Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Uçan Şekerlerin Sırrı

Bir mucizeyi nerede aramak gerekir? Sanırım bu öykü, biraz da bu soruya cevap veriyor. Çünkü bir sihirbazla, basit numaralar yapan ama onları sunarken insanı daha iyi hissettiren bir adamla ilgili. Solomon… Sahne adı bu. Gerçek adı Süleyman. Meşhur Armadillo Sirki’nin tarihindeki en iyi sihirbaz. Bir çeşit hokkabaz. Sahneye çıkar ve bir şeyler yapar. Ama şaşırmaktan çok gülersiniz. Heyecanlanmaktan çok eğlenirsiniz. Gösterisine basit dediğime de bakmayın. Aslında pek çok numara basit bir mantıkla yapılır. Seyircinin dikkatini yönlendirir ve onları şaşırtırsınız. En büyüğünden en küçüğüne numaraların özü budur. Solomon da ise sistem tam tersidir. Seyircinin dikkatini yaptığı şeyin üzerinde toplar ve onları eğlendirir. Çocukken de benim ya da akranlarımın onu izlemek için sirke gitme ısrarlarının sebebi buydu. Özellikle de gösterisine ismini vermiş final şovu ‘Uçan Şekerler’i görmek. Belki bir balon yakalamak ve ucundaki şekeri almak.

İki gün önce Solomon’ın eşi Macide Hanım’la birlikteydim. Dört yıl önce bir trafik kazasında ölmüş olan Solomon hakkında konuşmak ve onun sahnesiyle ilgili bir yazı hazırlamak için. Bir zamanlar Macide Hanım da aynı sirkte çalışıyor ve trapezcilik yapıyordu. Tanışmaları da sirkte oldu.

“Deneme gösterisi için sirkin yöneticisi Faruk Bey herkesi toplamıştı,” dedi Macide Hanım. “Ortak karar veriliyordu ve açıkçası bir sihirbaza ihtiyacımız vardı. Yani belli bir ortalamada olan herhangi birini kabul edecektik. Üstelik bizimki gibi işlerde çalışanlar pek çok numaraya aşinadır. Yani şaşırmamız ya da etkilenmemiz beklenmez. Fakat Süleyman sahneye çıktığında durum beklediğimiz gibi gerçekleşmedi. Çok etkilendik. Bizi epey bir güldürdü. Hele ki finalde şişirdiği balonların ucuna bağlayıp da yolladığı şekerleri yakalamak için sağa sola koşturduğumuzda Süleyman’ın uzun yıllar bize seyirci getirecek harika bir sihirbaz olduğunu anlamıştık. Faruk Bey bile üzerine doğru gelen bir balonu yakalamaya çalışmıştı.”

Solomon macerasına böyle başladı. Ve gösterisinin kemikleşmiş bir finali vardı. Herkesin merakla beklediği, uçan şekerler. Ceplerinden balonlar çıkarır, şişirip ucuna renkli bir şeker bağlar ve seyircilerin üzerine yollardı. Çocukların hepsi, evden sirke kadar olan yolu bu balonlardan birini yakalama umuduyla yürürdü. Hatta bazı yetişkinler bile kurardı bu hayali.

Basit bir şeker insanları neden bu kadar etkiliyordu? Macide Hanım şöyle anlatıyor: “Çocukken pek çoğumuz hayaller kurarız. Oyuncak arabamızın gerçekten uçması, çok hızlı koşmak, görünmez olmak gibi hayatı daha eğlenceli kılabilecek hayallerdir bunlar. İşte Süleyman bu isteklerden birini gerçekleştiriyordu. Bedavadan bir şekeriniz oluyordu. Bu şeker size uçarak geliyordu. Ve bağlı olduğu balon da sadece nefesle şişiyor ama yine de uçuyordu. Yüksek ihtimalle çocuklar da bir balonla denemişlerdir bunu evlerinde. Süleyman’ı izledikten sonra bir balonu şişirip uçurmak istemişlerdir. İşte Süleyman’ın sırrı da buydu. Kaç yaşında olursanız olun kendinizi bir çocuk gibi hissederdiniz onun gösterisini izlerken.” Solomon’ı özel kılan buydu işte.

Elbette sadece çocuklar değil. Başka sihirbazlar da balonların uçmasının ardında saklı olan sırrı bulmak istemişlerdi. Ağızda saklı bir aparat, gizli bir helyum hortumu ya da el çabukluğuyla balonun değiştirilmesi gibi fikirler ortaya atan sihirbazlar olmuştu. Fakat bütün bu tahminler sadece tahmindi. Gerçeklik payları bilinemiyor, delil bulunamıyordu.

“Sırrını çözmek için kaç sihirbazın gösteriye geldiğini ama balonlardan birini yakalama heyecanıyla nasıl delice zıpladıklarını bilsen çok gülersin,” demişti Macide Hanım. Meslektaşları bile gösterinin etkisinden kurtulamıyordu. Ve yanlış tahminlerde bulunuyorlardı. Macide Hanım’a yaptığım ziyarette hiç öyle bir niyetim olmamasına karşın bu inanılmaz sihirbazın gösterisinin ardındaki sırrı öğrenmiştim. “Gerçekler mutlaka ortaya çıkar,” demişti Macide Hanım. “Çıkması da gerekir. Ne kadar basit ve anlamsız, kabul edilemez olsalar da… Sanırım Süleyman’ın da sırrını açıklama vaktim gelmiştir. Daha ne kadar yaşarım bilemiyorum. Bir çocuğumuz ve sırrı benden başka bilen de olmadığına göre mezara götürmenin lüzumu yok. Sır diye bir şey yok aslında. Balonların uçmasının tek sebebi Süleyman’ın şişirmesi. Onun nefesiyle ilgili bir şey. Bu kadar. Bazı testler yapılsaydı eminim bir şeyler bulunurdu ama hiç öyle bir işe girişmek istemedi Süleyman. Neyse odur, bazı bilimsel gerçekleri bilmesem de olur, demişti.”

Solomon’ın sırrını bilmek üzmüştü beni ilk duyduğumda. İnanılmaz bir şeyler bekliyordum. Bir çeşit numara bekliyordum aslında. Fakat ortada numara yoktu. Doğuştan gelen bir yetenek, genetik bir bozukluk vardı. Bu ilk tepkimdi elbette. Fakat yazıyı hazırlamak için elimdeki bilgileri ve Solomon’ın çocukluğum(uz)da bıraktığı mirası düşündükçe aslında her şeyin daha derinlikli olduğunu fark ettim. Evet, ortada balonların uçması adına bir gizem yoktu. Ama onları yakalama isteğinin ardında, Solomon’ın numarasını nasıl kurduğunun ardında kocaman bir sır vardı.

O, bizim çocukluğumuzla, çocuk olan tarafımızla herhangi bir psikanalistin yapabileceğinden çok daha fazla irtibat kuruyordu. Onun sırrı buydu. Sadece balonları uçursaydı enteresan bulurduk. O kadar. Ama bedavadan şekerlerimizin olma ihtimalini ekleyince Solomon sihirbazlar dünyasındaki yerini nasıl hak ettiğini kanıtlamış oluyordu. İşte uçan şekerlin ardındaki gizim de budur. Sanıyorum mucizelerin nerede aranması gerektiğinin de…