Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Piyanist

Gözünün önüne düşen perçemi iki parmağını kullanarak kulağının arkasına attı ve derin bir nefes aldı. Kırmızı perdenin ardından vuran ışık ile seyircinin gürültüsünün oluşturduğu o garip sahne atmosferi her zaman olduğu kadar korkutucu görünüyordu bugün gece de. Kafasını hafifçe uzatarak seyircilere baktığında bir ter damlası saçlarının arasından süzüldü.

”Sahne senin.”

Sahne görevlisinin uyarısına hafifçe başını sallayarak heyecanını yatıştırmaya çalıştı. Kısa bir süre yer döşemesinde takılı kaldı gözü, dudakları yalnızca kendi duyabileceği bir şeyler fısıldadı ve bir kez daha derin nefes alarak sahneye adımını attı. Askısız, kırmızı elbisesi salonun dört köşesinden üzerine vuran güçlü ışıklar altında parlıyor, bu görüntü seyircinin göz zevkine hitap ederken onun yalnızca görüşünü zorlaştırıp daha çok rahatsız olmasına sebep oluyordu. Yüzünü sahnenin öteki ucunda bulunan siyah kuyruklu piyanodan ayırmadan uzun adımlarla geçti parlak zeminli platformu. Sahnenin ortasındayken seyircinin sesi kesildi, ufak bir alkışlama merasimi oldu fakat eller bir kaç kez çırpıldıktan sonra tüm salon sessizliğe gömüldü.

Piyanonun başına geçtiğinde onun için artık sahne önemli değildi. Çalacağı şey önemli değildi. Seyircinin beğenisi önemli değildi. Şovun nasıl biteceği önemli değildi. Yalnızca parmakları hareket edecek ve yalnızca kulakları dinleyecekti. Her zaman yaptığı gibi ellerini tuşların üzerinde nazikçe gezdirdi gülümseyerek. Onun için bir ritüeldi bu, bir şükran sunma şekli… Her tuşa narince dokundu uzun parmaklarının ucu. Göz bebekleri piyano üzerinde gezinirken zihni oradan ayrılmaya başlamıştı bile. Seyirci pür dikkat izliyordu kendisini, salondaki yüzlerce kişinin nefes alış verişleri bile duyulabiliyordu o birkaç dakikalık sessizlikte. Sonunda piyanistin göz bebekleri sabitlendi, ardından göz kapakları yavaşça kapandı. Yüzünde zar zor seçilebilecek bir tebessüm ve büyük bir huzur ile, piyanist bekledi. Seyirci bekledi. Nefesini tutmuş sahne görevlileri bekledi. En ön sırada oturan şişman bayanın burnuna kaçarak hapşırmasına yol açacak olan toz taneleri havada asılı bekledi.

Serçe parmağının hafif baskısıyla çıkan o ilk nota hiç kimsenin hazırlıklı olmadığı kadar etkileyici bir şekilde yükseldi siyah kutudan. İkinci ses daha alçaktı, üçüncü ise ne daha düşük, ne daha yüksek. Hafif başladı melodi, basılan her nota tüm bir güfteymişçesine etkili yükseldi. Piyanistin gözleri hâlâ kapalıydı müzik başladığında ve bir daha da açılmadı. Kesin bir kararlılıkla hareket eden parmakların her alçalışı seyircinin kulağından girip yüreğine yerleşiyordu. Tozlar yön değiştirdi, şişman kadın hapşırmadı, sahne görevlileri nefes almayı unuttu. Piyanistin ilk kez çaldığı bu melodinin; en iyi parçasının bugüne kadarki en iyi performansı boyunca zaman adeta durdu. Müzik iki dakika boyunca ne hızlandı, ne yavaşladı; fakat etkileyiciliğinden hiçbir şey kaybetmedi. Yüzük parmağı son notaya temponun bir saniye dışında dokunduğunda bu, seyircinin tüm hayranlığını daha ilk bölümden toplamayı başarmış olan parçanın giriş bölümünün sonunu işaret ediyordu.

İnce parmakların hareketi kestikleri o birkaç saniyelik sürede salondaki herkesin kalbi huzurla dolmuştu. Ne sevgilisinin ısrarıyla gelen ve bunun için tonlarca para saçan adamın kızgınlığından eser kalmıştı, ne migreninden şikayetçi yaşlı kadın sağlığını umursuyordu, ne de bu sıcakta sahne arkasında durmak zorunda olan orta yaşlı görevli halinden şikayetçiydi o an. Polyannayı bile kıskandırabilecek olan bu atmosfer salonun sıcak havasında o sessizlik anında asılı duruyordu. Ne var ki piyanistin uzun saçlarının ardından görülmesi zorlaşan yüzünde çalmaya başlarken bulunan o gülümseme yoktu artık. Ve ikinci bölümün girişi de aynı birincisi gibi kimsenin beklemediği kadar çarpıcı oldu.

Müzik o anda sertleşti, seyircinin gözleri o anda açıldı, nefes alış verişi o anda yavaşladı. Salona hakim hava bir anda tüm camlar açılmışçasına dağılıp gitti ve yerini insanın tüylerini diken diken eden o sert ve hüzünlü atmosfere bıraktı. Müziğin temposu giderek hızlandı, piyanistin hüzünlü yüzü saçlarının arkasında gizli kalsa da tüm hislerini parmakları onun yerine yaydı. Her bir tuşa biraz daha sert bastı, her nota bir öncekinden daha acılı yükseldi. Kasılmış olan elleri sanki istem dışı gibi görünen insanüstü hareketlerle sanatını icra ederken, piyanist nerede olduğunun farkında bile değildi.

-~-

”Neden?” diye sordu kadın görünürde hiçbir şeyin bulunmadığı parlak ışığa doğru. Çevrede yalnızca beyaz renginin hakim olduğu böylesine bir yerde, zemin ile havayı dahi ayırt edemezken, gene beyaz olan bir ışığın nasıl bu denli parlak olabileceğini anlayamıyordu. Şu anda çevresindeki saflığı bozan tek şey kendisiymiş gibi hissediyordu; üzerindeki elbise ile dudaklarını parlatan rujun kırmızısı, omuzlarına dökülen düz saçının açık kahve rengi ve gözlerinin yeşili, beyazın mutlak hakimiyetini sarsar nitelikteydi. Bugüne kadar duyduğu en güzel ses düşüncelerinden sıyrılmasına sebep olacak şekilde cevapladı kendisini.

”Çünkü her şeyin bir bedeli vardır.”

Piyanist yavaşça kafasını çevirdi ışığa doğru. İçini görmeye çalıştı parlaklığından korkmayarak, fakat belirli bir silüet göremedi. Yalnızca ışıktı bu, ardında biri varsa bile kim olduğunun önemli olmadığını hissetti. Kabullenmiş, hüzünlü bir haldeydi burada; sahneye çıkarken olduğu gibi. Elinde kalan tek şeyin bu yetenek olduğunu fark ettiğinden beri olduğu gibi. İtiraz etmedi, bir şeyleri değiştirebilecek olsa bile bunu denemek istemedi. Yaşamak için daha iyi bir sebebi kalmadığından beri tutunduğu tek şeyi müziğiydi ve bunu olabilecek en üst seviyeye taşımak için yapabileceği her şeyi yapmıştı.

”Ellerim nerede?” diye sordu sakin bir şekilde ışığa doğru. Ses aynı şekilde yanıtladı.

”Sanatını icra ediyorlar. Finallerin etkileyici olması gerekir.”

Başını salladı onaylar biçimde. Finaller etkileyici olmalıydı, onun gibi çok şey beklenen genç bir müzisyenin sonunun da ismine yaraşır biçimde olması lazım gelirdi. En azından sevdiği şeyi yaparak ölecek olması yüreğini ısıttı.

”En azından…” diye mırıldandı. ”En azından son parçamı dinleyebilmek isterdim.”

Ses güldü. Beyaz zeminde gri bir piyano yoktan var oldu.

”Ellerim olmadan nasıl çalacağım?”

”Bazen ihtiyacın olan tek şey arzundur.”

Ne demek istediğini anlamadı, ama gene de başını sallayarak piyanosunun başına geçti. Kollarını uzattı tuşlara doğru, normalde olsa parmaklarının olması gereken yerleri yıllardır çalıyor olmanın verdiği tecrübe ile zorlanmadan tahmin etti. Gülümsedi, bunun işe yarayacağından bile emin değildi ama o an aklındaki şüpheleri bir kenara bırakmayı tercih etti. Her zaman yaptığı gibi gözlerini kapadı, son parçasının en sevdiği bölüm olan son kısmın başlangıç notasına olmayan parmaklarıyla dokunduğunu hayal etti.

-~-

İkinci bölümün yaydığı atmosfer üçüncü bölümde perçinlenmişti. On dakikadan uzun süren parçanın bazı bölümleri öyle hızlı ve karışıktı ki, seyirci piyanistin ellerini takip edememişti. Piyanist, saçları yüzünü kapatacak şekilde, gözleri kapalı çalmaya devam ediyordu. Müziğin sesi salondaki tüm duygulara hakimdi ve onları istediği gibi yönetiyordu. O gece oraya giden hiç kimsenin aklından böyle fantastik bir performans izleyecekleri geçmemişti.

Sona gelindiğinde notalar arası boşluklar açıldı, müzik yavaşladı ve sakinleşti. Final notaları piyanistin hata yapmayan parmakları arasından yükselirken seyircinin bazısı nefes alış verişini düzenleyemeyecek haldeydi. Hayret ve hayranlıkla izledikleri-dinledikleri bu performansın bitiyor olması, üzerlerine hiç anlayamadıkları bir hüznün çökmesine sebep olmuştu. Yavaşlayan müzik bir kaç saniye daha devam etti ve uzun bir nota ile noktalandı.

Gösteri salonu, tarihi boyunca o alkış sesini bir kez daha duymayacaktı. Seyirci aynı coşkuyu daha sonra verilen binlerce performansın hiçbirinde göstermeyecekti. Salon o günden sonra gözlerini o piyanonun başında kapatmış ve bir daha hiç açmamış olan piyanistin adıyla anılacaktı. Ve piyanistin en iyi performansı ile ilk ve son kez o gece çalınmış olan final parçası yıllar sonra bile dünyanın her yerinde dinleniyor olacaktı.

Piyanist” için 17 Yorum Var

  1. Seçkide ilk okuduğum öykü seninkisiydi. Temaya gayet uygun, akıcı ve ilgi çekici fakat geçişlerde zaman zaman sıkıntısı olduğu izlenimi yaratan güzel bir kurgu okuttuğun için teşekkürler 🙂

    1. Çok teşekkürler. Geçişlerde sıkıntı yaşadığım bir yazı oldu gerçekten de, biraz savsak ve aceleci davrandım yazarken. Gene de benim aksime genelini beğendiğine sevindim. 🙂

  2. Vay be. Seçkide ilk okuduğum öykü olmasına rağmen daha ilk paragrafta nefesimi tutup okumaya başladım.
    Şimdi kendi öyküme bakıyorum da, ne kadar gereksiz bir konu yazmışım!
    Gerçekten inanılmaz ve kusursuz bir öyküydü. Kısa olmasına rağmen soluksuz okunacak sayılı öykülerden biriydi benim için.
    Sanırım şu soruyu soracağım;
    Piyano çalıyor musunuz?
    Sanırım beni en çok etkileyen yönlerden birisiydi, benim de piyano çalmam.
    5. yılımı tamamlamak üzere olmamla birlikte sayısız klasik müzik dinledim ve elbette öyküler okudum ama bir öyküye aktarılan bu kadar güzel bir müzik olamazdı benim için.

    1. Çok teşekkür ederim. Piyano çalmıyorum, çok isterdim çalmayı ama bazı insanların müzik aygıtlarından uzak durması gerekiyor bu dünyada işte. 😛

      Müziği yazıya aktarmanın oldukça zorlayıcı bir şey olduğunu düşünürüm genelde, bunu denemek biraz da mücadeleli oldu benim için. Bu yüzden beğendiğinizi bilmek sevindirdi beni. Piyano çalıyor oluşunuz güzel bir rastlantı olmuş gerçekten, belki de bu yüzden beğenmişsinizdir böyle bol eksikli bir yazıyı. 🙂 Şaka bir yana, teşekkür ederim tekrar. Okurken keyif almanıza sevindim…

  3. gerçekten harikaydı.Sanki o piyanonun başındaki benmişim gibi hissettim.
    Çok gerçekçiydi. O kalabalığın çoşkusu,kızın parmaklarının tuşlar üzerinde
    gezinişi gözlerimin önünde canlandı.

    Tebrik ederim çok başarılıydı. Böyle güzel yazmaya devam etmen dileğiyle 🙂

    1. Çok teşekkürler. Gözlerinizin önünde canlanabilmesine özellikle sevindim, yapmak istediklerimden biri de buydu çünkü. Beğenmenize sevindim. 🙂

  4. Bu gün edebiyat dersine Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, eserlerinde müziği mükemmel işlediğinden filan bahsetti hocamız. Kafamda bir canlandırma gerçekleştiremedim, ‘Abi insan müziği nasıl romanda işler be?’ diye düşünürken öykünü okuyunca mükemmel buldum. Demek böyle işleniyormuş müzik.

    Benden önceki yorumlarda gözlerinde canlandığını söylemişler, benim hem gözlerimde mükemmel sinema efektleriyle sahneler canlandı, hem de kulaklarımda ne olduğunu hiç bilmediğim bir müzik filizlendi göğe yükseldi güneşte parıldadı ve ‘uzun bir notayla’ birlikte yere devrildi. Ne diyeyim, okuduğum en etkileyici öykündü, ellerine sağlık. 🙂

    1. Teşekkür ederim. Üzerinde uğraşmış olduğum şeyi başardığımı söylemeniz çok sevindiriyor beni. 🙂 ‘Etkileyici’ yazabilmek için bir deneme gibiydi, güzel olduğuna sevindim. Okuduğun ve yorumladığın için tekrar teşekkürler!

  5. Selamlar komşu!

    Tuşların üzerinde o parmakların nasıl gezdiğini çok net görebildim, gerçekten etkileyiciydi. Bir ara parmaklar falan gitti, o ana nasıl geldik tam olarak kavrayamadım. Benim dikkatsizliğim de olabilir pek tabii, net konuşamıyorum. Ama bunun dışında bir sıkıntı göremedim. Okurken keyif aldım, daha sık yazmalısın. 🙂

    Kalemine sağlık!

    1. Sana da selamlar komşu. Beğenmene sevindim, ben de daha sık yazmak istiyorum açıkçası; özellikle de öykü seçkisinde. Geçişte biraz sorun yaşadığım doğru, ona da dikkat edeceğim sonraki yazılarımda. Teşekkür ederim okuduğun ve yorum yaptığın için.

  6. Gerçekten çok güzel bir öyküydü. Öyküyü okuduğumda her ne kadar piyanoyla zerre kadar alakası olmayan bir parça ola da “Kitaro’nun Koi”‘si geldi aklıma. Onu dinlediğimde hissettiğim şeyleri hissettim öykünüzü okuduğumda. Ellerinize sağlık…

    1. Okuduğunuz ve yorum yaptığınız için çok teşekkürler. ‘Koi’ adlı parçayı da ilk defa sizden duyup dinledim, gerçekten güzel bir parçaymış. Beğenmeniz beni sevindirdi, tekrar teşekkürler.

  7. Selamlar KoyuBeyaz;

    Bu ay pek çok öykü okudum. Ama bunların arasında en iyilerinden biri – en iyi değilse elbette – kesinlikle seninkiydi. Hikayenin başlangıcından okuyucuyu kendine bağlayan ve sonuna kadar da kopmadan kendisiyle sürükleyebilen bir yazı yazmak herkesin harcı değildir ne de olsa. Piyanistin duyguları, çalan müzik, seyircilerin hepsi hem gözümde, hem kulaklarımda hem de beynimde inanılmaz bir şekilde canlandı. Kesinlikle harika bir öyküydü. İşte bu yüzden daha sık yaz diye bağırıp duruyorum her açtığın konuda.

    Önünde saygıyla eğiliyorum üstat.

    1. Senden böyle bir yorum alabilmek insanı özellikle sevindiriyor, daha da şevkle yazmasını sağlıyor abi. Çok teşekkür ediyorum, beğenmene çok sevindim.

  8. Bir kısa öyküden istenilecek herşeyi veren bir öykü.Esti ve geçti.Zaten daha uzun olmasına gerek yokmuş.İnsanların hayalgücünde sörf yapmaya bayılıyorum.Tebrikler.

  9. Kendi fantastik dokusunu en derine gömmüş ve bunu üzerinde düşünülmediği sürece ortaya çıkarmayan, “olgun” bir hikayeydi Piyanist. Yazım tarzı, kısa ama etkili yapısıyla okuyucuyu o kısa anda gayet güzel bir şekilde avucunun içine alıyor.

    Hüzünlü, insana dokunan ve sonu tahmin edilebilir olsa da okuyucuya bunu kesinlikle dert ettirmeyen bir öykü sunmuşsun bizlere. Çünkü mühim olan son değil, piyanist şarkısını çalarken, o bir anlık zaman diliminde bize yaşattığı duygular.

    Buruk bir keyifle ellerine sağlık demekten başka da söz bulamıyorum.

  10. Betimleme ve duygu yüklü başarılı bir öyküydü. ‘Neden?’ gibi bir soru sürekli havada asılı kalıp son cümle ile cevaplanmayacağı hayal kırıklığına uğratsa da başarılı bir anlatımla sonuna kadar okutmayı başarıyor hikaye kendini. Bunun dışında ufak bir ana sıkışmış bir hikayenin bu kadar detaylı anlatılması ve bunun başrılması ilgi çekici. Ellerine sağlık keyifle okudum.

KoyuBeyaz için Yorum Yap Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *