Öykü

Öpüşme Boşluğu

Yanıp sönmeye başlayan “acil durum” uyarısının kırmızı ışığı kaskının vizörünü kaplayınca gözlerini kırptı. Bildirimdeki kısa açıklamayı okurken, giysisinin izin verdiği kadarıyla koltuğunda doğrulup önündeki koltuğun sırtındaki panele dokunarak açtığı profil sayfasından bildirimi erteledi.

Taşıyıcı modülün, Koloni Gemisi’ne kilitlenmek üzere olduğunu yanındaki pencereden gördü. Endişe etmesine gerek yoktu. Zaten acil durum için çok önceden kararlaştırılmış protokoller gereği Koloni Gemisi dışındaki tüm modüller toplanıyordu. Genç adamın modülü en geç gelenlerdi.

Panele döndü. Menüden görüntüleme bölümünü seçti. Güneş sisteminin “canlı” yayın akışındaki görüntüsünü açtı. Sistemin merkezindeki yıldızın eski, şaşalı günleri geride kalmıştı. “Zavallı cılız şey.” Atalarının terk etmek zorunda kaldığı bu sistemdeki mavi gezegenin görüntüsünü yakınlaştırdığında arşivlerdeki o ikon haline gelmiş gezegen imajının yerinde kapkara bir küre vardı. Eski halini görmeyi isterdi. Gerçek astronotların olduğu o eski güneş yılı çağlarını. “Uzaklara. Daima uzaklara.”

Çocukken, arşiv araştırmaları dersinde astronotların uzaya ilk çıkan öncüler olduğunu öğrenmişti. Bu, şimdiki mesleki tanımdan çok öteydi, büyük bir macerayı çağrıştırıyordu. Kaşifler… Bilinmeyene yolculuk…

Can sıkıntısıyla gözlerini kapattı. Uzun zamandır giysinin içindeydi. Robotik aksamın ağırlığı dengelenerek vücudunu ezmese de hantal yapısı nedeniyle üzerinde baskı oluşturuyordu ve bir de sadece vizörden etrafı görmek eklenince… Derin derin nefes alıp verince uyarı ve koruma sistemi kısa bir titreme ile devreye girdi. Hızlanan kalbi için vücuduna hafif bir yatıştırıcı enjekte etti. Sağlık biriminin ayarlarını görev dönüşü minimuma indirmeyi unuttuğuna kızdı. Etkisini gösteren yatıştırıcıyla stres seviyeleri değişti, gözlerini açıp tekrar panele, geçmişe ait kalıntılara baktı. Tüm sistemi güneş ve etrafında dönen gezegenlerle beraber görebileceği bir uzaklık ve ölçekleme ile seyrediyordu. Yalpalayan yörüngeler, yıkılmaya hazır harabeler. Antik sistemlerin terk edilmiş hali içini burkuyordu.

Ertelediği acil durum bildirimi yeniden yanıp sönmeye başladığında modül gemiye bağlanmış, mürettebatın inmesi için kapılarını açıyordu. En son inmek istediğinden acele etmedi. Pencereden kapının açılmasını izlerken bu kez kişisel bilgisayarından özel bir bildirim sadece bilekliğindeki panelde belirdi. Unutmuştu. Bilekliğine baktıkça beti benzi attı.

Farkında olmadan hızla yerinden kalkmak isteyince giysisi engel oldu ve kalkmakla oturmak arasında bir pozisyonda kaldı. Kendini düzeltmesi, koridordan geçerek kapıya ulaşması zaman aldı. Modülden inmeyi başarsa da giysiyi çıkaracağı kabinin önünde üç kişi sırasını bekliyordu. Takım arkadaşlarına aldırmadan kabin boşalır boşalmaz içeri girdi ve kapının ardından kilitlenmesini bekledi. İç bağlantı şebekesinden gelen ve kaskında yayılan arkadaşlarının öfkeli seslerine, küfürlerine aldırış etmemeye çalıştı. O an için tek derdi nasıl unuttuğuna hayıflanmaktı. Hem de bugünün hangi gün olduğunu gayet iyi bildiği halde.

Astronot olarak ona verilen bölgelerden maden toplama görevi aile mesleğiydi. Babası, dedesi hatta dedesinin dedesi astronottu. Parçalanmış gezegen, asteroit ve çöp yığınında “değerli materyal” aramışlardı. Bu görevlerde bulduklarından prim alarak koloni gemilerinde konforlu bir yaşam sürebilmekte ayrıca yine emeklilik sürelerini geçirebilecekleri değerli gezegenlerden yerleşim alanı satın alabilmekteydiler. Genellikle emekliliklerinde de göreve bir süre daha devam ediyorlardı, böylece herhangi bir gezegene uzun süre bağlanmamış oluyorlardı. Görev süreleri değişkendi. Atandıkları bölgeye göre güneş yılı hesabıyla bir haftadan iki veya üç yıla kadar sürebiliyordu. Ancak genç adamın son zamanlarda ortaya çıkan durumu nedeniyle artık günübirlik görev talepleri oluyordu. Neredeyse son üç aydır.

Giysiden kurtulunca geminin ön kısmındaki izleme platformuna doğru koşmaya başladı. Koşarken söylenmeye devam etti. Son üç ayında durumu düzeltmek için çabalarken en önemli günde geç kalırsa başı büyük dertteydi, üç ayın boşa gitmesi de cabasıydı. Hızla yanından geçtiklerinin azarlayan seslerini, kişisel bilgisayarına inen direkt şikayet bildirimlerini görmezden geldi. Bilekliği yine kırmızı yanıp sönmeye başlamıştı ve işin ciddiyetini anlatmaya çalışarak yanıp sönme sıklığı artmıştı. Soluksuz kalacak kadar hızlı koştuğunu fark etmedi. Görevlerden sonra yorucu hareketler vücudu için iyi değildi. Önerilmiyordu. Umursamadı.

İzleme platformuna vardığında paniği daha da arttı, içerisi hınca hınç doluydu. Neredeyse tüm koloni gemisi nüfusu buraya yığılmıştı. Böylesi tarihi an kaçırılmayacak bir seyirlikti. Bilekliğinden gitmesi gereken yeri buldu. Heyecanlı kalabalığın arasından güç bela geçerken gemi bilgisayarı dış görevdeki tüm modüllerin gemiye bağlandığını duyurdu.

İzleme platformunun önündeki siyah cam panelden kalabalığın uzay boşluğunu izlemek mümkündü. Genişliği devasa panelin üst kısmında geri sayım için rakamlar belirdi. Genç adam geri sayımla önündekileri ittirmeye başladı. Yeni şikayetler. Daha sonra tüm bu şikayetlerle uğraşması gerekecekti.

Genç kadın uzaktaki yalnız güneş sistemine dalıp gitmişti. Biri omuzundan kavrayınca irkilerek arkasına, gelmeyi başaran astronot sevgilisine döndü.

* * *

Güneşin patlamasını, platformdan izlerlerken genç adam sevgilisini son kez öptü.

Milyarca yıldır parıldayan sarı devin atomlarına ayrılmasına sevgilerini birbirlerinden esirgemeden şahit olacaklarına söz vermişlerdi ve ikisi de sözünde durarak güvenlerini göstermeyi de başarmışlardı.

Platformu koruyan yansıtıcılar bile ortaya çıkan ve aynı hızla karanlığa gömülen ışık bombardımanın etkilerini tam anlamıyla engelleyememişti. Ve sevgililerin dudakları bu aydınlanma ile birleştiğinde, kapanan gözlerinin arasından güneş son bir kez sızmayı başardı. Cılız bir mumun gücüyle… Artık hikayelerde ve arşiv bilgilerinde kalan bir parıltıydı.

Ve her şey bittiğinde…

* * *

Genç adam patlamanın ardından oluşan kara deliğin grafik destekli olarak panele yansıtılmasını izledi. Orada her şeyi içine çekip zamanı bile yakıp yutmak isteyen bir boşluk vardı ve asla onu orada göremezdin, sadece… bilirdin. Grafik imajlarla desteklenen görüntüde çizgiler helezonlar oluşturmaya başladı. Yok olmanın çizgilerinde geçip gitmenin anlamını aradı. Bulamayacaktı. Yanında onunla beraber helezon çizgilerini izleyen genç kadına bakmamaya çalışarak arkasını döndü. Platformdan ayrılıp bu müthiş olayı izlemek isteyen milyonlarca insanı taşıyan Koloni Gemisi’nin loş koridorlarında kaybolmadan önce cebinden, aylardır sakladığı, kutuyu çıkardı.

Astronot olmak… eskinin o keşfetme gücünü elinde tutmaktan çok uzaklara gitmişti. Yine de işin ruhunda hala seyyahlık, keşfetme dürtüsü ve en önemlisi hep ileri gitmek, yerinde saymamak vardı. Koloni Gemisi gibi devasa da olsa kapalı bir yerde uzun süre kalmak genç adama göre değildi. Yapamazdı, genlerinde yoktu bu. Babası emekliliğini geçirdiği gezegenin ufkuna bakarak ölmüştü. Ne içler acısı bir ölüm.

Kutudan küçük, parlak, kızıl renkli taş parçasını yavaşça çıkarttı. Kıza uzatırken mırıldandı. “Mars Taşı…” Uzun zaman önce, sakinlerinin pek sakin kalamayıp politik ve ticari nedenlerle çıkarttıkları savaşların sonunda yörüngesinde döndüğü sistemine az önce olduğu gibi, tamamen parçalanmıştı. Epey bir güneş yılı öncesi Mars’ın yörünge çizgisine çıktığı görevde yörünge döngüsündeki kalıntılardan bulup saklamıştı taşı. Hayaletin hatıraları… Yanlışlar, o yanlışların ne olursa olsun hep tekrarlanacağını hatırlatması için yanında taşıyordu. Şimdi kendisi de o yanlışlardan birini yapmak üzereydi. Tarih denilen dipsiz kuyu aslında aynı yanlışların ardı ardına ilmek ilmek sıralanmasıydı. Genç kadına sırılsıklam aşıktı, onunla evlenmeye niyetliydi. Ama… son zamanlarda uzak kalamadığı Koloni Gemisi yaşantısı üzerine gelmeye başlamıştı.

Kafasında hesaplar kurmaya başlamıştı ve biliyordu ki böyle yapmaya başlamışsa artık gitme vakti gelmişti. Bakışlarında dargınlık olacaktı, gözlerindeki boşluk kadını saracaktı. Gezegenleri içine çekip derin bir iç geçirmeyle geri bırakacaktı. Boşluk daha da genişleyecekti. Yanında az önceki bir parmak şıklatması zamanda meydana gelen boşluğun verdiği tecrübeyi de boşa atamazdı.

Boşlukta daima uzaklara.

Taşı sadece hatıra olarak uzattı. Genç kadının yüzüne ve o yüzün hemen ardında, her şeyi içine çeken ölü güneş sisteminin karanlığına baktı. Genç kadın bir an için parıldasa da… Astronot gülümsedi, arkasını dönüp kalabalığın arasından geçerek koridorlarda gözden kayboldu.

Kara deliğin çekimine kapılmayı engelleyen itici motorlar koridorlara hoş bir vızıltı yayıyordu. Astronot çoktan gözden kaybolsa da genç kadın arkasından bakmaya devam etti. Ardında, yansıtıcının ötesinde, zincirleme reaksiyon etkisiyle, insan soyunun bir zamanlar yurdu olan mavi noktanın eridiği karanlık devam ediyordu. Hep edecekti.

“Her zaman boşluk kazanıyor.” dedi kız ve o da Koloni Gemisi’nde, iki yıldır görev yaptığı haritalama bölümüne doğru yürüdü. Böylesi bir günde sadece bir saat izinli olmak ne üzücüydü. Bütün gün kamarasında uzanıp beğendiği dizinin izlemediği bölümleriyle vakit öldürmeyi tercih ederdi. İtici motor vızıltısı bazen gerçekten huzur veriyordu insana.

Öpüşme Boşluğu” için 1 Yorum Var

  1. astronot teması kolay gibi görünse de yazarken doğal olarak talep ettiği uzay vs türü bilgiler nedeniyle aslında kolay değil. siz bu kolay değilliği başarıyla aşmışsınız. yine de öyküsellik, kurgu ve climax vs noktaları daha da geliştirilebilir. olması gerekenden daha az gerilim hissettim ben okurken.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!