Öykü

Ben Yoruldum Hayat

Ufukta çakan şimşeklerin ardı arkası kesilmiyor. Gece, yerinden edilmemek istercesine daha da koyulaşıyor. Sanki gökte amansız bir savaş var. Rüzgârı bile eskisi gibi hissedemiyorum. Neredeyse ağaçlar yerinden sökülecek ama yüzüme dokunan şey bir tüyden farksız gibi.

Son zamanlarda ruhumun derinliklerinde bir çalkantı başladı. Kafam çok karışık. Hissettiğim yük omuzlarımda değil, adeta kalbimin tam ortasında. Bana ne olduğundan emin değilim.

Şu ana dek yüzlerce ölüme şahit oldum ve her defasında kalbimin biraz daha katılaştığını fark ettim. Belki de ölüme bir bedel biçmenin sonucuydu bu. Yine de yaptığım işten pişman değilim. Bir hayatın son bulması, dünyanın kahrolmasıdır. Sanıyor musunuz ki dünya, o dev toprak parçası, insanoğluna mezar olmaktan memnun.

Ben bir savaşçıyım. On yıldır dünyayı geziyorum, hayatlar kurtarıyorum. Hani, şu bilindik süper kahramanlar gibi değil. Baştan anlatayım en iyisi. Yıllar önce bir kaza geçirdim ve hafızamı kaybettim. Geçmişime dair hiçbir ize rastlayamadım. Sonra bir gün gizemli bir ihtiyarla yolum kesişti.

Düşünce yapısı ve insanlara olan bakış açısı beni etkilemişti. Dünyanın azabından ve insanların dur durak bilmeyen savaşından bahsetti. Belki ona inanmazdım, tüm o acayipliklere şahit olmasaydım. Ustam olarak gördüm onu ve şu sözü hâlâ kulaklarımdan gitmez:

“Masumların ölümlerini azaltmanın bir yolu var. Ancak kalbin sağlam olmalı.”

Ölümleri durdurmanın en kolay yolu öldürmek ya da ölümü kişinin iliklerinde hissettirmektir. Ölüm gerçekleştiği an beden henüz soğumamışken kişiden aldığım ölüm hissi benim en büyük silahım ve ben o silahı ölümü hak edenlere doğrultuyorum. Canilere, korkunç katillere, azılı suçlulara… Sonuç ya ölüm ya da delirmek…

Metal raflar ve çeşitli keskin aletlerle dolu bir atölyedeyim. Ortamda çıt çıkmıyor, boğucu bir sessizlik var. Raflar dekoratif eşyalarla dolu. Saçları ağarmış, yüzü kırışıklarla dolu gizemli ihtiyarı, ustamı kıpırtısızca izliyorum. Yüz hatlarında hem bir ciddiyet hem huzur var. Yine de işini yaparken oldukça yorulmuş görünüyor. Eski, kirli bir mendille alnını siliyor. Sonra elindeki keski ve çekiçle bana doğru yöneliyor. Bakışlarında beni tanıdığına dair en ufak bir belirti yok. O sırada tökezliyor ve elindeki keski kolumu çiziyor.

Gördüğüm bu garip rüya sonrasında uykum kaçtı. Ustam hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyordum. Rüyadaki bir detay ilginçti, kolumda gerçekten de bir kesik izi vardı. Acaba hafızamı kaybetmeden önce onunla tanışmış olabilir miydik?

Bir aydır iç karışıklığın patlak verdiği bir ülkede yaşıyorum. Her an tetikte yaşamak zorundayım. Beklenmedik anda patlayan araçlar, silahlı çatışmalar… Ölümleri engellemem için ölmemem gerekir. Tabii sahip olduğum cesaret bedenimin herhangi bir insana göre çok daha dayanıklı olmasından ileri geliyor. Dahası benim de peşimde olan kişiler de var. Arı kovanına çomak sokmuştum ve korkuya kapılan bazı çeteler beni devirmek için çabalıyordu. Ancak aynı ülkede uzun süre kalmadığım için başım büyük bir derde girmemişti.

Pazar yerinde ilerliyordum ki çığlıklarla irkildim. Bir kamyon hızla pazar alanına dalmış insanları ezerek ilerliyordu. Ortalık mahşer yerine dönmüştü. Sokak kızıla boyanmış, havada matem vardı. Olay yerine doğru birkaç adım atmıştım ki kaskatı kesildim. Bacağımdan biri görevini yerine getiremiyordu. Topallayarak da olsa kalabalığın içine girdim. Yerden aldığım bir avuç toprağı az önce bağırarak can veren kişinin kalbinin üstüne koydum. Fark edenler delirmişim gibi baksa da bir şey diyen olmadı. Herkes yaralıları hastaneye yetiştirmeye çalışıyordu. Yakınlarını kaybedenlerin, kulağımın artık alışmaya başladığı ağıtları giderek yükseldi. Toprak, gencin yaşamış olduğu ölüm dehşetini kendi bünyesine çekti. Toprağı düzgünce avucumun içine aldım ve zor da olsa doğruldum. O anda şoför insanları kışkırtacak sloganlar atmaya başladı ve ardından linç edileceğini anlayarak kaçmaya çalıştı. Tam yanımdan geçerken elimdeki toprağı yüzüne doğru fırlattım.

Adam yerde kıvranmaya başladı. Nefesi kesiliyor, gözleri kanlanıyordu. Tüm vücudu titrerken girdiği şoktan bağırmaya başladı. Gırtlağından çıkan boğuk ses bir insana ait değil gibiydi. Aldığı nefes bile ona zehir oluyordu. Sanki dünyada cehennemi yaşıyordu. Herkes şaşkınlık içinde olan biteni izlerken adam acıdan adeta toprağı kazıyordu.

“Ölüyorum, yardım edin!”

Daha önce hiçbir cani, kurbanların çığlıklarını işitmemişti. Şoförün ağzından kanlar saçılırken de kimse kımıldamadı. Hissiz bir şekilde onun ölüşünü izledim. Bir pisliğin daha yeryüzünden silinmiş olduğu gerçeğiyle rahatlamıştım. Gözlerimin zaferle parladığına eminim.

Büyük ihtimalle olayın arkasında başkaları vardı. Şoförü sorguya çeksem de itiraf etmeyecekti. Burada insanların ağzı çok sıkıdır. Para ya da çıkar için başkalarını öldüren daha fazlasını da yapabilirdi. Sonuna kadar gitmek istesem de vücudumun verdiği alarma daha fazla kayıtsız kalamazdım. Kısa süre içinde tüm eklemlerim ağrımaya başlayınca ustamın yanına dönme kararı aldım. Belki o bana yardım edebilirdi.

Memleketime döndüğümde halimi gören ustamın beti benzi attı. Hareketlerim kısıtlanmış, zor yürüyordum. Gözlerinde acıma mı yoksa hayal kırıklığı mı olduğunu anlamadığım bir ifade ile bana baktı.

“Demek ki vakit dolmuş.”

“Ne vaktinden bahsediyorsun usta?”

“Bir şey sormak istiyorum. Son zamanlarda gerçekleşen ölümler kalbini sızlatmaz mı oldu?”

Sessizliğe bürünüp ciddi ciddi düşündüm. Başlarda tüm mağdurlar için yas tutan ben zamanla sadece kötülere ceza kesmeye odaklanmış hatta zaman zaman sebep olduğum ölümlerle gurur duymuştum.

“Sa-sanırım ölümlere kayıtsız hale gelmeye başladım.”

Ustam iç geçirdi ve çökmüş halde gözlerime baktı. Çok önemli olduğunu söyleyerek beni bir yere götürdü. Rüyamda gördüğüm atölyeye adım attığımda şaşkındım. Her yer yontulmuş taşlarla doluydu. Taştan şato, hayvanlar, insanlar…

“Söyleyeceklerim seni sarsacak ama bunu benden duymalısın. Ben bir taş oymacısıyım. Günün birinde kızım canice öldürüldü. Ne yapıp edip katilin izine rastladım. İntikam almak istiyordum ama birisi beni durdurdu. Bir büyücü olan adam bana su testisi verdi. İçindeki suyu son oyduğum taşın üzerine dökmemi, onun canlanacağını ve toprağı kullanarak zalimleri öldürme gücüne sahip olacağını, böylece daha fazla insan öldürülmekten kurtulacacağını söyledi. Birkaç uyarıda bulunduktan sonra gözden kayboldu. Ben de suyu alıp senin üzerine döktüm ve canlandın.”

Karşımdaki adamın artık bir deli olduğunu düşünmeye başlamıştım. Yaşı da oldukça ilerlemişti zaten.

“Güzel hikâyeymiş. Bu da bir başka sınav mı yoksa?”

“Neden yaptım bilmiyorum, inanmasam da canlandın işte. Kızımın katili elimden kaçsa da çok kişiyi engelledin sen. Onlarca yıl insan gibi yaşadıktan sonra anlaşılan o ki özüne dönmeye başlamışsın. Bu olanlar için üzgünüm.”

“Sana inanmıyorum!”

“Öyleyse neden bu haldesin?”

Şu ana kadar yaşadıklarım pek de normal sayılmazdı ama beynimin bir parçası bu ihtimali kesinlikle reddediyordu.

“İşimi intikama dönüştürdüğüm için beni cezalandırmak istiyorsun.”

Çaresizce başını sağa sola salladı ihtiyar. Hüzün gözlerinden akıyordu ama ben görmezden geliyordum. Derin bir nefes almaya çalıştım ancak ciğerime kuvvetli bir sancı girdi. Ustam beni sandalyeye oturtmaya çalıştıysa da onu ittim. Parmaklarımın kilitlenmeye başladığını fark edince beynimden vurulmuşa döndüm. Öfke içinde sağlam elimle çekmeceden bıçağı aldım.

“Bu nasıl olur? Bu damarlarda kan dolaşıyor! Pinokyo hikâyesi anlatma bana!”

Kolumu kesmeye çalıştığımda bıçağın sadece sürtündüğünü fark ettim. Sadece ufak bir çizik oluştu, derim sertleşmişti. Kollarım iyice ağırlaştığından yana düştü. Değişimim öyle hızlandı ki daha söylemek istediklerimi diyemeden öylece kıpırtısız halde kaldım. Kalp atışımı da hissedemez oldum ve dünyam tamamen karardı.

Duygu Özkan

1989 yılında İstanbul' da doğdum. Endüstri mühendisliği mezunuyum. Küçük yaştan itibaren kitaplara ilgi duydum. Okumak ve yazmak benim için bir ihtiyaçtır. Yazmayı, insanların kalbinde bir iz bırakma fırsatı olarak görmüşümdür. Hayata farklı açıdan bakmamı sağlayan animeler de ilgi alanıma girer.

Ben Yoruldum Hayat” için 3 Yorum Var

  1. Selam @maviadige

    Benzer motifler kullanmışız bu ay. Beslendiğimiz yerin de aynı olduğundan eminim. Altında güçlü bir lore barındıran güzel bir öyküydü. Ama keşke uzun olsaydı, keşke öncesinde karakterleri biraz daha tanısaydık. Mesela o kamyon şoförü kaçsa da Pinokyo’muz bulsaydı onu. Hakkında pek bir şey bilmediğimiz bu Pinokyo’nun toprakla öldürebildiğini şoförü bulduğu o anda öğrenseydik. Aklıma gelen fikirler sadece. :sweat_smile: Ama nihayetinde derli toplu, başarılı bir öyküydü.

    Kaleminize sağlık. Görüşmek üzere.

  2. Sefa dedi ki: dedi ki:

    Merhabalar,

    Eski öykülerinizdeki gibi kaleminiz birden çok olayı,duyguyu, fikri barındırıyor. Bu öykünüz de barındırdıkları konusunda oldukça zengin. Öykü iskeleti yerli yerinde, biraz zaman konusunda sorun yaşamış gibisiniz. Verilmek istenen gayet açık ama şu durumda güzel bir filmin özetini izlemiş gibiyim açıkçası. Yarattığınız dünyaya ve atmosfere daha yakından şahit olmak isterdim.

    Düş gücünüze sağlık, esen kalın.

  3. Merhaba,

    Elinize sağlık, belki öykünüz kısa gibi gözüküyor ama bence anlatmak istediklerini çok iyi anlatmış ve vermek istediği duyguyu da yakalamış. Bunun için tebrik ediyorum. İzninizle bir şey aktarmak istiyorum, metninizin bana çağrıştırdığı bir şey.

    Bugün intikam, ölüm, öldürme ve nefret duygularını düşündüm biraz - başka da işim yokmuş demek ki. Sosyal medya denen canavarda -ki artık hepimiz evrim geçirip birlikte yaşamaya alıştık- bir paylaşıma rastladım. Hayvan sever birinin hayvanlara eziyet etmiş 7 yaşındaki birine gözünü kırpmadan aynı şeyi yapacağını söylediği bir paylaşımdı.

    Taşlaşmak bu düzende çok kolay

    Tekrar kaleminize sağlık

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!