Öykü

Nasılsın?

-Nasılsın?

-İyiyim. Sen?

-İyiyim.

Sahi mi? Sahiden iyi misin? Verdiğin cevap seni tatmin etti mi?

Hep olmayanı söyleyerek savuşturduğun ne? Aynı cevapla oyaladığın kim?

Meselâ nasıl iyisin, ne kadar iyisin?

Gün aymadan uyandın, bedenin yorgunluğunu atmamış, istemeye istemeye o mağazaya (işe-bölüme vs vs.) gitmek için hazırlanıyorsun, akşama kadar birçok senin gibinin ve asla öyle görünmeyen insanın deneyip attığı ya da öylece bakıp dağınık bıraktığı kıyafetleri katlayacağını ve görmezden gelineceğini bildiğin o mağaza için hazırlıyorsun kendini. Aklında mezun olduğun bölüm sahip olduğun diploma kulaklarında belki çocuk sesleri, saygıyla sana bakan gözler var. Ama umutsuzca o mağaza için hazırlanıyorsun. Açıyorsun dükkânı ekip arkadaşların senden hallice ve soruyor;

-Nasılsın?

-İyiyim. Sen?

-İyiyim, ne olsun?

Ne mi olsun neysen o olsun mesela? İstediğin hiçbir şey olmamışsa en azından olduğun tek bir şey hakkında söz sahibiyken hak sahibiyken söyleyecek gerçek, sana özgü bi’ lafın olsun.

Yorgun ol mesela, uykusuz ol, mutsuz ol, kırgın ol, isteksiz ol. İlla ki umutsuz ol demiyorum neysen o ol, olmadığın gibi olmaktan daha iyi emin ol.

Haksızlıkları sıradanlaştırma, gördüklerine yumma göz kapaklarını, tıkama kulaklarını. Zaten ne olacak ki deme. Olması umuduyla, denedim çabaladım gururuyla yaşa, adım at korkma. Güven kendine. İnsan olduğunu hatırla ve özünde olduğunu yaşat. Kukla olup iplerinin emrinde yaşama artık. Dünya, burunlarını aldırmış pinokyolar sahnesi olmuş. Herkes yalancı, her şey sahte, tüm diyaloglar ezber.

-Nasılsın?

-Yalancıyım, korkağım, bahanelerin hepsine sarılmış öylece söyleniyorum kendi kendime. Nasıl diye sormayacağım. Sen de tıpkı ben, ben de tıpkı sen. Hepimiz aynıyız.

Felaketlerden bahsediyoruz sözde. Daha hangi felaketi bekliyoruz. Her felaketi basitleştirip kılıflayacak bir yok edici kalkanımız var. Doğal afetler oluyor, cinayetler oluyor, haksızlıklar oluyor, gasplar oluyor, cesaretler kırılıyor, diplomalar hiçe sayılıyor, tecrübeler tecrübesizleştiriyor, tebessümler yok oluyor, merhabalar duyulmuyor, güvensizlikler için haklı sebepler sunuluyor, yardımlaşmak eylemi hayat bilgisi kitaplarıyla birlikte tozlu raflara kalktı, tahammül yok, dinlemek yok anlamak anlayışsızlıkla rol değiştirmiş, sükûnet boş çığlıklarla yaygara koparıyor, kelle koltukta bile değil…

Pinokyo, bir masal kahramanı değil, bir nesil olmuş. Süslenmiş, hazırlanmış, bir hayli uyarlanmış piyes gibi oynatılmayı bekliyoruz.

Tek eksikle, burnumuz uzamıyor sadece! Çünkü onu aldırmışız. Yola devam edebilmek için…

Bilmediğin ömür vaktin için bu teslimiyet neden. İnsan* olduğunu hatırla özüne dön ve sana verilen o şerefli ruh için insan* gibi yaşa. Birazdan iplerin kopacak, burnun uzayarak can verecek olsan bile hemen şimdi kurtar ruhunu. İnsan olarak yaratıldın. İnsan ol! Gerisi kendiliğinden gelecek. İnan.

Nasılsın?” için 1 Yorum Var

  1. Arokan dedi ki: dedi ki:

    Merhaba,

    En burunlu halimle yorum yazmam gerekirse, yazınız öyküden çok kompozisyon tarzında olmuş. Günümüzün sahte diyaloglarına, sahte yaşamlarına yapılmış güzel ve sade bir yorumlama yapmışsınız. Yüreğinize sağlık.

    Sahteliklerden uzakta bir yaşam sürmeniz dileğiyle…

    Sevgiler…

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!