Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Teselli

Aliz yorucu bir günün ardından evine varmıştı, bugün yıllardır üzerinde çalıştıkları projelerinde ciddi bir ilerleme kaydettikleri gündü, ilk defa cansız bir nesneyi bütünlüğü bozulmadan laboratuvarın diğer tarafına ışınlamayı başarmışlardı. Bu başarının verdiği haklı gurur ile evine gelmişti, evin salonundaki ufak kanepesine uzanıp ayağını yandaki şifonyerin üzerine doğru uzattı. Yıllardır yalnız yaşıyor olmasına rağmen hâlâ sessizliği sevmeyi öğrenememişti elini ses sisteminin kumandasına doğru uzattı ve oynat tuşuna bastı. Evi saran sakin müziğinde etkisiyle uykuya dalmış iken duyduğu hırıltılı bir insan sesi ile bir anda irkildi.

“Aliz.”

Bu tanıdık bir sesti ama zannettiği kişiye ait olması pek mümkün değildi, rüya gördüğünü düşünüp yerinden kımıldamadı. O sırada salona doğru yaklaşan adımlar eşliğinde ses tekrar duyuldu

“Aliz orada mısın?”

Aliz doğruldu ve gözlerini ovuşturarak kapıdan giren kişiye baktı, adam mevcut mevsime hiç uygun olmayan bir biçimde uzun kahverengi bir deri palto, siyah botlar ve ilginç görünümlü kalın bileklikler giymiş bir şekil ile Aliz’in karşısında durdu.

“Korstak, bu sen misin gerçekten” dedi Aliz şaşkınlık içerisinde.

“Evet benim, uzun zaman oldu değil mi?”

Başını kaşıyarak ayağa kalktı Aliz.

“Dur bi saniye dur, sen ne arıyorsun burada? Hem içeri nasıl girdin?” diye sordu.

“Eski bir dostumu ziyaret etmeye geldim sadece, ön kapın açıktı böyle içeri girebildim” diye cevapladı adam.

“Hayır kapalı olmalı buna eminim, evde yalnızken her zaman kapımı kilitlerim” dedi Aliz.

“Bugün kapamayı unutmuşsun, sanırım yorgunluktan olmalı. Her neyse hırsız olmadığımı anladığına göre gelip yanıma oturur musun?” dedi ve mini bar köşesinin önündeki taburelerden birine oturdu Korstak. Bir yandan uyanmaya çalışırken yavaşça yandaki tabureye geçen Aliz, 2 yıldan uzun bir süredir görmediği arkadaşının karşısında duruyor olmasının şaşkınlığını yaşıyordu ama bu şaşkınlık kısa bir sürede özlediği bir dostunu tekrar görmenin mutluluğuna dönüştü.

“Nasılsın Aliz” diye sordu Korstak, Aliz’in cevabını beklemeden “Ya da dur önce bize bir içki doldurayım” diye ayaklandı. Önüne iki bardak çekti ve paltosunun iç cebinden çıkardığı demir mataradaki içkiyi bu bardaklara doldurmaya başladı. Tam o sırada Aliz onun yüzüne yakından bakınca fark etti, Korstak yaşlanmıştı, saçlarının kenarları beyazlamış, gözünün altındaki kırışıklıklar net bir biçimde ortaya çıkmış, eski zinde görüntüsünü tamamen kaybetmişti.

“Sana ne oldu böyle” diye sordu Aliz biraz da korku dolu bir ifade ile.

“Ne şu ufak beyazları mı diyorsun” dedi Korstak içkisini Alis’in önüne iterken,

“Devlet işleri işte bilirsin biraz yorucu olabiliyor, bende yoğun bir dönemden geçtim diyelim kısaca.”

Aliz enerji ve ulaşım konusunda devrimsel keşifler yapacağını iddia eden bir şirketin bilim ekibinin lideri idi, 6 bilim insanından oluşan ekip masrafların neredeyse tamamının devlet tarafından karşılandığı pahalı araştırmalar ve deneyler yapıyordu. Korstak ise devletin bu paraya sahip çıkmak için ekibin yanına yolladığı “fon denetçisi” idi, akıtılan dev bütçenin kayda değer noktalarda kullanılıp kullanılmadığını kontrol ediyordu, ya da en azından bilim insanlarına böyle söylenmişti. Aslında yaptığı şey araştırmaları gözlemleyip üslerine ayrıntılı raporlar sunmaktı. İkilinin arkadaşlıkları da bu münasebetle başlamıştı, araştırma ekibiyle sürekli içli dışlı olan Korstak sıcakkanlı bir kişiliği olan Aliz ile yakınlaşmıştı, zaten bir işkolik olan Aliz’in iş çevresi dışında pek fazla arkadaşı yoktu, yeni bir dost edinebilme fikri ona da hoş gelmişti. 3 yıla yakın bir süre beraber çalışmalarının ardından Korstak yeni bir yerde görevlendirildiğini ve muhtemelen uzunca bir süre boyunca görüşemeyeceklerini söyleyerek yanlarından ayrılmıştı.

“Seni bu kadar tüketecek neler yapmış olabilirsin ki görüşmediğimiz 2 sene boyunca” diye sordu Aliz bir yandan içkisini yudumlarken.

Korstak, Aliz’e baktı, hafif bir biçimde gülümsedi ve cevap verdi “Aah bunun bir önemi yok, aslında burada olmamın sebebi benim yaptığım şeyler değil senin yaptığın şeyler.”

“Ne demek istiyorsun” dedi Aliz.

“Bugün yaptığınız deney beklenmedik bir başarıyla tamamlandı değil mi?” düşünmek için kısa bir süre duraksamasının ardından devam etti Korstak.

“Kahve kupası idi sanırım değil mi? Evet bir kupa, bütünlüğü dağılmadan odanın diğer tarafına ışınlandı, 9 salise gecikme ile.”

“Bunu nerden biliyorsun” diye şaşkınlıkla sordu Aliz, deneyin üstünden henüz sadece saatler geçmişti ve ekip 2. Bir denemede daha başarılı olana kadar bu bilgiyi kimse ile paylaşmayacaklarına dair aralarında anlaşmıştı.

“Sadece bugün ne yaptığınızı değil yarın bir fare ile bu deneyi tekrarlamayı planladığınızı da biliyorum” dedi Korstak ve ekledi:

“Dürüst olmak gerekirse benim sizden beklemediğim bir başarı idi bu ama gözden kaçırdığınız bir şey var, ah o kadar önemli bir şeyi gözden kaçırıyorsunuz ki!”

Duyduklarını anlamlandırmaya çalışıyordu Aliz, acaba istihbarat ajanları beni sürekli olarak gözlüyorlar mı diye düşündü, Korstak’ın bunları biliyor olmasının tek mantıklı açıklaması onun dostları tarafından sürekli takip ediliyor ve izleniyor olması olabilirdi ancak. Belki de Korstak’ın bizzat kendisiydi onu gözetleyen, bunca zamandır hiç yanından ayrılmamış onu uzaktan izlemeye devam ediyordu belki de.

“Peki, neymiş o gözden kaçırdığımız önemli şey.”

“9 salise” dedi Korstak, “O gecikmenin neden orada olduğunu sende düşündün değil mi Aliz, neden böyle bir gecikme oldu? Açıklaması ne idi?”

“Bu bu bunun bugün için bir önemi yok” dedi Aliz hafif kekeleyerek.

“Evet bugün için bir önemi yok ama yarın için olacak” dedi Korstak ve lafının bölünmesine müsaade etmeden devam etti:

“Yarın arkadaşların bir fareyi ışınlamaya çalıştıklarında önce bu gecikmenin 3 saniye civarında olduğunu fark edecekler, sonra aynı işlemi makinanın menzilini sabit tutup gücü arttırarak denediklerinde sürenin 5 saniyeye çıktığını görecekler, çok geçmeden keşfettikleri şeyin ışınlanma olmadığını fark edecekler.”

“Zaman Yolculuğu” diye mırıldandı Aliz gözleri fal taşı gibi açılırken. Başını iki elinin arasına aldı, bunun gerçekten mantıklı olup olmadığını düşündü, evet kendisi de bugünkü ilk başarılı deneylerinin ardından ufacık bir an için bu ihtimali düşünmüştü ama bu fikir ona o kadar uçuk gelmişti ki hemen aklından silmeyi tercih etmişti. Peki Korstak bunları nasıl bilebilirdi, bilim ekibinin bazı üyeleri bile bu kadar detaylı bilgilere sahip değildi, kafasını kaldırdı ve sordu.

“En son görüşmemizin üzerinden ne kadar zaman geçti Korstak.”

“2 sene demiştin sanırım.”

“Hayır, hayır” diye sözünü kesti Aliz biraz da çıkışır bir eda ile ve devam etti:

“O benim seni son görüşümün üzerinden geçen süre, Sen! Senin beni en son görmenin üzerinden kaç yıl geçti?”

Birkaç saniyeliğine gözünü kapatarak dondu Korstak ve sonra cevapladı:

“17 yıl.”

Kısa bir duraklamanın ardından “Muhtemelen bana inanmıyorsun” diye fısıldadı Korstak, Aliz onun gözünün altında biriken kırışıklıkları incelerken.

“Ama bu çok da önemli değil buraya seni herhangi bir şeye inandırmaya gelmedim” diye devam etti.

Duydukları kendisine hiç inandırıcı gelmese de merakına hâkim olamayarak “Beni uyarmak için mi geldin” diye sordu Aliz, arkasına yaslanmış belli ki bir şeyler anlatmaya hazırlanan Kortak’a.

“Zaman yolculuğunun ciddi sıkıntıları var, çok büyük bir güç bu ve her güç gibi silaha dönüştürülmeye çalışılacak. İşte ilk büyük sıkıntı da burada başlıyor” dedi Korstak ve devam etti.

“Eğer bu güce sahip birisi bu gücü kullanarak bir düşmanını yok etmeye çalışırsa ne olur? Birisinin yıllar boyunca savaştığı düşmanını daha çocukken öldürmeye çalıştığını düşün, çocukken öldürülmeye çalışılan kişinin de bunu fark edip düşmanını daha doğmadan yok etmeye çalıştığını hayal et. Böyle bir karmaşanın sonucu ne olur?” diye sordu.

“Paradoks” dedi Aliz.

“Evet en iyi ihtimalle” diye tamamladı Korstak.

Müstehzi bir kahkaha eşliğinde “Bir saniye, bir saniye önce bana gelecekten geldiğini söylüyorsun sonrada geleceğin paradokslarla dolu yaşanmaz bir hâlde olduğunu mu anlatıyorsun sen” diye çıkıştı Aliz, bir yandan neden kendisine böyle yalanlar söylendiğini anlamaya çalışırken. Evet yalan olmalıydı hiçbir mantığa oturmuyordu Korstak’ın söyledikleri ama böyle bir yalanı kendisine neden söylüyordu ki, ne çıkarı olabilirdi ki böyle bir şeyden.

“Hayır öyle bir şey söylemiyorum” dedi Korstak ve öne eğilerek Aliz’in ellerini tuttu.

“Gelecek neredeyse mükemmel, insanlık çok kısa bir süre içerisinde çok ileriye gitti, enerji teknolojisinde devrimler yapıldı hem de senin başlattığın çalışmalar sayesinde onların üzerine konularak yapıldı bunlar” dedi, ardından hüzünlü ve kısık bir ses tonu ile Aliz’in gözlerinin içerisine bakarak devam etti.

“Hayal gibi bir Dünyaya kavuştuk. İnsanlığın geleceğini kendi iyiliğinin önünde tutan bir bilim kadını sayesinde, bir kahraman sayesinde, Aliz von Popen sayesinde.”

Aliz bir anda elini Korstak’ın avuçlarının arasından çekti, neler olduğunu tam olarak anlamlandıramıyordu ama telaşlanmıştı. Cebinden sigara paketini ve çakmağını çıkardı, elleri titreyerek paketin içerisinde kalan son sigarayı yaktı. Korstak sanki bunun olmasını bekliyormuş gibi sigarayı ve Aliz’i süzdü.

“Eğer söylediklerin gerçek olsa bile, bana bunları neden anlatıyorsun ki” dedi Aliz.

“Teselli olsun diye” şeklinde cevapladı Korstak, acı bir gülümseme eşliğinde.

İçinde bulunduğu durumdan rahatsız olan Aliz bu durumu sonlandırmanın bir yolunu düşündü, aklına gelen ilk şeyi yaptı Korstak’a doğru döndü ve dudağından şu kelimeler süzüldü:

“Evimden çık git!”

Sanki böyle bir talimatı hiç duymamış gibi davranan Korstak arkasına yaslandı ve sakin bir ses tonu ile anlatmaya başladı:

“1 Ağustos 2027 gecesi yani zaman yolculuğunu keşfettiği günün gecesinde Aliz von Popen intihar etti.”

“Ne? Ne saçmalıyorsun sen!” diye sinirli bir biçimde sözünü kesti Aliz, ama Korstak istifini bozmadan devam etti:

“İlk başta böylesine başarılı ve hayat dolu bir insanın böyle önemli bir günde hayatına neden son verdiği anlaşılamadı ta ki kısa süre içerisinde parçalar birleştirilmeye başlanıncaya kadar, Aliz’in başarılı tamamlanan ilk deneyin ardından asistanı Mesa’ya “Bunun sonuçları beni korkutuyor” demesi ilk parçaydı.”

“Sadece hayvanlardan bahsetmiştim, hayvanlar üzerinde yapacağımız deneylerin onlara zarar vereceğinden korkuyordum, korku hissim deneyin kendisi ile ilgili değildi” dedi Aliz telaşla, “Ne yazık ki tarih nasıl hissettiğimizle ilgilenmez, sadece eylemlerimizi kaydeder” diyerek savuşturdu onu Korstak ve sol bileğindeki aparatı çıkartıp masanın üzerine koydu, bu aparat sağ bileğinde halen takılı olan cisme benziyordu ancak daha eski ve yıpranmış bir görüntüye sahipti. Masanın üzerinde duran bilekliği Aliz’e doğru itekledi ve anlatmaya devam etti:

“İşte bu da ikinci parçaydı, von Popen intihar ettiğinde başucunda yarattığı zaman makinasının mini bir prototipi vardı. Alet bir daha çalıştırılamadı bunun sebebinin ilk kullanımının ardından yanması olduğu düşünüldü. Tarihin anlattığına göre Aliz ilk prototipini bir şekilde çalıştırdı, geleceğe bir portal açtı veya bizzat giderek gördü, kendi yarattığı teknolojinin sebep olduğu yıkıma şahit oldu. Evine döndü, bu projede çalışmayı bırakmasının bir çözüm olmayacağını çünkü kendisine bunun zorla yaptırılabileceğinin farkında idi, tek çözümünün kendi hayatını sonlandırmak olduğunu fark etti ve bunu yaptı hem de hiç düşünmeden yaptı. Çünkü o bir kahramandı, kendi varlığını insanoğlunun geleceğinin önüne koymayan bir kahraman. Çok dersler çıkarılacak bir hikâye gerçekten de, kahramanını bir sembol hâline getirmeye yetecek bir hikâye.”

Gergin bir biçimde soluk verdi Korstak ve devam etti:

“Senin bu fedakârlığın sadece bu teknolojinin kullanılabilir bir hâle gelmesini 15 yıl geciktirmekle kalmadı, bu teknolojinin alelade kullanılmaması gerektiğinin, büyük tehlikelerinin farkına varılmasını da sağladı. Çünkü insanlar böyledir Aliz ancak birilerinin bedel ödediğini gördüklerinde durumun ciddiyetini kavrarlar.”

“Demek buraya bunun için geldin ha, beni öldürmek için” dedi Aliz, bir yandan Korstak’ın silah taşıyıp taşımadığını anlamak için kendisini süzerken, “Tanıdık bir yüz yollayarak bu işi daha kolay halledebileceklerini düşündüler sanırım, umarım güçlü bir silah getirmişsindir zira direnmeyeceğimi sanıyorsan yanılıyorsun” diye ekledi.

“Hayır seni vurmayacağım” dedi Korstak sakinliğini bozmadan ve devam etti:

“Aliz von Popen huzur içerisinde kendi hayatını sonlandırdı, öldüğünde cesedinde herhangi bir kurşun yarası veya mücadele izi yoktu. Her zaman yaptığı gibi evine geldi, kapısını kilitledi, müzik sistemini çalıştırdı, mini bara oturup kendisine bir içki doldurdu ve son sigarasını içmesinin ardından hayatına son verdi.”

“Ne, şimdi beni intihar etmem konusunda ikna etmeye mi geldin yani” dedi Aliz, belli ki sinirleri bozulmuş bir biçimde gülerek. Korstak hiçbir şey söylemedi sadece öne eğilmiş bir biçimde, hüzünlü gözlerle Aliz’e bakıyordu, bir süre öylece durakladılar, sessizliği yine Aliz bozdu.

“Beni buna ikna edemezsin, intihar etmeyeceğim! Hiçbir insanı kendi hayatını sonlandırması konusunda ikna edemezsin!” diye bağırdı Aliz, heyecandan konuşmasındaki yavaşlığı fark edememiş bir biçimde. Önce bir şey söylemedi Korstak öne eğilmiş bir biçimde Aliz’e bakıyordu, sonra kafasını ona yaklaştırdı ve fısıltılı bir tonda şöyle dedi:

“Aynen öyle.”

Bunu söyledikten sonra geri çekildi, onun avucunun içindeki bardağa bakan Aliz, Korstak’ın doldurduğu içkiden hiç içmediğini fark etti. Korstak’ın bardağın ucunda parmağını döndürüşü Aliz’in başı öne düşmeden önce gördüğü son imge oldu.

Aliz von Popen 1 Ağustos 2027 gecesi bir kahraman olarak öldü. Kendisi bunu tercih etmemiş olsa bile.

Safa Emre