Öykü

En Küçük Olmak

Gün doğumuyla uyanan orman doğanın nazlı gelini edasıyla yavaş yavaş yüzünü gösterdi. Yeşilin her tonunu içinde barındırdığı gibi eşsiz manzarasıyla dillere destandı. Gürül gürül akan nehri, egzotik ağaç evleri, şifalı bitkileri sayesinde çok ziyaretçi çekerdi. Bu kez ormanın önemli bir misafiri vardı. Beline kadar uzanan sarı saçları rüzgârda savrulan Lider Cender gözlerini kapatmış doğayı dinliyordu. Öylesine dalmıştı ki elindeki fırçayı düşürdü, gözlerini araladı. Mavi kaftanına bulaşan sarı boyaya aldırmadı, fırçayı yerden aldı. Tutkusu, yaşam sevinci ve hayalleri her fırça darbesinde can buluyor gibiydi. Bitmek üzere olan tablosuna hayranlıkla baktı. Sanki orada sevdiği görüyor, ruhunu hissedebiliyordu. Kalp atışı hızlanırken hemen arkasında bekleyen yardımcısı gürültüyle hapşırdı. İrkilen liderin eli kaydı ve boyamakta olduğu güneşin nehire kadar uzanan bir kuyruğu oldu.

“Hayır, olamaz! Affedin beni liderim.”

İri yarı adam dikkatsizliği yüzünden mahcup olmuş, eli ayağına dolanmıştı. Sanki denize düşmüş birinden bahsediyordu. “Kurtarabilir miyiz onu?” dedi hüzünle tuvale bakarak. Yüz ifadesinden bir şey okunmayan liderse yavaşça ayağa kalktı.

“Ah, Garnap ah. Alt tarafı bir tablo, bu kadar abartmana gerek yoktu.”

“Ama çok vakit harcadı…”

Lider usulca elini kaldırıp yardımcısını susturdu. “Sence de gitme vaktimiz gelmedi mi? Birazdan davetliler gelmeye başlar,” dedi. Sonra yere bıraktığı kınındaki kılıcı aldı, yük taşıyormuş gibi omzuna atıp yürümeye başladı.

Garnap rahat bir nefes alarak liderin arkasına düştü. İki metrelik boyuyla gözleri korkutsa da elinden düşmeyen kemanı ve arkasında savrulan peleriniyle oldukça gizemli görünüyordu. Omzuna dökülen saçları da hep savaştan çıkmış gibi karmaşıktı.

Taş sütunlarla çevrili, ihtişamlı saray misafirleri için hazırdı. Cender tahta geçişinin onuncu yıl dönümü nedeniyle özel bir davet veriyordu. Saraydaki özel yapım akvaryumlar rengarenk, minik balık türleriyle doluydu. Büyük salonda liderin yağlı boya tablolaları sergileniyordu. Şamdanlarda yanan mumlar ve masalara serpilmiş çiçekler hoş bir ambiyans oluşturmuştu. Kristal bardaklar ve tabaklar göz kamaştırıcıydı.

Misafirler yavaştan yerlerini almaya başladığında müzik başladı. Keman, çello ve piyanonun sesi bir ahenk içinde usulca yankılanıyordu. Herkesin yüzünde huzur dolu ifade vardı, müziğin büyüsüne kapılmışlardı. Dinleti son bulup Lider Cender salona teşrif edince büyük bir alkış koptu. Hafifçe gülümseyen lider neredeyse herkesle göz teması kurarak insanları selamladı ve açılış konuşmasına başladı.

“Ülkemiz Meguan’ın eşsiz insanlarını ağırlamaktan onur duyuyorum. Bugünün tadını çıkaralım, iyi dileklerimizi birbirimize sunalım. Sanat, hislerimizin ve gücümüzün dışavurumudur. Ülkemizde barışın ve güvenin simgesidir. Kalbinizdeki sanat ateşi sönmesin, daima yol göstersin size. Hayal gücünüz gerçeklerin tozlu raflarında tıkılıp kalmasın. Hayat özgürlüktür, kendini yeniden keşfetmektir. Hep birlikte daha parlak bir gelecek için yüreğimizi ortaya koyalım. O halde ilhamımız bol olsun. Buyrun oturun dostlarım, ziyafet başlasın.”

Bir alkış daha koptu salonda. Yemek servisiyle birlikte müzik de tekrar başladı. Liderin masasında başarılı savaşçılar ve ünlü sanatkârlar vardı. Hanımefendilerden biri yeşilimsi içeceğini yudumladığında neşeli halde Cender’e döndü. “Efendim, bu özel bir karışım olmalı. İlk kez tadıyorum, çok hoşuma gitti.”

Lider keyifle gülümsedi. “Nefy, evet kendi buluşum. İçinde taze brokoli suyu ve kurutulmuş papatya yaprağı var. Ne zaman içsem kendimi zinde hissediyorum.”

“Anlıyorum, harika.” Kadın bir yudum daha aldığında savaşçı olan eşi araya girdi. “Lider Cender önümüzdeki yıl liderler toplantısı Dazzap’ta yapılacaktı. Ancak duyduğuma göre yer konusunda bir değişikliğe gidilecekmiş. Bir malumatınız var mı acaba?”

“Evet, doğru duymuşsun. Bilirsiniz Lider Zorkan gerçekten zor biri. Damarına basılmış olacak ki yine posta koydu herkese.” Lider sözlerinin ardından histerik bir kahkaha attı. O sırada görüş menziline garip birisi takılınca sessizleşti. Pelerinin kapişonu yüzünü örten gizemli kişi hediyelerin bulunduğu masaya yaklaştı. İnsan figürlü matruşkayı masaya koydu. Gözlerini kısan Lider Cender tombul figürün Lider Lazinka’ya benzediğini fark edince kaşlarını çattı.

“Garnap! Getir şu hediyeyi, yakından bakayım.”

Garnap koşar adımlarla gidip figürü aldı ve geri döndü. Gizemli, kalabalık arasında gözden kaybolmuştu. Hediyeyi inceleyen lider figürün ikiye ayrıldığını fark edince şaşkına döndü. Böyle bir şeyi ilk kez görüyordu. İçindeki tüm figürleri sabırla ve nazikçe çıkarıp masaya sıraladı. “Lider Lazinka, Lider Alaz, Lider Canova, Lider Saraç, Lider Zorkan vee…” Herkes susmuş merakla olanları izliyordu. Liderin bir gözü öfkeden seğirmeye başlamıştı. Bir felaket yaşamışçasına elini alnına götürdü.

“Bu da ne demek oluyor? Neden ben en küçük altıncı parçaya işlenmişim? Buna kim cürret eder?”

“Efendim, sanırım birisi bizimle dalga geçiyor. Lider Lazinka’yı kartal, sizi de serçe yerine koymuş resmen,” dedi Garnap bebeklerden en küçüğünü iki parmağı arasında tutarken.

“Yıkıl karşımdan Garnap!”

* * *

Pelerinli adam çoktan gecenin karanlığına karışmıştı. Az önce liderin tepkisini izlerken yüzünde sinsi bir gülümseme belirmişti. Cender hakkında çok şey işitmişti. Liderler içinde onun fiziksel ve ruhsal açıdan en zayıf halka olduğunu düşünüyordu. Bir kılıç bile tutabildiğinden şüpheliydi.

Geceyi evi olarak gördüğü ormanlardan birinde geçirecekti. Bir ağacın tepesine çıkıp kalın gövdeye sırtını verdi. Yorgun gözleri kapanırken çeşitli hayvanların çıkardığı ses ve tıkırtılar kulaklarını dolduruyordu. Kısa süre sonra keskin kulakları farklı bir tıkırtıyı yakaladı. Atik bir hareketle mızrağını alarak aşağı atladı. Karanlıktan hiçbir şey görmüyordu fakat nişancılığına güvendiği için sesin geldiği yöne mızrağını fırlattı.

“Ahh!”

Garnap’ın kolunu kesip geçen mızrak bir ağacın gövdesine saplanıp kalmıştı. Ansızın dibinde beliren gizemli adam Garnap’ı daha da şaşırttı. “Çok hızlı, bu imkansız,” diye geçirdi içinden. Yabancı, Garnap’ın üstüne yürürken arkadan liderin sesi işitildi. “Bırak onu!”

Liderin öfkeli bakışları adamın üstünde gezinde. Hızla kılıcını savurduğunda yabancı geri çekildi. Ağaca saplanmış mızrağı bir çırpıda çekti ve kılıç darbelerini başarıyla savuşturdu. Cender’in omzunu hedef almıştı ki lider bir balet gibi sıçradı ve döndü. İkisi de oldukça hızlıydı, yara almıyordu. Lider zihninde çalınan müziğe ayak uydururcasına ahenkli bir dövüş sergiliyordu. Yabancı hızlı ve keskin nişancı da olsa ona ayak uyduramadığından sinirlenmeye başlamıştı. Fırlattığı mızrak Cender’in bacağını sıyırıp geçti. Lider tökezledi ama hemen dengesini buldu. Kılıcının kabzasını iki eliyle sıkıca kavradı ve ileri atıldı. Tam düşmanının karnını deşecekken onu bir anda gözden kaybetti. Hemen arkasında beliren düşman uzun parmaklarını liderin boynuna doladı. Basınç uyguladığı bölgeler yüzünden sinirleri sıkışan lider hareket edemez hale geldi. Sonunda dizlerinin üzerine çöktü.

O sırada bir keman sesi yankılandı ormanda. Kademe kademe yükselen ses yüreklere huzur aşılıyordu. Şaşıran savaşçı öylece beklerken aniden göz kapakları ağırlaştı ve yere düştü. Kemanını indirip koşan Garnap liderin koluna girip ona destek oldu. “Efendim, iyi misiniz?”

Yavaşça doğrulan Cender saçlarını düzeltti, üstünü silkeledi. “Her dövüş kalbe kir sıçratır Garnap. Hadi onu taşıyalım ve kirden arınmayı ihmal etmeyelim.” İkili yabancıyı taşırken lider sözlerini sürdürdü. “Onu alevden uzak tutmalıyız. Çok sinsi ve bencildirler. Davette son anda gözlerinde ak olmadığını fark etmeseydim anlamazdım onun kim olduğunu.”

“Gerçekten mi liderim? Kim peki?”

Cevap vermese de Cender’in yüzünden pek çok ifade okunuyordu. Endişe ve merak karışımı bakışlara bir de hayal kırıklığı eklenince Garnap sessiz kalmayı tercih etti.

Gizemli adam gözlerini araladığında bir mahzendeydi. Dört bir yana yerleştirilmiş gaz lambaları ortamı yeterince aydınlatıyordu. Pelerini üstünden çekilip alınınca sinirlendi. Beyazı olmayan zift karası gözleriyle tezatlık oluşturan bembeyaz teni ortaya çıkmıştı. Lider sandalyeyi ters çevirip karşına oturdu, kollarını sandalyenin sırt kısmına koydu.

“Bir Alev Soluyanı ülkemde görmek beni şaşırttı doğrusu. Onur mu duysam yoksa o ucube hediyen için talihsizliğime mi yansam bilemedim doğrusu.”

“Herkesin aksine beni gördüğüne çok da şaşırmamış gibisin.”

“Çünkü herkes özel güçlülerin varlığının bir efsaneden ibaret olduğuna inanıyor. Bense daima gerçeklerin farkındaydım.”

“Bu şekilde avlanmak utanç verici.” Çatallı ses adamın gırtlağından zorla çıkıyor gibiydi. Ne dediğini anlamak için biraz çaba sarf etmek gerekiyordu.

“İnan bana sarayıma kadar rahatça girebildiğin için ben daha utanç duyuyorum. Alev Soluyanların yeri farklı tâbi. Hız, dikkat ve sinsilikte üzerinize yok sanırım.”

“Haddini aşma lider.” Kızgın Alev Soluyan çırpınsa da kolları sıkıca duvara bağlandığından kurtulamadı. “Beni bırakmazsan adamlarım intikamımı alır.”

Lider onu ciddiye almadı. Sert bakışları yabancının yüzünde geziyordu. “Söylesene seni kim yolladı buraya ve o hediyenin amacı neydi?”

“Benden laf çıkmaz. Boşuna uğraşma lider.”

Cender sabırla gülümsedi. “Gücünün kaynağını biliyorum. Seni bundan mahrum edersem adım atacak halin kalmaz. Önünde sonunda konuşacaksın.” İlk defa gözlerinde korku belirdi Alev Soluyanın. Bakışları gaz lambasına takıldı.

“Hadi, Garnap gidelim. Misafirler bekliyor.”

İkisi gülümseyerek salona döndüğünde herkes yağlı boyaları inceliyordu. Misafirlerden bir kaçı lideri takdir etti, bazıları tablolar hakkında sorular sordu. Gemiden iskeledekilere el sallayan insanlar, nehirde yansımasını izleyen çocuk ve saatli bir kulenin ardında batan güneş tabloları büyük beğeni topladı.

Kalabalık dağıldığında Lider Cender gerekli talimatları yardımcısına verip kütüphanesine çekildi. Zeminden tavana kadar uzanan kitaplıklarda binlerce kitap vardı. El yazması bir şiir kitabını çıkarıp okumaya başladı, her canı sıkıldığında yaptığı gibi. Kendisine lâyık görülen hediye basit bir hadsizlikten ibaret değildi, gizliden gizliye bir meydan okumaydı. Düşmanı onun galeyana gelmesi istiyordu ki şu an için soğukkanlılığını korumazsa büyük sıkıntılar yaşayabilirdi. Aşağıdaki yabancıyı bir şekilde idare etmesi gerekiyordu. Alev Soluyanlara karşı üstünlük sağlamak kolay değildi ve hiçbir lider sarayında baskın yemek istemezdi.

Aradan iki gün geçti. İki taraf da pes etmiş değildi ancak Alev Soluyan güçten düşmeye başlamıştı. “Sana zarar verme niyetinde değilim. Bana meydan okuyan liderin adını ver ve aramızdan çekil. Yüzyıllar önce ataların bu güce ne fedakârlıkla kavuştu unutma! Birilerinin dalkavukluğunu yapmak ağrına gitmiyor mu? Güç sizde, ihtişam sizde ancak perdenin gerisinden karışıklık yaratmak kimseye yakışmaz. ”

Alev Soluyan sessizliğe gömüldü. Yüzündeki kararsızlık okunabiliyordu.

“Sizler gözlerden uzakta yaşarsınız bilirim ama son yıllarda ülkeler arasında giderek büyüyen rekabetin farkındasınızdır. Yavaş yavaş bir savaşa sürükleniyoruz. Tahmin edemeyeceğimiz bir sır dolanıyor ortada. Uzun süredir bunu çözmek için uğraşıyorum. Çıkacak yeni bir liderler savaşı siz dahil herkesi olumsuz etkiler. Dünya’nın karanlık bir döneme girdiği kaçınılmaz bir gerçek. Demek istediğim kimseye güvenmeyin ve çıkar çatışmalarına dahil olmayın.”

Yabancı, karşısındaki adamın gözlerinin içine baktı. Gözlerinde inancın ve kararlılığın parıltısı, sesinde saf bir masumiyet vardı. Uzunca bir süre daha sessizliğini koruyan Alev Soluyan lidere hak verdi.

“Meguan’ın lideri, seni fazla küçümsemişim. Yaklaşan büyük savaşın kehaneti kulağımıza çalınmıştı. Atalarımın gücü kalbimin derinlerinde yaşıyor ve hiç bir zaman olmadığı kadar tehlike sinyalleri almaya başladım. Savaşı engellemediğimiz taktirde yok olmanın eşiğine geleceğiz. Bizler de tarafımızı seçmek zorunda olduğumuzdan liderleri sınamak istedik. Görüyorum ki unvanını hakkıyla taşıyorsun. Lider Lazinka’ya gelince evet beni o gönderdi ama baştan beri ona güven duymadım. Sadece yöntemlerini ve amacını anlamaya çalışıyorum. ”

Şaşkınlıkla onu dinledi Lider Cender. Alev Soluyanlar içinde bu kadar sağduyusu gelişmiş birinin olacağına inanamıyordu. “Lider, kabul ediyorum bizimkilerin zaman zaman zapt edilmesi güç oluyor. Varlığımızdan haberi olanlar da bize güvenilmez gözüyle bakıyor. Ölüm Neferlerinin devamı olarak bizi görenler var ancak buna son vermenin, adımızı temize çıkarmanın vakti geldi.”

“O halde sana güvenebilirim. Artık özgürsün. Ne yapmak istiyorsan kendi yararına ya da zararına olacaktır. Kalbi sağlam tut.”

“Her hoşgörü doğru adımlara kaynaklık eder. Bu nezaketiniz boşa çıkmayacak, emin olun.”

Serbest bırakılan davetsiz misafir için veda vakti gelmişti. Mahzenden ayrılmadan önce lider onu durdurdu. “Önce gücünü toplaman lazım.”

Garnap kafası karışık halde mahzene odunları yığdı ve bir ateş yaktı. Yükselen alevler gürüldüyor, etrafa ısı yayıyordu. Alev Soluyan ateşe yaklaştı ve derin bir nefes çekti. Girdap gibi dönmeye başlayan alev yavaş yavaş adamın ağzından içeri aktı. Garnap ve lider manzarayı şaşkınlıkla izledi. Alevler bitince adamın gözleri daha bir karardı, teni cilalanmış gibi parladı. Ardından gülümseyerek bir selam verip kaşla göz arasında ortadan kayboldu. Lider Cender gülümsedi. “İnanabiliyor musun, onları yanlış tanımışım,” dedi.

Lider Cender gece yarısı odasına çekildi. Yıllar önce kaybettiği eşinin tablosu odanın baş köşesinde asılıydı. Gözü tabloya takılan lider iç çekerek yatağın ucuna oturdu. Düşündükçe kalbine sıkıntı çöküyordu. Avucunun içine damgalanmış, kendisine şans getirdiğine inandığı yonca şekline baktı. Kötü bir şeylerin yaklaştığını biliyordu ancak tam belirsizlik içinde nasıl bir adım atacağından emin değildi. Avucundaki yoncayı öpüp elini kalbine bastırdı. “Hislerim hep bana kılavuz oldu. Doğru yolu bulmak için sadece yüreğimin sesini dinlemeliyim. Bunu bana sen öğrettin. Dünyamız kararıyor, büyük çarpışma için hazırım. Belki savaş sonumu getirecek ama inan bana ölmekten korkmuyorum. Çünkü senin bir yerlerde beni beklediğini biliyorum,” dedi eşine bakarak. Gözleri hayranlıkla parlıyordu.

Duygu Özkan

1989 yılında İstanbul' da doğdum. Endüstri mühendisliği mezunuyum. Küçük yaştan itibaren kitaplara ilgi duydum. Okumak ve yazmak benim için bir ihtiyaçtır. Yazmayı, insanların kalbinde bir iz bırakma fırsatı olarak görmüşümdür. Hayata farklı açıdan bakmamı sağlayan animeler de ilgi alanıma girer.

En Küçük Olmak” için 16 Yorum Var

  1. Kitsune dedi ki: dedi ki:

    Merhabalar Duygucum,

    Bitmemiş romanının başka karakterlerini görmek beni gülümsetti. Önceki öykünde işlediğin Zorkan’a burada atıf yapman hoş bir ayrıntı. Lider Cender ve sadık yardımcısı Garnap güzel bir ikili. Karakterleri gerçekten güzel yansıtıyorsun. Gerek diyalog gerek fiillerle bu ortaya çıkıyor. Unutmadan, Garnap’ın serçe ve kartal benzetmesi güldürdü beni. Daha önce söylesem de tekrar söylemek istiyorum. :smile:

    Öykün baştan sona su gibi geldi, hoş bir etki bıraktı. Sanki Naruto tadı aldım bir parça. Güçlü betimlemeler gördüm. İzliyor gibiydim yani.

    Karakterlerin ruh halleri, gerek dövüş sahneleri bir o kadar güçlü işlenmişti. Gizemli ve karanlık bir yanı da vardı öykünün. Alev soluyan karakteri bu bakımdan bayağı ilgi çekiciydi.

    “Her dövüş kalbe kir sıçratır Garnap. Hadi onu taşıyalım ve kirden arınmayı ihmal etmeyelim.”

    Bu cümleye ayrı bayıldığımı söylemeden edemeyeceğim. Güzel bir şekilde de bitirdiğini düşünüyorum. Temayı iyi bir noktaya kondurmuşsun. Hayal gücüne ve yüreğine sağlık. :blush:

  2. En kısa zamanda bu bitmemiş roman yazılır da biz de okuruz inşaallah. Hatta belki filmi de olur. Çünkü okurken film izliyormuşum gibi geldi. Sahneleri öyle güzel kurgulamışsın ki. Bazı yazarlar sahne kuramaz ya da karakterler aksak kalır. Seninki öyle değil. Her şey fazlasıyla tam. Üzerinde incelikle çalıştığın çok belli Duygu. Her zaman yazdıklarını okumak, başka dünyalara yolculuk etmek çok keyifli. Kaleminin yolunun açık olduğuna eminim. Hep yaz!

    Ayrıca öyküde en beğendiğim cümlelerden birini söylemeden de geçmemeliyim: “Her hoşgörü doğru adımlara kaynaklık eder.”

    Görüşmek üzere!

  3. Sevgili Duygu,
    Foruma bakınca, bu ayın en çok okunan öyküsü olduğunu gördüm.
    Çok hak etmişsin. Karakterler, ruhsal değişimler öyle güzel verilmiş ki, bir çırpıda hikayenin sonunda buluyorsun kendini.
    Tebrikler :slight_smile:

  4. Merhaba; anlatımınız çok hoştu. Ortamı güzel ifade etmişsiniz. bir iki yere takıldım. Garnap’ın kolu kesildi demişsiniz ama sonra bir şey yok. Bir de kemanın gücü ne? Bunlar belki de devam ettiğiniz karakterler ama ilk kez okuyan biri için soru işareti. Lideri seveyim mi karar veremedim. Hem sanatçı hem savaşçı:) İkisi bir arada… Ellerinize sağlık.

  5. Selam Duygu
    Öyküyü okuyalım bayağı oldu ama şimdi yazabilirim. Eline sağlık akıcı, ilgi çekici ve dolu bir öykü olmuş. Kendi romanınmş inşallah tamamlarsın basılır da okuruz. Tekrar görüşmek üzere! :grinning: