece kan almakla görevli bir insanım. Şikayetinizi yönetici vampirlere iletebilirsiniz. İyi günler… Sıradaki, lütfen!

İnsanların kanlarını vampirlerin beslenmesi için alan yine insanlardı. Hiçbir canlı türünün insanlar kadar kendi türüne eziyet etmediğini düşünen Doku, kırmızı renkli deri koltuğa kanını vermek için oturdu. Hemşire, Doku’nun boynuna içinde dezenfektan olduğunu düşündüğü bir ilaç sıktı. Doku kanının kolundan alınmasını istiyordu.

– Kolumdan alsanız olmaz mı?

– Üzgünüm, adet böyle.

Doku çaresizce kanının boynundan alınmasına izin verdi. Hayır, izin vermedi buna tam anlamıyla mecbur bırakıldı. Hemşirenin eli yumuşaktı neyse ki. İğnenin boynuna girişini hissetti ama çok acıtmadı. Doku’nun kanını alan hemşire onun kan değerlerine bakıyordu.

– Bu güzel, kan değerleriniz normal çıkmış. Sayılı insanlardansınız. Buyurun 15 tnk.

– Teşekkürler.

Doku, ilk parasını kazanmıştı ancak parayı kazanış şeklinden hiç memnun değildi. Evde getireceği parayı bekleyen 45’ini yeni bitirmiş ebeveynleri olmasa bunu asla yapmazdı belki de. Sonra da yetkililer onu alıp “topluma kazanması, diğerleri gibi itaatkâr bir şekilde kan vermesi” için Kendine Gel Psikiyatri Servisi’ne yatırırlardı. Doku’nun buna ihtiyacı yoktu. O herkesten daha normaldi.

Herkes kanını verdikten sonra köy halkı belediyenin onlar için tahsis ettiği otobüsle köye dönmek için yola koyuldu. Doku, etrafındaki bu halka inanamıyordu. Aldıkları paradan memnun olmadıkları halde o üç vampire itaat etmeye devam ediyorlardı. Doku, önündeki koltukta oturan iki köylünün konuşmalarına kulak misafiri oldu.

– Sağ olsun bu vampir başkanlar. Nasıl da düşünceliler. Bizim için bedava otobüs ayarlamışlar.

– He, sağ olsunlar, sağ olsunlar.

– Bir de verdikleri paraya zam yapsalardı…

Doku arkadan söze karıştı.

– Biz neden onlara muhtaç yaşıyoruz? Neden hayatlarımız pahasına kanlarımızı satmak zorundayız?… Bu benim ilk defa kan verişimdi ancak bu hiç hoşuma gitmedi. Etrafınızdaki yüzlere bakın ne kadar da mutsuzlar ama hiç kimse neden mutsuz olduğunu düşünmüyor. Vampirlerin az para vermesinden yakınıyorsunuz ama asla bu düzeni değiştirmeyi düşünmüyor…

Köylülerden biri sözünü kesti.

– Bu söylediklerin vampirler tarafından bir duyulursa ne olur haberin var mı senin?

– Evet var. Beni Kendine Gel Psikiyatri Servisi’ne yerleştirip kanımdaki ruhu öldürürler. İtaatkâr birine dönüştürürler beni. Sizin gibi olurum.

– Bak çocuk, senin yaşındayken ben de öyle düşünürdüm ama işler öyle yürümüyor. Böyle gelmiş böyle gidecek bu düzen. Karnın doyuyor mu ona bak yeter.

– Hayır hayır. Ben ruhumu sizin kendi ruhunuza yaptığınız gibi öldürmeyeceğim. Nefes aldığım her an, kanım bu düzeni değiştirmek için pompalanacak. Ben sizden biri olmayacağım.

Köylü hüzünlü bir bakışla tebessüm etti. Pencereden dışarı baktı. Ağaçlar, sinekler, kuşlar, taşlar… onlardan biri olmayı diledi. Çocuk haklıydı. O ruhunu kendisi öldürmüştü. Halbuki bundan on yıl önce o da arkasındaki çocuk gibi bu düzeni değiştirmek istiyordu. Ne olmuştu da değişmişti bu düşünceleri? Korkmuştu belki de.

Köye vardıklarında Doku’nun annesi onu bekliyordu. Çocuğunun ilk kan verme deneyimini merak ediyordu. Doku otobüsten iner inmez annesi ona doğru koştu ve sımsıkı sarıldı. Doku, annesini hiç böyle mutlu görmemişti daha önce. Doku’nun eve para getirebilecek kadar büyümüş olması annesini gururlandırıyordu. Doku ve annesi evlerine doğru yürürken Doku annesine kan verme deneyimini anlattı.

– Anne açıkçası bu hiç hoşuma gitmedi. Kanımı ihtiyacı olanlara bağışlasam daha huzurlu hissederdim belki ama şu an sanki kanıma yabancılaşıyormuşum gibi hissediyorum. Neden kendimizi onlara satıyoruz ki?

Annesi çocuğunun bu isyanı karşısında şaşırmış ve tedirgin olmuştu.

– Çocuğum ne saçmalıyorsun sen? Verdiğin alt tarafı bir ünite kan. Hem karşılığında da sana kendi topraklarında yaşama hakkı ve üstüne de para veriyorlar. Neden buna şükretmiyorsun?

Doku’nun sinirden gözleri kıpkırmızı olmuştu. İnsanların hele ki annesinin bu durum karşısındaki kabullenmişliği onu hem üzüyor hem de sinirlendiriyordu. Doku içten içe etrafındaki bunca kalabalığa rağmen yalnız hissetmeye başlamıştı.  Annesiyle bu konuyu tartışamayacağını anladı. Eve geldiklerinde aldığı parayı annesine uzattı.

– Ben biraz dinlensem iyi olacak. Buyur anne, kanım karşılığında aldığım para burada.

Annesi 15 tnk’yi görünce hem şaşırmış hem de sevinmişti. Çünkü bu zamana kadar evlerine en fazla 10 tnk girebilmişti. Doku’ya teşekkür ederek sarıldı.

Doku hiçbir şey söylemeden odasına çekildi. Boğazında garip şeyler hissediyordu, orada bir ağırlık var gibiydi ve boğazı acıyordu. Sanki tüm dünyaya haykırmak istediği o hançerli sözcükler dışarı çıkmak istiyormuş da Doku buna izin vermeyince sözcükler ellerindeki o hançeri Doku’nun boğazına saplıyorlarmış gibiydi. Katlanılamaz bir çaresizlikti bu. Yanlışlar karşısında sessiz kalmanın intikamıydı. Halbuki arkasında en azından bir destekçi görse tüm halkı vampirlere karşı örgütleyebilirdi. İşte o zaman söylemek istediği bu hançerli sözcükler kendi boğazını değil, o kan emicilerin boğazını keserdi. Doku o kadar yorgundu ki bu düşünceler içinde uyuyakaldı. Bir saat geçmeden bir anonsla uyandı.

– Dikkat, dikkat! Tüm köy halkının büyük meydanda toplanması gerek!

Doku ve ailesi şaşkınlık içinde ne olduğunu merak ederek büyük meydana doğru yol aldılar. Meydana vardıklarında neredeyse tüm köy halkı oradaydı. Ortadaki asker görünümlü üç yabancının etrafında köy halkı çember oluşturmuşlardı. Doku kalabalığı yararak ortadaki üç kişinin kim olduğuna baktı. Vampirdi bunlar. Görünüşlerine bakılırsa baştaki üç vampirin yardımcıları ve sözcüleriydiler. Üçü de asker yeşili üniformalarının üzerine mavi bir pelerin takmışlardı. Mavi pelerin onların yönetici vampirlerin yardımcıları ve sözcüleri oldukları anlamına geliyordu. Üçünün de yüzü bembeyazdı. Öndeki uzun, parlak dişleri kendilerinin bir mors balığına benzemelerine neden olsa da oldukça ürkütücü duruyorlardı. Doku ortada ciddi bir durum olduğunu anlamıştı. Üst kesimden insanlar köye kolay kolay gelmezdi. Üçünün orasında duran, diğerlerine göre daha kısa boylu ve şişman olan mavi pelerinli vampir söze başladı.

– Neden burada olduğumuzu merak ediyor olmalısınız. Öyleyse vaktimizi fazla çalmanıza izin vermeden hemen söze başlayayım… Bildiğiniz üzere bugün sabah saatlerinde bu köydeki 18-45 yaş arası her bireyden kan alındı. Alınan kanların değerleri titizlikle ölçülmüş olmasına rağmen içinizden birinin kanı zehirli çıktı!

Köy halkından şaşkınlık sesleri yükseliyordu. Herkes birbirine “Ama bu nasıl olur?” der gibi bakıyordu. Doku da en az diğerleri kadar şaşırmıştı ancak onun şaşkınlığının yanında sonra olacaklara karşı bir korku da belirmişti. Vampir konuşmasını sürdürdü.

– Bu zehirli kan yüzünden bugün bir vampiri kaybettik. Neyse ki bu vampir sadece bir askerdi. Kendisinin onurlu bir davranışından dolayı ona normal değerlere sahip bir kan verilmişti. Yani yöneticilerimize verilen kanlarla aynı değere sahip bir kandı ona verilen. Bunun ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Bu kan sıradan bir askere değil de saygıdeğer Midu, Kardo ya da Baka hazretlerine de gidebilirdi. Onlardan birinin başına bir şey gelmiş olsaydı emin olun bu köyü yakmaya gelirdik! Şimdi ise size yapmanız gerekenleri bildirmeye geldik.

Halk korku içinde vampirin neler söyleyeceğini bekliyordu. Bir yandan da suçlunun kimlerden olabileceğini düşünüyorlardı. Çoğu kişinin aldığı düşük paralara bakılırsa normal değerde kana sahip kişiler yüksek miktarda para almış olmalıydı. Doku’nun ailesinin yüreğini şiddetli bir korku kaplamıştı. Babasının gözleri Doku’yu arıyordu. Sonra onun ön sıralara doğru ilerlemiş olduğunu fark etti. İçten içe çocuğunun başına bir şey gelmesin diye dua ediyordu. Şimdi de ortadaki vampirin sağındaki vampir elinde bir kâğıtla konuşmaya başladı.

– Öncelikle bir sonraki kan verme gününe kadar, ki bu demektir ki bir ayınız var, zehirli kana sahip olan bu kişiyi bulmalısınız. Aksi takdirde bir dahaki ay kan veremeyecek ve dolayısıyla topraklarımızı terk etmek zorunda kalacaksınız. Eğer bu zehirli kişiyi bulursanız bize teslim etmelisiniz. Zehirli kişiyi bize teslim eden bizden bir ödül de alacak, ona 30 tnk vereceğiz. Zehirli kişinin başına gelecek olansa, kendisi bir süreliğine Kendine Gel Psikiyatri Servisi’nde kalacak ve oradan çıktığında kanının hâlâ zehirli olduğu tespit edilirse kendisi imha edilecek.

Kalabalıktan korku ve endişe dolu bir “Aman Allah’ım!” yakarışları yükselmeye başladı. Durum ciddi derecede endişe vericiydi. Doku kendisinden şüpheleniyordu. Kanı hem yüksek değerde çıkmıştı hem de kendisinin diğer insanlardan düşünce yapısı olarak farklı olduğunu biliyordu. Kanındaki aykırı ruh vampirleri zehirliyor olmalıydı. Şimdi, tam şu an, burada kendisini diğer insanları korumak adına ele vermeli miydi? Ama eğer kendisini ele verirse o gittikten sonra da bu düzen devam edecek değişen hiçbir şey olmayacaktı. Fakat kendisini ele vermeyip yaşı müsait olan tüm köy halkının kanını bir ay içinde zehirlerse ortaya bir kaos çıkabilirdi ancak kozmostan önce her zaman bir kaosun olması zaten bir yasaydı. Doku bunu yapabileceğine inanıyordu. Zehirli kanın kendisinde olduğu kesindi. Çünkü hemşirenin dediği gibi hem sayılı insanlardandı hem de kendisinden başka bu düzene aykırı olan biri daha yoktu. Yoksa neden vampirler zehirli kanlı kişiyi Kendine Gel Psikiyatri Servisi’ne yatırmakla tehdit etsinlerdi ki. Demek ki bu kişi hizaya getirilmesi gereken, itaat ettirilmesi gereken aykırı bir kişi olmalıydı. Evet, bu kişi kesinlikle kendisi olmalıydı. Sorun kan değerlerinde değildi. Kanının taşıdığı ruhtaydı ve bu ruhun niteliği o aletlerle ölçülemezdi. Doku kararını vermişti. Bir ay içerisinde bu halkı zehirli bir silah haline getirecek ve bir devrim yaratacaktı. İnsanların özgürlüğünün tek şansı buydu. Sessiz kaldı ve vampirlerin konuşması bitince dağılan kalabalıkla birlikte evine doğru yürürken yanına bu sabah otobüste konuştuğu kişi geldi. Doku, köylünün kendisinden şüphelenmiş olabileceğini düşündü. Korktu ancak bunu ona belli etmemeye çalıştı.

– Hey, merak ediyorum da sence neden zehirli kanı taşıyan kişiyi Kendine Gel Psikiyatri Servisi’ne gönderecekler?

Doku cevabı biliyordu ama sessiz kaldı. Omuz silkmekle yetindi. Diğeri konuşmaya devam etti.

– Çünkü bence zehirli kanı taşıyan bu kişi aykırı biri. Kendine Gel Psikiyatri Servisi aykırı insanları itaatkârlılaştırmakla ünlü bir servis. Diğer köylerden kulağıma gelen bir bilgi bu. Bizim köyden daha önce oraya giden hiç olmadı.

Doku bu sohbetin hiç istemediği bir yere gitmesini engellemek için onun yanından ayrılmaya çalıştı.

– Hiçbir fikrim yok bu konu hakkında. Kusura bakmayın ama eve gitmeliyim.

Diğeri, evine doğru giden Doku’nun arkasından seslendi.

– Genç çocuk! Zehirli kanı taşıyan kişinin sen olduğunu biliyorum.

Doku olduğu yerde donakaldı. Arkasına dönüp diğeriyle yüz yüze geldi. Ona doğru yürüdü.

– Bunu nereden çıkardın şimdi? İftira atabilecek başka birini bulamadın mı?

– Peki öyleyse madem sen değilsin bana bugün kaç tnk aldığını söyle.

– Buna mecbur değilim.

– Son üç yılda bu köyden bir kişiden bile 10 tnk’den fazla alan olduğunu duymadım.

Doku’nun dudakları titriyordu. Boğazındaki o hançerli sözcükleri yeniden hissetti ama hiçbir şey söyleyemedi. Karşısındaki, konuşmaya devam etti.

– Bak genç çocuk. Şu zamana kadar senden başka hiç kimsenin bu düzenden şikayetçi olduğunu duymadım. Senin yaşlarındayken her Allah’ın günü içinde bulunduğumuz koşullara lanet ederek uyanıyordum. Sonra bu itaatkâr halk ruhumdaki o aykırı ateşi söndürdü. Bugün otobüsteki o konuşmamızdan sonra gerçekten kim olduğumu hatırladım. Sen, benim o ateşi sönmüş ruhumun odunlarına bir kibrit yakıp attın… Ve ben, o zehirli kanı taşıyan kişinin sen olduğunu düşünüyorum bunun için sana yardım etmek istiyorum.

Doku, şaşkınlık içerisinde karşısındakinin suratına bakıyordu. Dileği gerçek olmuştu, kendisini destekleyecek bir kişi bulmuştu. Hançerli sözcükler dudaklarının arasına kadar gelmişti.

– Haklısın. O zehirli kanı taşıyan kişi benim… Bana yardım etmek istediğini söylüyorsun. Bir planım var.

Diğeri Doku’yu susturdu.

– Bunu şu an burada konuşamayız. Akşam saat dokuzda büyük meydanın oradaki parka gel.

Doku bu kişiye neden bu kadar çabuk güvendiğini anlayamamıştı ama içeride bir yerde ona güvenebileceğini seziyordu. Akşam saat dokuzda büyük meydanın oradaki parkta buluşmak üzere birbirlerine veda ettiler. Doku evine doğru yola koyuldu.

Eve geldiğinde Doku derin bir sessizlikle karşılaştı. Kapının açıldığını duyan annesi telaş içinde kapıya geldi. Doku annesinin yüzündeki endişeyi okuyabiliyordu. Annesinin gözleri dolmuştu.

– Doku… o bahsettikleri zehirli kan… eve neredeyse hiç kimsenin alamadığı kadar yüklü bir miktarda para getirmen… çocuğum söyle bize yoksa sen…

Doku bu durumunu ailesini korumak için onlardan saklamak istiyordu ancak ailesi durumu çoktan anlamıştı.

– Evet benim. Zehirli kanı taşıyan kişi benim.

Babasının yüzü bembeyaz oldu. Annesi ağlamaya başladı. Doku açıklamaya devam etti.

– Bugün kanımı aldıklarında onun kimyasal değerlerini ölçebildiler. Kanımın değerine karşılık bana 15 tnk verdiler. Ama yapamadıkları ve asla yapamayacakları bir şey vardı. Kanımdaki ruhun değerini onun ne için pompalandığını asla ölçemediler çünkü kanımdaki ruhun değeri o aletlerle değil, ancak ve ancak yüreğimin ne için attığıyla ölçülebilir. Ve benim yüreğim onların bu insanlık dışı düzenini bozmak yerine insanların özgürlüğünü ve refahını getirmek için atıyor. Bu yüzden doğal olarak kanımdaki ruh onları zehirliyor. Şu an benim bu durumumu bilen yalnızca siz ve bugün tanıştığım biri var. Bana gelip yardım etmek istediğini söyledi. Birkaç saat sonra onunla buluşup büyük bir devrimin planını yapacağız… Anne, baba beni isterseniz şu an o vampirlerin eline teslim…

Doku’nun babası onun sözünü kesti.

– Asla! Asla böyle bir şey yapmayacağız. Seninle onur duyuyorum ve sana güveniyorum. Planını bilmiyorum ama ne olursa olsun bitirelim şu kan emicilerin işini.

Doku, babasından böyle bir tepki beklemiyordu. Onun da babasının da gözleri dolmuştu. Annesinin endişesi ikiye katlanmıştı.

– Delirdiniz mi siz? Nasıl yapacaksın bunu! Yıllardır bu düzen böyle gelmiş böyle gidiyor. Hayır buna izin vermiyorum asla! Senin böyle bir tehlikeye atılmanı göze alamam.

Doku annesinin bu endişesini anlayabiliyordu. Anne ve babasına aklındaki planını anlattı.

– Anneciğim, özgürlüğümüze, kanlarımıza kavuşabilmemiz için başka bir yol yok artık. Ya ben bu topraklarda o vampirlere bağımlı kalarak yaşayabilmek adına kendimi hiç yere feda edeceğim ya da insanlığı kurtarmak adına özgürlüğümüzü kazanmak için kendimi feda edeceğim. Hangisi daha onurlu? Sen ne dersen de eğer planım işe yaramayacak gibi görünürse kendimi onlara teslim edeceğim. Böyle yaparsam bir dahaki ay geldiğinde beni Kendine Gel Psikiyatri Servisi’ne yatıracaklar ve siz de bu topraklardan ayrılmak zorunda kalmayacaksınız. Ama planım işe yararsa bu vampirlerin yönetimini biz insanlar ele geçirebiliriz. Planım ise şöyle, kanımın zehirli olmasının nedenini az önce anlattım. Bir ay içinde tüm köy halkının kanını onlara bu düzenin neden yok edilmesi gerektiğini anlatarak, onları kendi tarafıma çekerek  zehirleyebilirim ve bir dahaki ay o üç vampir yardımcısı geldiğinde kendimi onlara teslim edip kanlarınızın alınmasını sağlayabilirim. Böylelikle vampirlerin sarayına girecek olan kanlarınız oradaki herkesi zehirleyecek ve öldürecek. Bu sırada orada benim gibi düşünenler olacağı için Psikiyatri Servisi’ndeki insanları örgütlemem kolay olacak. Ben ve oradakiler daha önce örgütlenen köylülerin yardımıyla psikiyatri servisinden kaçıp vampirlerin sarayına yürüyeceğiz. Biz oraya vardığımızda çoktan ölmüş olacak olan vampirlerin yerine geçip yönetimi ele geçireceğiz.

– Planının kesin işe yarayacağını nereden çıkarttın peki?

– Buna kesinlikle eminim. İşe yarayacak. Herkesin ruhunda özgürlük ve barış tohumları vardır. Önemli olan bunu yeşertebilmek.

Doku o akşam saat dokuzda parkta planını anlatmak için buluştuğu ve adını yeni öğrendiği Şira’ya da ailesine anlattığı planı anlattı. Şira planı uygulama yöntemini geliştirdi. Buna göre halkın özgürlüğünün ellerinden alındığını ve vampirlere kan satmanın insan onurunu küçük düşürücü bir eylem olduğunu bu yüzden vampirlerin yönetimini insanların derhal ele geçirmesinin gerektiğini anlatan bir manifesto yayınlayarak halkı örgütleyip onları vampirlerin yönetimine karşı kışkırtacaklardı. Şira, manifestoyu yazma görevini üstlendi. Halkı uyandırmak için acele etmeleri gerekiyordu bu yüzden Şira manifestoyu bu gece yazacak ve yarın öğle vakti bir anonsla haklı büyük meydana toplayarak Doku bu manifestoyu halka okuyacaktı.

Doku, Şira ile birlikte yarın öğle saatlerinde bir manifesto yayınlayacaklarını ve halkı büyük meydanda toplayarak manifestoyu okuyacaklarını, anne ve babasına anlattı. Annesinde hiçbir coşku ve heyecan belirtisi yoktu ama babası gelecek için umutlu ve heyecanlı görünüyordu. Babasının gözlerinden Doku’ya duyduğu onur okunabiliyordu. Annesi uyumak için odasına çekildi. Doku babasının yaptığı gibi annesinin de ondan onur duymasını beklemişti ancak bunu göremeyince Doku biraz hayal kırıklığına uğradı. Yine de bir ay sonra yönetimi ele geçirince annesinin kendisine nasıl sevinçle sarılacağını hayal edebiliyordu.

Ertesi sabah Doku, içinde heyecanla harmanlanmış garip bir endişeyle uyandı. Aslında gece uyumakta zorluk çekmiş olmasına rağmen erken kalkabilmişti. Giyindikten sonra kahvaltı bile etmeden Şira’nın yanına gitti. Şira manifestoyu yazmayı tamamlamıştı. Doku, Şira’nın yazdığı manifestoyu gözden geçirdi. Okurken tüyleri diken diken olmuş, ruhundaki o aykırı ateş bir anda harlamıştı. Kendisini böyle hissettiren bu metnin diğerlerini de böyle hissettirmesini diledi. Doku, manifestoyu halka okumak için sabırsızlanıyordu.

Öğle vakti geldiğinde Doku, köyün anons merkezine gitti ve önemli bir duyuru için köy halkının büyük meydanda yarım saat içinde toplanması gerektiğini söyledi. Anonsçu Doku’nun istediği anonsu yaptıktan sonra Doku büyük meydana gitti. Büyük meydana vardığında kalabalıkla karşılaşınca heyecanla atan kalbinin sesini duyabiliyordu. Kalabalığı yararak Şira ile birlikte kalabalığın ortasına geçti. Manifestonun yazılı olduğu kâğıdı eline aldı. Söze başlamadan önce gözleri annesini aradı ama onu göremedi. Hayal kırıklığına uğradı bir kez daha ama şimdi duygusal olmanın zamanı değildi. Babasını görebiliyordu. Ona gülümsüyor ve el sallıyordu. Doku söze başladı.

– Sevgili köy halkı, öncelikle bu öğle vakti bize zamanınızı ayırdığınız için teşekkür ederiz. Sevgili arkadaşım Şira ve bendeniz Doku, vampirlerin boyunduruğu altında yaşamanın özgürlüğümüzü ihlal ettiğini ve bizi kanımıza karşı yabancılaştırdığı görüşündeyiz…

Köy halkı bu iki kişinin daha ikinci cümlelerinde böyle şeyler söylemeye nasıl cesaret ettiklerini şaşkınlıkla izlerlerken köye sirenlerle giren üç arabanın sesi duyuldu. Halk dikkatini Doku’dan köye giren arabalara yöneltti. Doku ve Şira böyle bir şey hiç mi hiç beklemiyordu. Görünüşe bakılırsa gelen arabalar yönetici vampirlerin sarayından gönderilmişti. Çünkü plakaları saraya aitti. Doku ve diğerleri arabadan inenleri izliyordu. Doku gözlerine inanamadı. Kanı çekildi, soğuk terler atmaya ve titremeye başladı. Doku’nun durumunu gören Şira onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Doku arabadan inen kadınlardan birini işaret ederek “Bu… bu… annem!” dedi. Şira şaşkınlık içinde Doku’nun işaret ettiği kadına baktı. Kadın, geçenlerde köye gelen üç vampir yardımcısının yanında duruyor, üzgün ve çaresiz görünüyordu. Anlaşılan o ki, Doku’nun annesi Doku ve Şira’yı vampirlere şikayet etmişti ve bu vampirler Doku ve Şira’yı Kendine Gel Psikiyatri Servisi’ne götürmek için gelmişlerdi. Vampir yardımcılarından biri konuşurken diğerleri Doku ve Şira’yı psikiyatri servisine götürmek üzere arabaya götürüyorlardı.

– Doku’nun annesinin ihbarı üzerine birazdan çıkacak olan kaosu engellemeye geldik. Görünen o ki zehirli kanı taşıyan kişi kendi çocuğuymuş. Kendi çocuğunu komşusunu, köyünü korumak uğruna ihbar edebilme cesaretini gösteren bu hanımefendiye minnettarız. Kendisine 40 tnk ödül verilecektir. Unutmayın kanınız bizim için değerli. Onu temiz tutun.

Doku’nun annesi, çocuğunun arabayla gidişini izlerken ağlıyordu. Eline tutuşturulan 40 tnk’ye baktı.

– Üzgünüm Doku, ama devrim fikrin işe yaramayacaktı yavrum… Ölmeni, bu masum insanların ölmesini göze alamadım… Başka çarem yoktu.

Doku annesini duyamadı. Onun niçin böyle bir şey yaptığını asla anlayamayacaktı. Kendine Gel Psikiyatri Merkezi’nde kendisine özel bir oda tahsis edilmişti. Ne Şira ile ne de diğerleriyle iletişim kurabiliyordu. Doku çaresizce başına gelecekleri bekliyordu. Odasına uzun boylu, beyaz önlüklü, orta yaşlarda, gözlüklü bir doktor girdi. O da kendisi gibi bir insandı ve birazdan Doku’yu vampirlere itaat edecek biri olmaya hazırlayacaktı. Doku’ya bir iğne yaptı. Dakikalar içinde Doku zihnine olan kontrolünü kaybetmeye başladı. Ona vampir yöneticilerin görselleri gösterilip “Çok yaşa Midu, Kardo ve Baka!” dedirttiler. Doku bunu sanki isteyerek söylüyor gibiydi. Zihnini kontrol edemiyordu. Daha sonra ona Midu, Kardo ve Baka’nın videolarını izlettiler. Videolarda genel olarak şöyle diyorlardı “Kanınız bizim için değerli. Vampirlerle insanlar yardımlaşma ile birlikte yaşayabilirler. Siz bize kanınızı verin biz de size topraklarımızı verelim. İnsanların her zaman istediği şey de toprak değil midir zaten?”. Doku tüm bunları izlerken zihnini kontrol edemiyordu. Zihninden gelen öfkeli düşünceler kafasına doğrultulan lazer yardımıyla o daha öfkesini hisseder hissetmez siliniyor ve böylece Doku pasifleştiriliyordu. Bu durum bir hafta boyunca sürdü. İlk gün sadece on dakika süren bu rehabilitasyon, yedinci günün sonunda iki saate çıkmıştı. Artık Doku, bir hafta önceki Doku’dan tamamen farklı bir insandı. Bir hafta önceki Doku’nun kim olduğunu hatırlamıyordu bile. Rehabilitasyon tamamlanınca doktor Doku’nun odasına girdi.

– Merhaba Doku, bugün nasılsın?

– Biraz başım ağrıyor ama iyiyim. Buradan ne zaman çıkacağım acaba?

– Birazdan son kontrollerini yapacağız. Ondan sonra istediğin özgürlüğe kavuşacaksın.

– İstediğim özgürlük mü?

– Evet, buraya geliş nedenin özgürlüğe kavuşmayı istemendi. Şimdi istediğin şeye kavuşacaksın.

Doku, doktorun ne demek istediğini anlayamamıştı. Onun şimdi tek istediği bu kasvet dolu, beyaz duvarlarla örülü yerden bir an önce kurtulmaktı. Doktor onu odasından çıkarıp son kontrollerinin yapılacağı odaya götürdü. Odada bir hemşire ve bir vampir vardı. Doku’yu odanın ortasında duran sedyeye yatırdılar. Hemşire Doku’nun kanını alıp onun değerlerini ölçtü. Kan değerlerinin normal olduğunu söyledi. Doku boynunda bir basınç hissetmeye başladı. Bu basınç yavaştı ve iki noktadan uygulanıyordu. Birdenbire ilk kan verdiği günü hatırladı. Hayallerini, umutlarını, korkularını, hayal kırıklıklarını hatırladı. Bu duyguların nedenlerini hatırlayamadı ama hislerin kendisini hatırladı. Sonra kanının boynundan süzüldüğünü hissetti. Üşümeye başladı. Doktorun bahsettiği özgürlük bu muydu? Her şey kararıyordu. Korku bile, umut bile, çaresizlik bile, hayaller bile, acı bile, kan bile, yaşam bile…

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Çok güzel kurgulanmış akıcı ve keyifli bir öyküydü. Elinize, kaleminize sağlık :slight_smile: Buram buram distopya kokuyor. Okurken ister istemez ‘’ Bedenime sahip olabilirsiniz ama ruhuma asla! ‘’ sözünün hikayede anlamını yitirdiğini hissettim. Bu köy halkı damarlarındaki kanı satmaya çalışırken ruhlarını da çoktan satmışlar meğerse. Bu ay benim de öyküm yayınlandı. İlginizi çekerse eğer okumanız beni çok mutlu eder :slight_smile: (Vadedilmiş Kan)

  2. Avatar for Senaa Senaa says:

    Merhaba,

    Öykünüz gayet sürükleyiciydi. Yarattığınız atmosfer de okuyucuya geçiyordu. Okurken bir çok duygu arasında gidip geldim.

    Emeğinize sağlık.

    Sevgiler,

    Sena

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar