Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Sokak

‘Ne garip bir yer burası?’ diye söylendi çocuk. Gerçekten de garip olduğunu söyleyebiliriz.

Her tarafta farklı renklerin üst üste koyulmasıyla oluşmuş, yüksek duvarlar vardı. Tek gariplik duvarlar değildi üstelik. İnsanlar birbirlerine, ayırt edemeyeceğiniz kadar çok benziyorlardı.

Hatta bunların, tek bir insan modelinin farklı renklere bürünmüş halleri olma olasılığı çok yüksekti.

Hepsi aynı boyda ve renkleri farklı olsa da küt saçlıydı. Ve elleri… Uçları açık kalmış halkalar şeklindeydi. Bütün bu gariplikleri düşünürken rengarenk duvarların arasında yürüyordu.

Yürüdü de yürüdü. Epey uzaklaşmış olmalıydı. Arkasına baktığında kimseyi göremedi. Ama az ilerisinde bir şeyler görmüştü: duvarların arasından fışkıran renkli ışık hüzmelerini.

Daha yakından görmek için ilerledi. Bu sırada tüm renkler tek bir noktada birleşti ve birden gözleri kör edebilecek kadar parlak, bembeyaz bir ışık saçılıverdi. Morgan kollarını siper edip arkasına döndü önce, sonra da yere kapaklandı.

Gözlerini açtığında duvarların arasına sıkışıp kaldığını ve kaybolduğunu düşündü. Hanginiz olsanız aynı şeyi düşünürdünüz. Çünkü tam önünde duran şey, rengarenk malzemelerden örülmüş diğer duvarlardan başka bir şeymiş gibi görünmüyordu. Morgan buradan nasıl çıkacağını düşünmeye başlamışken bir ses duydu:

-Legolar Diyarı’na hoşgeldin çocuk.

Duvar sandığı şey bir adım öne çıktı.

-Sen de nesin böyle?

-Ben Legor. Legolar Diyarı’nın kralıyım. Bulunduğumuz yer de Kayıp Labirent.

-O zaman sen çıkışı biliyorsundur. Beni buradan çıkarır mısın?

-Ah, dünya değişiyor. Eskiden buraya gelen çocuklar buradan hiç çıkmak istemezlerdi.

-Niye ki? Burada çocukların sevebileceği hiçbir şey yok. Yoksa var da ben mi görmedim? Ama renkler pek güzel, ona diyecek sözüm yok.

-Asırlardır buraya tek bir çocuk bile gelmedi de halkım ve duvarlarımızdan başka bir şeyimiz kalmadı. Sen de gelmeseydin Legolar Diyarı sonsuza dek yok olacaktı. Sen bizim kurtarıcımızsın.

-Estağfurullah. Yapabileceğim bir şey varsa yaparım elbet. Ama merak ettim şimdi. Buraya gelen çocuklara ne oldu? Niye artık gelmiyorlar?

-Devin biri kandırdı ve kaçırdı onları. o gün bu gündür burası Kayıp Labirent olarak anılır oldu. Oysaki eskiden ‘sokak’ denirdi. Labirenti sokağa çevirmek senin elinde. Tek yapman gereken buradan çıkınca hikayeni arkadaşlarına anlatmak. Devin kandırmayı başaramadığı çocuklar anlattıklarından etkilenip buraya gelecekler zaten. İnanıyorum ki devin kandıramadığı çocuklar hala var ve onlar burayı yeniden sokak yapacaklar. Eskisi gibi cıvıl cıvıl bir sokak. Haydi git şimdi. Çıkış şuradaki yeşil duvarın arkasındaki havuz.

-Peki Legor. Hoşçakal!

-Güle güle kadim dostum.

Morgan yeşil duvara doğru, ayak topuklarını arkasına çarpa çarpa koşuyordu. Duvara vardığında arka tarafa geçebileceği bir geçit görmedi. Tırmanarak geçmek isterken kendini duvarın arkasında buldu.

Legor’un havuz dediği, buradaki her şey gibi rengarenk bir top havuzuydu.

‘Cup!’ diye atladı havuza.

Pat, küt!

‘Of aman aman dizlerim… Çok acıdı çok çok fazla’ diye ciyak ciyak bağırması asfalt yola düşmesindendi.

Toparlanıp evlerinin önünde olduğunu anlaması fazla uzun sürmedi. Arkadaşlarının hepsinin evlerine gidip başından geçenleri heyecanla anlattı. Legor haklıydı; devin kandıramadığı çocuklar hala vardı.

Hem öyle kıyıda köşede kalmış üç beş çocuk değil. Yüzlercesi, binlercesi, milyonlarcası evlerinden çıkıp labirenti sokak yaptılar. Sokak şimdi olması gerektiği gibiydi işte, cıvıl cıvıl ve rengarenk.

Ve o gün bu gündür çocuk kıkırdamaları hala kulaklarımızdadır.

Burcu Durukan

Sokak” için 7 Yorum Var

  1. Oldukça sembolik ve ilginç bir yazı olmuş kanımca. Böyle sembolik bir tarzın olduğunu zaten biliyorum. İlk yazılarından biri olduğu gerçeğini de göz önünde bulundurarak tebrikler diyorum.

    Daha da ileride olman dileğiyle..

  2. Genele bakıyoruz, çok kısa, kurgu tamamı ile kendi içinde ve tahmin edilebilir gözüküyor. Buraya kadar her şey normal. Konuşmalara bakıyoruz. Yine aynı normal tarzdaki betimlemeler. Burasıda normal.

    Ama normal olmayan tarafı, baştan sona okuyunca sizi ister istemez titreten, içinizde tatlı bir his bırakan duygu…

    Şu “-Güle güle kadim dostum.” haricinde severek okuduğum bir hikaye oldu. Gerçektende etkileyici.

    Tebrikler. 🙂

  3. özgür, çok teşekkür ederim. nerden geliyor bu sembolizm pek anlayabilmiş değilim aslında:D
    bi şeyler düşünüp yazmaya başlıyorum sonra başka düşünceler daha baskın hale gelip önce düşündüklerimi sembol haline getiriyor sanırım:D bu da benim hoşuma gider tabi:D

    magicalbronze,
    o kısım beni rahatsız etmedi pek ama okuyucuların yorumları benim için önemli.

    hissettiklerimi hissettirebildiysem ne mutlu:) teşekkürler:)

  4. Genelinde şirin ve sevimli bir hava veriyor hikayeniz. Lego diyarını görünce memnun bir şekilde gülümsemeden edemedim. Aslında çok daha fazlasını da çıkarabileceğiniz, oldukça iyi bir potansiyeli var. Ama siz kısa kesmeyi seçmişsiniz maalesef. Yine de teşekkürler…

  5. Her zaman sembolik olmak zorunda değil aslında, aklındaki imgelerin işlem görmüş, üzerinde oynanılmış ama ne demek istediği bariz olmayan halleri gibi bir yazı. Her defasında kişiler aslında başkalarını anlatmalı mı karar veremem, öyle olsaydı sembolik betimleme çok vasat kalırdı. Yazın oldukça özgün, nedense yeşilçam’ın ilk zamanlarındaki siyah beyaz ilk türk filmlerindeki tınıyı yakaladığını düşünüyorum. İlgi kurulamayabilir yazı ile o filmler arasında ama frekansları benim imgeleme sistemimde aynı düzlemdeler.

  6. Bardes,

    Sizinle benzer bir düşünce yapısına sahip olduğumuzu düşündürttü bu hikayeniz. 🙂 Güzel işlemişsiniz ve benim için bir şekilde rahatlatıcı bir yazıydı… Kendimi şu aralar güçlendirmek adına -yazarlık olarak değil- güzel bir başlangıç vediniz aslında…

    ‘kadim dost’ dışında kulağıma batan bir şey de yoktu…

    Elinize sağlık! 🙂

  7. mit, yorumun için çok teşekkürler. yazmak konusunda henüz yeniyim,hikayenin kısalığını buna bağlıyorum ama uzun soluklu hikayeler yazacağımı umuyorum:) gerekli olan biraz daha zaman ve bir tutam hayalgücü:p beğendiğine sevindim:)

    Nihbrin, her zaman sembolik olmak zorunda değildir tabi ya da illa ki kişileri sembolleştirmek gerekmez.
    yazının böylesine hoş bir çağrışım yaptırmış olması çok hoşuma gitti:) çok teşekkürler.

    Elerki, yorumun karşısında duygulandım ya hu:)
    yazının, güçlenmek adına bir fitili ateşleyen kıvılcım olması.. bu inanılmaz bir şey. gerçekten çok mutlu oldum:)
    çok değerli yorumun için çok teşekkür ederim:)

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *