Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Yağmur Damlaları

Yine altını ıslatmıştı küçük kız, ve yine gözleri dolu dolu olmuş bekliyordu. Annesinin ayak sesini duydu, kafasını yorgandan uzattı. Evet, kapının kolu dönüyordu. Yatağına gömüldü küçük kız, yorganı kafasına çekti. Daha fazla tutamadı kendisini ve bıraktı gözyaşlarını: “Hastayım, okula gitmeyeceğim.” dedi.

Hafif bir tebessüm geçti annesinin dudaklarından. Yatağın kenarına oturdu kadın, yorgana eğildi, sanki kapının ardındakine sesleniyormuş gibi: “Daha beteri de olabilirdi.” dedi, “Ya uyurken değil de paraşütten atlarken başına gelseydi. Düşünsene, yağmur yağıyor sanırdı tüm kasaba.”

Kıkırdadı küçük kız, fakat hemen ardından sessizliğe kapıldı.

“Korunmak için şemsiyesini açardı öğretmenin.” dedi annesi.

Yorganı üzerinden attı küçük kız: “Açamazdı, hava güzel bugün, yanına şemsiye almazdı, ıslanırdı.” Doğruldu yatağından, zıpladı çarşafın üzerinde:

“Islatırdım onu, ıslatırdım onu!” dedi. Ayak yanaklarındaki soğuk nemi hissedince geri duraksadı. Kızının elini yakaladı annesi: “Islatırdın ya, haydi doğru banyoya, bugün bisikletle bırakayım seni.”

Deniz Eksilen

Öykü, roman, novella, deneme ve şiir yazıyorum. Psikolojik hikayeleri seviyorum. Arada gerçekçi kurgular kullansam da, bilimkurgu ve fantastik favorim. Yorgos Lantimos izliyor, Marcel Proust okuyor, Heraklitos'u düşünüyor, Carl Sagan'ı anıyor, Progressive House dinliyor, scooter kullanırken elimi uzatıp otlarla tokalaşıyorum. Rüzgarı, dalgayı, ve abartmadığı sürece yağmuru seviyorum. Anime ga daisuki desu.

Yağmur Damlaları” için 16 Yorum Var

  1. Çok samimi ve güzel bir öykü olmuş. Elinize sağlık, büyük bir keyifle okudum. 🙂

  2. Okuduğum en samimi hikayelerden biriydi. Öyle samimi öyle güzel buldum ki hemen arşivledim.
    Elinize sağlık.

    1. Beğenmenize sevindim. Okuduğunuz için teşekkürler. Başka başka öykülerde buluşmak üzere.

  3. Küçük kız* yine altını ıslatmıştı ve yine gözleri dolu dolu olmuş bekliyordu. Annesinin ayak sesini duydu, kafasını yorgandan uzattı. Evet, kapının kolu dönüyordu. Yatağına gömüldü küçük+ kız(+küçük kızı zaten başta belirttiğimiz için buradaki fazlalık ve göze batıyor kaldırılması öyküyü ferahlatır), yorganı kafasına çekti. Daha fazla tutamadı kendisini ve bıraktı gözyaşlarını: “Hastayım, okula gitmeyeceğim.” dedi+. (+’dedi’ biraz fazlalık gibi ama kalsa da olur.)

    Hafif bir tebessüm geçti annesinin dudaklarından. Yatağın kenarına oturdu kadın+ (+Tıpkı yukarıdaki ikinci ‘küçük kız’daki gibi bir fazlalık var burada çünkü yatağa oturanın kadın olduğunu biliyoruz, herhangi bir betimlemeye gerek yok sen sadece eylemlerini sırala okuyucu annesinin yaptığını anlar), yorgana eğildi, sanki kapının ardındakine sesleniyormuş gibi: “Daha beteri de olabilirdi.” dedi, “Ya uyurken değil de paraşütten atlarken başına gelseydi. Düşünsene, yağmur yağıyor sanırdı tüm kasaba.”

    Kıkırdadı küçük kız+(+Burada ‘küçük kızı’ı ‘Kıkırdadı’dan önce koysak enfes olur), fakat hemen ardından sessizliğe kapıldı.

    “Korunmak için şemsiyesini açardı öğretmenin.” dedi annesi.

    *“Öğretmenin korunmak için şemsiyesini açardı.” dedi annesi. (Bu da bir alternatif elbet)

    Yorganı üzerinden attı küçük kız+ (+Yine ‘küçük kız’ı başa mı alsak 🙂 ) : “Açamazdı, hava güzel bugün, yanına şemsiye almazdı, ıslanırdı.” Doğruldu yatağından, zıpladı çarşafın üzerinde:

    “Islatırdım onu, ıslatırdım onu!” dedi. Ayak yanaklarındaki soğuk nemi hissedince geri duraksadı. Kızının elini yakaladı annesi: “Islatırdın ya, haydi doğru banyoya, bugün bisikletle bırakayım seni.”

    Çok güzel bir öykü olmuş eline sağlık. Umarım benim bu yaptığımı yanlış anlamazsın ben sadece hikayedeki akışı bozan yerleri bulup daha iyi bir öykü olması için kullanılabilecek alternatifleri göstermeye çalıştım. Emeklerinin devamını dilerim, esen kal. 🙂

  4. Uzun uzun eleştirdiğin için teşekkür ederim.

    “Hastayım, okula gitmeyeceğim.” dedi+. (+’dedi’ biraz fazlalık gibi ama kalsa da olur.)
    Harika yakalamışsın. Bu kısalıktaki bir öyküde, kesinlikle olmaması gerekirdi. Yazacağım öykülere de yansıyacak bu düzeltme.

    Birkaç devrik cümledeki düzeltmeleri ise anladım, fakat henüz algılayamadım. Sanırım, hala devrik cümle sarhoşluğundan kurtulamadım. Fakat, bundan sonraki öykülerde, belirttiğin noktalarda, düz cümle kurup, öyle de bir okuma yapacağım.

    “Küçük kız”ı (veya Kadın’ı) aynı sırada, gereksiz yere kullandığımı belirtmişsin. Ben vurgu olarak değerlendirmiştim bugüne kadar. Şimdi ise, sadeliği bozabileceğini görmeye başladım.

    Tekrar teşekkürler.
    Başka eleştirilerinize dört gözle bekliyorum.

  5. Merhaba, kısa öykünün ayrı bir tadı var ve nacizâne çok severim bu türü. Ukalalık olarak algılamayacağınızı umarak bir iki şey de ben eklemek istiyorum.
    Trakyalı Orfe’nin önerileriyle tekrar okuyunca öykünüz çok daha rahatlamış ve yalınlaşmış oluyor. Kısa öyküde, özellikle dikkat edilmesi gerekenin, bir kelime yerinden kaldırıldığı zaman anlam veya akışın değişip değişmediği olarak okudum birkaç yerde. Ben kısa öykü yazmaya çalışırken her kelimeyi bir koyup bir kaldırıyorum. Eğer olsa da, olur olmasa da gibi görünüyorsa o zaman derhal siliniyorum onu. Böyle bir yöntem uydurdum kendime.
    Çok etkili bir öykü kaleme almışsınız. Yaptığından utanan küçük bir kızla, hassasiyetini anlayan annenin sıcak ilişkilerini ve bu durumu incitmeden kotarabilen bilinçli bir kadını yazan bir erkek olarak ayrıca kutlarım. (Erkek olduğunuzu düşündüm, pot kırmamışımdır umarım)
    Kaleminize, yüreğinize sağlık…

    1. Okuduğun için teşekkür ederim. Beğenmene de sevindim.
      Özellikle, değindiğin noktalara memnun oldum. Sonuçta her eleştiri, yazar adayının kalemini kesisleştirecektir.

      Öykü kısa olduğu için üzerinde oynamam zaman almayacaktır. Önerdiğin teknikler ise kolaylık uygulayabileceğim nitelikte. Tekrar teşekkür ederim. Çünkü bu şiirsel anlatım mı (şiirsel olduğunu sanıyorum/umuyorum), sadelik mi diye bir ayrımda kalmış gözüküyorum, ve belirttiğin yolla öykünün bir sağlamasını yapabileceğim.

  6. Ah… Ne diyeceğimi bilemiyorum.
    “Kalakaldım böylecene”
    Gerçekten…
    Diskdünya serisinden Eşit Haklar’ın bir bölümünde, aşırı küçük bir karakter bir durumdan dolayı korkmuş, ormanın orta yerinde ve karların üzerinde tortop olmuş ağlıyordu. Yaşlı ninesi onun yanına gitmiş ve ne söyleyerek onu teselli edebileceğini düşünüyordu. Yazar hiç unutmayacağım bir betimleme yapmış ve tüm süreç boyunca o ufaklıktan “bohça/üzgün bohça” olarak bahsetmişti. Hissettiğim şefkati, rüzgar olup nine yerine benim uzanmak istediğimi hatırlıyorum… Çok… Derindi.
    Açıkçası, bu kadar kısa öykülerin tekniklerinden pek anlamam fakat… Güzel şeylerden etkilenmeyi bilirim sanırım. Ve, çok etkilendim. Çok çok etkilendim.

    Bu konudaki yetkinsizliğimi de hesaba katmanı önererek birkaç şey söylemek istiyorum yazış şeklinle ilgili.
    Herhangi bir fazlalık göremedim ben öyküde. “İlle de gereksiz kelimeler atılmalı” diye düşünmüyorum ve bazı “yokluğunda cümle anlamını değiştirmeyen kelime”lerin bir tür “dinlenme alanı”(boşluk?) sağlayarak dansın kavislerine karşılık geldiğini düşünüyorum.
    Bu ayki yayımlanan diğer öykünde de, bunda da isimlerin tekrarlarından keyif aldım. Bunun sebebine ilişkin bir şey söylemektense aynı sebebi sana sunacak, seni bu konuda okuyucu konumuna sokacak bir öykü önerisi sunacağım.

    Arif Anıl Özdil’in buradaki seçkilerin “zeplin” temasında yayımlanan “Kanepede” adlı öyküsü… Oradaki karakter ismi tekrarları da sendekilerin hissi verdi bana.

    Tebrik ederim. Çok, çok iyiydi.

    1. Beğenmene sevindim.

      İlk hikayemi (Paket) de sayarsan, yayınladığım ikinci kısa öyküydü. Hem tür olarak yeni, hem de benim için yeni. Bu şeçkideki diğer öykümde (İskelet Prenses’in Laneti) genel çerçeveyi çözebiliyorum. Senin de belirtiğin gibi, orada bir ritim oluşuyor. Fakat kısa öykü, tamamen yabancı bir tür. Bu yüzden en ufak bir eleştiri/öneri/açıklamayı değerlendirmeye çalışacağım.

      Okuyup eleştirdiğin için teşekkür ederim.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *