Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Paraşüte Vefa

“Ben niteliksiz değilim. Kılı kırk yararak geldiğim bu noktanın temas ettiği tüm değerler, bir gün çığ gibi büyüyecek, biliyorum; fakat bugün değil. Ben varken değil. Yetti artık! Durmadan çalıştığım şu atölyede kısılıp kalmayı, böylesine yalnızlaşmayı hak etmiyorum. Yerliler bile benden millerce uzakta, dağın yamacında yaşıyor. Benim zirvede ne işim var? Teknik bilgilerimizi karşılaştırırsak belki burada olmayı hak edebilirim; fakat is-te-mi-yo-rum!”

Günebakan Dağı’nın Kıyıntı Gölü’ne uzanan kolları, bütün bir yıl olduğu gibi, yemyeşil görünüyordu. Göğe en yakın yerinden kızıl toprağa dek uzanan gövdesine de bakılacak olursa Günebakan Dağı tüm heybetiyle yerinde duruyordu. Fakat nasıl olur? Yerliler, ormanın büyük bir kısmının yandığını, yangını da o delirmiş herifin çıkardığını söylemişlerdi. Yalan mı demeli buna, iftira mı?

– Zirvede duman görünüyor Kaliva!

Tamam, şimdi oldu işte. Yerliler haklıymış demek ki. Zaten Kaliva böyle olduğundan hiç şüphe duymamıştı. Ekip, eşyalarını toplayıp yola koyuldu. Gidebildikleri yere kadar patikadan ilerleyip sonrasında dağın çıkıntılı uzuvlarından tırmanmaya çalışacaklardı. Sahiden, dedi Kaliva ve ekledi: “Bu adam buraya nasıl çıktı?” Derin bir sessizliğin ardından ekipten kimsenin bu duruma dair fikri olmadığını kavrayan Kaliva, yeniden girdi söze: “Haydi bir şekilde çıktı diyelim, nasıl inecek?”

Patikanın etrafını saran irili ufaklı ağaçların gölgesi tüm yolu kaplıyordu. Böylece ekip neredeyse hiç terlemeden Kaliva’nın öncülüğünde rahatça yol alıyordu. Bu durum sarp kayalara gelene dek böyle sürdü.

– Nasıl devam edeceğiz Kaliva?

– Halatları hazırlayın.

Artık güneş, tüm yakıcılığıyla tepelerinde durmuş, o küçümseyen tavrını takınarak ekibi tırmanmaya zorluyordu. Nitekim hiçbiri yangını öylece bırakıp gidemezdi. Adaya gelip burada yaşayan yerlileri gördüklerinde önce hepsi korkmuş, daha sonra konuşmayı denemişlerdi. Yerliler de benzer tepkiler gösterdikten sonra onlara yemek ve kalacak yer vermiş, misafir etmişlerdi. Bu keşif gurubunun gemilerinin kıyıya vurduğunu ise sonradan öğreneceklerdi. Kimse kimseye zarar vermedi. Doğadan beslenen, doğayı besleyen, bu dengeyi asırlardır bozmadan devam ettiren bu insanlar nasıl olur da başka bir insana zarar verebilirdi ki? Kaliva, birkaç ayın ardından yerlilerle az da olsa anlaşmaya başladıktan sonra şöyle demişti: “Size ve yaşadığınız bu kızıl topraklara asla zarar gelmeyecek!”

Tırmanmaya başlamak için her şey hazırdı. “Ekip ikiye ayrılacak.” dedi Kaliva. Sağ eliyle beş kişiyi göstererek “Siz benimle tırmanıyorsunuz. Diğerleri ise burada kalıp biz zirveye çıktığımızda su tankını çekmemize yardım edecek.” diye devam etti. “Başka şansımız yok!” Kaliva, uzun ve zorlu bir yolculuk olacağından emindi. Ne zaman bir felaket boy gösterse böyle olmaz mıydı zaten? Uzun saçlarını kalın bir ot parçasıyla bağlayıp yüzünü ufka döndü. Yeşil gözleri güneşin altında parıldıyor, kuvvetli kolları daha da öne çıkıyordu. “Bu kızıl topraklar zarar görmeyecek!” diye mırıldandı. Ekip, yüksek sesle tekrarladı: “Bu kızıl topraklar zarar görmeyecek!” Dağa tırmanabilirlerdi; fakat bu odunlardan yapılma su tankı? Onu zirveye sapasağlam çıkarmaları biraz güç olacaktı.

– Bu kayalıklar çok kaygan Kaliva.

– Öyleyse düşmeyeceksiniz! Zirveye çıktığımızda o deli herifi haşlamak için de enerjinizi ayırın!

Önceleri kafalarını kaldırıp baktıklarında uçsuz bucaksız görünen Günebakan Dağı tırmanmaya başladıkça kısalıyor, kısalıyor, kısalıyordu. Zirveye yaklaştıkça yorulduklarını hissediyorlardı; fakat bu his aynı zamanda onları tetikliyor, kuvvetlendiriyordu.

– İşte, dedi Kaliva, işte zirvedeyiz.

– Hemen suyu çekmeliyiz!

Ekip, tanka bağladıkları halatları ağır ağır çekmeye başladı. Aşağıdakiler tankla beraber tırmanıyor, çevreye göre düz kalan alanlarda yukarıdakilerin yükünü hafifletmeye çalışıyordu. Tank, zirveye varana dek çok su kaybetmişti. Olsun. Nasıl olsa yalnızca deli herifin evi yanıyordu. Bir dakika. Ya içerideyse? Kaliva ekibe dönerek “Çabuk! Yapabildiğinizden daha iyisini yapmalısınız. Çabuk!” diye bağırdı. Yükselen dumanların arasında göz gözü görmüyordu.

Kaliva dışındaki herkes yangını söndürmeye çalışırken O tek başına evin içine girmiş, deli herifi arıyordu. Fakat yoktu. Hangi deliğe girdiyse oradan çıkmamaya yemin etmiş gibiydi. Yangının tamamıyla sönmesinin üstünden bir süre geçtikten sonra gökyüzü ağarmaya, güneş kendini göstermeye başladı.

– Kaliva! Kaliva şuraya bak!

– Nasıl olur? Bu adam uçuyor! Evet uçuyor! Tepesindeki de ne öyle?

Evden artakalan harabeye doğru koşmaya başladılar. Yanmış eşyaların, ahşap masaların üzerinden rüzgarla savrulan sayfalar, insana bir lûgatın içerisine düşmüş hissi veriyor, ekibi heyecanlandırıyordu. Bu çizimler bu yazılar da neydi böyle? Kaliva eline geçen ilk defteri aldı, kurcalamaya başladı.

“Buraya gelmemi annem istedi. Bir ucube olduğumu anladığım sıralar on yaşındaydım. Uzak diyarlardan, günlerce süren bir yolculuk serüveninden sonra, buraya geldim. Yerlileri görmüştüm; fakat onların da bizim diyarımızdaki diğer insanlar gibi ölmem gerektiğini düşünmelerinden korktum. Bu tehlikeyi göze alamazdım. Civardan bulduğum halatlarla ve sivri ağaç kökleriyle zirveye tırmandım.

Neden bizler ölmek durumundayız? Korkuyorlar. Bir gün farklılığımızla onları yıkabileceğimizi, herkesin gözü önünde rezil edebileceğimizi biliyor ve tam da bu yüzden korkuyorlar.”

Kaliva, az önce okuduklarının verdiği hayretle donakalmıştı. Yutkundu. Defterde yazılı olan son sayfayı açtı ve sesli bir şekilde okudu:

“Gün bugün. Birazdan evimi ateşe verip yeni buluşumla buralardan gideceğim. Hem de uçarak! Burayı yakıyorum; çünkü beni böylesine yalnızlaştıran bu insanlara bırakacak hiçbir şeyim yok.”

Etrafta uçuşan yüzlerce, belki de binlerce çizimi yakalamakla uğraşan ekibini gördü Kaliva. Çoğunluğu yanmış, ne olduğunu bile anlayamadığı şeylere baktı. Gözlerini kapatıp açtı. Bir rüya mıydı bu? Ekibe dönerek daha önce hiç konuşmadığı sert bir ses tonuyla:

– Bırakın şunlarla uğraşmayı! Hiçbirini hak etmiyoruz, dedi.

Havada ağır ağır salınan adama bakmak için ardına döndü. Derince bir nefes alıp düşündü. Niye kızmıştı ki böyle? Kendisi olsa onu öldürmeye mi çalışırdı? Hayır. Fakat yine de diğer tüm insanlar gibi suçluydu. Bu suçu paylaşmanın verdiği hafiflikle biraz da olsa rahatladığını hissetti. “Haydi bir şekilde çıktık, nasıl ineceğiz?” dedi, gülümsedi. Ekibi gibi o da deli herifin ardından el sallamaya başladı.

Paraşüte Vefa” için 10 Yorum Var

  1. İlk paragraf çok hoşuma gitti, doğal ve samimi geldi. Hikayeyi genel olarak başarılı buldum, sonu da iyi bağlanmıştı. Yalnızlığın insana yaptıramayacağı şey yok sanırım. 🙂

    Diyaloglar zaman zaman hafif/sade kalmış gibi geldi. Bir de karakterin yazdıkları etkileyici olsa da daha fazla ayrıntı içermesini isterdim. Yani karakterin neden oraya gelmesi gerekmiş, başından tam olarak neler geçmiş, gizemli yanı ne, bunları bilmek güzel olurdu.

    1. Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Farklı bir kavram, yalnızlık… Zaman zaman istenilen zaman zaman nefret edilen… 🙂

      Diyaloglar konusunda haklısın, dikkate alacağım. Karakterin yazdıkları konusunda ise şunu söyleyebilirim: Oradan bambaşka bir öykü çıkabilirdi. Uzun uzun yazılabilecek fikirler vardı aklımda; fakat yazsam apayrı bir konu başlığında farklı bir öykü gibi olacağını düşündüm ve bu yüzden birazını da okuyucunun hayal gücüne bırakmak istedim. Kim bilir, belki başka bir konu başlığında da bunu işlerim. 🙂

  2. Öncelikle emeğinize sağlık güzel bir öykü olmuş ama ilk yoruma katılıyorum keşke karakter hakkında biraz daha bilgi sahibi olsaydık bu hikaye uzatılabilirdi bence karakter hakkında vereceğiniz fazladan bir iki ayrıntıyla dahada ilgi çekici bir hal alabilirdi ama yinede çok beğendim güzel kurgulanmış bir öykü kaleminize sağlık.

    1. Çok teşekkür ederim. İlk yoruma yazdığım cevaptaki gibi: Aslında biraz da konudan sapmak istemedim. Dikkate alacağım. 🙂

  3. Bu tür kısa öyküler barındırdığı metinde verdiği ipuçlarıyla öncesi ve sonrasını bazen de aradaki boşlukları okuyucunun hayalgücüyle doldurmasına olanak verdiği için en sevdiklerimdir.
    Elinize sağlık.

  4. Heyecanlı bir öyküydü. Kurgu ve üslup daharikaydı. Uzunluk da hiç fena değildi, gerçi daha uzun olsa yine okunurdu ama, Engin’in dediği gibi; bazı noktalar da okuyucuya kalmalı ki, öyküyle bütünleşelim.

    Eline sağlık.

  5. Merhaba 🙂
    Önceleri yazdığım uzun eleştirilerden yapamayacağım sanırım bu defa fakat elimden geldiğince işe yarar olmasına çalışacağım.

    Bir diyaloğa değil de entelektüel zihnin kendi kendine öfkelice konuşmasına yakışan bir paragrafla giriş yapmışsın. Bu çok hoş. Öykünün kalanına hızlıca bir hazırlanma ve okumaya başlamadan önce her ne varsa ondan uzaklaşma anlamında güzel bir silkelenme aşaması olmuş.

    Açıkçası, italiklik ve “tırnak işareti” farkı olsa da ilk paragrafla bir sonrakinin “iç ses” şeklinde sunulmasıyla zihnim bir anlık, minicik bir şaşalama yaşadı. Tamamen benim hatam. Aynı karakterin düşünceleri olarak okumaya çalıştım iki kısmı da hem görünüşte hem de içerikte bambaşka olsalar da… Ama, senin yazdığında herhangi bir sorun yok.
    Okuyucunun birisindeki etkisini belirtmek için söyledim sadece 🙂
    Dağ ile ilgili betimlemeyi yukarıdan bakılarak yapılıyormuş gibi zihnimde canlandırmış olmamın da etkisi büyük tabi ki…

    “Zaten Kaliva böyle olduğundan hiç şüphe duymamıştı.”
    Hımm… Anlatım iç ses eşliğinde devam ederken böyle bir cümle görmek ilginç oldu 🙂 Karakter kendi kendisine konuşurken de kendisine adıyla hitap eden bir tipmiş gibi… Ya da, anlatım tarzında tek cümlelik bir değişiklik belki?
    Bir tür sihirli küreden karakterin her türlü hareketini ve düşüncesini izleyen gözlemci gibi hissettim açıkçası. Büyülü bir şekilde onun düşünceleri benimkine karışıyor ama benimkiler (özellikle yargılarım)bana ait kalıyor gibi… Hoş bir tat.

    “– Nasıl devam edeceğiz Kaliva?”
    Arada bambaşka bir paragraf olmasına rağmen bu ve bir önceki konuşmanın temasının “nasıl” olması çok hoş bir eko yapmış 🙂 Bu kısımları ben de “nasıl acaba”? diye düşündüm ki sanırım, bir süre devam edecek bu soru var olmaya? Bakalım 🙂 Çantalar hazır, macera başlıyor.

    “Nitekim hiçbiri yangını öylece bırakıp gidemezdi.”
    Yorgun zihnimin eseri de olabilir; bu cümleyi anlayamadım :/ “yangın”dan neyi kastettiğini sonra açıklayacaksın sanırım?

    “– İşte, dedi Kaliva, işte zirvedeyiz.”
    Konuşma çizgisiyle yazım konusunda pek bilgim ve deneyimim yok. Çizginin olduğu satırda/paragrafta olanların tümünün “söylenen söz” olması gerektiğini sanıyorum ama yanılıyor olabilirim. Haklı olsam bile, dil kuralları kullanımla değişir 🙂 Gördüğüm bir şeyi belirtmek istedim sadece.

    Hımm… Su tankının halatlarla çekildiği kısım için konuşuyorum. Fantastik bir öyküde sağduyuyu çalıştırmaya çalışmak pek de iyi bir fikir değildir ama… Sahneyle ilgili bir sorun mu gördüm acaba?
    Patikanın dağın zirvesine çok da yaklaşmadığını düşünmüştüm. Yani, tankı çok çok uzun, kilometrelercelik bir mesafe boyunca halatla taşımaları gerekecek? Ama… O uzunlukta bir halat elde edebilseler bile halatın kendi ağırlığı… Sanırım yanlış canlandırdım zihnimde :/

    “Yükselen dumanların arasında göz gözü görmüyordu.”
    Açıkçası, alevlerin varlığını bildiğim halde ne kadarlık bir şiddete sahip olduklarını tahmin edemedim ve bu sözden önceki kısımda, zirveye varalı görece uzun zaman olduğu halde gözümde canlandırmadım o “okuyucu için korkunç” ve “karakterler için cesaret gösterisi şansı” olan manzarayı. Yazımlara, anlatım tarzına pek karışmak istemem kimsenin öyküsünde ama, sanırım, zirveye varıldığı anda alevlerle ilgili olan durum birazcık daha fazla betimlenseydi çok daha hoş olurdu sanırım.
    Hani, durumun ne zaman ve nasıl “göz gözü görmüyor” şekline büründüğünü yakalayamadım.

    ” Yangının tamamıyla sönmesinin üstünden bir süre geçtikten sonra gökyüzü ağarmaya, güneş kendini göstermeye başladı.”
    Yine karışmak gibi olacak :/ Özür dilerim. Rahatsız edici bir şey bu yaptığım ama fikrimi belirtmeden duramadım.
    Bu cümlenin, yerleştirildiği paragraf ile pek bir bağının olmadığını ve bu yüzden ya başlı başına bir paragraf olması gerektiğini ya da “yangının sönmesinden sonra şu şu olduğu halde deli karakter bulunamamıştı” gibisinden bir ifadeyle genişletilmesi, paragrafın anlam bütünlüğüne dahil edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

    “Evden artakalan harabeye doğru koşmaya başladılar.”
    Burada da değinmek istediğim bir şey var. Teknik bir hata yok aslında, Kaliva evdeydi zaten ve diğerleri için bu ifade doğru. Ama “Ekip, evden artakalan harabeye doğru koşmaya başladı” gibisinden daha “gizli” olmayan bir ifade daha hoş olurdu sanırım :/ Çünkü, ilk bakışta “Kaliva ve ekibin kalanı koşmaya başladı” gibi de anlaşılabiliyor.

    “deli” karakterin kendisi gibi dışlanmış diğerlerinin de var olduğunu bilmesi ve onları da denkleme katarak konuşması çok hoş ama insan düşünmeden edemiyor “acaba diğer dışlanmışlara bir tür hediye sunmaya mı gidiyor?” Kendilerine ait bir diyar… Biz, yer üstünde yaşayanlar ve yaşamak için düzgün bir anatomiden fazlasına ihtiyaç duymayanlara karşın, aklın en uç buluşuyla, dünyanın en uç noktasına sahip çıkanlar… Hoş bir zıtlık olurdu 🙂 Öykünün böyle bir soru bırakması hoş fakat böyle bir durumu, az da olsa, sunmasını tercih ederdim açıkçası.

    “– Bırakın şunlarla uğraşmayı! Hiçbirini hak etmiyoruz, dedi.”
    Karakter hakkında pek bilgi sahibi olmasam da, minik bir anlığına da olsa, bu sözün “görev bilinci”ile hareket eden bir lidere değil, daha yumuşak yürekli birilerine yakışacağını düşündüm.
    Ama, öykünün sonu da düşünülürse, uçan kişiyi uğurlamaya başlamak için hoş bir geçiş olmuş bence 🙂

    Diyarın etkileşimli bir diyar olduğu da anlaşılıyor. Yerlilerin bozulmadan kalmış olmasına sevindim 🙂
    Öykünün ilk paragrafı ile kalan kısmı arasında anlatımsal bir fark var. Sonuçta, kağıttan okunmuyor ilk kısım. Belki, gideceği yöne doğru bakıp hülyalara dalarken düşünen ve yazan deliyi doğrudan anlatan, farklılaşmış bir sahne… Bu yüzden, daha “klasik” yöntemlerle ayırmanı önerebilir miyim? Mesela, ilk paragraf ile ikincisi arasına *** koyabilirsin? Ama, elbette, bu hali de hoş bence 🙂

    Uzunluğunu bu öykü için alt sınır olarak gördüm. Sorun değildi bence. Yine de, daha fazla açımlanmasını ve uzatılmasını da tercih ederdim açıkçası. Ama, sorun değil 🙂
    Hoş bir öyküydü. Teşekkür ederim. Umarım yaptığın işe zorla karışıyormuşum gibi olmamıştır sözlerim.

  6. Merhaba. 🙂
    Öncelikle şunu belirtmeliyim ki eleştirilerini oldukça sağlıklı, yapıcı ve senin deyiminle “işe yarar” buluyorum. 🙂
    İlk paragrafta yangın hakkında ufacık bir bilgi vardı aslında, yorgun olmandan dolayı gözden kaçırdın sanırım. Şöyle ki: “Yerliler, ormanın büyük bir kısmının yandığını, yangını da o delirmiş herifin çıkardığını söylemişlerdi. Yalan mı demeli buna, iftira mı?”
    Konuşma çizgisi konusunda haklısın sanırım. Ben de öyle bir durumda tam olarak nasıl kullanılacağını kestirememiştim. Şimdi tekrar baktığımda senin belirttiğin gibi olduğunu gördüm. Dediğin gibi kişiden kişiye değişir ama bu konuya önem verdiğim için “doğru” kullanmak isterdim. Teşekkür ederim.
    Su tankının halatlarla zirveye çekildiği doğrudur. Patika da dediğin gibi zirveye yakın değil. Pek mümkün durmuyor, farkındayım ve hatta şu anda mantıklı bir açıklama da getiremiyorum ama yazarken, ekibin daha önce de bu tip durumlarla uğraştığı ve denizci olduğu düşünüldüğünde o kadar güçlü olabileceklerini hayal etmiştim. Tabii çok tutarlı durmuyor, haklısın. 🙂
    Sanırım yangın, daha çok betimlenmeyi hak ediyor. 🙂
    “Yangının tamamıyla sönmesinin üstünden bir süre geçtikten sonra gökyüzü ağarmaya, güneş kendini göstermeye başladı.” cümlesi için paragraftan biraz kopuk olduğu fikrine katılıyorum; fakat ardından paraşütün göründüğü an geleceğinden dolayı ayırmaya gerek duymamıştım. Yani asıl devamında gelen konunun apayrı bir noktada olduğunu düşündüm.
    “Evden artakalan harabeye doğru koşmaya başladılar.” cümlesi için belirttiğin fikre tamamıyla katılıyorum. Ufacık da olsa anlam karışıklığı ve okuma zorluğu yaratmaması adına önemli bence.
    ” ‘Deli’ karakterin kendisi gibi dışlanmış diğerlerinin de var olduğunu bilmesi ve onları da denkleme katarak konuşması çok hoş ama insan düşünmeden edemiyor ‘acaba diğer dışlanmışlara bir tür hediye sunmaya mı gidiyor?’ Kendilerine ait bir diyar…” Bu fikir bence gerçekten çok güzel. Hikayenin devamı adına çok sağlıklı görünüyor. Benim de kafamda kurduğum buna yakın şeyler vardı; fakat oradan başka bir öykü çıkar, konudan uzaklaşırım diye düşünmüştüm. Bunu başka bir öyküde gerçekleştirmeyi planlıyorum. 🙂
    İlk paragraf ile ikinci paragraf arasına “***” koydum. Yani artık hikayenin özgün hali böyle. 🙂
    Yorumun için çok teşekkür ederim. Benim için çok değerliydi.

Engin Yıldırım için Yorum Yap Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *