Öykü

Karmakarışık Duygular Diyarı

Küçükken okuduğum bir masal kitabı vardı. İçinde benim gibi toplum tarafından “anormal” olarak adlandırılan kişilerin haricindeki kişilerin, “fantastik” diye bahsettiği hikâyelerden vardı. Devler, periler, ejderhalar, deniz kızları, anka kuşu, kaf dağı vardı o hikâyenin içinde. O zamanlar bu kitabı bitirmek istiyordum. O kitabı çok seviyordum. Her gece yatağıma yatmadan önce o kitabı alır ve birkaç sayfa okurdum. O kitap beni yan komşularımız olan Bay ve Bayan Brigette çiftinin her geceki gürültülü kavgalarının seslerinden hissetmiş olduğum korkunçluktan alır ve gökyüzündeki bulutlara uçururdu. Oradan da istediğim bütün yıldızlara gidebilirdim. Hiçbir şey benim hayal gücüme karşı gelemiyordu o zamanlar.

Odamdan salona doğru uzanan koridor bazen çok karanlık gelirdi bana. Sanki arasından geçerken koridorun o karanlık taraflarından korkunç canavarların elleri uzanıp beni kendilerine çekeceklermiş gibi gelirdi. Yanımda o masal kitabımı getirirdim. Bana korkmamamı söylerdi. O varken o koridordan tüm canavarları korkutarak geçebilirdim. Her biri benim önümde korkarak diz çökerdi. Biz ikimiz en zor zamanlarımızda birbirimizin sırdaşı olmuştuk. Bana her zaman benim en yakın arkadaşım olacağını söylemişti. Biz ikimiz yeri gelince yıldızlara kadar uzanan bir kaydırak yapıp o kaydıraktan kayardık, yeri gelince birbirimize kendi hikâyelerimizi anlatırdık. İnsanlar benim çok farklı bir çocuk olduğumu söylerlerdi sürekli. Çoğu zaman benim hakkımda aklımı yitirmiş olduğum söyleniyordu. Bazıları basmakalıp sözlerle beni kendi kafalarında kurdukları ben yapmaya çalışıyorlardı.

Onlara karşı daha çok küçükken kin duygusu beslemeye başlamıştım. Beni kendi halimde bırakmıyorlardı. Beni yalnızca kendi istedikleri şekilde büyütüyorlardı. Hiçbirisi anlamların içindeki o korkunç yaşanmışlıklara bakmıyor, başkalarının nasıl hissettiklerini anlayamıyorlardı. Bu sebepten onlar çok bencillerdi. Her biri ilk başta kendi çıkarlarını düşünüyordu. İşte tüm bu sebeplerin sonucu olarak ben bu kimselere derin bir kin besledim.

Onlara bazen rüzgârlı ve tüm galaksilerin ve takımyıldızların her birinin göründüğü bir Nisan akşamında çok parlak bir yıldızı gösterip, “Sence şu yıldızın tam kuzeyinde ne vardır,” dediğimde, “Bırak artık şu saçma masal kitabını okumayı, artık büyüdün. Büyük insanların okuduğu kitapları okumak zorundasın!” derlerdi bana. Büyümek! Sen milyonlarca insanın duygusunu aldın. Onların her birini gökyüzüne bakmaktan yapmaktan alıkoydun. Yıldızlara bakacaklarına önlerindeki işlerine bakmalarına sebep oldun. Sen devamlı olarak beni masal kitabımdan ayırmaya çalıştın! Bana devamlı olarak, “Bundan böyle o yıldızlar yerine önündeki işine bakacaksın, sen artık büyüdün!” derdin. Seni de bu yüzden sevmezdim işte. Devamlı olarak insanların duygularını incitecek kelimeler kullanmaktan çekinmedin. Asla diğer kimselerin ne düşündüğünü umursamadın. Bencilin tekisin.

Hatırlıyor musun Emilio, sana bir keresinde yüzümde büyük bir tebessümle, “Benim çok sevdiğim bir masal kitabım var, onu asla yanımdan ayırmam, o benim en iyi dostum,” dediğimde benim yüzüme bile bakmadan bana kahkaha atmıştın. Bana, “Sen delinin tekisin dostum,” demiştin ve kasabamızdaki tüm çocuklara ve onların ailelerine benim delirmiş olduğumu söylemiştin. Ardından tüm kasaba, tüm komşularımız, hatta ağaçlı bahçemizin hemen karşısında oturan ve asla bir kere bile güldüklerini görmediğim, ettikleri gürültülü kavgalarla beni her gece korkutan Brigette çifti bile kahkaha atmıştı bana. Bu yükü hâlâ üzerimden atamıyorum. Her geçen gün içimde daha da büyük bir korku oluşuyor Brigette çiftine karşı. 2 sene önce bir trafik kazasında ölmelerine rağmen beni şu anda bile çok korkutuyorlar. Bunların hepsi senin suçun muydu Emilio? Yoksa sana güvenip o yüzümdeki sıcacık tebessümle birlikte sana en iyi dostumu anlatan benim miydi? Bu tür sorular şuanda bile kafamın içinde beni rahatsız ediyor biliyor musun? Hayır, bildiğini pek sanmam. Sen zaten kasabamızdaki büyük çocuklarla bir çete oluşturup diğer tüm çocukların duygularını karartmaktan başka ne yapabilirsin ki?

Tüm bu düşüncelerimden sonra kendimi evime kapatmıştım. Aylar boyunca oradan çıkmamıştım. Bazen o yaşadığım tüm korkunç anıları evimin koridorunda görüyordum. Canavarlar bana bakıp dalga geçiyorlardı. Kendi evimin dört duvarı içerisinde korkarak tek başıma yaşamaya alışmam lazımdı artık. Dışarıya çıkmak istiyordum fakat o karanlık koridordan geçmem gerekiyordu. Masal kitabımı da koridordan geçerken yanımda gelmesi için ikna etmeye çalışıyordum devamlı olarak. Beni kırmıyordu ama kafamda bir soru işareti vardı. Ben nerede hata yapıyordum? Tüm bu karabasanlardan, bu dehşet verici alaycı ifadelerden neden artık bir ders çıkarmıyordum? Neden dışarıya her çıktığımda kasabamız bana alaycı ve aşağılayıcı ifadelerle yaklaşıyordu? Yoksa normal olan onlardı da ben gerçekten onların “anormal” diye adlandırdıkları kişi miydim?

Anlayamıyordum. Tüm bu yaşadığım karmakarışık duygulardan sonra kendimi evimin kütüphanesinde buldum. Kendimi tüm toplumdan soyutlamak için ve bir daha o korkunç komşularımızı görmemek için kendimi oradaki hiç okumadığım kitapları anlamaya vermiştim. Toplumdan soyutlanınca ne yapabilir ki insan, elinden ne gelebilir ki bundan sonra? Bulunduğu ortam içinde sürekli olarak aşağılanan, herkesin birbirini düşman olarak gördüğü bir ortamda yaşamak zorunda kalan bir insan artık ne yapabilirdi ki? Artık hiç dışarıya çıkmıyordum. Masal kitabımsa bana devamlı olarak her zaman benim yanımda olacağını söylüyordu. Gökyüzü ise geceleri hiç eskisi kadar açık değildi. Bu yüzden yıldızları göremiyordum. Kelimenin içindeki anlamı hiçbir zaman anlayamayacaktım artık. Kafamı evimin duvarlarına vuruyordum, belki bu bunalmış kişiliğim aklımdan gider ve yerini bir sevinç duygusu kaplar diye ama boşunaydı. Hatta benim zararıma bile oldu bu. Bir keresinde kafamı duvara çok şiddetli çarpmam yüzünden kafamda kocaman bir yara izi oluşmuştu. Artık elimi her kafama değdirdiğimde kafam çok fazla acıyordu. Git gide büyüklerin istedikleri gibi birisi olmaya başlıyordum. Beni hayallerimden mahrum bırakıyorlardı. Masal kitabıma her baktığımda geçmişteki o güzel anılarımız aklıma geliyordu fakat kendimi benim uydurduğum bir şekilde güçlü tutmaya çalışıyordum. Çünkü masallar, fantastik kitaplardı ve gerçeklikle hiç alakası yoktu. Küçük çocukların okuduğu saçma kitaplardı onlar (Bana neler oluyordu böyle? Büyüklerin istediği gibi birisi olmaya ve hayallerimi onların çöp kutularına atmaya başlıyordum). Masal okuyan birisi hiçbir zaman büyük bir kişi olamazdı çünkü masallar gerçek dışı öğeler barındırıyordu (Gerçeklik duygusunun her ne kadar anlamsızca olduğunun farkına varmama rağmen cesaretimi toplayıp bunu büyüklere söyleyemiyordum). Yıldızlar ve gökyüzü yalnızca bir uydurmadan ibaretti. Yoktu öyle bir şey. O yalnızca delirmiş küçük çocukların kafalarında kurduğu bir masaldı.

Bu düşüncelerimden sonra içinde bulunduğum toplum beni büyük birisi olarak görmeye ve bana saygı duymaya başlamıştı. Kendimi çok güçlü hissetmeye başlamıştım. Kasabamız tarafından herkesin saygı duyduğu birisi haline gelmiştim ve kasabamızdaki ailelerin masal okuyan çocuklarına örnek olarak gösterilip o çocuklarda kendime karşı büyük bir kin duygusu bırakıyordum. Hiç kimsenin saçma masallara ve hayallere ihtiyacı olmadığını düşünmeye başlamıştım. Fikirlerimi incelemiyordum, Kelimelerin altında yatan gizli anlamları düşünmüyordum ve karşımdaki kişinin ne hissettiği hakkında en ufak bir düşüncem bile olmuyordu. Hatta bir keresinde rüzgârlı ve tüm galaksilerin ve takımyıldızların her birinin göründüğü bir rüzgârlı bir Nisan akşamında bana gökyüzündeki en parlak yıldızı gösterip, “Sence şu yıldızın tam kuzeyinde ne vardır” diyen ve masal kitabını hiçbir zaman yanından ayırmayan bir çocuk vardı. Ona, “Bırak artık şu saçma masal kitabını okumayı, artık büyüdün. Büyük insanların okuduğu kitapları okumak zorundasın!” demiştim. Artık büyümüştüm. Hiçbir çocuğun duygularına anlam veremiyordum ve onları küçümsüyordum.

Yine kasabamız tarafından alkışlandığım bir günün sonunda evime gittiğimde kütüphane odama girmiştim. Orada yıllar önce tam da burada bıraktığım ve bir daha yüzüne bile bakmadığım masal kitabımı görmüştüm. Tozlanmış ve çok yaşlanmıştı. Yanına gittim. Bana kısılmış sesiyle, “Sen duygularını büyüklere verdin Nicolas, bu yüzden onlar da senin hayallerini aldılar. Seni kendi istedikleri gibi yaptılar.” dedi ve bir daha ebediyen konuşmadı. Kendimi çok garip hissetmiştim. Onlarca yıl boyunca sürekli olarak başkalarının istediği gibi birisi olmaya çalıştığımı fark etmiştim. Hayallerimi benden alan büyükler gibi olmaya ve onların saygısını kazanmaya çalıştığımı da fark etmiştim. Tüm bunları o an fark ettim. Masal kitabım ölünce.

Benim tek dostum olan kitabım da gitmişti. Beynimde bir çatlak oluştu. Artık düzgün düşünemeyecek ve düzgün karar veremeyecektim. Ağlamaya başladım. Onun ölmüş bedenine sarılmıştım. Tüm bu yaşanmışlıklar, bu karmaşalar, bu üzgün insanlar, hayalleri ve gökyüzü ellerinden alınmış sevimli çocuklar, gelmiş geçmiş tüm bu karabasanların her biri ben ve benim gibi olan berbat insanlar yüzündendi. “Ne olurdu birbirimizi sevseydik?” diye haykırdım o ağlamaklı sesimle. Artık odamdan salona giden o karanlık koridordaki canavarlardan korkmuyordum. Bütün yaşanmışlıkların, bütün korkunçlukların da etkisiyle artık zaman ve mekanın yok oluşunu seyrettiğim o evimi ateşe vermeye karar verdim. Evimi yaktım. Bir küle dönüştü. Zamanın ve mekanın içerisinde yaşanan tüm karmaşıklıklar işte orada olmuştu. O evde. Birden neden insanların birbirini sevmediğini, herkesin birbiriyle rekabet içerisinde oluşunu ve neden bu derece bencil olduğumuzu düşünmeye başlayıp beynimdeki o çatlakla ve ağlamaklı sesimle dizlerimin üstüne çöktüm. Kafam yere bakıyordu ve ellerim yüzümü kapatmıştı. Çok ağlıyordum. Birdenbire tüm kasaba halkı etrafımda toplandı. Arkamdan ettikleri tüm sözleri duyabiliyordum. Ben daha küçük bir çocukken beni kendilerine benzetmeleri geldi birden aklıma. Tüm zamanı ve mekanı sezebiliyordum. Birden ağzımdan şu sözler çıktı kasaba halkına karşı:

“Biz birbirimizi sevemiyoruz! Birbirimizi hissedemiyoruz! Bay ve Bayan Brigette yıllar önce trafik kazasında öldünde hanginiz cesetlerini gömmekle uğraştı? Sen, Antonio, neden bunca yıl insanlarla bir rekabet içerisinde oldun ve kendinden aşağı bir sınıfta olan herkesi aşağıladın? Emilio! Benim karanlık düşüncelerimin nedeni. Sen neden yıllarca egona sahip çıkamadın da beni tüm kasaba halkına delirmiş olarak anlattın? Biz neden rekabet içerisindeyiz? Elimize ne geçiyor kendimizi yok etmemizden başka? Bizi gökyüzünden mahrum bıraktılar. Hayallerimizi elimizden aldılar! Kendileri gibi olmamızı istediler! Ey arkadaşlar, lütfen sevin birbirinizi!

Bu sözlerimden sonra yere yığıldığımı hatırlıyorum. Nefessiz kalmıştım ve ağlamaktan kan çanağına dönmüş gözlerimle son bir kez daha o çok sevdiğim masal kitabımı gördüm. Beni bir tek o anlıyordu. Biz, bu karmakarışık duygular diyarında birbirini sevebilen kişilerdik. Biz, diyorum biz… rüzgârlı ve tüm galaksilerin ve takımyıldızların her birinin göründüğü Nisan akşamlarında birbirimize gökyüzündeki en parlak yıldızı gösterip, “Sence şu yıldızın kuzeyinde ne var?” sorusunu sorup da birbirimize, “Huzur” cevabını veriyorduk. Biz birbirimizi çok seviyorduk.

Umarım bu mektubumu okursun sevgili dostum. Seninle çok güzel anılarımız oldu. Benim o karanlık ve canavarlarla dolu korkunç koridordan geçebilmemi ve oradan geçerken hiç korkmamamı sen sağlamıştın. İyi ki tanışmışız dostum. Seni çok seviyorum.

Dostun, Nicolas

Karmakarışık Duygular Diyarı” için 9 Yorum Var

  1. Canım Alperen,
    Ben bu öykünü çok sevdim. Öykünün mesajı ise öyle yerli yerindeydi ki okurken tebessüm ettim. Öykü ilerledikçe hüzünlendim. Duyguyu aktarmış olman çok başarılı.

    Hepimizin hayatına dokunan bir Emilio var, değil mi? Bir de bizi aynılaştıran toplumumuzun kaçınılmazları var. Bir gün geliyor hani eski resimlerimize bakıp kendimizi özlüyoruz, değişmişiz, sıradanlaşmışız. Halbuki ne kadar özeldik, tertemizdik… Özünde doğruları söyledikçe teker teker elendik, dışlandık toplumdan ve sonunda yenildik, aynılaştık. Masal kitabımıza sarıldık, ona mektuplar yazdık.

    Tebrik ediyorum canım kardeşim. Güzel öykülerin olsun hep! Sevgilerle!

  2. Cüneyt abi :heart:

    Hikayemi okumak için vakit ayırman ve böylesine güzel bir yorum yapman beni gerçekten çok mutlu etti, Çok teşekkür ederim :slight_smile:

    Evet, birçok zaman kendimizi toplumdan dışlanmış veya soyutlanmış hissettiğimiz zamanlar oluyor. Özellikle Emilio gibi kişiler yüzünden bazen çoğumuzun tüm sevinci ve mutluluğu bir anda kaybolup gidiveriyor ve yeniden o duyguları yaşamak da gerçekten son derece zor olabiliyor. Aslında tüm bu düşmanlıkların, insanların birbirini sevmemesinin yegane sebebi insanların kendilerini diğer insanlardan üstün görüp de onları aşağılaması, o kişileri alaya alması ve birbirleriyle rekabet içinde olmasıdır, değil mi? Bazen birçoğumuzun hayatında kalıcı izler bırakabiliyor bu karmakarışık duygular. Birbirimizi seversek, birbirimizin kusurlarını örtersek hiçbirimiz Nicolas’ın yaşadığı üzüntüyü asla yaşamayız ve hep birlikte Karmakarışık Duygular Diyarı’nı çöpe atıp yepyeni bir Sonsuza Dek Mutluluk Diyarında yaşayabiliriz aslında.

    Hikayemin ana fikrini anlayabilmiş olman ve hikayemi beğenmen beni gerçekten çok mutlu etti. Çok teşekkür ederim abi :slight_smile:

    Başka bir temada, en kısa sürede tekrardan görüşmek dileğiyle abi :slight_smile:

  3. :blush: Nice öykülerin olsun Alperencim. Güzel öykünü bizlerle paylaştığın için çok teşekkürler.

  4. Merhaba @Betelgeuse

    Öykünün ismini çok beğendim. Hepimizin böyle bir diyarı var bence. Anlattığın hikayenin özünü, fikrini en az onu anlatan çocuk kadar saf buldum. Bu saflığın da temaya uygun olduğunu düşünüyorum. Biz büyüdük ve kirlendi dünya gibi. Masal kitabını öldürmen de büyüklerin dünyasının aslında hiç cazip olmadığını gösteriyor.

    Dediğim gibi öykünün fikrini çok beğendim. Ancak öykünün dil, anlatım ve kullanılan cümleler bakımından gelişmesi, sadeleşmesi gerektiğini düşünüyorum. Cümlelerin, metne güvenmemiş sanki :slight_smile:

    Ne demek istediğimi bir örnekle açıklamaya çalışayım

    O kitap beni yan komşularımız olan Bay ve Bayan Brigette çiftinin her geceki gürültülü kavgalarının seslerinden hissetmiş olduğum korkunçluktan alır ve gökyüzündeki bulutlara uçururdu.

    Bu cümle o kadar kalabalık ki, sesler, gürültüler, hisler birbirine girmiş ve anlaşılır olsa bile amatör duruyor. Ben bir edebiyat öğretmeni değilim ama bir okur olarak sade, anlaşılır dilde yazılan akıcı metinleri okumayı tercih ediyorum. Bu cümlede var olan hareketlilik benim okuma akışımı bozuyor. Cümleyi bölebilirsin, gürültü/kavga/ses gibi benzerlikleri değiştirebilirsin.

    Mesela burada, biz, ikimiz, birbirimizin.

    Biz ikimiz en zor zamanlarımızda birbirimizin sırdaşı olmuştuk.

    Ya da burada; bana benim arkadaşım

    Bana her zaman benim en yakın arkadaşım olacağını söylemişti.

    Bu ve benzeri kullanımlar, metnine hantallık yapıyor, okuyanı yoruyor ve metnin duygusuna girmeyi zorlaştırıyor.

    Tüm bunlar, yazdıkça, okudukça ve gelişmeyi arzu ettikçe değişebilecek şeyler.

    Eline sağlık

  5. Merhba, öyküyü okudum ve çok güzel bulduğumu söylemek istedim. Empati kurabildiğimiz, birçoğumuzun yaşadığı bir durum. Sadece empati kurduğum karakterin yabancı biri olması okurken beni biraz etkiledi. Genellikle yabancı eserler okurken bir adım geride kalırız hep. Türkçe yazılmış bir metin okurken tanıdığım birilerini, kasaba yerine bir taşra köyünü, yabancı komşuları yerine bir teyzeyi görmek isterdim sanırım. Bir yazar için de yazmaya başlaması gereken ve başarı sağlayacağı yerin bildiği kişilerin olduğu bildiği yerler olması gerektiğini düşünüyorum. :blush:
    Yazdığın yazacağın bütün öykülerde başarılar dilerim. Selametle. :slightly_smiling_face: