Öykü

Matruşka Mezarlığı

Gecenin karanlığında, dalga sesleri mezarlıkta söylenen uğursuz bir ninni gibi sahili sarmalarken, kumların üzerinde tıp tıp, hayalete benzeyen ayak sesleri vücut buldu. Küçük bir kız çocuğu, ardında kuş konakları gibi ayak izleri bırakarak, süzülürcesine kumsalda ilerliyordu. Minicik ayakları zayıf ve çıplaktı, tüy gibi hafifçe basıyordu yere. Kumların üzerinde değip geçen, belli belirsiz izler bırakıyordu yalnızca, yol üstünde bir nefes için duraklayan, asla konduğu yerde kalmayacak olan göçmen kuşların kanat izleri gibi.

Saçları gecenin serin güneşsizliğinde karmakarışık, yumuşak hareketlerle arkasından dalgalanıyordu; taranmamış ve toplanmamıştı. Pijamasının paçalarını neredeyse dizlerine kadar çekmişti. Adımları hızlı ve korkuluydu, sık sık dönüp arkasına, sağına soluna bakıyordu. Yatağından fırlayıvermiş olduğunu anlamak için iki kez bakmak gerekmiyordu küçük kıza. Ama küçük yüzünde, inatçı ve kararlı bir ifade vardı. Nereye gittiğini ve ne yapacağını bilen bir ifadeydi bu.

Kumsaldan, dalga sesleri hariç çıt çıkmıyordu. Sanki bütün deniz uyumuştu, ağaçlar uyumuştu, deniz kaplumbağaları, balıklar ve denizyıldızları, hatta deniz kabukları… Küçük kız, yalnızca dalgaların ve kendisinin olduğu bu siyahlıkta, gece serinliğinden birazcık titreyerek dalgaların en son ulaştığı noktaya yakın bir yerde durdu, yere çömeldi.

Bir elinde getirdiği kısacık dal parçasıyla kumu kazmaya başlarken, öbür elinde sıkı sıkı tuttuğu matruşka bebeğini yere koydu, kolunu dizinin üstünden bacağına dolayıp kendisine sarıldı. Matruşkanın, diğer kardeşlerinden ayrılmış tek bebeği, sessizce kaderini beklerken, kız hızla, hırsla kumu kazmaya devam etti.

Gece serin ve dalgalıydı, karanlığın göbeğinde, kız bir an evvel yapması gerekeni yapıp gitmenin derdindeydi; korktuğundan değil, belki biraz korktuğundan, ama daha çok… Daha çok, matruşkanın ona suçlayarak bakan mavi gözlerinden kurtulmak için.

“Senden nefret ediyorum.” diye düşündü küçük kız. “Nefret, nefret, nefret ediyorum…”

Kumu kazmaya devam ederken, gözlerinden akan bir damla yaşı yeninin tersiyle sildi. Sessizce beklemeye devam eden matruşkanın sarı saçları, mavi gözleri ve kırmızı elbisesi vardı, üstü çiçekli. Mavi, yeşil ve mor üç büyük çiçek resmedilmiş, dudakları kırmızı boyanmıştı. Boyaları ışıl ışıl parlayan, güzel bir bebekti. Ama başına geleceği bilir gibi, cansızlığına hapsedilmiş bir hüzünle duruyor, bekliyordu. Öylece.

Küçük kız, kendisine epeyce uzun gelen bir sürenin ardından elindeki çubuğu bıraktı. Çukur ona göre yeterince derin olmuştu. Yalnızca bir an, matruşkaya bakarken, yüzünde yorgun ve üzgün bir ifade belirdi kızın. Sonra, kumsala gelirken takındığı o aynı kararlı ve inatçı ifadeyle, aniden bebeği yerden aldı, adeta fırlatırcasına çukurun içine attı. Sonra hırçınca, evcilik oynarken bebeklerin saçını yolduran o aynı kendi kaybetmiş tavırla, çukuru örtmeye girişti, minik elleri beyaz kumları avuçluyor, kürüyor, çukuru kazdığının on katı hızla dolduruyordu. Çukur tamamen kapandığında ve matruşka gözden kaybolduğunda, minik kız derin bir nefes aldı, yüzünde rahatlamış, biraz pişman ama çokça rahatlamış bir ifade belirdi. Bir korku filminin, melek yüzlü, soğukkanlı katiliymişçesine, mutlu mutlu çukuru örten kumları iyice bastırdı; o esnada uyku da onun göz kapaklarına bastırmaya başlıyordu. Yaptığı işten nihayet hoşnut kaldığında ayağa kalktı, dizlerindeki ve ellerindeki kumları silkeledi, matruşkanın mezarına bakıp hafifçe gülümsedi.

Bu sonuncuydu. Bu seferlik.

Küçük kız, pijamasının paçalarını indirip, parmak aralarına kumlar dola dola, geldiği yolu gerisin geri yürümeye başladı. Kumların altına gömdüğü matruşka bebeği, sabaha kadar dalgaların ninnisini dinleyecek, sonra yeterince derine gömülmediği için kuvvetli bir dalga onu mezarından çıkarıp suların koynuna götürecek, kendisinden evvel gömülmüş aynı matruşkanın içinden çıkma diğer bebeklere kavuşturacaktı. Bu da bir matruşkanın umabileceği en iyi öbür dünya olurdu. Herhalde.

Küçük kızınsa bütün bunlar umurunda değildi. Huzur içinde, ama yine de gecenin sessizlik ve karanlığından birazcık korktuğu için hızlı hızlı yürüyerek, sahile oldukça yakın olan evine vardı, aralık bıraktığı ön kapıyı sessizce açtı. Geniş, yüksek tavanlı, lüks döşenmiş salona girip kapıyı arkasından kapattı. Yüzünde sevinç dolu bir gülümseme belirmişti şimdi. Evinde ve güvendeydi, tekrar. Ve son matruşkanın son bebeği de artık yoktu.

Salondaki bilmem kaç yıllık konsola baktı, üzerinde duran kocaman, kırmızı renkli, saç kısmı sarı boyalı, üzeri çiçekli matruşkaya. Artık içi boştu, tamamen boş. Bütün bebekleri kumlara gömülmüştü. Küçük kız yapmak istediğini yapmıştı. Şimdi geriye tek kalan, boş bir kabuktu; artık salondaki diğer işlevsiz süslerden hiçbir farkı yoktu.

Ayağındaki kumları etrafa saçmamaya dikkat ederek, üst kata çıktı, onunkine bitişik odada uyuyan ailesini uyandırmamak için parmaklarının ucuna basarak. Ev koyu bir sessizlikle örtünmüştü. Küçük kız, ayağında kum taneleri, odasına girdi, huzur içinde, yarım bıraktığı uykusuna tekrar dalmak üzere, yorganın altına süzüldü.

* * *

Sabahleyin, deniz, güneş ve sahil usul usul uyanır, kumlara gömülen matruşka okyanusun derinliklerine doğru yolculuğuna devam ederken; sahile yakın bir evde, karı koca iki kişi yataklarından kalktılar. Kadın, sabahlığını üzerine geçirip, kocasının yanağına bir öpücük kondurdu, sonra uyku mahmurluğu hâlâ üzerinde, kahvaltı hazırlamak üzere alt kata yöneldi.

İki dakika geçmeden ardından gelen adam, karısını salonda, konsolun üstünde duran matruşkaya gülümseyerek bakarken buldu. Hüzünlü, yorgun bir gülümsemeydi bu.

“Ne oldu?”

Kadın, dönüp sevdiği adama baktı.

“Gitmiş.” dedi kısaca. “Son parçasını da götürmüş bu gece. Bunun da artık sadece dışı kaldı.”

Adam, iç çekerek karısının omuzlarından tuttu, destek vermek istercesine.

“Ona kızma,” dedi yalvarırcasına. “O sadece annesini çok özleyen bir çocuk.”

“Ve üvey annesini ya da üvey annesinin sevdiği şeyleri hiç sevmeyen.” diye ekledi kadın.

“Belki de matruşka koleksiyonunu tavan arasından çıkarmamalısın.” diye önerdi adam. “Onlara zarar vermekten vazgeçmeyecek, baksana. Sırf sen seviyorsun diye hepsini parça parça sahile gömüyor. Onun yaptığını anladığımızı fark etmiyor bile.”

Kadın hafifçe güldü.

“Hayır, etmiyor. Matruşkalarım gitti diye kahrolacağımı sanıyor olmalı. Oysa beni sevmemesi buna yetiyor.”

“Sadece acısını bastırmak için…” dedi adam.

“Biliyorum.” dedi kadın üzüntüyle. Ve ekledi. “Sence beni hiç…?”

“Sevecek.” dedi adam. “Çok sevecek.”

“Bir gün…”

“Mutlaka.”

Kadın iç çekti, adam usulca, teselli edercesine öptü onu. İkisi de biliyorlardı ki; ne çocuğun öfkesinin, ne de kadının üzüntüsünün, yıllarca biriktirilmiş matruşkalarla alakası yoktu. Ama her zaman ve her yerde olduğu gibi; söylenmek istenen her şey, başka şeylerle anlatılıyordu.

“Yenisini koyacağım.” dedi kadın, çay demlenirken, düşünceyle. “Matruşkanın.”

“Onu da parçalayacak.” diye itiraz edecek oldu adam.

“Bir gün,” dedi kadın, başını kaldırıp kocasının gözlerinin ta içine bakarak. “Parçalamayacak. Bir gün matruşkalarımı gömmekten vazgeçecek. O güne dek… Beni seveceği güne dek… Umurumda değil, biriktirdiğim her şeyi kumlara gömebilir.”

Adam hiçbir şey söylemedi, yalnızca oturduğu sandalyeden kalktı, gidip kadına sıkıca sarıldı.

* * *

Küçük kız, ayaklarındaki geceden kalma kumları yıkamayı unutmuş vaziyette merdivenlerden indi, ikide bir esnediği için yürürken durması gerekiyordu; ama güzel bir uyku çekmişti. Keyfi yerinde sayılırdı, ta ki, salondaki konsolun üstüne gözü ilişene kadar.

Bu seferki maviydi. Siyah saçları vardı ve elbisesinin üstüne tek, kocaman mor bir çiçek boyanmıştı. Güzel olduğunu düşünebilirdi çocuk. Eğer hissettirdiği ilk şey, yakıcı bir öfke olmasaydı.

“Senden nefret ediyorum,” diye düşündü küçük kız. “Nefret ediyorum.”

* * *

O gece, sahilde dalgaların ninnisinden başka hiçbir ses yokken, kumların üstünde hayalet ayak sesleri peyda oldu yine. Tıp tıp tıp… Minicik çıplak ayaklar, süzülürcesine kumsalda ilerliyordu. Bir elinde küçük bir dal parçası, diğer elinde ise bir matruşkanın en küçük bebeği vardı. Mavi elbiseli, siyah saçlı…

Matruşka Mezarlığı” için 2 Yorum Var

  1. Merhaba, güzel bir öykü kaleme almışsınız teşekkürler. Beni rahatsız eden bir kaç noktayı belirtmek isterim.
    Gecenin karanlığını ve sessizliğini çok fazla vurgulamışsınız bir kere yazmak zaten o ortamı veriyor. Yanlış görmediysem dört ya da beş yerde tekrarlıyor. Bir korku filmi izler gibi okudum. Ellerinize kaleminize sağlık

  2. Merhabalar
    Samimi bir öyküydü. Kızın inatla matruşkaları gömmesi, üvey annenin de kızın sevgisini beklemesi doğal bir şekilde aktarılmış. İkisi adına da üzüldüm sanırım. Ben de tekrar eden bazı sözcüklere takıldım sadece. Diğer seçkilerde görüşmek üzere.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!