Öykü

Kutu

Başı ağrıyordu. Her tarafı ağrıyordu. Gözleri açılmamak için direniyordu. Etrafta yoğun bir balmumu kokusu vardı. Bir de yapışıklık. Vıcık vıcık hissediyordu. Doğrulmayı denedi ama boşuna. Kıpırdamaya mecali yoktu. Ona ne olmuştu böyle? Altındaki zemin sert ve sıcaktı. Evinde olamazdı, öyleyse neredeydi?

Ağrılı hal kısa sürdü. Bir süre sonra gözlerini aralayabildi. Gördüğü şey kırmızıydı. Kırmızı, tuhaf bir tavan. Dikelmek için elini yana attı fakat anında geri çekti. İnanılmaz sıcaktı. Yangın çıkmıştı da ortasında mı kalmıştı? Hayır. Bir kutudaydı. Kırmızı mumdan duvarları olan bir kutudaydı. Ve duvarlar eriyordu. Taban, üstünde durduğu kısım hariç metaldi. Onun altında halı vardı. Peki ortadaki işi neydi? Halının değil, onun. Öldürmeye çalışıyor olamazlardı. O zaman altına halı sermezlerdi herhalde. Hem de bayağı kaliteli bir halı, el örgüsü mü bu? Kafasını toplamaya çalıştı. Mum kokusu daha önce her ne verdilerse ondan da kötüydü. En son ne yaptığını hatırlamaya çalıştı.

Bir hafta kadar önce yurt dışı seyahatindeki arkadaşından bir paket gelmişti. Var Mısın Yok Musun’daki kutulara benziyordu. Farklı olarak dört kapağı vardı. Her kapağın mührü değişikti: Mavi yılan desenli, yeşil kelebek desenli, kahverengi manzara desenli ve kırmızı kübik desenli. Resimlerin detayları inanılmazdı.Her zaman küçük ayrıntılara bakmayı sevmişti. Arkadaşıysa genelde her şeyi genel algılardı. Belki bu sefer onu şaşırtmak istemişti. Kutunun yanına beyaz bir zarf iliştirilmişti. Şeffaf bantla ağzı kapanmıştı. Bandı da büyük ihtimal ağzıyla bölmüştü. Dikkatlice açıp içindeki notu okudu: Sadece birini seç, diğerleriyle çoktan yüzleştin. İmza yok. Cidden imza yok diye imza atılmıştı. Yazı arkadaşınınkine pek benzemiyordu. Pekala başkasına da yazdırmış olabilirdi. Belli ki ta oralardan ona oyun oynuyordu. Kutuya geri döndü. Bakışları kırmızı mühre takıldı. Üstündeki şekil diğerlerinden farklıydı. Adeta onu seçmesi için yalvarıyordu. Hasır ip parçasını çekti. Mum kırıldı. Kapağı kaldırdı.İçinde aynı mumla kaplanmış – ya da ondan yapılmış- başka bir kutucuk vardı. Biraz evirip çevirdikten sonra açılacak bir şey olmadığı sonucuna vardı. Arkadaşını aramayı denedi lakin ulaşamadı. Geri araması için mesaj atıp ortalığı topladı. Kutuyu ve zarfı kaldırdı, kutucuğu da sehpadaki bibloların arasına kattı. Sonrası yoktu.

Kutuyu inceledi. Ayağa kalkabileceği kadar yüksek, gergin gergin turlayabilecek kadar genişti. Eğer zemin bu kadar sıcak olmasaydı yapacağı tam da buydu. Ne yazık ki çıplak ayakları o ısıya birkaç saniyeden fazla dayanamazdı. Bağdaş kurup arkasına yaslandı. En azından halıyı köşeye koymuşlardı. Başını tavana çevirdi. Sonradan kapatılmış alan pürüzsüz yüzeyi bozuyordu. Gözleri tavandan zemine kaydı. Çaprazı haricindeki köşeler mükemmel bir biçimde birleşiyordu. O köşede ise ufak bir çıkıntı vardı. Ona odaklandı. O şey çıkıntı değildi, kutucuktu! Daha önceki kutudan çıkanla aynı duruyordu. Onu bir şekilde almalıydı. Kurtuluş yolu o olabilirdi. Ama uzanıp almak için fazla uzaktı. Yerde yürümek imkansıza yakın görünüyordu. Halı da yere sabitlenmişti. Neden köşeye koymalılardı sanki, diye düşündü, ortada olsa uzanabilirdim belki. Ayağa kalktı. Tüm cesaretini topladı, derin bir nefes aldı ve koşmaya başladı. Kutucuğu kendi minik halısından alana kadar tabanları yanmıştı bile. Kendini ona ayrılan köşeye zor attı. Nefes nefese kalmıştı. Başı dönüyordu. Yo, hayır; sadece başı dönmüyordu, oda da biraz dönüyordu. Koşarken fark edememişti ama beşik gibi sallanıyordu. Kutuyu tavandan sarkıtıyor olmalıydılar.

Sıcaklık gitgide artıyordu. Üstündeki paçavra sırılsıklam olmuştu. Elindeki kübü inatla inceledi. Yegane kusuru ufak bir çizikti. Oda yalnızca evine gelen aynı kutucuk olduğunu kanıtlıyordu. Onu buraya hapsedenler onu kaçırırken almış olmalılardı. Başka ne olabilirdi ki? Ellerini başının arkasında birleştirdi. Arkasına yaslandı. Duvar kaygandı. Doğrulup duvara baktı. Yumuşuyordu. Sıcaklık fazlasıyla artmıştı. Duvarlar eriyordu. Nefes almak her an daha da zor oluyordu. Kutucuğu bir anlığına metal zemine düşürdü.Tıslayan kutuyu hemen geri aldı. Yere değmiş olan yüzeye baktı. Mumun büyük kısmı erimişti. Köşelerden biri altın renkliydi. Küpü yere bastırdı. Aşınan yüzeyi tamamen eritti. Çok geçmeden parlak kutunun oymalarını temizliyordu. Hâlâ açacak bir yer yoktu. Desenleri gözden geçirdi. Bunları daha önce gördüğüne emindi. Tabi ya, halı! Halının en dip köşesi aynı süslemelere sahipti. Bastırdı. Diğer yerler gibi sert değildi. Köşe sağlam yapışmamıştı. Halıyı kaldırdı. Altında elindekiyle uyumlu görünen bir delik süngerle kapatılmıştı. Tıkacı çekti. Kutuyu yerleştirdi. Anahtar yerine yerleşmişçesine bir ses geldi. Halının olduğu alan kutudan aşağı düştü.

Etraf beyaz floresanlarla aydınlatılmıştı. Yerler ve üstündekiler kırmızı noktalarla doluydu. Mum kokuyordu. Kırmızı kıyafetli üç kişi önünde duruyordu. Çevreye bakındı. Sağındaki camdan sönmüş ateşin üstünden kırmızı odayı indirdiklerini gördü. Demek bunca zamandır tam altında ateş yanıyordu.

Önündekilere döndü: “Kimsiniz siz? Benden ne istiyorsunuz? Bunlar da neyin nesi?” Ortadaki kadın elini havaya kaldırdı. Serçe parmağından omzuna kadar tenine işlenmiş kırmızı taşlar parlıyordu. Yüzü aynı taşlardan örülme bir tülle örtülüydü. Eliyle üçten geriye saydı. “Beni tanıyorsun.” Başını hayır anlamında salladı.

“Kim olduğun hakkında bir fikrim yok. Şimdi cevap ver. Neden buradayım? Arkadaşıma ne yaptınız?” Kadın, hareketini tekrarladı. “Hiçbir şey. O hiçbir şey bilmiyor. Şimdilik.” Sesi gayet sakindi. “Bu kadar çok uyuşmana rağmen testi geçebilmen hayret verici. Beni her gün daha çok şaşırtıyorsun.” “Sen ne-” Bir anda hatırladı. Burada daha önce de durmuştu. Bu kadınla daha önce de konuşmuştu. Bir haftadır aynı şeyi yapıyordu. “Sonunda hatırladın.” Sesinde ürpertici bir neşe vardı. “Her şeyi baştan açıklamam gerekecek sanmıştım.”

Ayağa kalktı. Bu kadarı da fazlaydı.”Yeter! Sana bin kere söyledim, katılmayacağım. Delinin tekinin kurduğu ahmak bir tarikata asla girmem. Bu işkence daha ne kadar sürerse sürsün sana boyun eğmem.” Kadın sırıttı. “Gerçekten de giriş testini saçma mı buluyorsun? Biliyorsun, bize katılırsan daha iyilerini hazırlamak senin görevin olacak. Üçten fazla kez mum oda testini geçtin. Bu seni direkt üst rütbelere koyar. Ve reddetmen sadece, seni yeni dünyada ezilecek böceklerin arasına katar. Benim ve bana inananların hâkimiyetinde.” Kadın elini ona doğru uzattı. Uzattığı eli ittirip kadının boğazına yapıştı. Sus lan, yeterince dinledim bu deli saçmasını! Bak ya beni evime geri götürürsün ya da seni hemen şimdi gebertirim. Senin dünyaya hâkim olacağın falan yok. Özel güçlerin de yok. O takipçilerin de bir avuç sersemden ibaret.

“Diğerleri müdahale etmeden kadın onları bir el hareketiyle durdurdu. Sonra ellerini boğazındakilerin üstüne koydu. Ondan kolayca kurtuldu. O, geriye sendelerken kadın kendini topladı.” Hâlâ mı inanmıyorsun? Bak, karşı koyamıyorsun. Nasıl sıradan bir insan olabilirim ki ha?”.”Eğer günlerce zehir dolu bir odada kalsan sen de güçsüz düşerdin. Fiziksel olarak tek farkın koluna sapladığın çakıl taşları. Beyninse normal çalışmayı zaten aşmış. Hele bir kurtulayım, ilk iş seni tımarhaneye gönderteceğim. Kafanda tahta falan kalmamış, tüm balatalar yalama olmuş.”

Omzuna gelen tüftüf onu sersemletti. Dizlerinin üstüne çöktü. Kadın eliyle yüzünü kendisine döndürdü.” Teslim ol.”. “Asla.” Son gördüğü şey kadının yerde sürünen eteğiydi.

Elinde bayıltıcı tutan adam, yüzü örtülü kadına sordu:” Efendim, onu daha fazla burada tutmak güvenli mi? Bizi çökertebilir.” Kadın yüzünü ekşitti. “Ne zamandan beri beni sorguluyorsun?” Adam başı önünde geri çekildi. Kadın devam etti: “Ya bizimledir ya ölü.”

Dilek Elmas

Kutu” için 3 Yorum Var

  1. SJack dedi ki: dedi ki:

    İlginç bir tarikatla karşı karşıyayız. Öyküde görmek istediğim tek şey de bu gizemli topluluk ve amacı hakkında biraz bilgi. Böylelikle aklımda soru işareti olmazdı.

    Kaleminize sağlık.

  2. Bir kurgunun başlangıcıydı. Keşke biraz daha bilgi olsaydı. Arkadaşına ne oldu? Bu tarikatla nasıl tanıştı? Kadının yanındaki adam, acizliğinden bitap düşmüş karakterin neden onları çökerteceğini düşünüyor? Sorular ve sorular. Özetle merak uyandıran bir öyküydü. :+1::+1:

  3. nkurucu dedi ki: dedi ki:

    bu tarz kısa öyküleri seviyorum. kutunun kadına gönderilme amacını merak ettim sadece. nasıl üye seçiliyor? tarikatin amacı sadece tarikat olmak diye düşünüyorum. onlarca örneği var. herhangi kötü bir tanesi benim için seçilip hayal edilebilir. yani tarikat detayının eksikliği beni rahatsız etmiyor. elinize sağlık ben beğendim.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!