Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Parçalı Umutlu

Dört kişi vardı gürül gürül yanan kamp ateşinin etrafında. Her biri oturmuş önlerinde çatırdayan alevleri izliyordu. Her biri kendine özgüydü. Benzemiyorlardı sağlarında sollarında oturanlara. Eşsizlerdi. İlk göze çarpan yanında oturanların hepsi üst üste koyulsa dahi onun boyu kadar etmeyecek tek gözlü bir kikloptu. Saçları çalı gibiydi ve birbiri içine karışmıştı. Gülümsediğinde ortaya çıkan koca koca ve çarpık dişleri nedense ona sevimli bir hava katıyordu. Bacaklarını diğerlerini rahatsız etmesin diye göğsüne kadar çekmişse de fazla ufalmış görünmüyordu. En az kiklop kadar tuhaf görünen bir diğeriyse normalinden hayli kalın telli saçlara sahip bir kadındı. Dikkatli bakıldığında uçları ufak keselerle bağlanmış saçların onlarca yılandan oluştuğu anlaşılıyordu. Saçlar yerinde duramıyor, sürekli tıslamalar çıkararak kıpırdaşıyorlardı. Gözlerine taktığı koyu gözlüklerden de anlaşılacağı üzere bu bir gorgondu. Belli ki kendini zararsız hale getirmek için epey uğraşmıştı. Oturdukları kamp ateşi ufak bir göletin yanına kurulmuştu ve içlerinden birisi bu gölete narin bacaklarını sokmuş hülyalı bakışlarla etrafını izleyerek kıyıda oturuyordu. Son derece zarifti ve büyüleyici bir güzelliği vardı. Lakin güzelliği yüzünde beliren o umutsuz ifadeyi gizleyemiyordu. Bu bir nemften başkası olamazdı. Kamp ateşinin başına kurulmuş son kişi ise kıllı, ucunda toynaklar olan bacakları; bir insanınkinden farksız çıplak gövdesi ile genç bir satirdi. Sakalları yeni yeni uzamıştı ve sivri kulakları vardı. Yüzünden ne denli huzursuz olduğu okunuyordu. Sabırsızca oynaşan alevleri izlerken ruhunun oturduğu göl kıyısında olmadığı belliydi. Gerçi ateşin başında oturanların hiçbiri halinden memnun gözükmüyordu. Her biri farklı farklı düşüncelerin, kendilerine özgü dikilmiş acıların pençesinde kıvranıyorlardı. İç karartan derin sessizliği bozan gorgon oldu.

“Yine geleneği bozmadık ve toplandık. Sizi bilemem ama aradan geçen zamanda benim hayli derdim birikti. Anlatmayı hem istiyor hem istemiyorum. Nicedir böyle üzülmemiştim. “dedi. Diğerleri duydukları cümlelere şaşırmamış fazla bir tepki de göstermemişlerdi. Kiklop yerinde kıpırdaştı ve neşeli birkaç karıncayı sonsuzluğa uğurladı. Ardından kalın ve çatallı sesiyle

“Benim dertlerim de boyumu aştı. Artık nasıl bir sızım olduğunu anlarsınız. “dedi. Ardından da iki elini yanaklarına dayadı ve bir başkasının konuşmasını bekledi. Nemf konuşsam mı konuşmasam mı diye bir süre düşündükten sonra kendisini duygularına teslim ederek başladı güzel ve hüzünlü sesiyle cümleler sıralamaya

“O halde ben anlatayım önce başımdan geçenleri. Gerçi çok bir değişiklik yok önceki toplanışımızdan bu yana. Hala aynı kırgınlıklar. Üç gün önceydi, yine göl kıyısında oturmuş güneşten kazaklar örüyordum. Hatırlarsınız size hediye ettiklerimi. Her biri eşsizdir, her biri çok güzeldir. Ben mutlu mutlu işimi yaparken bir insan evladı bitti başucumda. Önce zannettim ki herkesten farklı olarak bana değil elimdeki kazağa bakıyor. İnanın görseniz siz de öyle sanırdınız. Çok sevindim önce. Neşeyle yaptığım işi anlatmaya koyuldum. Bir süre dinler gibi yaptı. Ardından kaşlarını çatıp, “Bitmedi mi diyeceklerin?Banane senin kazağından. Sen ondan çok daha güzelsin. “dedi. Bıkmıştım anlıyor musunuz. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım canlılar cisimden başkasına odaklanmıyorlar. Benim tek özelliğim güzelliğimmiş gibi. Ne yaptığım işe değer veriyorlar ne de duygularıma. Konuşurken yine de bir umut vazgeçmedim. Belki kazaklarla ilgilenmiyordur dedim. Ona yazdığım şarkılardan birini okudum. Sözleri nasıl diye sorduğumda büyülü büyülü sesimden bahsetti durdu. Tek derdi benim kendi emeğimle sahip olmadığım sesimin güzelliğiydi. Oysaki o şarkıları yazmak için binlerce öykü dinlemiştim. Binlerce yaşama tanık olmuştum. Asıl takdir etmesi gerekeni hiç etti ve duyu organlarının esiri oldu. Her zamanki hikaye işte. Son buluşmamızdan beri yaşanan onlarca olaydan yalnızca biriydi. “dedi. Gorgon anlayışla nemfin sırtını sıvazladı. Teker teker onu teselli etmeye çalıştılarsa da nemf de biliyordu ki sözcüklerin hiçbir faydası olmayacaktı. Tekrar başını dalgalı gölete çevirdi ve etrafından gelecek konuşmaları dinlemeye koyuldu. Nemfin ardından sözü alan kiklop olmuştu.

“Ah ah!Hiç bilinmedi kıymetim. Doğduğum günden beri alnıma yapıştırılan damgayla yaşıyorum. Koca gövdeli, kıt akıllı. Aman ona ince iş vermeyin. Ancak madenlerde, dağlarda çalışabilir. Bir de yüzüne bakalım demeyin. Öyle çirkindir ki dayanamazsınız. Kimseye anlatamadım kendimi. Oysa siz biliyorsunuz nice emeğim var evimdeki o tablolarda. Nelerin resmini çizdim ben bile unuttum. Asacak yerim kalmadı. Ama inanmıyor ki kimse. Bu koca nasırlı ellerin fırça tutabileceğine inanan bir kişi bile yok. Ben sadece bir devim onların gözünde. Neden anlamıyorlar koca çirkin bir yaratıktan daha fazlası olabileceğimi?Okuduğum tonlarca kitabı neden görmek istemiyorlar?Ben böyle doğdum diye neden bir etiketle yaşamaya mahkumum ki?”dedi. Sessiz sessiz ağlamaya başlamıştı. Hepsi hüzünle başlarını önlerine eğdiler. Ne ona ilaç olabilirlerdi ne de kendilerine. Böyle yaşamak zorundayız dediler içlerinden. Başka şansımız yok. En azından canlılar bu şansı tanımak için fazla isteksizler. Oysa her şey dillerinin ucundayken. Bir diğer sızılı yürek de gorgonda atıyordu. Kısık ve derin bir sesle konuşmaya başladı.

“Herkes görmek istediğini görüyor dostlarım. Onlara gözükmemek için geceye bürünseniz dahi cehaletleriyle kararttıkları yolda sahte bir ışık yakıyorlar ve sizi de o sahte ışığın altında kavuruyorlar. Bakın şu halime. Kendimden vazgeçtim. Sırf bana bakan sıcak bir kalbi dondurmayayım diye kendimi gün ışığından mahrum ettim. Kafamdaki deriyi söküp atmaya çalıştımsa da olmuyor. Yanımda zararını engelleyemediğim canavarlarla yaşıyorum. Ama biliyor musunuz, en azından sapkınlığıyla etrafına kaos yayan canavarca fikirlerim yok. Benim fikirlerim kendini barış timsali sayan savaşçılarınkilerden çok daha berrak. Hepsi bana baktıklarında kaçışıyorlar. Kim gelse yanıma koştur koştur uzaklaşıyor. Sanıyorlar ki onları bir heykele çevireceğim. Söyler misiniz bana, gözümün içine bir kez olsun bakmadan onlara bunu nasıl yapabilirim ki?Onlar beni görselerdi, varlığımın ne denli dostluk aşkıyla dolu olduğunu anlamak isteselerdi ben zaten bu gözleri yerinden çıkarır atardım. Ama bunu hak eden bir kişi dahi yok. Beni görmek için başını kaldıran kimse yok. “dedi. Belki de en acılılardan biriydi gorgon. Ömrü boyunca bir bakışın sıcaklığını hissedemeyecekti. Kimse gözünden girip gönlünü okşayamayacak ve ilelebet yalnız kalacaktı. Ne zor şeydi ölene dek kendi gözlerine hapsolmak. Tek konuşmayan, konuşmanın başından beri gözünü ateşten ayırmayan satirdi. İçinde savaşan düşünceleri nasıl dile dökeceğini düşünüyor yine de en doğru yolun hangisi olduğuna karar veremiyordu. Fazla hesap kitap yapmadan gönlünden geldiği gibi konuşmaya karar verdi.

“Hepinizin derdi sizi anlamayan, sizi hor gören yahut sizi görmekten korkan canlılar. Hepinizin acısına saygım var. Lakin benimki bir başka. Sorsanız bir sıkıntım olmamalı değil mi?Kimse benden iğrenmez. Elimde flütüm su perilerinin peşinden koşturur mutlu mesut yaşarım. Neden bir sıkıntım olsun ki?Gariptir ama ben kim olduğumu bilmiyorum. İki uyumsuz yapboz parçasını benim bedenimde birbirlerine uydurmaya çalışmışlar fakat başaramamışlar gibi hissediyorum. Doğduğum günden beri kendimi sorguladım durdum. Kimim ben dedim. Her şeye rağmen göz ardı edebileceğim boynuzlu başım da dahil üst yarım gibi bir insan mıyım yoksa kıllı toynaklı bacaklarımla bir keçi mi? Kimim ben? Ne keçiler gibi bilinçsizce kırlarda koşturabildim ne de bir insan kadar kıymetim bilindi. Sanmayın bu uyumsuzluk yalnız bedenimde mevcut. Benim düşüncelerim de durmadan savaşıyor. Uyumsuz hislerim yüzünden yıprandım. Halen oturmamış bir karakterim var ve bu ömrüm boyunca böyle kalacak. Durmadan hangi yarıma ait olduğumu arayıp duracağım ve her şeye rağmen bütünleşmeyen bu iki parçanın arasında sıkışıp kalacağım.” dedi. İçi sızlıyordu. Ama her şeye rağmen bir parçası guruldayan karnını etrafındaki yeşil çimenlerle doldurması gerektiğini söylüyordu. Usandım, dedi. Bu karmaşa beni çok yoruyor. Ne birine teslim olabiliyorum ne de ikisini aynı anda kucaklayabiliyorum. O böylesine düşüncelerle kavrulurken sözü alan gorgon oldu.

“Satir kardeş, sanıyor musun ki tek parçalanan ruh seninki?Bir baksana bana, aynı gövdede hem canavarım hem kurtarıcı. Ben tüm şifaları bilirim aslında. Her türlü hastalık için ilaçlar ürettim. Ama bunları benim yaptığımı kimse bilmez. Söylemedim çünkü onların canavar zannettikleri bu yılanların zehriyle yaptım ilaçlarımı. Bilseler yanına bile yaklaşmazlar. Evet ben de bir savaştayım ama bu savaşın ganimetlerini toplamayı zamanla öğrendim. Belki isimsiz bir kahramanım ama hep canavar olarak anılacağım. “dedi. Satir başını ilk defa kaldırmış siyah gözlüklerin arkasına gizlenen o acılı gözleri görmeye çalışıyordu. Gorgonun dudakları hafifçe kıvrıldı. Satir de karşılığında ona bir tebessüm hediye etti. Bu konuşulanlar nemfi de oldukça etkilemişti.

“Ben hep çok güzel olduğum, hep güzel işlere layık görüldüğüm için herkesin yaptığı ve yaparken çekinmedikleri işleri yapamam sandım. Kendimi kısıtladım. Hiçbir zaman öfkemi bağırarak gösteremedim örneğin, hep içime içime akıttım göz yaşlarımı. Hiç kimsenin canını yakmadım hep kendim kırıldım. Böyle böyle bir parçam öfkeyle çirkinlikle doldu. Eğer olur da onu taşıran biri çıkarsa inanın beni tanıyamazsınız.” dedi. Bu sözler duyanları şaşırtmıştı. Ama öyle çok şaşılacak düşünce dolanıyordu ki zihinlerinde fazla üstünde durmadılar. Kiklop girdi lafa tekrardan

“Ne kadar iyi olmaya çalışırsam çalışayım ne kadar çok resim çizersem çizeyim hep bir köşem canavarmış gibi. Hep öfke saçmaya hazır bir yaratıkmışım gibi hissediyorum. Belki de beni böyle olduğuma inandıran canlılar yüzünden böyleyim bilmiyorum. Ama çoğu zaman hep sakındığım o canavara dönüşeceğim diye korku içindeyim. Keşke diğer tarafımı söküp atabilseydim. “dedi. Bir müddet hiçbiri konuşmaya cesaret edemediler. Biliyorlardı ki bazı anlarda sessizlik de konuşmayı hak ederdi. Ki bazı anlarda en anlamlı cümleleri de sessizlik söylerdi. Durup dinlediler onu. Biraz olsun dindirdiler kabından taşmaya çalışan duygularını ve konuştu Satir,

“Hiç düşünmemiştim dediklerinizi. Benim derdimin bir başkasında da var olabileceğini aklımın ucundan bile geçirmemiştim. Sanıyordum ki bu uyumsuz bedendeki uyumsuz düşünceler, birbiriyle çatışan hisler bir bende vardır. Belki de ben kendimi uyumsuz değil de eşsiz görüyordum. Belki de içten içe zevk alıyordum bu kargaşadan. En gizli duygularım bana hem insandan hem de bir keçiden daha üstün olduğumu fısıldıyordu. Belki de bu yüzden eksiğim, bu yüzden hep kırık ve parçalı kalacağım. Kendimi bir bütünden bile üstün gördüğüm için. Kendimi bu bütünlüğü kapsayan yeni bir güç olarak gördüğüm için. “dedi. Bu sözlerin ardından fazla düşünmeye gerek duymadan konuştu gorgon

“Diyelim ki böyle oldu. Diyelim ki haddini aştın. Şimdi dur ve sil at geçmişini. Asıl yapman gerekeni yap. Hepimiz bunu yapalım. Kabul edelim kimse yalnızca tek bir şey olamaz. Kimse ne tamamen iyidir, ne kötü. Ne de bütünüyle çirkindir bir canavar. Ve hiçbir nemf güzel değildir güzelliğin kendisi kadar. Evet içimizde tonlarca parça var. Ve biz bu parçalar sayesinde bir bütünüz. Birini dahi çıkartsak artık adımız başkalaşır. Bu yüzden inceleyelim her bir parçamızı ve en güzeli ortaya çıkaralım. Her bir küçüğün en yararlı olan kısmını çekip alalım ve eşsiz bir büyük oluşturalım. Ama sakın ha unutmayalım. Bizi oluşturan parçalarımızdır. Ne yüceyiz, ne de hiçiz. Yalnızca yaşamaya çalışan, yaşarken anlaşılıp bir fark yaratmaya çalışan kimseleriz. “dedi. Şimdi her biri başlarını kaldırmış birbirlerine bakıyorlardı. Her biri farklı farklı şeyler görüyorlardı artık. Adeta yürekleri açılmış ve isimsiz hislerle dolmuştu. Şimdi yalnızca kendi parçalarından oluşmuyorlardı. Aynı zamanda birbirlerinden de yüreklerine yamalar yapmış ve zenginleşmişlerdi. Bu yoğun duygu selini bozmamaya çalışarak

“Bence hepimiz anladık ki bu toplantı son toplantıdır. Dertlerimizi dökmek için buluştuğumuz bu kamp ateşi bize bugün yeni bir şey öğretti. Aslında bir değil birden çok şey… Evet dertlerimiz olacak, evet parçalanmış yüreklerimiz, savaşan hislerimiz; hep var olacaklar. Ama biz sükuneti sağlamayı öğrendik. Biz, bizi yok etmeye çalışanlardan kendimizi inşa edeceğiz. Ve biliyor musunuz, bence çoktan başladık bile. Gelin bu son ateşi son sözlerimizi ederek söndürelim. Ve yeni başlangıcımızı bu ateşin parıltısıyla süsleyelim. “dedi Satir. Hepsi anlaşmış gibi ayağa kalktılar ve gölden getirdikleri suyla ateşin karşısına geçip şu sözleri söyleyerek alevleri susturdular.

Kiklop “Bundan böyle zalimlere karşı canavar kesilecek, masum bir yürek gördümmü umudu ve mutluluğu çizeceğim,” dedi.

Nemf “Beni anlamasalar bile güzel gülecek ama değer verdiklerimi anlamsızlaştırırlarsa cezalarını keseceğim.” dedi.

Gorgon “Bilinmesem de yardım edecek görülmesem de seyredeceğim. Yüreğimi gören biri elbet var bileceğim.” dedi.

Satir “Bir keçi gibi mutlu bir insan kadar derin olacağım. Ve üstünlüğü yalnızca kendini ilmek ilmek dokuyan sabırlılarda arayacağım.” dedi.

Ve sönen kamp ateşine arkasını verdi her biri. Kendi yollarını tuttular, yürüyüp gittiler. Dört bir yana savrulmuşlardı ama her şeye rağmen tek bir yeryüzüydü üzerinde adım attıkları. Elbet karşılaşırlardı, elbet karşılaşırdı parçaları.

Parçalı Umutlu” için 4 Yorum Var

  1. Merhabalar. Çok güzel bir öyküydü, önceki öykünüz gibi. Temayı yalnızca satirle sınırlamamış diğer mitolojik varlıklarla da harmanlayarak kullanmışsınız, çok da iyi olmuş. Her birinin gözünden ayrı ayrı bakmışsınız, her birinin içsel çatışmalarını aktarmışsınız; emek, düşünülmüş taşınılmış kokuyor öykünüz. Hoşuma gitmeyen tek yer sonuydu. Ben sürekli tekrarlanan bu toplantılarda yeterince bu gibi konular düşünülmüş, tartışılmıştır diye düşündüm. Oysa bu öyküye bir olay eklense, onunla final pekiştirilse çok hoş olurdu fikrimce. Bu haliyle mesaj verme kaygısına boğulmuş gibi hissettim. Sözlerim yanlış anlaşılmasın, bu durum öykünüzü gözümde kötü değil biraz eksik kıldı o kadar 🙂
    Ellerinize, kaleminize sağlık diyerek gelecek seçkilerde de görüşebilmeyi umuyorum.

    1. Öncelikle vakit ayırıp düşüncelerinizi yazdığınız için çok teşekkür ederim.Siz dedikten sonra fark ettim biraz sönük kaldığını.Onca konuşmanın ardından öykünün gelişimiyle uyumlu bir olay çok daha güzel olurdu.Ama konuyla fazla yakınlaşamadığımdan olacak ne yazsam etsem diye biraz fazla uğraştım bu sefer.O yüzden de pek istediğim gibi bir sonuç elde edemedim.Artık gelecek seçkilerde tekrar görüşmek üzere diyelim :). Çok sağolun.

  2. Merhabalar,
    Bir anlatıcı olarak oldukça başarılısınız. İlginç bir üslubunuz var. Hem akıcı, hem de hoş.

    Diyaloglar ise üslubunuzdan dolayı hoş bulsam da yine de daha iyi olabilirdi diye aklımdan geçmedi değil. Karakterler arasında belirgin bir fark aradım. Pek fark edemedim açıkcası. Yani bu birbirinden son derece farklı karaterlerin konuşma sitilleri benzer ve pek de ilginç değil. Fakat sizin kendi diliniz yine de öyküyü rahatlıkla okutuyor.

    Elinize sağlık,
    Seçkiye katılmayı sürdürmeniz dileğiyle.

    1. Yazarken kafamda beliren sesleri sanki okuyan da duyacakmış gibi yazdım ve doğrusu hata ettim.Yorumunuz çok doğru.Daha sonraki yazdıklarımda buna dikkat edeceğim.Düşünceleriniz için çok teşekkür ederim.
      Diğer seçkilerde görüşmek üzere.

Rumeysa için Yorum Yap Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *