Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Kara Orman ve Şeker Koması

7 yaşındaki çelimsiz bedeni taşıyan bir çift ayak, Alberson Sokağı yolunun sonuncu evinin verandasında durdu. Lolla Balissima merakla etrafı süzmeye başladı. Kurnaz bir çocuktu. Lolla’nın ağzı iyi laf yapardı. Sıska bedeninden 4-5 kat daha büyük laflar hemde!

“Ah, Şeker Adam! Cadılar Bayramı arifesi için ne de güzel bir gün öyle değil mi?”

Şeker Adam her zaman ki gibi Lolla’nın oyalanmasıyla ilgili yapacağı konuşmalardan birine hazırlanıyor gibiydi.

“SENİN İÇİN HER GÜN ZATEN CADILAR BAYRAMI GİBİ LOLLA! MİSKİN MİSKİN DOLAŞIP, AVARELİKLER PEŞİNDE KOŞTURMAYA BAYILIYORSUN. OYALANMANI SEVMİYORUM, ŞEKERLER BİR AN ÖNCE DAĞITILMALI!”

Lolla yanından usulca geçen bir grup çocuğun şirinler kostümleri ile paytak paytak yürümelerini izlerken söylenmeye devam etti. Şirinlerden nefret ederdi. Söylenilene göre herkes uslu bir çocuk olursa günün birinde şirinleri görebilirdi. Lolla hiçbir zaman uslu bir çocuk olmamıştı. Aksine, nasıl Tarzan hedeflerine ulaşmak için daldan dala atlıyorsa, Lolla da onun daldan dala atladığı gibi kötücül merdivenlerin basamaklarını birer birer tırmanıyordu.

Bütün bir yıl boyunca yaptığı en masumane şey karşıdan karşıya geçmekte olan bir teyzenin elindeki poşeti aşırmak yerine altından delmiş olmasıydı. Çaresiz kadın arkasından avaz avaz bağırınıp dururken o çatlak kahkahalar eşliğinde trafiğin iç içe geçmesini izlemişti. Lolla için bu, gelmiş geçmiş iyiliğe dair hatırladığı tek anıydı. Evet evet, bu kesinlikle onun için mide bulandırıcı şekilde bir iyilik demekti. Her hatırladığında dövünür durur, bunu kendisine yakıştıramazdı.

Şeker Adam hiddetlenmeye başlamıştı.

“HADİSENE LOLLA, NEYİ BEKLİYORSUN? GECE YARISI YAKLAŞIYOR!”

“Tamam tamam, geldik işte!”

Küçük kız elinde tuttuğu şeker çantasına elini daldırarak şöyle bir yokladı. Şekerler kendi içlerinde mavi, turuncu, yeşil, mor, kırmızı ve gökkuşağı deseni kaplamalı olmak üzere 6’ya ayrılıyorlardı. Maviden başlayarak kademeli olarak artan tehlike sistemi, gökkuşağı kaplamalı olanlarda sonlanacak şekilde oluşturulmuştu. Hepsi teker teker mistik gravürlerle mühürlenmiş ve içlerine bu evrendeki en feci azaplar nüfuz edilmişti.

Lolla’nın parmakları heyecandan zangır zangır titriyordu. Sonuncu şeker paylaşımının üzerinden tamı tamına koskoca bir yıl geçmişti. Ve işte tekrar şeker saati gelmişti! Bu onlar için seçilecek bir sokak, bir ev ve bir kurban demekti. Bu ikisinin de her sene Cadılar Bayramı’nda gerçekleştirdikleri bir tür seremoni haline gelmişti.

Kendinden emin adımlarla çelik kapıya doğru ilerledi ve parmak ucunda yükselerek zile bastı. Ardından ellerini hasır sepetin kulpunda birleştirerek beklemeye koyuldu. Kapı açıldığında 25’lerinde genç, alımlı bir kadın karşıladı onları. Kadının yüzünde sahte olduğunu düşündüğü bir gülümseme vardı. Çünkü Şeker Adam ona böyle söylüyordu. Şeker Adam adeta Lolla’nın iç sesi haline gelmişti. Birlikte insanları gözlemlemeye ve onlar hakkında hain planlar yapmaya bayılıyorlardı. En sevdikleri kısım ise kıkırdaştıkları zaman gelen tepkilerdi. Zavallı insancıklar diye düşündü Lolla.

“Merhaba küçük cadı! Yoksa sana Kırmızı Başlıklı Kız diye mi hitap etmeliyim?”

Lolla minik parmaklarıyla kırmızı pelerininin başlığını ensesine kadar sıyırdı ve yüzüne sevimli bir gülücük yerleştirdi. Takındığı bu ifade aslında yaklaşan tehlikenin düpedüz habercisiydi. Şeker Adam konuşmamasını istediği için sessizliğini korudu.

“Bir dakika bekle bakalım, hemen dönerim.”

Şeker Adam pis pis sırıtmaya başladı.

“APTAL KADINN! BAŞINA GELECEKLERDEN HABERİ BİLE YOK!”

“Şeker Adam ne düşünüyor bakalım?”

“RENKLER LOLLA, RENKLER..”

Lolla varlığını somut olarak göremese de Şeker Adam’ın ses tonundan onu iki elini ovuşturarak beklemekte olan bir tür şeytan olarak hayal etti. Genç kadın geri döndüğünde elinde rengarenk şekerlerin bulunduğu bir kase vardı. Şekerleri gören Lolla kendinden geçti. Zihninin en karanlık zindanlarından fırlayan senaryolar ona lanetlenecek birkaç şeker daha diye düşündürttü. Parmaklarını şekerlere doğru uzattığı sırada keskin bir uyarı geldi.

“BUNLARDAN ALMIYORUZ!”

Lolla,”Ama neden?” dedikten sonra bunu takiben bir dizi serzenişte bulundu.

“GÖRMÜYOR MUSUN LOLLA? ŞEKERLERDEN BURAM BURAM NEŞE VE MUTLULUK DUYGUSU YÜKSELİYOR. EFSUNLARIN BU İĞRENÇ BOK TORBALARI ÜZERİNDE ÇALIŞACAĞINI HİÇ SANMIYORUM. AH BENİM ZAVALLI MİNİK KÖTÜCÜL ŞEKERLERİM..”

Lolla’nın hevesi kırılmıştı.

“SADECE ŞEKERLEME ÇANTASINI UZAT KÜÇÜĞÜM.”

Küçük kızın sahte olan sevimli gülümsemesi yerini somurtkan bir ifadeye bırakmıştı. Kemikli elleriyle kadının tuttuğu şeker kasesini geriye iterek kendininkini uzattı. Genç kadın şaşırmış görünüyordu.

“Normalde ‘Şeker mi Şaka mı?’ silsilesini senin yapman gerekir fakat hadi bakalım seçelim bir tane.”

Kadın ince uzun parmaklarını şekerleme çantasının içine daldırarak en altlardan parlak bir şeker seçti.

“Vay canına! Ne kadar da güzel bir şeker…Teşekkür ederim.”

Şekerin rengini gören Lolla’nın göz bebekleri fal taşı gibi kocaman açılmış ve kadının ellerine kilitlenmişti. Gökkuşağı kaplamalı şeker seçilmişti. Kadın şekerin mühürlü damgasını kopararak naylon kağıdı elleri arasında kırıştırmaya başladı.

“00.00” diye fısıldadı Lolla.

Kadın yine afallamış görünüyordu.

“00.00 mı? O da ne demek oluyor?”

Lolla fısıltıyla konuşmaya devam etti.

“Saatler 00.00’ı gösterdiğinde Kara Orman’daki açıklığın ortasında bulunan Oyuklu Taş’ın orada seni bekliyor olacağız. Yolculuğun tadını çıkarmaya bak. Bol şekerli günler dileriz!”

“Neden bahsediyor?”

Lolla genç kadının cümlesini keskin bir bıçak gibi kesip atarak sokağın ortasına fırladı ve karanlıklara karıştı. Ani gelen kahkaha krizi sonlanınca Şeker Adam ve o en sevdikleri tekerlemeyi söylemeye koyuldular..

Mavi mavi mızraklar

Kurbanların kıçını tırmalar!

Dönelim bakalım turuncuya,

Sorun hemen ölümlü onuncuya!

Aman sakın yeşili unutmayın

Efendim, asit yağmurunun tadına varın!

Mor çok kıskançtır, sakının

Azaplı çukurlarından kaçının!

Kırmızının öfkesi harelidir, parlatır

Alevleri darma duman eder, dağlatır!

GÖKKUŞAĞINI İSE SAKIN AMA SAKIN SORMAYIN

İLTİHAPLI PENÇELERİNE DOĞRU ADIM BİLE ATMAYIN!

Küçük kızın söyledikleri Gwendoline’in kulaklarında yankılanıyordu hâlâ. Ne demek istedi acaba diye düşündü. 7-8 yaşlarındaki halleri geldi aklına. Hiç bu kadar aktif bir çocukluk dönemi geçirdiğini hatırlamıyordu. Hemen sonra küçük bir kızın söylediklerine fazla anlam yüklediğini fark etti ve küçük bir tebessüm belirdi yüzünde. Elinde tuttuğu şekerin yarısı sıyrılmış paketiyle oyalanırken çocuklar ne ilginç varlıklar diye düşündü. Paketin geri kalan jelatinini de sıyırdıktan sonra rengarenk şekeri dudaklarının yumuşak dolgusunun arasına götürdü ve küçük bir ısırık aldı..

* * *

Kara Orman’dan çirkin sesler yükseliyordu göğün puslu atmosferini delip geçen. Kargalar bile yaklaşan karanlığın öfkesinden ürkerek uzak diyarlara kanat çırpıyorlardı. Yaşlı söğüt ağaçları aralarında dedikodu yapıyorlardı.

“Yeşil cadı burada!”

“Ne? Burada olmamalıydı! Henüz çok erken, yeterince şeker hasadı elde edilmedi!”

Ormanın kalbi konuşmayı üstlendi. Uçsuz bucaksız ormanın derinliklerinde büyük bir hengame kopmaktaydı. Toprak ana en derin, en kavisli bölgelerine kadar sarsılıyordu. Karanlık bile yaklaşan karanlığın yoğunluğu karşısında diz çöküp af dilemek için yalvaran bir köle gibi tedirginlik yaşıyordu. Ruhsuz ve simsiyah bir çift ayak belirdi açıklığın ortasında, ezip geçtiği her şeyi çürüten. Yeşil cadı, kan sıcaklığından yoksun kemikli parmakları ile ormanı selamladı. Cadı saati yaklaşırken avın başladığını belirten ilahi bir ezgi duyuldu çorak topraklarda. Hemen ardından ölüm fısıldayan bir kahkaha Kara Orman’ı dalgalar halinde çevreledi. Kara Orman’da yaşam yerini zift rengindeki zehre bırakırken, toprak oluşumları parseller halinde titremeye başladı.

Lolla gözlerinin önünde gerçekleşen olayları takip etmekte zorlanıyordu. Hayretler içerisinde karşısında dikilen yüce bedeni izliyordu. Yeşil Cadı heybetli olduğu kadar zarifti de. Tırnaklarının bu evrende kesip doğrayamayacağı hiçbir varlık yoktu. Göğüs kafesinin içerisinden yükselen buhranlı bir enerji dalgası yayılıyordu bulunduğu açıklığın ortasını aydınlatan.

“SEN BENİ ŞEKER ADAM OLARAK TANIYORSUN LOLLA. ARTIK GERÇEK KİMLİĞİMİ ÖĞRENECEK DÜZEYDE YETİŞKİNLİĞE ERİŞTİN. BEN BU TOPRAKLARIN SAHİBİ OLAN YEŞİL CADIYIM. BURADA GÖRDÜĞÜN HER ŞEY BANA AİT. NEFES ALDIĞIN HAVADAN BİLE BEN SORUMLUYUM. BENİM İZNİM OLMADAN HİÇBİR ŞEY GERÇEKLEŞEMEZ.”

Lolla’nın nutku tutulmuştu. Yeşil Cadı’nın görkemi karşısında ağzı açık kalmıştı. Bu denli bir yol göstericisi olacağını tahmin etmemişti hiç. Etrafındaki herkes gibi eğilerek Yeşil Cadı’yı selamladı.

Aniden Kara Orman’ın girişinden açıklığın ortasına doğru çıplak bir kadın bedeni fırlatıldı. Oyuk Taş’ın kenarına doğru ilerleyen devasa iki figür çıktı karanlıkların içerisinden. Uzun kubbeli başlıkları ve simsiyah dökümlü çarşaflardan oluşan kıyafetleri ile insanın ruhunu üfürecek cinsten varlıklara benziyorlardı. Semavi bir ritüelin önayaklarıydı onlar. Yeşil Cadı’nın Üfürükçü diye adlandırdığı hiçlik varlıklarıydı.

Gwendoline etrafında gerçekleşen olaylara tepki veremiyordu. Hatırladığı tek şey bundan 10 dakika kadar öncesinde yumuşacık koltuğunda oturduğu ve küçük kızın ona uzattığı şekeri yediği andı. Kafayı yediğini ve dehşet dolu bir kâbusun içine düştüğünü düşündü. Bedenine komut vermeye çalışıyor fakat burnunun ucu toprağın zeminine yapıştığı yerden bir türlü kurtulmuyordu.

Yeşil Cadı yaklaşarak, Gwendoline’e mistik birkaç ezgi mırıldanmaya başladı. Gwendoline’in çaresiz bedeni sismik dumanlar eşliğinde hareketlenerek Oyuk Taş’ın üzerine taşındı. Yeşil Cadı yükselerek, ellerini gecenin karanlığını ortadan ikiye ayıran Ay’ın parlak yüzeyine doğrulttu. Etrafındaki bütün varlıklar sivri kubbeli Üfürükçüler’in etrafında hilal oluşturacak şekilde toplandı ve dizlerinin üzerine çöktüler. Kurtlar, Kocamış ağaçlar, keskin gagalı yırtıcı kuşlar ve gözle görülemeyen soyut enerji formları. Hepsi tek bir amaç doğrultusunda ellerini birbirlerine kenetleyerek göğe doğru yükseltti. Postürlerini bozmayacak şekilde Yeşil Cadı’yla senkronize bir uyum içerisinde bir ileri bir geri doğru hareket etmeye başladılar. Ayın ışıklarıyla aydınlanan Oyuklu Taş üzerindeki genç kadının bedeni sarsılmaya başladı. Göz bebekleri kaybolurken dudaklarının arasından fışkıran köpüksü sıvı, çenesinin kavisinden ivme kazanarak göğüslerine doğru dökülmeye başladı. Yeşil Cadı’nın elleri arasından yayılan huzmeli bir ışık enerjisi Oyuk Taş’ın üzerine sıçradı ve genç kadının boğazından bulundukları ovayı dümdüz eden bir haykırış koptu. Aydınlık git gide göz kamaştırıcı bir hal almaya başlamışken genç kadının bedeni adeta bir meteor gibi patladı ve bedeninden açılan yarıktan saçılan kanlar Kara Orman’ın bozuk toprak yapısına düşmeye başlayan şekerlere dönüştü. Gwendoline, Yeşil Cadı ve yaverleri için verimli bir hasat olmuştu. Yeşil Cadı havada süzülürken Lolla ve diğerleri şekerlere doğru atıldı…

Oğuzhan Karacaoğlan

Yeraltı edebiyatı alanında ustalaşmak isteyen bir yazar adayıyım. Aynı zamanda konsept sanatla ve karakter tasarımı ile ilgileniyorum. Spiritüel bir kişiliğim ve kurgularımı yazarken bundan fazlasıyla yararlanıyorum. Akdeniz Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde öğrenimime devam etmekteyim. Tek amacım bir gün özellikle kendi kitlesine karşı saygın, yaratıcı ve üretken bir yazar olabilmek.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Avatar for Yuzuri Yuzuri says:

    Bebeğimmm seçkiye son anda katılmaya karar verip bu güzel öyküyü bizimle paylaştığın için teşekkür ederim.

    Şekerler her zaman iyilik taşıyamıyor maalesef.
    Tekerlemeye bayıldım!!! Gülerek okudumm.

    Senin öyküleri bu hikayenin 2. kısmında yazdığın kalemle seviyorum. 1. kısım pek senlik değil gibi.

    Bu soyut enerji formlarından bahsetmeni isterdim.
    Şekerlerin back story’sini bana anlattığın ve bildiğim için kafamda tamamen canlandı ama okuyucuya bunu aktarman gerekiyordu. Her şekere değinmesen de en azından gökküşağına değinebilirdin. <3

  2. Avatar for OlorinTheGrey OlorinTheGrey says:

    Bambaşka bir yaratıcılığın var Oğuzhan kardeşim. Ellerine sağlık.

  3. Avatar for UlianaHippogrief UlianaHippogrief says:

    Canımsın. Çok teşekkür ederim. :pray:

  4. Avatar for UlianaHippogrief UlianaHippogrief says:

    Yine son ana kadar bekledim yazmak için, haklısın…

    Aslında daha uzun yazmak istiyordum biliyorsun fakat bu şekilde gelişti. Soyut enerji formlarını sizlerin hayal güçlerine bıraktım. Herkesin kendi Kara Orman’ları olsun istedim. Seninde söylediğin gibi bundan sonra kaleme alacağım öyküleri o ikinci kısımda oluşan bütünlükten yana kullanmayı düşünüyorum. Teşekkür ederim değerli yorumun için, önümüzdeki seçki için şimdiden ekipmanlarımızı kuşanalım! :slight_smile:

  5. Avatar for filtus filtus says:

    Hikayenizi ve anlatım dilinizi çok beğendim.Tekerleme de ayrıca güzel olmuş.Basarılarınizin devamini dilerim…

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

28 cevap daha var.