Öykü

Nereden Bakarsan

Genç kız sevgilisinin gözlerinin içine gülümseyerek bakıyordu. Sevgilisi de onun koyu kestane renkli uzun saçlarıyla oynuyordu. Neden sonra çocuğun elleri kızın yanaklarına indi. Şefkatle tuttu yanaklarını kızın ve kendine çekmeye başladı yavaş. Kız hâlâ ona bakıyordu ama gülümsemesi silinmişti dudaklarından. Nefes alış verişi hızlanmıştı, hafif hafif titriyordu. İşin büyüsü bu ya, çocuk da aynı durumdaydı.

“Cenk!” diyebildi kız ciğerinden istem dışı hava üfüren bir sesle “Ne yapıyorsun?”

Çocuğun gözleri artık kaymıştı, bu kızın susmasına sebep oldu. Onun da gözleri yarı kapandı. Ne zaman ki dudakları buluştu, tamamen kapandı gözleri. Önce küçük buseler kondurdular birbirlerinin dudaklarına, sonra… Sonra her ilk öpüşen çift gibi oldular. Doyamadan öpüştüler, dakikalarca. Durup, durup devam ederek saatlerce… Kız çocuğu tanıdı, çocuk ileri gitmek istedi. Bu kızı olaydan çıkarttı, çocuk fark etti ve tekrar ruhunu bedenin üstüne koyu. Bu böylece periyodik tekrarlarla devam etti. Dakikalarca, durup durup devam ederek saatlerce…

* * *

Rıfat neşeliydi “Asmar Ya Heloo… yapba di vadi lükteddu.”

İş arkadaşı Kemal ise sıkkın: “Rıfat Abi yoğunsun yine!..”

“Niye oğlum?”

“Bir saat önce Maşallah diye diye Wonder Woman 1984’ün fragmanını izliyordun şimdi de başka bir karı bulmuşun youtube’da onu kesiyorsun.”

Rıfat şaşırmış gözlerle baktı portföydeki elemanına “Şarkı dinliyorum oğlum”

“Adı ne?”

“Maya Diab”

“Şarkının adı mı kadının adı mı abi?”

“…”

“Abi karı kesiyosun işte özellikle sordum adı ne diye, adım gibi biliyordum şarkıyı değil kadını izlediğini”

Rıfat bu sefer de yalak yalak gülümsedi “Gel bi baksana şuna”

Ve Kemal de bütün haklılığını silecek şekilde kalktı ayağa “Güzel kadın abi ama bana göre değil. Gerçek gibi değil. Barbie bebekle şişme kadın arası bir şey.”

“Öğrenicen, öğrenicen. Bunlar gerçek kadın oğlum. Bak; işveli, isyankar gözler, esmer ten ilk insanlar bunlar. Kadının özü.”

“He he. Sarışın, kızıl falan bakmıyosun çünkü abi…”

“Ya güzele bakarım. O ayrı. Ama bak burada konu başka Wonder Woman kim?”

“Kim?”

“Gal Gadot” Rıfat Gadot’a bir “o” daha eklemiş ve sanki “Bunda bilmeyecek ne var?” edasıyla söylemişti kadının ismini.

“Evet” Ve Kemal de zerre etkilenmediğini hissettirerek vermişti bu cevabı.

“Nereli?”

“Bu kadın mı? Arapça konuşuyor!..”

“Bravo çok zekisin” Rıfat kafasını yana eğip ciddi bir suratla Kemal’i alkışladı. “Lübnanlı. Ben Wonder Woman’ı soruyorum”

“Teminkara mı ne?”

“Allah cezanı vermesin senin. Materyale saygı ayakları. Salak olma salak böyle karıyı gördün mü kes, bak, hatta içine düş… Neyse büzme dudaklarını deve gibi hemen. Yahudi kız, İsrailli.”

“Yani?”

“Eski insanlar, eski genler. Çiğlik yok bak… Gözlere, bakışlara bak. Gerçi O Wonder Woman’daki vücut da süper. Hele fragmanda bir sahne var bu Beyaz Saray’da mı ne, önce bi adama tekme atıyor o sırada kafasını arkaya atmış böyle saçlar dökülüyor aşağı” Rıfat bu sırada kendini kaybetmiş Gal Gadot’un kafa hareketini ve elleri ile temsil ettiği saçlarını canlandırmaya çalışıyordu. Sonra da yerden kayıp bir çelme takıyor. Yani böyle güzellik var mı?”

“Ben de izledim. Kesin soğuk savaş bi de bi kız var ya sarı buna aşık olup olmadığını soruyor. O canavar olacak onunla dövüşecek Wonder Woman. Sonra o adam var ya kafası patlayan Game Of Thrones’da sonra şeyde de oynamıştı…” Kemal, Rıfat’ın inanmaz bakışları ve açık ağzını görünce –ki her iki mimik de şovdu- konuşmayı kesti ve o mimiklere merakla cevap verdi. Sadece şunu duymak içindi bu dikkat:

“Lan bi siktir git gerizekalı. Ben senin yaşında olucam, sikmedik karı bırakmam şu şirkette. Sen mal da yok temkralıymış, yok E-5 pilotuymuş, yok soğuk savaşmış… Otur dosyaları düzenle sen hadi. Hadi hadi hadi. Kendine bi yararın yok. Bari şirkete olsun.”

* * *

“Cenk bir şey sorucam sana lan”

“Ne sorucan yine amına koyim, ömrümü tükettin ya”

“Siktin mi lan Deniz’i? Doğru söyle.”

“Ne biçim konuşuyon lan sen yengen hakkında? Hayvan…”

“Ne yengesi?”

“Nası ne yengesi?”

“Öyle bacı kardeşmiş gibi sağda solda takılmakla yenge olunmuyor Cenk Bey!”

“Dedi, elinden başka sevgilisi olmayan Barış Bey…” Cenk burada Barış’a küçümser bir bakış attı ve noktayı koydu “Götüm…”

“Sikmicen mi yani?” Bu sefer küçümser bakış atma sırası Barış’taydı.

Tam Cenk de ona cevap verecekti ki yanlarında çimlerde yatan ve o ana kadar konuşmayan arkadaşları Fikret dirseklerinin üzerinde dikelerek “Neden hayvanmış gibi davranıyorsunuz?” diye sordu. Cevap alamadığı bir soru olmuştu bu ama arkadaşlarının dikkatini çekmeyi başarmıştı. Devam etti “Ne biçim konuşuyosunuz siz ya gerçekten? Adamın kız arkadaşı için sorduğun soruya bak Barış ya–burada on on iki kere dertli dertli ve kafasını sağa sola sallayarak cıkladı- Cenk sen de diyemiyorsun ki seviyorum ben bu kızı, bu kız başka. İşiniz gücünüz am göt muhabbeti olmuş abi sizin ya…”

İki çocuk sessizce ve dikkatlice dinlediler bu sözleri, cevabı veren ise Cenk oldu:

“Ya ne olacaktı yarraam?”

* * *

Eda çamaşır makinesine hafta sonunun altıncı partisini attığı o Pazar sabahı pek de keyifli sayılmazdı. LGS’ye girecek oğullarını sürekli play station oynarken yakalıyordu. İki yaş büyük kızları da ayrıldığı sevgilisinden sonra anarşist olmuştu. Bununla birlikte Eda’nın dert ettiği şeyler bunlar değildi. Hijyen takıntısı kendisi ile ilgiliydi. Oğulları Erol daha büyümemişti, ite kaka ders çalıştırılmalıydı ve çalıştırılıyordu da. Aslında matematiği de iyiydi. Ayrıca ne kadar bilinçsiz ve sorumsuz olsa da annesini seviyor, onu üzmek istemiyordu. Kızları Ayça ise sorumluluk sahibi, zeki ve çalışkan bir kızdı ve hayatının bu döneminde böyle deneyimler yaşaması kaçınılmazdı. Bir karakteri oluşacaktı ve bu karakter, iyi günler kadar kötü günlerden de dersler edinecekti. Hem sonuçta ikisi de çocuklarıydı ve çocukların hayatlarıyla dertlenmek ebeveynler için oldukça kabul edilebilir hatta içgüdüsel bir şeydi.

Ama bir şey vardı kabul edemediği: Kocası… Bu düşünceyle yatak odasına gitti ve uyuyan kocasının yanına oturdu.

“Rıfat!”

“Rıfat!”

“Rıfat!” Bu üçüncüsünde Rıfat’ı eliyle de dürttü.

Rıfat tamamen yalandan bir “Hı” yaptı aniden uyanmış gibi, sonra da “Ne oldu?” diye sordu uykulu bir sesle “Saat kaç ya?”

“On bir buçuk. Kaçta yattın dün gece?”

“Bir buçuk muydu neydi? Rıfat hâlâ yarı baygın numarası ile konuşuyordu. Ve dörtte yatmıştı.

“Hadi kalk duşa gir üzerindekileri de ver bana yıkayalım.”

“Niye ya?” Dikilen adam soran gözlerle baktı karısına.

“Hadi Rıfat…” Ve kadın bıkkın gözlerle karşıladı kocasının bakışlarını. Sonra da yataktan kalkıp banyoya gitti.

* * *

Cenk sürekli ilerliyordu, Deniz de sürekli geriliyordu. Belki de tersiydi. Ama olan her ne idiyse, gergin olan Deniz’di. Cenk halinden son derece memnun görünüyordu. Kendi gözünde Cenk bir İskender’den bir Napolyon’dan aşağı görmüyordu kendini.

Deniz ise görüyordu; yakışıklı, ne istediğini bilen, kendine güvenli, kendisine bağımlı olmayan, karakter sahibi ve güçlü bir çocuktu gördüğü. Bu özellikler de kızı çekiyordu. Belki Cenk bu özelliklerin hepsini taşımıyordu belki sadece ona öyle görünüyordu ama şu an sahip olduğu yegane gözler de kendi gözleri değil miydi? Arzulanmayı seviyordu elbette, zar zor da olsa Cenk’i durdurduğu anları da seviyordu. Ama düşündükçe kafası daha da karışıyordu. Cenk duruyor, onun isteklerine saygı gösteriyordu. Ama duruyordu da, durabiliyordu da… Her hareketi planlı mıydı? Onu elde edene kadar mıydı? Böyle bir matematik istemiyordu Deniz, sevilmek istiyordu. Plansızca, amaçsızca sevilmek… Ama ya Cenk onu sevdiği gibi hatta sevdiği için ona saygı gösteriyorduysa? Öyle ya Cenk arkadaşları içinde lider, ağzı bozuk, sığ ve sığlığı ile gurur duyan bir çocuk olarak tanınırdı. Hatta tüm kampüs onu öyle tanırdı. O Cenk, Denizin yanında müşfik ve saygılı, hassas ve sahiplenici idi. Fakat bir sorun vardı. Deniz çok güzeldi. Şan ve şöhret için bile elde edilmesi istenecek kadar güzel. Offf’tu. Pooffff’tu. Ama seviyordu işte.

Ve karşısındaki çocuğun ona bakarken gözleri parlıyordu. Başka kızlara da bakıyordu. Onlara karşı da flörtözdü. Kızların anlamadığını sandığı zamanlarda paket ve balkon kontrolü de yapıyordu salak ama onlara böyle bakmıyordu. Onların bedenine bakıyordu, kendisininse ruhuna…

* * *

Kahvaltıdan –daha çok brunch da denilebilir çünkü Rıfat’ın kalkması, duş alması ve yemek yemesi yarımı bulmuştu- sonra Rıfat, bulaşıkları makineye yerleştiren Eda’ya arkadan sarıldı. Eda, Rıfat’ın temasını hisseder hissetmez buz kesmişti. Hayır, kendini kurtarmaya çalışmadı, ya da sinirli bir hareketle kocasından uzaklaşmadı, bir şey de söylemedi. Ama o kadar güçlü bir soğukluk yaydı ki sığ ve sığlığından gurur duyan kocası karısının boynuna bir buse kondurup, saçlarını koklayarak geri çekildi. Eda’ya göre eğer Rıfat’ın içinde düzenini bozmak istememesi veya çocuklarından ayrılmak istememesinin dışında bir Eda sevgisi kalmışsa bu karısının saçlarına olan sevgiydi. Çıkarlarken sürekli saçları ile oynardı Rıfat ve ayda bir, bir şekilde birlikte de olsalar yine kocasının minicik ilgisinin neredeyse tamamı saçlarına olurdu.

Rıfat her ne kadar Eda’nın buz kestiğini anladığı için uzaklaşsa da bir şey olmamış gibi davranmaya karar vermişti.

“Hayatım,” dedi, “ağrı kesiciyi gördün mü, başım sızlıyor. Başlarken yakalarsam kurtarıyorum biliyorsun. Öbür türlü günüm bitiyor. Hani gece olsa içmem de…”

Eda onun sözünü kesti “Günü yarısı bitti zaten” sonra da Rıfat cevap veremeden ağrı kesiciyi dolabın rafında alıp kocasına verdi. İlacı kocasına verirken kocasının yüzünde dayak yemiş bir köpeği gördüğünü düşündü. İğrendi kocasından, “keşke gerçekten aldatılsaydım diye düşündü. O zaman daha acı olurdu ama bu zavallıya kadınlık yapmaktan daha iyi hissederdim kendimi.”

“Senin,” dedi kendini kontrol etmeye çalışarak sakince “Liseye giden bir kızın var. Gece su içmeye falan kalksa da seni öyle görse ne yapacaksın?”

“Nasıl görse? Hayatım gece yarısını biraz geçene kadar Premier Lig özetlerini seyrettim yattım. Ben bilmiyor muyum kızım olduğunu?”

İğrenmeyle, acıma arası bir hisle ağzını yayan Eda konuşmayı daha fazla sürdürmeden tekrar bulaşık dizmeye koyuldu.

Rıfat ise söylenmeye… “Bu nedir ya. Neyim yani ben? Duş al deyince kokuyorum sandım da yıkandım. Yoksa bilsem böyle düşüneceğini… Hayır yani, Cık cık cık… Allah Allah yaa. Annem mi karım mı belli değil. Yani ettiği lafa bak.” Rıfat uzun süre susamadı. Sesi o kadar yapmacık çıkıyordu ki…

* * *

“Nasıl yani? Gidecek misin?”

“Gidicem”

“Ne olacağını biliyorsun” Bu bir sorudan ziyade farkındalık teyidiydi.

“Biliyorum.”

“Ya sonra? Niyetinden emin misin? Sen öyle Tinder’da seks arayan kızlardan değilsin sonuçta. Bi de yani…”

“Ne Yasemin?”

“Yani tamam bu bir paylaşımdır. Erkekler anlamıyor bunu. Yani işte… Yatar kalkarsın tamam mı?.. Sonra da istersen hiçbir şey olmamış gibi de davranırsın. O salak da sonraki erkek arkadaşını görür sinir olur falan. Da işte…” Yasemin söyleyemiyordu.

“Da ne? Ne diyorsun kızım söylesene?”

“Sen seviyorsun Deniz bu çocuğu. Aşıksın resmen. Bana sorsan pisliğin teki, güvenilmez, acımasız, skor peşinde bi tip. Seni kaldıramazsa gider başka bir kıza çakar falan. Yani kızım iki ucu boklu değnek. Su gibi kızsın, o salağın tersine kafan da çalışıyor derslerin de süper. Seni kaldıramazsa dediğim gibi senden önce davranmak için gider başkasına. Yok skor peşindeyse zaten yandın. Bir de anlatacak o gerzek arkadaşlarına ballandıra ballandıra. Ben yanılıyorsam da karakteri güçlüyse senin düşündüğün gibi, hiç zannetmiyorum ya! Bu sefer güzelliğinin yanında senden talepleri olabilir. Saygısı azalabilir.”

“Neden beni seviyor olabileceği aklına gelmiyor? Ben sevilmeye layık değil miyim? Yakışmıyor muyum Cenk’in yanına?” Deniz kavga çıkarmanın eşiğindeydi. Sinirlenmesinin sebebi Yasemin’in onu kıskanıyor ve ondan hoşlanmıyor olması değildi. Söylediklerinin aynen Deniz’in de korktuğu şeyler olmasıydı onu sinirlendiren.

“Ya kızım sen her şeye layıksın da Cenk insan değil. Yani seviyorsun da biliyorum. Bir yerde olay buraya gelecekti de işte. Ya keşke hiç bulaşmasaydın şuna ya…” Yasemin samimi şekilde dizini tek bir vuruşla dövünce Deniz’in ona karşı tekrar iyimser duyguları galip geldi. Susmuştu ama hal ve harekatında hatta bakışlarında Yasemin’i rahatlatan bir hava vardı şimdi.

Yasemin de bundan güç alarak kendi bıraktığı sözü tekrar aldı “Süslenip püslenme sen de. Ne bilim regl falan da değilsin değil mi? Öyle olsa oyalardın belki. Bunlar biliyorsun çoğunlukla tek atımlık barut oluyor. Öyle veya böyle şey olunca uykuları geliyor.”

Deniz içten bir şekilde güldü Yasemin’in saflığına ve kendisini gerçekten düşünüyor olmasına. Sadece bir an için bile olsa rahatlamıştı.

* * *

O gece Rıfat yorgun karısının peşinden gece on gibi yatağa girdi. Yarımda kalkmıştı ve uykusu yoktu. Karısının ise nefesi yavaş yavaş değişiyordu ve arkasını Rıfat’a dönmüştü. Elini çabuk tutmalıydı.

“Eda,” dedi.

Eda hemen cevapladı “Efendim Rıfat?”

Bunun üzerine Rıfat kendi battaniyesini üzerinden atıp Eda’nınkini kaldırdı ve karısının vücudunu vücudu ile kaşıkladı.

Eda sert değildi ama kararlıydı. “Çok yorgunum Rıfat,” dedi. “Ayrıca hiç istemiyorum seni.”

“Ben seks için yanına gelmedim. Sadece sarılmak istedim” diye cevapladı onu Rıfat sonra karısından ayılıp kafasını sağ dirseğinin üzerine koyup sol eliyle arkası dönük karısını sırt üstü çevirdi. Böylece onun tüm yüzünü yukarıdan görebiliyordu.

“İlk sevişmemizden sonra fark etmiştim ki “ dedi kısık bir sesle “Saçların aynı şimdiki gibi dağılmıştı. Koyu kestane rengindeydiler ve dişilik timsali gibi yatıyordun altımda. Bakışların şuh, hatta kaymıştı. Saçların ruhumu ahtapot gibi kavramıştı. İyi anlamda söylüyorum.”

Sonra sustu. Eda, tavana bakıyordu. Gözlerinde hüzünlü bir ifade vardı. Bu sefer fısıldayarak sordu Rıfat “Neden beni seçtin Eda? Sen okulun en güzel kızıydın, derslerin de çok iyiydi.”

Eda birkaç kez derin nefes aldı. Sadece birkaç saniye düşündü. Rıfat’a bu süre saatler gibi geldi. Ne zaman ki Eda ona sert de olsa bakışlarını çevirdi, o zaman biraz ümitlendi.

“Sen de çok yakışıklıydın,” dedi Eda. Sesinin tonu soğuk, bakışları sertti ama söyledikleri güzeldi. Yine de güzel olmakla birlikte geçmişte kalan şeylerdi söyledikleri. “Kendin gibiydin ve bağımsız bir duruşun vardı. Derslerin kötüydü ama hayat doluydun. Benim gibi güzel bir ineğin ihtiyacı olan bir libidon vardı sanırım”

Rıfat da bunu sezdi. “Peki,” dedi korkudan daha da kısılan sesiyle “Neden benimle devam ettin? Ne o libidodan eser kaldı ne de hayatta belli bir seviyeyi aşabildim. Sen yürüdün gittin çünkü.”

Eda tekrar tavana döndü “Çocuklarımın babasısın ve sorumsuzluğun dışında sevecen bir babasın,” dedi. “Kötü bir kocasın ama, çok kötü hatta…”

İçi yandı Rıfat’ın, oda karanlık olduğu için mutluydu. Burnunun direği sızlamıştı çünkü. Ama belli etmedi. Hâlâ içinde üniversitenin popüler Rıfat’ını taşıyordu çünkü. Pek büyümemiş, oturaklı bir adam olmamıştı. Baba olarak da dayanılan bir baba değil bir arkadaş baba, bir sevecen adamdı. Ama ne egosu pek küçük sayılırdı ne de aptal…

“Ben zavallı değilim Eda,” dedi. “Bir başkasıyla ilişki yaşamadıysam, aplikasyonlardan karı düşürmediysem veya eskortlarla takılmıyorsam da –burada durdu, yutkundu ve birazcık da olsa ümitsizlik ve sinirle sesi yükselerek devam etti- sadece porno seyredip otuz bir çekiyorsam bunun bir sebebi var.”

Eda bir kez daha kafasını çevirdi kocasına ama bu sefer ilgili ve sıcak bir bakışı vardı. “Neymiş o sebep?” diye sordu.

Ve Rıfat söyledi. Başlangıçlarına gitti. Ne zaman olduğunu anlattı ve beş kelimeyle özetledi her şeyi.

Ve Eda hatırladı. Dün gibi hatırladı, zaten unutmamıştı ki. Ağladı Eda, görmese de duymasa da Rıfat ile birlikte ağladı.

* * *

Deniz, Cenk’lerin evinin kapısını çaldığında heyecandan yüreği ağzında atıyordu. Cenk kapıyı açtığında ise şaşkın bir şekilde ve hızlıca hareket ederek ayakkabılarını çıkartıp eve girdi. Eğer hızlı davranmasaydı kaçardı çünkü. Cenk’in suratında soğukkanlı bir bakış vardı. Ne zaman ki Eda otuz yedi numara ayaklarının kendisine bile güzel ve sevimli göründüğünü fark etti, aynı anda Cenk onu hunharca kuağına alıp bir saniye önce kapattığı kapıya yasladı. Bu olan, artık öpüşmek, sevişmek hatta yiyişmek gibi özellikle basitleştirilmiş bir fiille tanımlanamazdı. Bu, çölde bir su kuyusu bulup kana kana su içmek ya da denizin dibinden çıkıp inleyerek nefes almak gibi bir şeydi artık.

Deniz bir ara öpüşürken gözlerini açtı ve Cenk’in gözlerinin kapalı olduğunu gördü. O zaman kendisini tamamen bıraktı. Sonu ne olursa olsundu artık. Cenk onu kucağında yatağına taşırken mutluydu, birbirlerini hızla ve beceriksizce soyarlarken mutluydu, birbirlerine oral seks yaparken mutluydu ve artık kendinde bile sayılmazdı. Cenk içine girerken stresliydi ve acı çekiyordu ama kesinlikle mutsuz değildi. Cenk sona doğru kasılıp hızlandığında artık bu dünyada değil gibiydi. Sonunda, Cenk’in sesi artık kendisininkini bastırdığında ve Cenk tüm hayat enerjisini patlayarak içine boşalttığında doyumu hissetmişti.

Ama Cenk ne zaman ki o hayat enerjisinin son damlalarını içine akıtırken kafasını onun boynu ile köprücük kemiği arasından alıp yüzüne yapıştırarak nefes nefese ve gerçek gözlerle, “Seni seviyorum, sana aşığım Deniz” dedi.

İşte o zaman Deniz ağlamaya başladı.

Murat Barış Sarı

Selam, ben Murat Barış Sarı. Evli ve bir çocuk sahibiyim. Sade bir kalemim olduğunu sanıyorum. Genel olarak bilinç akışı anlatımını ve bilimkurgu fantastik edebiyat alanında cyberpunk alt türünü seviyorum. Diyaloglarım fena değildir, tasvirlerim fena. Farklı tarzlarda bir antoloji oluşturmaya çalışıyorum. Daha eskilerden; kısa filmlerim ve iki arkadaşımla yürüttüğümüz bir internet sitemiz de vardı. Tarihten de ayrıca hoşlandığımı belirtmeliyim, birinci şahıs anlatıcıyı daha çok sevdiğimi de… Kendimi şöyle tanımlıyorum: “Jack of all trades, master of none!..”

Nereden Bakarsan” için 31 Yorum Var

  1. Murat selam,

    Öncelikle kalemine sağlık. Yine tertemiz, anlamlı ve zamanın önemini vurgulayan, hüzünlü bir öykü.

    Başka bir öyküye yorum yaparken böyle bir cümle kurmuştum. Bana düşen; bir ilişkinin zaman içinde tükenip monotanlaşması, bir taraf için artık zorunluluğa dönüşürken başka taraf için olağan bir şey olarak karşılanması oldu. Yani bence öykünün en önemli ögesi zamandı. Yakın zamanda böyle bir konu işlediğim için biraz öyle anlamış da olabilirim.

    Mühür konusunda; bence kırılan mühür ikisinin de bekâretiydi. Yani mühür, artık geri dönülemeyecek eylemlerin bir metaforuydu benim gözümde. Bu kadın için çok önemli ve aşkla doğrudan bağlantılı bir unsur olsa da erkek için daha önemsiz bir şey olabilir. Yaşadıkları şeyler onların aşkını/sevgisini/evliliğini bir yere kadar taşımıştır ancak bir süre sonra bu ilişki zorunluluklardan dolayı devam ettirilen bir birlikteliğe dönüşmüştür. Benim gözlemime göre yakın geçmişte evlenen çiftlerin %80’i bu şekilde. Ben aşkın %100 bir raf ömrü olduğuna inanıyorum. Ama sevgi ve saygı bitmemeli; öyküde bu heyecan kaybını algıladım ve bunun için yazıldığını düşündüm. Bu tükenişin katalizörü de zaman oldu.

    Sonsöz olarak;
    Benim anlamlı bulduğum, okuması kolay, yer yer eğlenceli, yer yer hüzünlü günümüz ikili ilişkilerine ufacık bir kapı aralayıştı bu öykü. Kalemine sağlık. :+1: Görüşürüz. :pray:

  2. @MuratBarisSari

    Bazı yazıların yaşları olduğuna inanıyorum. Yazılanları okuduğumda yaşanmışlıkları ve deneyimi görebiliyorum. Hep aklıma bozulma, yozlaşma gelip duruyor son günlerde. Kendi yazımda/yazılarımda da alt anlam olarak çoğunlukla bunu işliyorum. Senin bu metninde de gördüğüm bu. O kadar gerçek ki. Yazım ve teknik açıdan bakmıyorum çünkü dar alana kısa paslaşmalarla yazılarını gönderiyorsun bunu biliyorum. Editörler, redaktörler bunun için var. ben temayı çok umursamıyorum, yönetimin işi o. Beni en çok etkileyen açıkçası Rıfat ve Eda oldu. Rıfat’ın söylediği ve birlikte ağlamaları. O beş kelimelik cümleyi merak ettim.

    Yarattığımız karakterler pis, kötü, aşağılık da olabilir - ki oluyor da. Önemli olan metnin içinde bu özelliklere paye verilip verilmediği. Ben senin metninde, yazarın karakterlerini savunduğunu görmedim. Eğer görseydim, buna ilk itirazı ben yapardım.

    Öykünün düzenlenmeye ihtiyacı var belki ama anlattığın ya da yapmaya çalıştığın şey bence iyi bir deneme.

    Bu arada sonda Deniz Eda oldu bir bak istersen :slightly_smiling_face:

    Görüşürüz

  3. Selam Kasvet,

    Öncelikle teşekkürler. Beğenmen beni ziyadesiyle memnun etti.

    İşte bazen yazarın düşüncesi okuyucuya geçmeyebiliyor. Biraz da tecrübe ve yaş önemli. O açıdan farklı tepkiler de normal. Sonuçta eleştirilen şeyler de o metinde var gerçekten.

    [Aslında mühür bekaret değil değil tam olarak. Dördünün de birbirleriyle bir oldukları o ilk an. Bu açıdan zorunluluktan yürüyor da değil. Aslında yürümüyor ama mühür o kadar kuvvetli ki…]

    Bununla birlikte çiftlerin bu halde olduğu da bir vakıa…
    Söylediğin herşey için tekrar çok çok teşekkür ederim.
    Görüşmek dileğiyle…

  4. Senaa dedi ki: dedi ki:

    @MuratBarisSari selamlar tekrar,

    Genelde öyküden önce yorumları okumayı pek tercih etmiyorum ama bu kez ters sıralama ile başladım. Yorumlarda cinsiyetçi vs. Gibi kısımlar benim de hassas olduğum alanlar olduğu için gözüme çarptı herhalde ancak öyküde bu tarz rahatsız edici bir kısım göremediğimi söyleyebilirim.

    Tartışması asla bitmeyecek olan kadın - erkek farkı ve iki tarafın da aşktan ve sevgiden anladığı ve beklentilerinin başka olmasını çok güzel vurgulamışsın. Öte yandan, evet zaman ikili ilişkileri hep farklı bir noktaya götürür. İlk dönemde cazip gelen kısımlar sonradan gözüne batmaya başlar ve karşı tarafta hoşlandığın şey birden nefret ettiğin şeye dönüşebilir. Hepimizin içinde olduğu ikili ilişkilere dair çok güzel bir gözlem yazısı okudum ben. Öykü veya hikaye diyemem belki. Yaratıcılık da gerektirmemiş gibi, senin güzel gözlemlerini aktarmanla çok başarılı geçmiş bu kısım. Klasik yaşamlardan çok gerçekçi bir kesit sunmuşsun. Aradaki uçurumun gitgide açılması ve mühürün beş kelime ile sürmesi… Gayet başarılı. Anlatım dilini seviyorum ve demlenmeden gönderdiğini bildiğim için teknik eleştiri yapma gereği duymuyorum.

    Tüm bunları kadınsal penceremden okuyunca, bu klasik düzene karşı sahip olduğum hüzünün altını çizdi yazın. Yaşa göre anlaşılır demek yerine, tecrübe ve çokça gözleme göre anlaşılabilecek bir yazıydı bence.

    Kalemine, yüreğine sağlık.

    Sevgiler,

    Sena

  5. Arokan dedi ki: dedi ki:

    Merhaba Murat.
    Evli-bekar kadın-erkek ilişkileri üzerine yazılmış, gözlem ve deneyim destekli çok güzel bir öykü armağan etmişsin bize. Yüreğine sağlık.
    Öykünün başlığı gayet yönlendirici.
    Bir kaç konuya kendimce değinmek isterim:
    Öncelikle burada “mühür” kelimesini kullanmayarak kural dışı davrandığın savunulabilir ve buna saygı duyarım. Edebi olarak ise yazarın mühürü soyut olarak zihinlerimize bırakmasını alkışlarım. Madem hepimiz edebiyata gönül vermişiz, hizmet etmek de ona yönelik olmuş bu öykünde. Tebrik ederim seni. Sanat için soyunmak da böyle bir şey sanırım. Göze alabilmek… Çıplak olmayı göze almışsın sen.

    Son olarak, bir yazarın yarattığı karakterleri üzerinden yazara yönelik yapılan eleştirileri doğru bulmuyorum. Aklımda gizli bir tacizcinin ve frikik avcısının bir günlük gözlemlerini aktarabileceğim bir öykü yazma fikri var. Bunu virüs konusuna da uyarlayabilirim. Sırf bu yüzden benim de içten içe bir sapkın ya da tacizci olduğumu düşünenler olacaksa inanın umurumda olmayacak. Çıplak olacağım ve elimde hiç bir silah olmayacak :slight_smile:

    Şahsi görüşlerimdir. Kimseyi hedef almadım.
    Çıplak, aciz bir edebiyat düşkünüyüm. Sevgiler hepinize…