Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Küller Peşinde

Yüzüne çarpan ağır güneş ışığıyla uyandı küçük çocuk. Mini minnacık ellerini gözlerine götürdü ve uyku sersemliğiyle gözlerini yavaşça sildi ardından kollarını geri attı ve küçücük ağzını olağanca açıp esnedi. İşte tamda bu anda bir gariplik hissetti küçük çocuk. Önce sağ tarafına baktı, sonra soluna. Bir anda kendini yıllardır uyuyormuş gibi hissetti. Hiddetle ve şaşırarak gözlerine iyice açtı ve sağına, soluna tekrar baktı. Evinde değildi. Burası zaten onun evi olamazdı burası duvarları gri, içi bir mezbahan kadar soğuktu. Hemen arkasını döndü, kardeşi ve annesi de yanındaydı. Bu ona birazcık güven verse de hala korkuyordu. Hemen bir kaplan gibi annesinin üstüne atladı ve

-Anne kalk, anne, anne kalk.

Olivia yavaşça yattığı yerden kalktı, kalkar kalkmaz ilk yaptığı şey oğlu Joshua’ya doğru okkalı bir tokat sallamaktı fakat Joshua buna alışkın olduğu için gayet sakince çevik bir hareketle geri doğru bir hareket yaparak annesinin tokadını boşa çıkarmıştı. Olivia yavaşça uyku sersemliğinden normale dönüyor, gözlerini tam manasıyla açıyordu. O gözlerini açar açmaz demir kapı yere sürterek müthiş yükseklikte tiz bir ses Joshua’nın küçük kardeşi Daniel gözlerini ağlayarak açtı. İçeri maskeli iki adam girdi ve biri Olivia’yı kolundan tutarak adeta sürüklerken diğeri ise bir elinde Daniel almış diğer eliyle ise Joshua’nın sol omzunu biraz sıkarak geldikleri kapıya doğru aynen yürümeye başladı. Olivia kıpırtısız bir şekilde neler olduğunu anlamaya çalışırken, Daniel ağlıyor Joshua ise elinden geldiğince kurtulmak için çırpınıyordu. Fakat adam Joshua her çırpındığında biraz daha çok sıkıyordu. Kapıdan çıktıkları gibi geniş bir koridora girmişlerdi koridorun tam karşısında hayal meyal görünen onlarca simsiyah giyimli insan vardı. Olivia biraz daha yaklaşınca fark etti ki içlerinden biri diğerlerinden ayrılıyordu giydiği giysinin rengi dahi farklıydı, o beyaza yakın bir gri giyiyordu bu da Olivia’ya ya göre onun patron olduğunu gösteriyordu. Olivia bir anda irkildi çünkü kocası yanında değildi, bu uzun zamandır ilk defa oluyordu çünkü kocası o ne zaman zor durumda olsa o zaman onun yanında olurdu. Bu durumu garipsemişti. Fakat bir anda aklına onun… Hayır, hayır böyle bir şey olamaz. Kocası bütün İngiltere’nin en iyi polisiydi. Onu öldürmek imkânsızdı… Değil mi?.. Bunları aklından çıkarmak istiyordu. Bir anda tekrar onlara ne olacağını düşünmeye başladı. Bu sanki biraz daha korkunçtu. O,bunları düşünürken hemen o adamların yanına varmışlardı. Olivia patronları olduğunu düşündüğü kişinin yüzüne çok dikkatlici bakıyordu. Zaten ondan başkasının yüzüne bakamazdı çünkü hepsinin yüzü kar maskeleriyle kapalıydı. Yüzünü adam gibi göremeden O’nun kendisine doğru yürüdüğünü fark etti. O an kalbi o kadar çok atıyordu ki sesini birkaç metre ötedeki Joshua bile duyuyordu. Bu Joshua’yı heyecanlandırsa da soğukkanlılığını koruyarak etrafı ezberlemeye çalışıyordu. Etrafına dikkatlice bakınırken annesine doğru yürüyen adamın elindeki telefonu fark etti. Joshua telefonun diğer ucunda kim olabileceğini düşünürken o adam çoktan annesinin yanında olmuştu. Bir anda elinde telefon bulunan elini annesinin yüzüne doğru getirdi. Ve diğer eliyle çok sert bir tokat attı annesine. Bu “şlakkk” diye ses bütün koridorlarda yankılanıyordu fakat bir saniye kadar sonra bu sesi Olivia’nın bağrış sesi. Ve bundan da bir saniye sonra telefondan gelen okkalı bir küfrün sesi almıştı. Buna karşılık olarak elinde telefon bulunan adam sakin bir sesle;

-William, ister misin küçük oğlun sana iki parça gelsin ahmak herif? He ister misin?

-İstemem. Söyle ne istiyorsun.

-Söyledim ya odun kafalı ahmak. 7 saat içinde sana faksladığım yerlerdeki külleri en alttaki yere getireceksin, bir kişiden fazla kişi bunu bilmemeli.

-Niçin?

-Sen bilmezsin biliyorum ama Türklerin bir sözü vardı derler ki “iki kişinin bildiği sır değildir.” Fakat ben sana ikinci kişi bilebilir diyorum ve külleri istiyorum, dedi.

Tam telefonu kapatacaktı ki telefondan,

-Olivier sana külleri getirim onları sana yedirec!..

Haykırışı geldi. Adam arkasını dahi dönmeden. Sol elini havada “götürebilirsiniz” anlamında salladı. Adamlar Olivia’nın yerden kalkmasına dahi izin vermeden kolundan tutarak mermer zeminde sürükleyerek hücresine tekrar götürdü.

***

William, adeta yırtınarak çalan çalar saatini susturmak için saate doğru bir hareket yaptı fakat çok uzakta olduğu için ıskaladı ve alışkanlığı olan yatağın en ucuna yatmak alışkanlığı yüzünden dengesini kaybetti ve yüzükoyun yere düştü. Ama gülümsedi. Çünkü dünyadaki en sevdiği kişi olan karısının onun için kurduğu ufak bir tuzaktı bu o kalkacak ve tekrar karısının dudağına bir öpücük konduracaktı, karısı her zamanki gibi yeni uyanmış gibi yapacaktı ve yavaş yavaş yattığı yerden kalkıp o da William’ın yanağına bir öpücük konduracaktı daha sonra el ele bahçeye çıkacak ve karısının on dakika öncesinden hazırladığı sıcak çikolatayı beraber içecek ve yarım saat saçma gelecek hayalleri kurduktan sonra okula gitmesi için oğulları Joshua’yı kaldırıp hep beraber kahvaltı edeceklerdi. O bunları düşünerek usul usul  olduğu yerden kalkarak sakince arkasını döndü. Fakat karısını göremedi maalesef. Büyük ihtimalle bu sefer zamanlaması şaşmıştı ve sıcak çikolatayı hazırlamak için biraz geç kalkmıştı. Tekrar gülümsedi ve asker usulü geri dönerek kapıya doğru yürümeye başladı. Tam bu sırada telefon çalmaya başladı. William tekrar aynı şekilde arkasına döndü. Ve mutlu bir şekilde telefona doğru yürüdü ve açtı,

-Alo

-Willi, acilen merkeze gelmelisin, dedi ve telefon kapandı.

Bir anda William’ın bütün mutluluğu kaçtı. Telefonun diğer ucundaki William’ın amiri Amr adlı bir Arap’tı. Bu adam o kadar zekiydi ki eğer polis olmasaydı kesinlikle bir icat yapardı. William bu sefer normal bir şekilde arkasını döndü ve yavaşça tekrar kapıya doğru yürüdü. Bir kaç adım attıktan sonra telefon tekrar çaldı. Willi ellerini havaya kaldırdı ve sertçe kendisine vurdu ve asker selamı verip arkasını döndü ve telefona doğru koşar adımlarla gitti, telefonu açtı ve telefonun ucundaki adam konuşmaya başladı,

-Merhaba “Willi”. Bana Olivier diyebilirsin. Ailen elimde, 7 saat içinde sana faksladığım yerlerden (bir anda faks makinesinin sesi gelir) külleri alıp en altta yazan yere getir, dedi ve “şlak” diye bir sesin ardından karısının bağrış sesi geldi Willi bu sesin ardından sert bir küfür etti ve biraz daha konuştuktan sonra Willi bu adamların ciddi olduğu kanısına varmıştı bile. Willi bu duruma o kadar sinirlenmişti ki çocuklarını bile düşünmeden hemen üstünü değiştirdi ardından asistanı Cooper’ı aradı ve,

-Coopi, dedi ve elindeki kağıda bakarak “Spddy Bnky”nin önüne ağır hırkamı, kılıç cetvelimi, patlayıcı çantamı, çakmağımı ve gaz pompalı kravatımı getir, dedi ve kapattı.

Evden adeta fırlayarak çıktı ve Ferrari Fiorino’ya atlayarak en son hız “Spddy Bnky” bankasına doğru yol almaya başladı.

***

Bankanın önüne geldiğinden Cooper orda onu bekliyordu Cooper kaş işaretiyle karavanını göstererek eşyaların orda olduğunu işaret etti. Willi hızlıca içeri girdi ve bir memur gibi giyindi ve hızlıca dışarı çıktı. Çıkarken Coopi’ye eliyle “gel” işareti yaptı. Coopi bu işaretiyle hemen Willi’nin peşine takıldı ve beraber bankaya girdiler. İçeri girdikten sonra William görevlinin kulağına,

-Yüksek miktarda para çekeceğim, dedi ve x-ray cihazından geçti ve doğruca müdürün odasına yöneldi.

Müdürün odasının kapısının önüne gelince Coopi elindeki insan yüzü gibi maskeyi Willi’ye uzattı ve,

-Burnunun uzayıp kulağının küçülmüş hali, dedi ve oradaki banklardan birine oturdu.

Willi kapıya iki kere tıklattı ve içeri girdikten sonra müdürün iki yanındaki cılız korumaları görünce güleceği gelse de kendini tuttu ve hiçbir şey yapmadan hemen hırkasını çıkararak müdürün sağ tarafındaki korumanın yüzüne fırlattı. Hazırlıksız yakalanan koruma kanlar içinde yere yığılırken arkadaşı çevik bir el hareketi yaptı ve Willi daha ne olduğunu anlamadan havada uçan bir sopa ve onun üstüne gelen bir vazo gördü. Willi ellerini ağzına götürdü ve ıslık çaldı bunun hemen ardından Coopi içeri adeta daldı ve zıplayarak vazoya sert bir tekme attı ve sopayı yere indirmek için tutundu. Fakat sopayı yere indirme denemesi başarısız olmuş ve üstüne üstlükte havada asılı kalmıştı. Willi bu duruma çok şaşırmış bir durumda etrafına bakınırken sopanın, adamın elinin yaptığı hareketlerin aynısını yaptığını fark etmişti. Çünkü adam elini bir kere salladı ve sopada hızlı bir hareketle havada bir kez döndü ve Coopi’yi savurarak kapıya doğru fırlattı. Coopi kafasını tutarak bayıldı ve Willi bu “fantastik” rakibe karşı tek başına bıraktı. Willi kapıya doğru koştu ve kapıyı açma ihtiyacı dahi duymadan dışarı çıktı. Hemen çantasını açtı ve içinden demir cetvelini çıkardı. Ve cebinden de çakmağını çıkararak cetveline doğru tuttu cetvelinin demir rengine boyanmış tahtadan kısmını yaktı ve cetveli bir kılıç görünümü aldı. Bu Willi’nin en beğendiği silahıydı. Hemen ayağa kalktı ve hiddetle içeri koştu içeri girer girmez kılıcını korumaya doğru fırlattı ve bu da koruma için ani olduğu için hareket dahi etmeye fırsat bulamadan kılıcı alnında hissetti. Bütün bunlar olurken bütün soğukkanlılığıyla gülümsemeyi kesmeyen müdür bir anda gözlerini büyülttü ve adamının alnından kılıcı çekti ve Willi’ye doğru koşmaya başladı. Willi kravatını tuttu ve müdürün yaklaşmasını bekleyerek kravata bastırdı ve içeri bir koku yayılmasının ardından Willi bir eliyle ağzını tuttu ve diğer eliyle çantasından gaz maskesi çıkardı ve hemen ağzına taktı. Bu gaza Willi “kölelik gazı” diyordu ve kendi yapımıydı. Bu gaz insanları sersemleterek bütün sorulara –istemeseler de- tüm doğruluğuyla cevap verirlerdi. Willi hemen soruyu sordu,

-Küller nerde? dedi ve müdür masanın üzerindeki bir tuşa bastı ve açılan yerdeki tuşlarla “1927” yazdı  ve arkadaki duvar açıldı ve içeride sadece 2 tane “kül” vardı. Willi bunları çantasına koydu ve kapıya doğru yürüdü, yürürken Coopi’ye bir tokat indirdi. Tokatın etkisiyle Coopi uyandı ve ilk sözü,

-56.34.86 oldu.

Willi gülümsedi ve yine sakince dışarı çıktı dışarıdan kimse ne olduğunu bilmediği için hiçbir problem olmadan dışarı çıktı ve ikisi de Willi’nin arabasına bindi fakat bu sefer sürücü koltuğunda Coopi vardı. Willi kalemini çıkardı ve kâğıtta oranın üstünü çizdikten sonra,

-Sahile gidiyoruz, işimiz balıkçılarla, dedi.

Coopi hiç ses çıkarmadan emre itaat etti ve hemen gaza basıp sahile doğru yol almaya başladı.

***

Sahile geldiklerinde önce Coopi sonra Willi arabadan indiler. Willi önce geçti ve Coopi de onu takip ederek bir balıkçı kulübesine girdiler. İçerde yaşlı ve ama bir balıkçı vardı. Adam,

-Heeh. Sizi bekliyordum Anka avcıları. Benden asla küllerimi alamayacaksınız, dedi.

Willi, “Anka Avcıları” tabirini ilk olarak anlamasa da daha sonra “Zümrüdü Anka” kuşunun küllerinden doğduğunu hatırladı. Ve artık emindi ki onlar çok kötü bir işin içine sürüklenmişlerdi. O bunları düşünürken Coopi’de bir yanda bu yaşlı adamla kavga ediyordu –buna kavga etmek denirse.

Tabii ki çünkü bir yumruk dahi atamamıştı-. İşin kötü yanı William en etkili silahlarını kaybetmişti şimdi elinde bulunan diğer silahlar öldürmek içindi. Yapacak bir şeyi yoktu ya dövüşerek olağanüstü dövüşçüyü yenecekti –ki buna kendiside inanmıyordu- yada onu öldürüp külleri kendisi bulacaktı. Willi,

-Coopi biraz dayan bir şeyler düşünmem lazım.

-Şef acaba dövüşürken düşünemez misin? dedi.

Willi biraz düşündükten sonra arabadaki levyesi aklına geldi ve,
-Tamam düşündüm, dedi ve hızlıca dışarı çıkıp arabasına doğru koştu, hemen koltuğun altından levyeyi aldı ve hemen kulübeye geri koştu. Willi kulübeye vardığında Coopi’yi kapının hemen yanında yerde yaşlı balıkçıyı ise sandalyesinde puro içerken gördü. Onun tekrar geldiğini fark eden balıkçı purosunu yavaşça masaya bıraktı ve ayağa fırladı. Bunu gören Willi levyeyi arkada tutarak balıkçıya doğru bütün hızıyla koşmaya başladı, adam bunu ayak seslerinden anlamış olacak ki hazırlandı. Willi hızlıca elindeki levyeyi kaldırdı ve kaldırdığının iki katı hızla adamın kafasına doğru indirdi bunu fark ettiği gibi levyeyi yakaladı ve çekerek Willi’nin elinden aldı. Bunu gören Willi iki-üç adım geri atarken, balıkçı da bu anda levyeyi ikiye büküyordu. Willi nefesini tuttu ve alabildiğince az sesle balıkçıya doğru yaklaştı. Balıkçı tam olarak sesin nerden geldiğini çözemiyordu çünkü aynı zamanda birde rüzgar sesi vardı bu balıkçının kafasını karıştırmış ve heyecanlandırmış olacak ki sağa-sola saçma sapan yumruklar sallıyordu. Willi sessizce eğildi ve o durumda bir adım attıktan sonra adamı ayağından çekip onu yere düşürdü ve elindeki levyeyi alıp boğazına dayadı. Balıkçı tam yolun sonuna geldiğini düşünürken Willi’yi bütün gücüyle iteledi. Willi son anda balıkçının boğazına yapıştı ve balıkçınında kendisiyle beraber adeta uçmasını sağladı. Adam o kadar güçlüydü ki Willi’yi dışarı kadar itebilirdi fakat Willi adama tutununca sadece kapıyı kırarak durdu. Bu yüksek sesle Cooper ayıldı ve kafasını bir kez salladıktan sonra ayağa kalktı adamın ve şefinin yerde olduğunu görünce onu tuttu ve kulübeden dışarı çıkardıktan sonra bir tokat attı. Adam hiçbir şey yapmıyordu sadece kuşu bile incitmeyecek basit yumruklar atıyordu. Cooper onla dalgasını geçerken Willi ayağa kalktı ve neler olduğunu anlamak için etrafına bakıyordu daha sonra Cooper’a eliyle “çekil” dedi ve balıkçının saçlarından tutarak,

-Küllerrrr!.. diye haykırdı.

Balıkçı hemen arkasını döndü ve William’a bir yumruk indirdi. Fakat bu Willi’yi gıdıklandırmak dışında hiç bir şey yapamadı. Bunu gören Cooper konuştu,

-Efendim sanırım bu “fantastik” arkadaşımız, güneşte etkisini kaybediyor, dedi.

William sert bir kahkaha attı ve balıkçıya bir tokat indirerek,

-Hadiiiiiii. Külleri ver aksi takdirde sana 3 saat boyunca aralıksız akıl almaz işkenceler yaparım ki benim işkencelerim çok ünlüdür.

Adamın korkusu gözünden anlaşılıyordu Coopi konuşacağını anlamıştı o tam gülümsedi ki Balıkçı,

-Çekmecedeki altın balığın karnında,dedi.

Coopi hemen kulübeye koştu ve masadaki çekmeyi açtı içeride gerçekten adamın dediği gibi “saf” altın bir balık vardı. Cooper balığı alıp hemen şefinin yanına koştu ve,

-Efendim bu adam deli. Saf altından bir balığı var fakat hala bu kulübede yaşıyor,dedi.

William hafif gülümsedi ve balığı eline alarak ortadan ikiye kırdı o kırar kırmaz üç tane kül yere düştü. Yaşlı balıkçı küllere doğru bir hareket yapsa da bunu fark eden William üzerindeki hırkasının fermuarındaki ufak bıçağı adamın boğazına sapladı. Adam adeta böğürerek öldü. William hiç tepkisiz bir şekilde eğildi ve külleri aldı. Daha sonra onu arabada bekleyen Coopi’ye,

-Prusias Pastanesi’ne gidiyoruz,dedi neşeyle ve hemen arabaya atladı.

***

Pastanenin 300m önünde Willi, Cooper’a eliyle dur işareti yaptı. Cooper durdu ve arabadan inip bagaja doğru yürüdü ve bagajı açıp bagajdaki “Dragunov”u aldı ve arabanın önünden 6-7 adım ötesinde yere yattı ve dürbünle pastaneye doğru baktı ardından,

-Evet efendim 4 kişiyle beraber ordalar. Ben burada kalıyorum değil mi efendim?

-Evet eğer ani bir hareket olursa gözünü kırpmadan ateş et, dedi ve sürücü koltuğuna geçerek elinden geldiğince hızlı bir şekilde pastaneye doğru gitti. Varması çok uzun sürmemişti arabayı hemen durdurdu ve arabadan atladı. Olivier merdivenlere kadar indi ve,

-Vaay be beklediğimden çok daha hızlı, dedi ve elini uzattı.

Willi hiç tepkisiz bir biçimde sert bir bakış attı ve,

-Ailemi ver, dedi.

Olivier biraz korkmuştu fakat en az onun kadar sert bir tavırla,

-Külleri göreyim,dedi.

Willi demir çantasını kaldırdı ve açıp ona gösterdikten sonra,

-Bunları niçin istiyorsun anka kuşunun yeniden doğmasını sağlamak için mi?

-Hayır! diye gürledi Olivier. Daha sonra güldü ve,

-Onlar benim vücudumun külleri bu vücut benim kendi vücudum değil benim vücudum bu küllerde hapis. Ben bu küllerle tekrar doğucağım, dedi.

William gülümsedi ve,

-Tabii alabilirsen dedikten sonra çantayı karısının yanındaki adama fırlattı ve Olivier’e sert bir yumruk attı. Tamda bu anda Cooper Josua’nın yanındaki adamın tam kafasına ateş etti. William parkesinin altından “A12 Gauge”sini çıkardı ve Olivier’ın beş-altı adım arkasındaki henüz şaşırmış durumdaki adama ateş etti. Adam kanlar içinde yere yığılırken Joshua ve Olivia, William’ın yanına doğru koşup sarıldılar. Bunu gören Cooper durdurup, sürücüsünü dövdükten sonra bindiği Renault Megane ile William’a doğru gelirken Coopi’nin göremediği adam William’a bir el ateş etti. William yere adeta bir su damlası gibi düşerken Olivia ona doğru koşarken. Joshua babasının vurulduğunu dahi fark etmemiş gibi davranarak yerde yatan Olivier’in silahını kaptı adama doğru 4 el ateş etti ve ikisini tutturarak adamı öldürdü. Uzaktan sesleri duyan Coopi korkuyla gaza tam güç bastı.

Küller Peşinde” için 2 Yorum Var

  1. Anka göndermesi güzeldi. Kül için düşündüğün konu da ilginçti, yani adamın küllerinden doğacağı fikri. Ama uzun cümlelerin hala devam ediyor ve anlatımını inanılmaz derecede yıpratıyor. Üstesinden gelmen gereken bir sorun bu…

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *