Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Masal

Masanın üzerinde çalmakta olan telefon tam kapanmak üzereyken koştu ve telefonu eline aldı. Arayan karısı Şule’ydi.

“Efendim.”

“Uğur gelmen gerekiyor.”

“Nereye, ne oldu?”

“Doktorlar Zeynep’in kan değerlerinin yüksek çıktığını ve fakülteye gitmemiz gerektiğini söylediler.”

“Ne demek bu?”

“Kızımızın rahatsızlığı ciddi.”

“Ciddi derken.”

“Basit bir hastalık olmadığını lösemi olabileceğini söylediler.”

“Lösemi mi?”

Lösemiyi duyan Uğur şok olmuştu. Şokun etkisiyle elindeki cep telefonu yere düştü. O anda aklından bir dünya olumsuz şey geçti. Ne demekti bu, canları, biricik kızları lösemi miydi? Ölümün soğuk nefesini ensesinde hissetti. Bir an keşke ben hasta olsaydım diye düşündü. Kendine geldiğinde telefonun elinden düşmüş olduğunu farketti. Eğildi yerden telefonunu aldı ve apar topar üzerini giydikten sonra çalıştığı kurumun müdürünün kapısını çaldı, sonra da koşar adım arabasına gitti. Yolda Şule’yi aradı ve fakültede buluşalım dedi.

Fakültenin girişinde karısı Şule ve kızı Zeynep’le buluştular. Ellerinde ki tahlillerle birlikte kayıt bölümüne gittiler. Kayıt bölümünde işlemlerinden sonra görevli ellerine bir kağıt verdi ve hastanenin 2. katına çıkmaları gerektiğini söyledi. Hastanenin 2. katına çıktılar ve beklemeye başladılar. Birazdan isimleri anons edince doktor odasına yöneldiler.

Beyaz önlüklü, bembeyaz saçlı babacan bir doktor vardı odada. Selamlaşma faslının ardından, doktor önce küçük kızla ilgilendi. Altı yaşında ki Zeynep’ e hal hatır sorduktan sonra tahlilleri inceledi. Tahlillere bakınca o güler yüzlü, babacan tavırlı adamın çehresi bir anda değişti. Hiç bir şey söylemeden bir kağıda bir şeyler yazdı ve Şule’ye uzatarak,

“Hanım efendi, küçük hanımla birlikte şu tahlilleri yaptırıp gelirmisiniz? Biz de bu arada Uğur beyle biraz laflarız.”

Zaten korkudan kendinden geçmiş olan Şule kızının yanında bir şeylerin konuşulamayacağını anladığı için çaresiz doktorun elinde ki kağıdı aldı.

“Tabii ki hocam, hadi gidelim bebeğim.”

Onlar odayı terkedince yaşlı profösör Uğur’a kendinden emin bir şekilde,

“Uğur Bey elimizde ki tahlillere göre kızınız çok hasta. Muhtemelen lösemi. Umarız geç kalmamışızdır. Bu tür hastalıklarda erken teşhis çok önemli.” dediğinde Uğur duyduklarının bir rüya, bir kabus olduğunu ve birazdan uyanması gerektiğini düşünüyordu. Tabi ya uyanınca bu babacan tavırlı, acı sözlü doktor gidecek her şey yoluna girecekti. Ama olmadı.

“Ne diyorsunuz hocam siz?”

“Bunları söylemek inanın kolay değil. Ama söylememek de çözüm değil. Şimdi size bir kaç tavsiyem olacak hastalıklar da biz tedavi uygularız ama hastanın ve tabii ki hasta 6 yaşında bir kız çocuğuysa ailesinin tedaviye ve iyileşeceğine inanması gerekiyor. Şimdi 6 yaşında bir kız çocuğuna bu hastalığı anlatabilmemiz mümkün değil. Bu nedenle Zeynep’ in hayatına olduğu gibi devam etmesini sağlayın bu arada da ne istiyorsa yapın. Eğer lösemiyse 2 – 3 yıllık bir tedavi süremiz olacak. Buna hazırlıklı olmalısınız. Böyle durumlarda insanlar hem daha duygusal, hem de agresif olabilirler. Bu yüzden ailecek birbirinize sımsıkı bağlanın ve sadece hastalığı yenmeye konsantre olun.”

Uğur çaresiz bir şekilde koltuktan kalktı, eşinin ve küçük kızının yanına gitti. Tahlilleri yaptırdıktan sonra uğradıkları doktor tahlillere bakınca, hastalığın kesin olduğunu 1 hafta içerisinde tedaviye başlayacaklarını, bu süreçte bir kaç ay sonra bir süre hastanede kalmaları gerektiğini söyledi. Küçük kıza her şeyin yolunda olduğunu sadece bir süre ilaç kullanacağını ve anneyle birlikte hastanede kalması gerektiğini kendi lisanlarınca izah ettiler. Hastaneden sonra lunaparka götürdükleri kızlarını içleri kan ağlasa da doyasıya eğlendirdiler.

Gece olup küçük kız yorgunluktan araba da uyuyakalınca Şule kızını odasına götürdü ve yatağına yatırdı. Birer kahve alan Şule ile Uğur birbirlerine baktılar ve sessizce için için ağladılar.

“Anne, anneeeee, anneeeeeeeeeeeeeeeeeee!”

Gözlerini açan Şule karşısında küçük kızını gördü. Eşiyle karşılıklı koltuklarda uyuya kalmışlardı. Ortalık aydınlanıyordu. Şule küçük kızını kollarının arasına aldı ve sıkıca sardı.

“Efendim bebeğim”

“Anne sen dün bana masal okumadın. Hani padişahın kızı uçan halıya binmişti, sen bana borçlandın.”

“Tamam bebeğim okurum” diyen Şule küçük kızını oturduğu koltuğa bıraktı, gitti elini yüzünü yıkadı. Masal kitabını aldığı gibi kaldığı yerden devam etti. “Padişahın kızı kötüler ülkesine vardığında onu cadılar karşılamış…” masalı biten Zeynep,

“Anne ben ne zaman uçan halıya bineceğim.”

“Uçan halı sadece masallarda olur kızım, belki bir gün masallar diyarına gidebilirsek seni bindiririz.”

bir hafta sonra tedaviye başlayan zeynep’i 2 ay sonra hastaneye yatırdılar. Uğur ve Şule, Zeynep hastane de sıkılmasın diye ellerinden gelen her şeyi yapıyorlardı. Sırf onun içinodasında ki nevresim takımından, bez bebeklerine kadar ne varsa hastane odasına taşıdılar.

Hastaneye yattıklarının 2. haftasında doktorlar Şule’ ye kemoterapi tedavisine başlayacaklarını, kızının saçlarının, hatta kaşlarının bile döküleceğini buna hazırlıklı olmalarını küçük kızı da bu duruma hazırlamaları gerektiğini söylediklerinde, kızını öyle düşünebilmek Şule’yi alt üst etti.

Şule o akşam Zeynep uyurken gelen Uğur’ a “doktorlar kemoterapiye başlayacaklarını, kızımızın bir haftaya kadar saçlarının ve kaşlarının dökülmeye başlayacağını, bu durumu ona nasıl izah edebilirim. Arkadaşlarından ve evimizden uzak olduğumuz için her gün beni sorgulayan Zeynep bu durumu kaldıramayabilir. Üstelik geçen gün koridorda dolaşırken saçları dökülmüş bir kaç tane çocuk gördü ve saçlarının neden olmadığını sordu.”

Aslında bunun olacağını bilen Uğur ne yapacağını bilemedi. Hiç bir karşılık vermedi Şule’ye, Sanki dili lal olmuştu öyle bakakaldı. Sonra oturduğu yerden kalktı, uyanmaması için Zeynep’ i usulca yanaklarından öptü ve düşünceli bir şekilde, sessizce hastaneyi terketti. Şule çaresiz kızının kalkmasını beklerken göz yaşlarına hakim olamadı. Başka zaman olsa Uğur’ a bu sessizlik için bağırır çağırır dünyayı zindan ederdi.

O günden sonra bir kaç gün hastaneye gelip, giden Uğur bir gün elinde bir masal kitabı ile geliverdi. Küçük kızına sarıldı ve bu gün baba sana yeni aldığı masal kitabını okuyacak dedi. Sonra kitabı okumaya başladı.

“Evvel zaman içinde kalbur saman içinde… karlar kraliçesinin küçük kızı prenses Zeynep’ in büyük annesi ana kraliçe kaçırılmış… Zeynep kötülerin ellerinden ana kraliçeyi kurtarmak için uçan halıya binmek istemiş. Annesi prensese uçan halıya binmenin şartının saçlarını ve kaşlarını kestirmek olduğunu eğer bunu yaparsa uçabileceğini söylemiş… Küçük prenses saçlarını ve kaşlarının gideceğini duyunca uçan halıya binmekten vazgeçmiş, ancak onun uçan halıya binme hayalini bilen annesi de saçlarını ve kaşlarını kestirmiş… Sonunda ana kraliçeyi kurtarmışlar ve uçan halıyla mutluluklar ülkesine gezmeye gitmişler.”

Masalı can kulağıyla dinleyen Zeynep “Baba bende uçan halıya binmek istiyorum ama halen saçlarımızı ve kaşlarımızı kestirmemiz gerekir mi?”

Baba gayet ciddi, “Tabii ki istersen saçlarımızı kaşlarımızı tamamen kestirelim, kel kalalım ve uçan halıya binelim.”

Şule de oyuna katıldı. “Evet yarın bir berber çağıralım hep birlikte traş olalım sonra da uçan halıya binelim.” Bunu dedikten hemen sonra uçan halıya binmemeyi kızına nasıl izah edeceğini düşünmeye başladı. Hatta içinden Uğur’ a söylendi. Ama küçük kızı Uğur gidene kadar uyumadığı için bu durumu onunla paylaşamadı.

Küçük kız diğer gün hastanede gördüğü herkese doktorlarına bile akşam babasının onu uçan halıya bindireceğini söyledi.

Akşam Uğur yanında bir berberle hastaneye geldi. Berber önce Uğur’u traş etti. Babasını bu şekilde gören Zeynep kahkahalar atıyordu. Sonra Zeynep biraz mırın kırın ederek saçlarını ve kaşlarını kestirdi. Sıra Şule’deydi. Zeynep “Anne mı en son sen bineceksin uçan halıya” derken genç kadın ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Şule de oturdu ve saçlarını, kaşlarını kestirdi. Birazdan eşinin ne yapacağını merak ediyordu. Çünkü bundan sonraki adımı hiç konuşmamışlardı.

Uğur berberi uğurladıktan sonra karısı ve kızına “hadi hazırlanın gidiyoruz uçan halı bizi bekliyor” dedi. Hep birlikte yola çıktılar ve Uğur’un çağırdığı bir taksiye binerek lunaparka gittiler. Lunaparkı gören Şule burada uçan halı yok ki diye geçirdi içinden. Resmen çuvallayacaklardı. Zeynep birazdan Uçan halı diye tutturacak, onlarsa şuna binelim, buna binelim diye onu oyalamaya çalışacaklardı. Lunaparkta biraz dolaştıktan sonra, uçan halı yazan yere geldiklerinde Şule şaşkınlığını gizleyemedi. Defalarca geldiği lunaparkta burayı hiç görmemişti. Onları binbir gece masallarından çıkma heybetli, garip giysili, pala bıyıklı, lamba cini gibi bir adam karşıladı.

“İşte uçan halıya binmek için gelen ve şartları yerine getiren benim gibi kel iki kişi birde prenses” dedi ve küçük kızı kucağına aldı. Hep birlikte kapıdan içeri girdiler. İçeride binbirgece masallarındaki gibi ama küçük bir saray, sarayda hizmetçiler, eski lambalar, flütle yılan oynatan adamlar vardı. Bir tarafta, periler, daha uzakta cadıların gölgeleri ve sesleri geliyordu. Hizmetçilerden biri “Kral, kraliçe ve Prenses geldiler toparlanın” dediğinde Zeynep’ in gözleri etrafı taradı. Ama kimseleri göremedi. Hizmetçi önlerine kadar gelip el etek öptükten sonra onları içeri davet etti. Sarayın içinde bir odaya götürülen Şule ve Zeynep kendilerine ayrılan kısımda Kraliçe ve prenses kıyafetlerini giydiler. Kıyafetten sonra Uğur hem güzel karısına hemde biricik kızına taçlarını taktı. Taç takma töreninin ardından kendileri için hazırlanan kraliyet sofrasında akşam yemeklerini yediler.

Yemeğin sonunda bir haberci müsade isteyerek içeri girdi, yerlere kadar eğilip el etek öptükten sonra “Kralım bildiğiniz gibi Kraliçe ve prensesin cadılar diyarından, ana kraliçeyi kurtarmaları gerekiyor. Bu nedenle bir an önce uçan halıyla yola çıkmalılar yoksa cadılar ana kraliçeye zarar verebilir.” Şule ve Zeynep yerlerinden kalktılar. Zeynep “ben bu görevi tek başıma da halledebilirim” dese de Şule “Ama ben de uçan halıya binmeliyim” dedi.

Görevli geldi ve onları alarak karanlık bir odaya götürdü. Odada yerde ışıl şıl bir halı vardı halının üzerine oturmalarını ve uçuş emrini vermelerini söyledi. Onlar halıya bindikten sonra Zeynep “Ey halı bizi Cadılar ülkesine götür” derdemez halı havalanmaya başladı. Etrafta vahşi kuşlar, koskocaman dinazorlar ve bir çok farklı yaratık vardı. Zeynep bu yolculuktan çok etkilendi. Gördüğü bazı yaratıklara dokunmaya çalıştı. Bazende korkup annesine sarıldı. Yolculuğun sonunda cadılar ülkesine geldiler. Buraya gelince uçan halı ağır ağır yere indi. İner inmez de, Zeynep ışın kılıcını çekti ve bir kaç cadıyı etkisiz hale getirdi. Tuzaklı yolu hızla geçtikten sonra parmaklıklar ardına hapsedilmiş Ana Kraliçe’yi kurtardılar. Ana Kraliçeyi de uçan halıya bindirdiler ve Uçan halıya saraya dönme emri verdiler.

Saraya döndüklerinde Uğur, periler, hizmetciler ve lamba cini kılıklı adam onları karşıladılar. Zeynep’ i kahramanlığından dolayı kutladılar. Kurtarma sırasında yorulan Zeynep ve Şule’ye meyve suyu ve lokum ikram ettiler. Biraz dinlenen Şule, Zeynep ve Uğur mekanı terkettiler.

Şule kocasının yaptıklarına inanamıyordu. Bu kadarı onu bile şaşırtmıştı. 28 yıldır yaşadığı bu kentte onlarca kez gittiği lunaparkta uçan halı kısmının olduğunu bilmiyordu. Olsa zaten Zeynep’i daha önce götürürlerdi. O gece mutlu bir şekide evlerine döndüler. Uçan halı simülasyonu Şule’yi bile etkilemişti. Zeynep günlerce, hatta haftalarca herkese bu uçan halı macerasını anlattı.

İki yıl boyunca kemoterapi tedavisi gören Zeynep babasının yazdığı masal kitabı sayesinde saçlarının ve kaşlarının döküldüğünü hiç bir zaman anlamadı. Arada Şule’ye anne neden saçlarımız çıkmıyor dese de annesi az kaldı kızım çıkarlar, bak benimki de çıkmıyor cevabını verdi. Çünkü Uğur ve Şule, Zeynep’ in kemoterapisi sonuçlanana ve saçları kaşları çıkmaya başlayana kadar saçlarını ve kaşlarını gün aşırı kazıttılar.

Uğur Karlar Kraliçesi kitabını Şule’nin kızına saçlarının döküleceğini nasıl izah edeceğini bilemediği o gece yazmaya başlamıştı. Uğur kitabı bitirdiğinde kızını kitabın gerçekliğine inandırmak için matbaada ciltletmiş, hemen ardından kentin en büyük lunaparkına giderek onlara kızının durumunu anlatmış, aynı gün arabasını satarak 5 bin lira üzerinde para harcamış ve bu harika simülasyonu hazırlamıştı…

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *