Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Luna da Luna

Ay’ın zalim bir sevgili olduğunu söylerler. Bana kalırsa, Ay, zalim bir sevgili olmakla birlikte pek çok şeydir de. Zalimliği biricikliğinden, daha doğrusu biricik oluşunu biliyor olmaktan ileri gelir. O insan sanatının tam kalbinde durur. Aşkın sembolüdür, aynı zamanda zamanın da biraz efendisidir.

Günün kıymetini çoğu insan hakkını vererek bildirmez. Gün hayatın tüm ağırlığını taşır, yine de övgüler geceyedir. Hava karardığında evlerimize kapanırız. Günden gizlediklerimizi çekinmeden sunarız Ay’ın huzurunda. Gece en güzel örtüdür. Karanlıkta kişinin kendi gerçeği daha az rahatsız edici gözükür. Biz bu gerçeği unuturuz. Ama ay görür. O en derin sırların Kraliçesidir. İster İlk ister Son Dördün olsun. Gerçeği tüm çıplaklığı ile görür ve gördüğü gerçek onu pek memnun etmeyince daha bir zalim olur. Peki gecede güzellikler yok mudur? Vardır elbette. Gece aşka ve büyüye en yakın olan şeydir. İşte Ay’ı hâlâ Dünya’nın yörüngesinde döndüren şeyler de bunlardır.

İnsanlar, Ay’ın hareketinin medcezire sebep olduğunu söyler. Ancak gecenin güzelliği ve insanın gecedeki zalimliği Ay’ın benliğindeki en büyük medcezirlere sebep olur. Ay, o vakit deli gibi bir şey olur. Bu yüzden bu gelgitli deliliğe “Lunatik” derler. Ay delilerin gelgitli kraliçesidir. Ay, hem kendi etrafında hem de Dünya’nın etrafında deli gibi dönüp durur. Ona ait olanlar, tüm lunatikler, her gece, Ay’ın hangi fazda, hangi burçta durduğuna bakmaksızın, yeryüzünün en kadim destanını yazmak için gecenin ilk işaretlerini beklerler. Hava iyice karardı mı, haşmetli kraliçe semavatta belirir. O zaman tüm lunatikler huzura çıkar. İnlerinden, karanlık ormanlardan, kuyularından, tekinsiz sulardan ve sırlı dehlizlerden, hayallerimize ve kabuslarımıza karışmak için. Bu sebepten Ay’ın altındaki ürperişlerimiz sebepsiz değildir. Biz, lunatiklerden korkarız, bilhassa dişilerinden ama onları ölesiye merak ederiz. Bu dünyada yaratıkları sevenler de mevcuttur. Onlar kendilerinin canavarlardan bile daha tuhaf olduğuna inanırlar. Gece uyanık kalanlar, durmadan düşünü düşleyenler. Kalpleriyle, ellerindeki mürekkep lekeleri ve üstündeki izleri silinmiş klavyeleriyle içlerindeki bilinmezliği anlamlandırmaya çalışırlar. Bazıları içiyle ilgili tutarlı tahminlerde bulunamaz. Kimisi, içinin göklere uzanan bir kule mi? Yoksa dipsiz bir kuyu mu olduğunu bilemez.

Ay her şeyden de çok aynadır. Canavarlarına baktığımızda kendimizi görürüz. Bu yüzden her gece aynı destanı tekrarlar dururuz. Tüm lunatikler ve gecenin tüm huzursuz ruhları. Haşmetli kraliçenin huzurunda, gümüş rengi kadehlerde varlıklarımızı sunarız. Kalplerde binlerce his, kraliçede onlarca yüz ve ağızlarda tek bir nida “Luna Da luna.” Senden daha büyük bir sevda yok.

Özge Yüksel

15 Temmuz 1994’te doğdum. Tarih okudum ve hayatta en çok okumayı ve yazmayı seviyorum. Gizemli ve mistik olan şeylere oldukça meraklıyım. Fantastik kurgular yazarım ve henüz tamamladığım bir romanım var. Boş olmayan zamanlarımda havacılık ile meşgulüm.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Avatar for UlianaHippogrief UlianaHippogrief says:

    Merhabalar,

    Öykü oldukça kısaydı, bir solukta bitirdim.

    Konusuna ve temasına gelecek olursak, hem eğitimim gereği hem de kişisel ilgi alanlarım dolayısıyla en ilgili olduğum alanların elementlerini içerisinde barındırıyordu bu hikaye. Özellikle tarikatımsı bir methiye şeklinde ifade ediliş biçimi çok hoşuma gitti doğrusunu söylemek gerekirse.

    Sadece biraz yarım hissettirdi sonunda bana bu hikaye. Evet o anlık vermek istenilen duygu okura çok güzel bir şekilde geçiyor fakat ismini koyamadığım birtakım eksiklikler mevcut gibi geldi bana hikaye akışında. Zannımca biraz daha uzun olsa bu durum oldukça törpülenebilirmiş.

    Elinize sağlık.

    Diğer seçkilerde görüşmek dileğiyle. :slight_smile:

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.