Öykü

Koca Kötü Kurt

Bugüne kadar hakkımda çıkarılan dedikodulara sustum. Hoş, kimse de gelip, bu hadisenin aslı astarı nedir, diye sormadı zaten. Kurtun hükmü peşin verildi. Ben yine de başımdan geçen macerayı yalansız bir şekilde anlatacağım.

Üç küçük domuzla yaşadığım olaydan sonra hayvanlarla münasebeti kestim. Aklı pek çalışmayan bu canlılardansa, insanlar bana daha yakın gelmişti. Bir köyün yakınına yerleşip bu canlı türüyle sıcak ilişkiler kurmayı planlıyordum. İstediğim gibi orman yakınlarında bir köy bulunca ormanın içine yerleştim. Başlangıçta her şey güzeldi. İnsanlar beni gördüğünde biraz korksa da alışmaya başlamışlardı. Onlar bana zarar vermiyordu, ben de onları yemiyordum. Sonuçta insan tadı iğrenç bir şey, neden yapayım böyle bir şeyi? Günlerden bir gün ben ormanda Azime’yle karşılaştım. Buna şaşırmıştım çünkü bu kızın evinden çıkması pek olağan bir durum değildi. Azime köyde annesiyle beraber yaşayan bir kızdı. Annesi onun dışarı çıkmasına izin vermezdi. Baskıyla büyütülmüş bir kızdı. Evleri ormana yakın olduğundan kavgalarına birkaç kez şahit olmuştum. Ki bütün köy de bu anne-kızın kavgalarını, avaz avaz birbirlerine bağırışlarını bilirdi. Azime pek güzelce bir kız olmasa da isteyenleri olmuştu. Ama annesi taliplerin hiçbirini beğenip kızı vermemişti. Kız da iyice psikolojik buhrana sürüklenmişti.

Annesi arada onu evde bırakır alışverişe çıkardı. Bazen tarlaya bağa bahçeye gider, bazen de bunların ormanda yaşayan daha yaşlıca bir büyükanneleri var ona giderdi. Kadıncağız artık iyice yaşlanmıştı. Güçten düşmüş kendi işini zar zor görür olmuştu. Bu yüzden Azime’nin annesi yaşlı kadına arada uğrar, sorar, gözetirdi. Bu gibi zamanlarda Azime evde yalnız kalırdı tabi. Köyde de Azime’nin adı odun kesmeye giden gençle anılır olmuştu o günlerde. Konu komşu birkaç kez annesine durumu çıtlatmış, sen gittiğinde bu senin kız oduncuyu eve alıyor, diye uyarmışlardı. Sonuçta köyün bir namusu vardı. Anne kızın da arası bu sebepten iyice açılmıştı. Anne bu dedikoduları duyduğunda Azime’yi meşe odunuyla akşama kadar dövdü. Kızın haykırışlarına ben bile dayanamadım kapılarına dayandım. Anne-kız beni görünce korkudan birbirlerine sarılıp uyudu o gece. Bu insanlar da hayvanlar kadar garip. Sanki kızı ben dövdüm. Beni görünce annesine sarıldı… Her neyse… Zaten başıma ne geldiyse bu iyi niyetimden geldi.

O dayak mevzusunun ertesi haftası Azime’nin annesi hastalandı. Uzunca bir süre göremedim sağda solda. Evin işleri de Azime’ye kaldı haliyle. Bu özgürlüğü sonuna kadar kullanan Azime’yi bir defasında sabah vakti ormanda oduncuyla gördüm. Neşe içerisinde eve koşunca da işkillendim. Düştüm peşine. Eve girince annesine, ormanda yaşayan büyükanneye uzun zamandır gitmediklerinden yakındı. Kadıncağız yaşlı ve zavallıymış. Bir ihtiyacı var mı diye kendisi gidip ilgilensinmiş. Bugüne dek kadının adını bile merak etmemiş olan Azime, sağlığından endişelenir olmuştu. Duy da inanma. Annesi kızının bu ilgisine sevinmişti. Büyükannenin evini ona tarif etti. Yanına da bir sepet erzak almasını tembihledi. Bir de ormanda yaşayan koca kötü kurta dikkat etmesini… Tövbe estağfurullah… Neyse… Ben bu ani büyükanne sevgisinin altında başka şeylerin yattığından emindim. Azime başına kırmızı yaşmağını, koluna sepetini, omzuna da bohçasını geçirip düştü yola. Ben de peşinden gittim. Evden çok uzaklaşmamıştık ki yanına kadar yanaştım. Nereye gittiğini sordum. O da bana büyükannesinin evine gittiğini söyledi. Pasta, börek yapmış onu götürüyormuş. Nereden çıktı bu ani akraba sevgisi, diye sordum ona. Sen hayatında hiç bu kadını bir kere gördün mü, dedim. Hiç görmediğini ama annesinin tarif ettiğini, söyledi. Kadın yaşlı, annesi gidemiyormuş da kendisi gidecekmiş. Normalde benden ödü kopan kız, yolda giderken benden kaçmaya çalışacağına bütün sorularıma mantıklı cevaplar vermeye çalışıyordu. Bu bile şüphelenmem için yeterli bir sebepti.

Benim sürekli takip ettiğimin farkında olduğundan bir iki defa ara yollara saptı. Ben de bir süre görünmemeye karar verdim. Beni etrafında hissederse ne yapmaya çalıştığını anlayamayacaktım çünkü. Bir ara ormanda derme çatma bir kulübeye girdi. Kulübeye yaklaştığımda oduncunun da orada olduğunu gördüm. İyice yanaşıp ne konuştuklarına kulak kesildim. Tüm her şeyi en ince detayına kadar planlamışlardı. Ben yılların yırtıcısı kurt, dinlerken kanım dondu. Tüylerimin tek tek ürperdiğini hissettim. Bunlar iki aşık kaçmaya karar vermişler. Ama çulsuz oduncuyla kaçıp yerleşecekleri yerde ne yeyip ne içecekler? Azime anasından duymuş. Büyükannenin iki kolunda da dirseğine kadar burma bilezik var diye. Zaten o kadına da babasının hayrına bakmıyormuş anası. Öldüğünde altınları bunlara miras kalsın diye ilgilenir gözüküyormuş. Azime önce büyükanne ben geldim diye içeri girecekmiş. Kadın da annesinden duyduğu kadarıyla ufak tefek bir şeymiş zaten. Ben onun tek başıma hakkından gelirim, diyordu. Ormanın ortasında kimse de onlara engel olmayacaktı haliyle. Oduncunun buradaki görevi ise bir binek bulup en hızlı şekilde kaçmalarını sağlamaktı.

Ben dehşet içinde bu hain planları dinlerken dedim ki ben bunları durdurmalıyım. Ama nereye gideceksin? Dağın başında köy… Jandarma yok, polis yok. Olay yeri inceleme de yok. Tabi hal böyle olunca birbirini kesen kurt yaptı diyor. Olay yine benim üzerime kalacak. Ne yapıp edip bu makus talihimi değiştirmeliydim. Ben de yapabileceğim tek şeyi yaptım. Kalktım büyükannenin evine gittim. Ormanı avucumun içi gibi bildiğimden gidebileceğim en kestirme yoldan gidip bir hayli zaman kazanmıştım. Hesapta kadıncağızı uyarıp oradan kaçmasını sağlayacaktım. Köyün içinde bir eve kadar gitmesini sağlasam yeterdi. Oradan sonra bir şey yapmaya cesaret edemezlerdi zaten. Ama maalesef evdeki hesap çarşıya uymadı. Yaşlı kadın beni görür görmez korkudan bayıldı. Dürttüm, tokatladım, yüzüne su çarptım ama nafile. Bir türlü uyanmıyordu. Kaldırıp kendim köye kadar taşıyayım, desem, adım zaten çıkmış kötü kurta… Hareketsiz yaşlı kadını yanımda gördükleri anda taşa tutarlardı beni. Olacak iş değil…

Ben kadını uyandırmaya uğraşıp, çıkar yol düşünürken zaman hayli geçmiş. Azime’nin kokusu burnuma çalınmıştı. Fazla uzakta olmamalıydı. Nasıl bir şey yapmalı da bu oyunu bozmalı diye düşünürken aklıma çok güzel bir fikir geldi. Yaşlı kadının elbisesini giyip yatağına ben yatacaktım. Azime de onun yerine beni öldürme gafletinde bulunmazdı heralde. Şimdiki aklımla bu planın dünyanın en aptalca planı olduğunu düşünüyorum. Ama sanıyorum o zaman aceleden çok muhteşem bir fikir gibi gelmişti.  Nasılsa Azime büyükannesini hiç görmemişti. Aklı da biraz kıttı. Büyükanneye de alıcı gözle şöyle bir bakınca sakallı, bıyıklı, suratı kırış kırış bir kadıncağızdı zaten. Ben de kendimi biraz insancıl buluyorum insan içine girip çıkmaya çalıştığımdan. Her neyse, ben yaşlı kadını oradaki büyükçe bir sandığın içine gizledim. Sonra yatağa girdim. Yorganı da iyice kafama kadar çektim. Çok sürmedi ki Azime de kapıyı çaldı. Ben sesimi inceltebildiğim kadar inceltip içeri girmesini söyledim.

İçeri girdikten sonra yatağa doğru şöyle bir baktı. Beklediğinden daha iri bir büyükanneyle karşılaşmış olmalı ki tedirgin konuşmaya başladı. İşte büyükanne sen kilo mu aldın, annem böyle bahsetmemişti diye söze başladı. Ben de, hayırsız gelip gördüğün mü var, diye cevapladım. Bu üzerime atılacak ama yine emin olamıyor. Baktım sepetin içinde bir şey arıyor. Hayırdır Azime ne getirdin, diye sordum. O da benim için börek yaptığını söyleyip elini sepetten çıkardı. Bir baktım elinde börek falan değil, ekmek bıçağı var. Baktım postu deldiriyoruz, hemen atıldım çıktım yataktan. Azime tabi çığlık çığlığa. Bıçağı attı elinden bi kenara. Dışarı doğru koştu. Bi atladım üstüne. Azime yere devrilince üzerine çıktım. Ayağımı göğsüne koydum. Yüzümü yüzüne iyice yaklaştırdım. Dedim ki, “Bana bak kızım! Ben bu ormandayım. Bir daha bu kadına ilişmeyeceksiniz. Ola ki o oduncu olacak sevgilinle bir plan yaptınız. Benim koca kulaklarım bunu duyar. Ola ki bu evin etrafında dolandınız. Benim koca gözlerim bunu görür. Ola ki bu kadının yanına yanaştınız. Benim koca burnum bunun kokusunu alır. Ola ki bu kadına bir zarar verdiniz. Benim koca dişlerimin ne işe yaradığını sen de sevgilin olacak herif de öğrenirsiniz.”

Azime, o an korkudan bir çığlık daha kopardı. Bir baktım dış kapı ardına kadar açıldı. Azime’nin sevgilisi oduncu elinde baltayla içeri daldı. Bizi o şekilde görünce dudaklarından kesik kesik “Azime sen, beni, bu kurtla mı?” gibi saçma sapan bir soru cümlesi döküldü. Ben adamın içinin fesatlığına küfür ederek üzerine yürümeye başladım. O da baltasını kendisine siper etmiş korku içerisinde bana bakıyordu. Ben tam oduncuyu köşeye sıkıştırdım üzerine atılmaya hazırlanıyordum ki bir gıcırtı duydum. Arkamı döndüm. Büyükanne nihayet uyanmış, onu içine koyduğum sandığın kapağını açmış kendine gelmeye çalışıyordu. Ben içimden derin bir oh çektim. Büyükanne şimdi her şeyi anlayacak ben de mutlu mesut evime dönecektim.

Çok erken sevinmişim. Büyükanne etrafa baktı ve her şeyi anladı. Ama yanlış anladı. Kurtarın beni, diye çığlıklar atmaya başladı. Ama kurtulmak istediği kişi bu eli kanlı katiller değil de bendim. Lanet olsun ki bendim. “Teyze, sen olayı çok yanlış anlıyorsun, bak bu ikisi…” diye söze başlamamla sandıktan bulduğu nalinleri kafama atması bir oldu. Arkasından bir çift daha aldı eline. Bu esnada oduncu olacak deyyus da baltasıyla bana doğru bir hamle yaptı. Canımı zor kurtardım. Allah hepinizin bin türlü belasını versin, deyip oradan çıkıp uzaklaştım.

Olaydan bir süre sonra ormanın her yerinde zehirli et parçaları, köpek mamaları ve kapanlar bulmaya başladım. Bunların hepsinin kokusunu aldığım için bana zarar vermesi mümkün değildi. Fakat yine de bu duruma içerliyordum. Hele zehirli köpek mamasının benim için konulduğunu bilmek oldukça gurur kırıcıydı. Ormanın bir köşesinde bir annenin çocuğuna hikayeyi anlattığını işittim sonra. Ben kırmızı başlıklı kızı ormanda sıkıştırmışım, büyükannesinin evine kadar takip edip büyükannesinin kılığına girmişim, sonra bu gelmiş benim kulaklarımın, dişlerimin büyüklüğünden büyükannesi olmadığımı anlamış. Ben onu yine de yemişim ama oduncu gelip herkesi kurtarmış. Yani tüm iyi niyetimle bulaştığım kurtarma operasyonundan yine itibarımın zedelenmesiyle çıktığıma mı yanayım. Anlatılan hikayede gerizekalı yerine konulmama mı yanayım bilemedim. İşin daha da kötü kısmı bu büyükanne olacak kadın. Siz benim hayatımı kurtardınız, diyerek bu iki katili evine almış, bunlara anlı şanlı bir düğün yapmış, sonsuza kadar mutlu mesut yaşayalım demiş.

Siz şimdi hikayenin benim anlattığım gibi olmadığını düşünebilirsiniz. Hatta diyebilirsiniz ki “Kardeşim her olayda mı sen mağdursun? Hiç mi kabahatin yok?” En azından bu hikayenin benim anlattığım şekilde olduğunun ispatı, sözde kırmızı başlıklı kızın isminin masalda hiç geçmemesidir. Çünkü civarda herkes Azime’nin ne mal olduğunu bilir. Çünkü düğünden sonra çok geçmedi büyükanneyi öldürüp, altınları alıp kaçtılar. Hatta gittikleri yerde altınlar bitince yine bir yaşlı kadıncağızın daha kanına girmiş melunlar. Birkaç yıl sonra başka bir kasabada yakalanıp asıldıklarını da duydum. Ama benim adım hiç temize çıkmadı.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Dipsiz says:

    Sevgili Harun,

    Seni soyadından hatırladım ve aklıma Kompartıman Cadısı geldi. Çok çok eskilerden bir isim görmek, sanki hiç ayrılmamışlar gibi gidenlerin geri gelmesi ne kadar güzel.

    Ruh durumu tahlillerin, tasvirlerin ve hikayenin içinde geçtiği mekanları atlamadan çizebiliyor olman hiç değişmemiş.

    Keyifle okudum
    Eline ve düş gücüne sağlık
    Sevgiler
    Dipsiz

  2. Sevgili Dipsiz,

    Yıllar sonra bile hatırlanmak, iz bıraktığını bilmek güzel. Değerli yorumun için teşekkür ediyorum.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.