Öykü

Kara Orman ve Şeker Koması

7 yaşındaki çelimsiz bedeni taşıyan bir çift ayak, Alberson Sokağı yolunun sonuncu evinin verandasında durdu. Lolla Balissima merakla etrafı süzmeye başladı. Kurnaz bir çocuktu. Lolla’nın ağzı iyi laf yapardı. Sıska bedeninden 4-5 kat daha büyük laflar hemde!

“Ah, Şeker Adam! Cadılar Bayramı arifesi için ne de güzel bir gün öyle değil mi?”

Şeker Adam her zaman ki gibi Lolla’nın oyalanmasıyla ilgili yapacağı konuşmalardan birine hazırlanıyor gibiydi.

“SENİN İÇİN HER GÜN ZATEN CADILAR BAYRAMI GİBİ LOLLA! MİSKİN MİSKİN DOLAŞIP, AVARELİKLER PEŞİNDE KOŞTURMAYA BAYILIYORSUN. OYALANMANI SEVMİYORUM, ŞEKERLER BİR AN ÖNCE DAĞITILMALI!”

Lolla yanından usulca geçen bir grup çocuğun şirinler kostümleri ile paytak paytak yürümelerini izlerken söylenmeye devam etti. Şirinlerden nefret ederdi. Söylenilene göre herkes uslu bir çocuk olursa günün birinde şirinleri görebilirdi. Lolla hiçbir zaman uslu bir çocuk olmamıştı. Aksine, nasıl Tarzan hedeflerine ulaşmak için daldan dala atlıyorsa, Lolla da onun daldan dala atladığı gibi kötücül merdivenlerin basamaklarını birer birer tırmanıyordu.

Bütün bir yıl boyunca yaptığı en masumane şey karşıdan karşıya geçmekte olan bir teyzenin elindeki poşeti aşırmak yerine altından delmiş olmasıydı. Çaresiz kadın arkasından avaz avaz bağırınıp dururken o çatlak kahkahalar eşliğinde trafiğin iç içe geçmesini izlemişti. Lolla için bu, gelmiş geçmiş iyiliğe dair hatırladığı tek anıydı. Evet evet, bu kesinlikle onun için mide bulandırıcı şekilde bir iyilik demekti. Her hatırladığında dövünür durur, bunu kendisine yakıştıramazdı.

Şeker Adam hiddetlenmeye başlamıştı.

“HADİSENE LOLLA, NEYİ BEKLİYORSUN? GECE YARISI YAKLAŞIYOR!”

“Tamam tamam, geldik işte!”

Küçük kız elinde tuttuğu şeker çantasına elini daldırarak şöyle bir yokladı. Şekerler kendi içlerinde mavi, turuncu, yeşil, mor, kırmızı ve gökkuşağı deseni kaplamalı olmak üzere 6’ya ayrılıyorlardı. Maviden başlayarak kademeli olarak artan tehlike sistemi, gökkuşağı kaplamalı olanlarda sonlanacak şekilde oluşturulmuştu. Hepsi teker teker mistik gravürlerle mühürlenmiş ve içlerine bu evrendeki en feci azaplar nüfuz edilmişti.

Lolla’nın parmakları heyecandan zangır zangır titriyordu. Sonuncu şeker paylaşımının üzerinden tamı tamına koskoca bir yıl geçmişti. Ve işte tekrar şeker saati gelmişti! Bu onlar için seçilecek bir sokak, bir ev ve bir kurban demekti. Bu ikisinin de her sene Cadılar Bayramı’nda gerçekleştirdikleri bir tür seremoni haline gelmişti.

Kendinden emin adımlarla çelik kapıya doğru ilerledi ve parmak ucunda yükselerek zile bastı. Ardından ellerini hasır sepetin kulpunda birleştirerek beklemeye koyuldu. Kapı açıldığında 25’lerinde genç, alımlı bir kadın karşıladı onları. Kadının yüzünde sahte olduğunu düşündüğü bir gülümseme vardı. Çünkü Şeker Adam ona böyle söylüyordu. Şeker Adam adeta Lolla’nın iç sesi haline gelmişti. Birlikte insanları gözlemlemeye ve onlar hakkında hain planlar yapmaya bayılıyorlardı. En sevdikleri kısım ise kıkırdaştıkları zaman gelen tepkilerdi. Zavallı insancıklar diye düşündü Lolla.

“Merhaba küçük cadı! Yoksa sana Kırmızı Başlıklı Kız diye mi hitap etmeliyim?”

Lolla minik parmaklarıyla kırmızı pelerininin başlığını ensesine kadar sıyırdı ve yüzüne sevimli bir gülücük yerleştirdi. Takındığı bu ifade aslında yaklaşan tehlikenin düpedüz habercisiydi. Şeker Adam konuşmamasını istediği için sessizliğini korudu.

“Bir dakika bekle bakalım, hemen dönerim.”

Şeker Adam pis pis sırıtmaya başladı.

“APTAL KADINN! BAŞINA GELECEKLERDEN HABERİ BİLE YOK!”

“Şeker Adam ne düşünüyor bakalım?”

“RENKLER LOLLA, RENKLER..”

Lolla varlığını somut olarak göremese de Şeker Adam’ın ses tonundan onu iki elini ovuşturarak beklemekte olan bir tür şeytan olarak hayal etti. Genç kadın geri döndüğünde elinde rengarenk şekerlerin bulunduğu bir kase vardı. Şekerleri gören Lolla kendinden geçti. Zihninin en karanlık zindanlarından fırlayan senaryolar ona lanetlenecek birkaç şeker daha diye düşündürttü. Parmaklarını şekerlere doğru uzattığı sırada keskin bir uyarı geldi.

“BUNLARDAN ALMIYORUZ!”

Lolla,”Ama neden?” dedikten sonra bunu takiben bir dizi serzenişte bulundu.

“GÖRMÜYOR MUSUN LOLLA? ŞEKERLERDEN BURAM BURAM NEŞE VE MUTLULUK DUYGUSU YÜKSELİYOR. EFSUNLARIN BU İĞRENÇ BOK TORBALARI ÜZERİNDE ÇALIŞACAĞINI HİÇ SANMIYORUM. AH BENİM ZAVALLI MİNİK KÖTÜCÜL ŞEKERLERİM..”

Lolla’nın hevesi kırılmıştı.

“SADECE ŞEKERLEME ÇANTASINI UZAT KÜÇÜĞÜM.”

Küçük kızın sahte olan sevimli gülümsemesi yerini somurtkan bir ifadeye bırakmıştı. Kemikli elleriyle kadının tuttuğu şeker kasesini geriye iterek kendininkini uzattı. Genç kadın şaşırmış görünüyordu.

“Normalde ‘Şeker mi Şaka mı?’ silsilesini senin yapman gerekir fakat hadi bakalım seçelim bir tane.”

Kadın ince uzun parmaklarını şekerleme çantasının içine daldırarak en altlardan parlak bir şeker seçti.

“Vay canına! Ne kadar da güzel bir şeker…Teşekkür ederim.”

Şekerin rengini gören Lolla’nın göz bebekleri fal taşı gibi kocaman açılmış ve kadının ellerine kilitlenmişti. Gökkuşağı kaplamalı şeker seçilmişti. Kadın şekerin mühürlü damgasını kopararak naylon kağıdı elleri arasında kırıştırmaya başladı.

“00.00” diye fısıldadı Lolla.

Kadın yine afallamış görünüyordu.

“00.00 mı? O da ne demek oluyor?”

Lolla fısıltıyla konuşmaya devam etti.

“Saatler 00.00’ı gösterdiğinde Kara Orman’daki açıklığın ortasında bulunan Oyuklu Taş’ın orada seni bekliyor olacağız. Yolculuğun tadını çıkarmaya bak. Bol şekerli günler dileriz!”

“Neden bahsediyor?”

Lolla genç kadının cümlesini keskin bir bıçak gibi kesip atarak sokağın ortasına fırladı ve karanlıklara karıştı. Ani gelen kahkaha krizi sonlanınca Şeker Adam ve o en sevdikleri tekerlemeyi söylemeye koyuldular..

Mavi mavi mızraklar

Kurbanların kıçını tırmalar!

Dönelim bakalım turuncuya,

Sorun hemen ölümlü onuncuya!

Aman sakın yeşili unutmayın

Efendim, asit yağmurunun tadına varın!

Mor çok kıskançtır, sakının

Azaplı çukurlarından kaçının!

Kırmızının öfkesi harelidir, parlatır

Alevleri darma duman eder, dağlatır!

GÖKKUŞAĞINI İSE SAKIN AMA SAKIN SORMAYIN

İLTİHAPLI PENÇELERİNE DOĞRU ADIM BİLE ATMAYIN!

Küçük kızın söyledikleri Gwendoline’in kulaklarında yankılanıyordu hâlâ. Ne demek istedi acaba diye düşündü. 7-8 yaşlarındaki halleri geldi aklına. Hiç bu kadar aktif bir çocukluk dönemi geçirdiğini hatırlamıyordu. Hemen sonra küçük bir kızın söylediklerine fazla anlam yüklediğini fark etti ve küçük bir tebessüm belirdi yüzünde. Elinde tuttuğu şekerin yarısı sıyrılmış paketiyle oyalanırken çocuklar ne ilginç varlıklar diye düşündü. Paketin geri kalan jelatinini de sıyırdıktan sonra rengarenk şekeri dudaklarının yumuşak dolgusunun arasına götürdü ve küçük bir ısırık aldı..

* * *

Kara Orman’dan çirkin sesler yükseliyordu göğün puslu atmosferini delip geçen. Kargalar bile yaklaşan karanlığın öfkesinden ürkerek uzak diyarlara kanat çırpıyorlardı. Yaşlı söğüt ağaçları aralarında dedikodu yapıyorlardı.

“Yeşil cadı burada!”

“Ne? Burada olmamalıydı! Henüz çok erken, yeterince şeker hasadı elde edilmedi!”

Ormanın kalbi konuşmayı üstlendi. Uçsuz bucaksız ormanın derinliklerinde büyük bir hengame kopmaktaydı. Toprak ana en derin, en kavisli bölgelerine kadar sarsılıyordu. Karanlık bile yaklaşan karanlığın yoğunluğu karşısında diz çöküp af dilemek için yalvaran bir köle gibi tedirginlik yaşıyordu. Ruhsuz ve simsiyah bir çift ayak belirdi açıklığın ortasında, ezip geçtiği her şeyi çürüten. Yeşil cadı, kan sıcaklığından yoksun kemikli parmakları ile ormanı selamladı. Cadı saati yaklaşırken avın başladığını belirten ilahi bir ezgi duyuldu çorak topraklarda. Hemen ardından ölüm fısıldayan bir kahkaha Kara Orman’ı dalgalar halinde çevreledi. Kara Orman’da yaşam yerini zift rengindeki zehre bırakırken, toprak oluşumları parseller halinde titremeye başladı.

Lolla gözlerinin önünde gerçekleşen olayları takip etmekte zorlanıyordu. Hayretler içerisinde karşısında dikilen yüce bedeni izliyordu. Yeşil Cadı heybetli olduğu kadar zarifti de. Tırnaklarının bu evrende kesip doğrayamayacağı hiçbir varlık yoktu. Göğüs kafesinin içerisinden yükselen buhranlı bir enerji dalgası yayılıyordu bulunduğu açıklığın ortasını aydınlatan.

“SEN BENİ ŞEKER ADAM OLARAK TANIYORSUN LOLLA. ARTIK GERÇEK KİMLİĞİMİ ÖĞRENECEK DÜZEYDE YETİŞKİNLİĞE ERİŞTİN. BEN BU TOPRAKLARIN SAHİBİ OLAN YEŞİL CADIYIM. BURADA GÖRDÜĞÜN HER ŞEY BANA AİT. NEFES ALDIĞIN HAVADAN BİLE BEN SORUMLUYUM. BENİM İZNİM OLMADAN HİÇBİR ŞEY GERÇEKLEŞEMEZ.”

Lolla’nın nutku tutulmuştu. Yeşil Cadı’nın görkemi karşısında ağzı açık kalmıştı. Bu denli bir yol göstericisi olacağını tahmin etmemişti hiç. Etrafındaki herkes gibi eğilerek Yeşil Cadı’yı selamladı.

Aniden Kara Orman’ın girişinden açıklığın ortasına doğru çıplak bir kadın bedeni fırlatıldı. Oyuk Taş’ın kenarına doğru ilerleyen devasa iki figür çıktı karanlıkların içerisinden. Uzun kubbeli başlıkları ve simsiyah dökümlü çarşaflardan oluşan kıyafetleri ile insanın ruhunu üfürecek cinsten varlıklara benziyorlardı. Semavi bir ritüelin önayaklarıydı onlar. Yeşil Cadı’nın Üfürükçü diye adlandırdığı hiçlik varlıklarıydı.

Gwendoline etrafında gerçekleşen olaylara tepki veremiyordu. Hatırladığı tek şey bundan 10 dakika kadar öncesinde yumuşacık koltuğunda oturduğu ve küçük kızın ona uzattığı şekeri yediği andı. Kafayı yediğini ve dehşet dolu bir kâbusun içine düştüğünü düşündü. Bedenine komut vermeye çalışıyor fakat burnunun ucu toprağın zeminine yapıştığı yerden bir türlü kurtulmuyordu.

Yeşil Cadı yaklaşarak, Gwendoline’e mistik birkaç ezgi mırıldanmaya başladı. Gwendoline’in çaresiz bedeni sismik dumanlar eşliğinde hareketlenerek Oyuk Taş’ın üzerine taşındı. Yeşil Cadı yükselerek, ellerini gecenin karanlığını ortadan ikiye ayıran Ay’ın parlak yüzeyine doğrulttu. Etrafındaki bütün varlıklar sivri kubbeli Üfürükçüler’in etrafında hilal oluşturacak şekilde toplandı ve dizlerinin üzerine çöktüler. Kurtlar, Kocamış ağaçlar, keskin gagalı yırtıcı kuşlar ve gözle görülemeyen soyut enerji formları. Hepsi tek bir amaç doğrultusunda ellerini birbirlerine kenetleyerek göğe doğru yükseltti. Postürlerini bozmayacak şekilde Yeşil Cadı’yla senkronize bir uyum içerisinde bir ileri bir geri doğru hareket etmeye başladılar. Ayın ışıklarıyla aydınlanan Oyuklu Taş üzerindeki genç kadının bedeni sarsılmaya başladı. Göz bebekleri kaybolurken dudaklarının arasından fışkıran köpüksü sıvı, çenesinin kavisinden ivme kazanarak göğüslerine doğru dökülmeye başladı. Yeşil Cadı’nın elleri arasından yayılan huzmeli bir ışık enerjisi Oyuk Taş’ın üzerine sıçradı ve genç kadının boğazından bulundukları ovayı dümdüz eden bir haykırış koptu. Aydınlık git gide göz kamaştırıcı bir hal almaya başlamışken genç kadının bedeni adeta bir meteor gibi patladı ve bedeninden açılan yarıktan saçılan kanlar Kara Orman’ın bozuk toprak yapısına düşmeye başlayan şekerlere dönüştü. Gwendoline, Yeşil Cadı ve yaverleri için verimli bir hasat olmuştu. Yeşil Cadı havada süzülürken Lolla ve diğerleri şekerlere doğru atıldı…

Oğuzhan Karacaoğlan

Yeraltı edebiyatı alanında ustalaşmak isteyen bir yazar adayıyım. Aynı zamanda konsept sanatla ve karakter tasarımı ile ilgileniyorum. Spiritüel bir kişiliğim ve kurgularımı yazarken bundan fazlasıyla yararlanıyorum. Akdeniz Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde öğrenimime devam etmekteyim. Tek amacım bir gün özellikle kendi kitlesine karşı saygın, yaratıcı ve üretken bir yazar olabilmek.

Kara Orman ve Şeker Koması” için 31 Yorum Var

  1. Merhaba,
    Zor bir öykünün üstesinden başarıyla gelmişsiniz. Okuduktan sonra ilk düşüncem bu olmuştu.
    Evet zordu. Chuck Palahniuk esintisi dolaştı, sonra kayboldu. Ama her dakikasında samimiyetini kaybetmedi. (her dakikasında dedim çünkü film havası vardı) Bence zor aşamayı kolay atlamışsınız, bravo. Yazdığınız bir öyküyü daha okursam, daha net fikir sahibi olacağım sanırım.
    Cesur ve kolayı seçmeyen kaleminizi kutlarım. Saygılar

  2. Merhaba,

    Öykü türünün ilgi çekici örneklerinden. Bir karabasan esasen. Öncesi ve sonrası yok. Bir olay var. Böyle filmler olurdu eskiden. Bir anlatıcı kısa filmler arası bir sonraki filmin sunumunu yapardı. O filmlerden biri gibiydi.

    Lolla’yı tüm yaptıklarına rağmen çok sevimli buldum. İsimler bir şeye refere ediyor mu bilmiyorum ediyorsa belki başka açılımları da vardır. Tüm karakterlerin kadın olması da dikkat çekiyordu.

    Samimi bir üslubunuz var. Bu da hoş.
    Kaleminize sağlık.

  3. 2000 dedi ki: dedi ki:

    Merhaba, öncelikle betimlemelerinizin ne kadar yerli yerinde olduğuyla alakalı başlamak istiyorum yorumuma… Özellikle ana karakter olan küçük ve sevimli bir kız çocuğu profilinin içinde barındırdığı asıl kötülüğü tasvir etme biçiminiz oldukça hoşuma gitti. Tema olarak içinde buğulu bir atmosfer barındıran ‘‘Cadılar Bayramı’’ lokasyonunu seçmiş olmanız oldukça doğru geldi bana… Özellikle yer altı edebiyatıyla ilgilenen bir yazar adayının bir okuyucusuna bir karakterden nefret ettirmeden kötü özellikler bahşetmesi cesur ve takdir görmeyi hakeden bir davranış. Hikayenizi oldukça başarılı buldum ve bir kurguya uyarlandığı takdirde koşarak sinemaya gidip izleyeceğim türden bir senaryo olduğunu düşünüyorum aynı zamanda. Sizin gibi genç ve istekli insanların yazma sanatında ustalaşmasını görmek ve duymak dileğiyle.Başarılarınızın devamını dilerim.

  4. Merhaba @UlianaHippogrief

    Şeker Adamın Laneti bu türü sevenler için kült bir film. Senin de bu filmle Cadılar Bayramını harmanlaman ve bunu mühüre aktarman güzel olmuş. Eline sağlık. Öykünle ilgili izninle bir kaç düşüncemi paylaşmak istiyorum. Genel ve detay.

    Genel olarak, öykü girişin bunu geliştirmen ve sonlandırman kararında olmuş. Uzun da tutabilirdin ama o zaman dağılır mıydı diye bir soru geliyor aklıma. Yukarıda söylenenlere katılıyorum. Kısa bir çizgi film formatı çok yakışırdı. Bu anlamda derli toplu bir metin. Sonuna kadar sıkılmadan okutuyor ve merak ettiriyor. Bazı detaylar şekerler gibi renkli. Bu metnine yabancı isim kullanımı yakışmış. Bir Ali ya da Zeynep çıksaydı öyküden belki böyle iyi durmazdı:) Ali ve Zeynepler beni topa tutmasın. Demek ki neymiş, yabancı isim karşıtlığım yokmuş. Duruma ve öyküye göre neden olmasın.

    Yukarıdaki yorumlardan birinde, ikinci kısımdaki gibi yazmalısın diye bir yorum okudum. Katılmıyorum. Tam tersi ve hep savunduğum şey, kendi tarzını bulana kadar, kalemin oturana kadar denemelisin. Yoksa tek bir yerde çakılıp kalırsın - bunlar benim kendime söylediklerim. Yapabildiğini yapmaya devam edip, bu tür mecralarda da yenileri denemelisin. Öykü Seçkisi bunun için biçilmiş kaftan. Yoksa nasıl gelişeceksin ki?

    Yeraltı edebiyatında ustalaşmak istediğin için, daha çok bu alanda denemeler yap bana kalırsa. Yukarıdaki metin senin bu isteğine çok hizmet etmiyor gibi. Kısacası ben genel olarak metnini, yarattığın kurguyu beğendim. Tebrikler.

    Detalarda ise biraz sorunlar var. Onları da kısaca örnekleyeceğim burada.

    İlk cümleni beğendim ama sen de bir kaç arkadaşta gördüğüm hataya düşmüşsün. Cümlelerin sırtına yük bindiren ağırlıklardan kurtulmak lazım. Eğer aşağıdaki cümleyi

    Lolla Balissima merakla etrafı süzmeye başladı. Kurnaz bir çocuktu. Lolla’nın ağzı iyi laf yapardı. Sıska bedeninden 4-5 kat daha büyük laflar hemde!

    “Lolla Balissima merakla etrafı süzmeye başladı. Kurnaz bir çocuktu. Ağzı iyi laf yapardı. Sıska bedeninden 4-5 kat daha büyük laflar hemde!” olarak düzenlersen bir şey kaybetmiş oluyor musun? Hayır. Okuyan içinse akıcılığı bölmemiş oluyorsun.

    Mesela bu:

    Şeker Adam her zaman ki gibi Lolla’nın oyalanmasıyla ilgili yapacağı konuşmalardan birine hazırlanıyor gibiydi

    Hazırlanıyor gibiydi niye? Gerek yok bence. Ardından hemen konuşuyor çünkü. Yani hazırlanmıyordu, hazırlanıyor gibi de değildi. Konuştu. Ayrıca bu cümleyle okuyucuyu hazırlamana hiç gerek yok. Çünkü Şeker Adam söylediklerinde Lolla 'nın oyalanmasıyla ilgili bize bilgi veriyor.

    Sonra bu aşağıdaki kalıp

    Aksine, nasıl Tarzan hedeflerine ulaşmak için daldan dala atlıyorsa, Lolla da onun daldan dala atladığı gibi kötücül merdivenlerin basamaklarını birer birer tırmanıyordu.

    Burada nasıl zaten benzetme kelimen, bir de diğer cümlende bizim anlamayacağımızı düşünüp yine benzetme kullanıp karşılaştırmışsın. Çünkü güvenememişsin cümlene bence :slight_smile:

    ben olsam şöyle düzenlerdim

    Aksine, Tarzan nasıl hedeflerine ulaşmak için daldan dala atlıyorsa, Lolla da kötücül merdivenlerin basamaklarını birer birer öyle tırmanıyordu.

    elindeki poşeti aşırmak yerine altından delmiş olmasıydı.

    neden “delmesiydi” değil?

    Küçük kız elinde tuttuğu şeker çantasına elini daldırarak şöyle bir yokladı.
    Elinde tutuyor elini daldırıyor. Niye ilk elinde var?

    Şimdi tüm metine geçmeyeceğim. Bu yukarıdakileri sadece örnek olsun diye gösterdim. Metinleri sırtlarında yük yapan ağırlıklardan uzaklaştırırsak, daha akıcı ve okunabilir hale gelir. Lütfen bu söylediklerimi yapıcı olarak alın. Ben de kendi yazdıklarımı aynı süzgeçten geçiriyorum, geçmeyenler de fark ediliyor.

    Yukarıda sanırım @ebuka söylemişti. Yazma isteğin ve hevesin hiç bitmesin. Bence en önemlisi bu.

    Kalemine sağlık tekrar

    Bu arada Kayıp Rıhtım’ın şöyle bir incelemesi var. İlgini çeker diye buraya ekliyorum

  5. Vay canına, gerçekten uzun bir inceleme olmuş. :slightly_smiling_face: Öncelikle bu kadar zamanınızı ayırıp, tek tek bunları bana gösterdiğiniz için teşekkür ediyorum. Bahsettiğiniz anlatımı tıkayan kısımlar sonradan benimde gözüme çarptı aslında. Yani hazırlanıyor gibiydi ne mesela? Zaten sizinde dediğiniz gibi sonrasında hemen konuşmaya başlıyor. Keza aynı şekilde Tarzan ile ilgili olan kısım. İkinci kez o dediğiniz kısmı ekleyip eklememe konusunda çok kararsız kaldım ve sonunda kendime yine söz dinletemedim sanırım. İnanın son gönderim tarihinin son dakikalarına selam çakarak gönderdim bu hikayeyi. :sweat_smile: Sonradan kendim için saklayacağım edisyonunda gerekli düzeltmeleri yapıp, eleştirilerinizi dikkate alacağım. Yeraltı edebiyatıyla birlikte tuhaf kurgu, korku ve fantastik edebiyatı alanlarındada ustalaşmak istiyorum aslında. Herşeye elimi atmak istiyorum, tutamıyorum kendimi desenize. Birde filmi sevmemle birlikte film ile herhangi bir bağlantı kurmadan bu kurguyu oluşturduğumu belirtmek isterim. Çocukken izlediğim kült bir filmdi ‘Şeker Adam’ın Laneti’. Zaten konu olarakta bağdaşmıyorlar. Yukarıda ki yorumlarda @ebuka ile mevzu bahis ettiğimiz için cevaben onada değindim. Yoksa aklıma bile gelmedi kurguyu oluştururken o film. Ben yinede keyifle gönderdiğiniz linkteki incelemeyi okuyacağım. Tekrar teşekkürler vaktinizi ayırıp yorumladığınız için.
    Sevgiler.